AKIL KRİZİ İLK OLRAK FRANSA’YI ÇILDIRTTI

AKIL KRİZİ İLK OLARAK FRANSA’YI ÇILDIRTTI
Batı akıl krizinde demiştik, önceki yazılarımızda. Tespitimiz, bizim için tatmin ediciydi muhakkak. Birçok görünür ve görünmez sebepleri vardı akıl krizinin. Bazıları açıkça ve biyolojik göz ile görülebiliyordu, bazıları akıl gözüyle, bazıları ise hikmet gözüyle… Hikmet gözüyle görmek neredeyse sıfıra yaklaştı, akıl gözüyle görmek fevkalade azaldı, biyolojik göz ile görülenler ise savruk akıllar tarafından başka türlü yorumlandığı için kabul edilmiyordu. Nihayet Fransa arkamızdan yetişti ve çıplak bir şekilde batının içine düştüğü “akıl krizini” izhar etti.
Meseleyi biliyorsunuz, Fransa parlamentosunun alt kanadı, “Ermeni soykırımı yok” demeyi cezalandıracak bir kanun çıkardı. Türkiye ayağa kalktı. Herkes bağırıp çağırıyor, ölçülü ölçüsüz tepki veriyor. Tepkilere göz attım da, hala beklediğim tepki veya itiraz gelmedi. Nedir doğru tepki? Şu; “akıl krizine giren batıya karşı, delilere yaptığımızı yapmak”…
Fransa’ya karşı tepkilerin çoğunluğu, ona gelişmiş, insan hak ve hürriyetlerine saygılı, demokrasinin beşiği, düşünce hürriyetinin cenneti gibi hususiyetleri esas alıyor. “Ünlü Fransız düşünür demişti ki…” diye başlayan tenkit cümleleri, yüksek anlayış seviyesi, keskin hukuk anlayışı, geniş hürriyet bakışı gibi “makul”, “gelişmiş”, “ölçü koyan” bir devleti muhatap alıyor. Benim tepkim, Fransa’dan önce, ülkedeki “aydın”, özellikle de “batılılaşmış” kişilere… Fransa, artık “ceza ehliyeti bile olmayan bir deli”, siz kime tepki verdiğinizi zannediyorsunuz.
Enteresan olan nokta, 577 üyeli parlamentonun, 50 (veya 70) üye ile toplanabilmesi ve bu kadar vekil ile kanun çıkarabilmesi. Toplantı yeter sayısına bakar mısınız? Parlamento onda biri ile toplanabiliyor ve kanun çıkarabiliyor. Afrika’nın en geri kalmış ülkesinde bile parlamento onda biri ile toplanıp da kanun çıkaramaz. Türkiye’de 367 vekil oylamaya katılmadığı için cumhurbaşkanı seçimini geçersiz sayanlar (bu da diğer taraftan aynı ucube), Fransa’nın 50 vekil ile toplanmasına bir şey demiyorlar. Bunu hatırlatsanız, muhtemelen, “o onların hukuk sistemi, bizi ilgilendirmez, biz neticeye bakarız” diyeceklerdir. Bir parlamento, onda biri ile toplanıp kanun çıkarabiliyorsa, o ülkede demokrasi yok, hukuk yok, en önemlisi akıl yok. Akıl yoksa ceza ehliyeti de yok. Ceza ehliyeti yoksa, tepkinin anlamı hiç yok. Yapılacak iş, acilen beyaz gömlek giydirip, karantinaya almak.
Mesele Fransa değil. Mesele toptan batı… Akıl krizine giren Fransa değil sadece, tüm batı aynı yamaçtan yuvarlanıyor. Meselenin Fransa ile ilgili kısmı, akıl krizinin orada derinleşmiş olması. Batının diğer ülkelerinde psikolojik hastalık seviyesindeyse, Fransa’da psikiyatrik seviyeye tırmanmış veya oraya kadar derinleşmiş. Yakın gelecekte, Ermeni meselesiyle ilgili veya ilgisiz olmak üzere, batının tüm ülkelerinde bu türden “ceza ehliyetini kaldırıcı” mahiyette davranış, hareket, karar, tatbikat göreceğiz. Fransa’da neden patladığına gelince, batıdaki en dayanıksız, en güçsüz, en hafifmeşrep kavim, Fransızlardır. Gerçekten tarihlerine bakın, hiçbir alanda ve konuda direnemediklerini görürsünüz, tabiatları çok zayıf, akılları pek hafif, kavrayışları savruktur. İkinci Cihan Harbinde başkentlerini (Paris’i) savunmadan teslim eden bir millet… Bu ayıbı açıklamak için de “savunsaydık, yerle bir olurdu, savaşmayarak kültür mirasımızı koruduk” gibi ilginç beyanları var. Tecavüze uğrayanın, yüzünün çizilmemesi için direnmeyi bırakıp namusunu teslim etmesine benziyor.
*
Sarkozy’nin cumhurbaşkanlığı seçimi için bu tasarıya destek verdiği istikametindeki tespit ve değerlendirmeler çok sığ. Bu değerlendirmeler doğru olabilir, durum gerçekten öyle de olabilir. Mesele, Fransa akıl krizine tutulmamış olsaydı, 577 üyeli parlamentonun onda dokuzu meclise gelmeyerek kanun tasarısına zimni (dolaylı) destek verir miydi? Medya ve halk, akıl krizine tutulmasaydı, Sarkozy’e, bu kadar abes bir işi, cumhurbaşkanlığına alet ettirecek kadar tepkisiz kalır mıydı? Batı ve özellikle AB toptan akıl krizine girmemiş olsaydı, Fransa’ya tepki gösterip, kanunun meclisten geçmesine engel olmaz mıydı? Anlayın artık… Problem daha derinlerde ve aslında ise bizimle (Türkiye) ile ilgili değil. Akıl krizi derinleştikçe çıldırma vakaları artıyor, artmaya da devam edecek.
“Düşünce hürriyetine aykırı”, “hukuk felsefesine aykırı” gibi tenkit getirenlerin hatırında olsun, adamlar çıldırdı, düşüncenin kendisi kalmadı, ne hürriyetinden bahsediyorsunuz. Batıyı örnek alanlar, batıyı kıble edinenler, batılılaşanlar, batıcılar, kendinize gelin artık. İki asırdır Avrupa’nın fahişesine bile asil kadın muamelesi yapanlar, batıyı örnek almaya devam ederseniz, bundan sonra psikiyatrik hastalıklardan başka batıdan taşıyacağınız bir şey kalmadı.
*
Batının akıl krizine tutulmadığına inansam, akıl krizinin her geçen gün daha da derinleştiğini görmesem, Fransa’nın bu işi yapmaktaki maksadını şu şekilde anlayacağım. Özel olarak Fransa, genel olarak topyekun batı, kendi tarihlerindeki soykırım, katliam, sömürü ve zulüm arşivine rağmen Türkiye’nin bazı hatalarına büyüteç tutmakla, Türkiye’nin son yıllarda dış politikada takip ettiği “insani çizgiyi” gölgelemek istiyorlar. Türkiye’nin hızla dünya siyaset sahnesinde etkili bir aktör haline geldiğini, bunu da “insani dış politikaya” borçlu olduğunu görüp, tam olarak güçlendiği noktadan vurmak için harekete geçmiş olmalılar. Veya hızlı şekilde çökmekte olduklarını görüyorlar ve tarihlerindeki soykırımların yakın gelecekte hesabının sorulacağını biliyorlar, bunun için ön almaya çalışıyorlar. Böyle şeyler düşüneceğim ama akıl krizine giren bir toplumdan böyle ince stratejiler beklenmeli midir, emin değilim. Gerçi toplum olarak çıldırmış durumda olmalarına rağmen yine de içlerinde akıl sağlığını nispeten muhafaza edenler olabilir. Böyleleri devletin stratejisini ve dış politikasını belirleyen merkezlerde istihdam edilmişse, bu tür düşünceler dikkate alınmalı.
Bu tür stratejiler geliştiriyor olmaları, akıl krizinden çıktıklarını göstermez. Sadece akıl krizinin derinleşme aşamalarının her insanda ve her ülkede farklı olduğunu gösterir. Kaldı ki, bu tür düşüncelere akıllıca dememiz, mevcut akıl krizine nispetledir. Yoksa Fransa için birkaç milyonluk Ermeni mi, yoksa yetmiş milyon kendi ülke nüfusu ve yüzlerce milyon da tesir sahasındaki nüfusuyla Türkiye mi daha önemli? Fransa’nın idealist davrandığını ve kar zarar hesabı yapmaksızın bu tür tavırlar geliştirdiğini söyleyecek kimse kalmamıştır umarım ülkemizde. Batının prensip kavgası yapacak hali mi kaldı? Zaten hiç prensip kavgası yapmadı, sadece öyle bir zan ve vehim üretti dünyada. Batının en önemli prensibi, fahişelerin meslek prensibi gibidir. Maddi kazanç için tüm mukaddes kıymetlerini pazara sürerler. Bunu hep yapmıyorlar mıydı?
*
Türkiye, tüm batı ile ilgili yeni kararlar almak, yeni değerlendirmeler yapmak, yeni stratejiler geliştirmek zorundadır. Bunu da çok acil yapmalı. Çünkü batının akıl krizi derinleşiyor, artık patlamalar başladı. Bu gün Fransa ile başlayan tekli patlamalar, yakın gelecekte toplu patlamalara ulaşacak. Bu sebeple, her ülkenin tek tek patlamasını beklemeden, her ülkeye karşı tek tek tavır belirmeden, topyekun batıya karşı bir strateji geliştirmek gerekir. Yarın toplu patlamalar başladığında paniklememek için en azından psikolojik altyapımızı hazırlamamız lazım.
Ceza ehliyeti olmayan delilere karşı nasıl davranılırsa batıya öyle davranmalı. Sözüne itibar etmemeli, kaynaklarına itimat etmemeli, ilişkilerine ve vefasına dayanmamalı, işbirliklerinde çifte teminatlar istemeli. Akıllı, güvenilir, ahlaklı insanların sözü kafidir, kendileriyle iş yapmak için. Fakat güvenilmez, şahsiyetsiz, akılsız insanlarla iş yapmak için bırakın sözü, tek teminat bile yetmez, iki, üç hatta dört teminat istenir ya… Aynen onlar gibi batı ile iş yaparken, birkaç tane teminat istemelidir, hem de açıkça güvenmediğini beyan ederek.
Fransa ile yaşadığımız her problemde Cezayir meselesini gündeme getirmekten de vazgeçmeli. Cezayir’i konu mankeni olmaktan çıkarmak lazım… Yapılması gereken iş, tüm batının yüz karası işlerini dökümante etmek ve tüm dünyaya, en azından İslam dünyasına devlet eliyle yaymak. Bunu dış politikanın temel stratejilerinden biri haline getirmek… Sadece Fransa ile problem yaşadığımızda Cezayir soykırımını hatırlamak çok haysiyetsiz bir davranış. Batının tüm soykırımların dökümante edip dış politika meselesi haline getirmediğimiz takdirde, maksadımız inandırıcı, şahsiyetimiz tamamlanmış olmaz.
HAKİ DEMİR
demirhaki@gmail.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir