AKL-I SELİMİN TEŞEKKÜLÜ-2-TERKİP UNSURLARI-1-

AKL-I SELİMİN TERKİP UNSURLARI
Akl-ı Selimin zihni evrende yerleşik, kalbi evrene de uzanan bir haritası var. Harita, akl-ı selimin terkip unsurlarını, faaliyet alanlarını, kaynaklarını ve nihayet bünyesini gösterir.
Akl-ı Selim, zihni evrende ikamet eden fakat zihni evreni aşıp kalbi evrene kadar ulaşan bir hususiyete sahiptir. Kalbe ve ruha bağlı olan, oradan beslenen bir bünyedir. . Ruhun mihverine (eksenine) yerleşmiştir, o ekseni terketmeden varolmaya ve faaliyetine devam eder. Zihni evrende olmasına karşılık kalp ve ruh ile en kesif münasebete sahip, onlardan en fazla müteessir olan bünyedir.
Zihni evrendeki en güçlü bünyedir. Zihni evrenin müstebiti (diktatörü) olan nefsten daha fazla güçlenme istidadı vardır. Akıl, nefsten daha fazla güç sahibi olamaz, zaten zihni evrende nefisten daha fazla güçlenecek bir bünye de yoktur. Akl-ı selim, zihni evrenin sultanı olabilecek, tamamını fethedebilecek, tamamını idare edebilecek, tamamına nüfuz edebilecek tek varlıktır. Bu sebeple akl-ı selim teşekkül etmemişse zihni evren nefsin tartışmasız tasarrufu altındadır.
Bu durumun tek istisnası, akl-ı selim oluşmasa bile, nefs terbiyesi yoluyla nefsin kalp ve ruh tarafından zapt altına alındığı tasavvuf yoludur. Nefs terbiyesi, belli bir merhaleye kadar ruhun zapt ve tasarrufu altına alınması, belli bir merhaleden sonra da nefsin aslına (ruha) irca edilmesidir. Nefs ruhi hususiyetler taşımaya başladığı andan itibaren zihni evrende akl-ı selim olmasa bile “doğru-güzel-iyi” hakimdir, “yanlış-çirkin-kötü” oraya giremez hale gelir.
*
Akl-ı Selim teşekkül ettikten sonra zihni evrendeki her bünyeyi, malzemeyi, akışı tasarrufu altına alır, nefs de bunlara dahildir. Akl-ı Selimin gövdesi zihni evrende, merkezi ise kalbi evrendedir. Zihni evrendeki her varlık ve vakıa, akl-ı selimin müsaade ettiği nispette, müsaade ettiği hususlarda, müsaade ettiği sınırlarda varolabilir ve faaliyet gösterebilir.
*
Akl-ı Selimin terkip unsurları şunlardır; iman, yüksek zeka, akıl, mücerret tefekkür istidadı, hususi benlik inşası, nefsin terbiye edilmiş hali, İslam’ın yekununun anlaşılması ve ahlaktır. “Bu unsurlar, Akl-ı Selimin oluşması için hangi hususiyetleri taşımalılar?”, işte sorumuz bu…
Bu unsurların bir araya gelmesi, her zaman Akl-ı Selimin oluşması için kafi gelmiyor, bunların bazı hususiyetleri taşıması şart. Gerçekten de aklın, akl-ı selime sıçraması, insan iç dünyasında gerçekleşen en büyük hadisedir. Aslında küçük yaşlarda lisanın oluşması ve zihni evrenin açılması hadisesi insandaki en harikulade vakıalar silsilesidir ama o süreci insan farketmiyor. Aklın, akl-ı selime sıçraması ise, akıl mevcut olduğu için idrak süreçleri içinde gerçekleşiyor, bu cihetle en büyük hadise olduğunu söylemek kabildir.
Hakikat kaygısı, tevhid çabası, akıl buhranı, ufuk buhranı, ihata buhranı, idrak buhranı gibi ruhi ve zihni büyük hamlelere yönelmemiş ve bunları yaşamamış insan zihni ve kalbi, aklı, akl-ı selime taşıyamıyor. İnsan zihninin hiç zorlanmadan, öğrendikleriyle iktifa etmesi ve maveraya yönelerek idrak buhranına girmemesi, aklı, bulunduğu hal üzere muhafaza ediyor ve akl-ı selimin yolunu açmıyor aksine kapatıyor.
Herhangi bir varlık ve vakıanın terkip unsurlarının bir araya gelmesi, kendiliğinden terkip olacağını göstermez. Her terkip, terkip unsurlarının herhangi bir şekilde cem edilmesinden ibaret değildir, terkip, unsurlarından fazla bir şeydir. Bir varlığın terkip kıvamı vardır, bu kıvam, unsurlar arasında muvazene kurulması, unsurlar arasında münasebet haritası gibi mevzulara ihtiyaç duyar. Çorba malzemelerini gelişigüzel tencereye doldurmakla çorba yapılmış (terkip edilmiş) olmaz, hangi malzemelere ihtiyaç olduğu, malzemelerin her birinin miktarı, ne kadar kaynaması gerektiği gibi birçok sorunun cevabı gerekir.
Akl-ı Selimin terkip unsurlarının bir insanda bulunması, onun kendiliğinden gerçekleşeceği manasına gelmez. Mesela aklın hususiyetlerinden birisi de “muhafazakarlıktır” ve kendi bünyesini korumak için ciddi şekilde mukavemet gösterir. Akıl aşılamadığında ise akl-ı selime ulaşılamaz. Bu sebeple “akıl buhranı” yaşamayan kişi, ne kadar zeki olursa olsun akl-ı selime kavuşamaz.
*
Akl-ı Selim, insan iç dünyasındaki en yüksek terkiptir. Tefekkürün, insanın kendine dönük cihetiyle zirvesidir. İnsanın kendini kendine “mevzu” edindiği bir tefekkür faaliyetinin nihai menzilidir. Tefekkür ile insanın, kendi iç aleminde ulaşabileceği daha yüksek bir menzil yoktur.
Akl-ı Selim, insanın derunundaki “nihai menzil” değil muhakkak, insanın derunundaki kalbi evrenindeki seyahat çok daha yüksek menzillere sahiptir. Ruh, akl-ı selim menzilini, hakiki seyahatinin bidayeti kabul eder. Akl-ı Selim, ruhun tasavvuf mecrasındaki inkişafı için bu kadar düşük seviyededir, bu sebeple akl-ı selim, fikir ve ilim adamlarının yani ilim ve tefekkürün, insan iç dünyasında ulaşabileceği nihai menzildir.
İlim ve tefekkür yoluyla akl-ı selimin zirvesine çıkanlar, hakikat arayışı ve tevhid çabasına devam ettiklerinde, “akl-ı selim buhranına” yakalanıyorlar. İlmin ve tefekkürün zirvesindeyken tasavvufa intisap ederek kurtulan İmam-ı Gazali Hazretleri ve Aziz Mahmut Hüdayi Hazretleri (ve çok sayıda başka misal) gibi zatlar, akl-ı selim menzilinde hakikati anlar gibi olduklarını ama “aynel yakine” ulaşmanın ancak “müşahede” ile mümkün olduğunu farketmişlerdir. Akl-ı Selimi, ilim ve tefekkür mecralarının, insan derunundaki nihai menzili olarak gösterirken, insanda başka bir mecranın olduğunu, ruhi-kalbi mecrada seyahat etmenin ise tasavvuf yoluyla gerçekleştiğini perdelememeliyiz. Müslüman şahsiyetin üç temel sütunu olan “kalb-i selim”, “zevk-i selim” ve “akl-ı selim”in üçünü de tasavvuf mesleği tahakkuk ettirebilir, bunlardan üçüncüsünü ilim ve tefekkür mecrası, ikincisini ise tasavvufun yardımı ile ilim ve tefekkür mecrası gerçekleştirebilir.
Fikir ve ilim adamlarının, ilim ve tefekkürün zirvesine (akl-ı selime) ulaştıktan sonra tasavvufa intisap etmeleri halinde, ruhi-kalbi mecrada çok hızlı mesafe aldıkları birçok misalde görülmüştür. Buradan da anlaşılacağı üzere, “tevhid güzergahının” akılla katedilecek kısmı terkip yoluyladır ve insan derunundaki müntehası ise Akl-ı Selim’dir. Büyük terkip denilebilecek olan akl-ı selime ulaştıktan sonra tevhid güzergahı, tecrit ile devam eder, güzergahın tecrit kısmı ise akıl ve ruhun müşterek işidir. Tecrit faaliyetinin müntehasına ulaşıldığında ise “tenzih” başlar ki tenzih, safi ruhi faaliyettir.
Tevhid güzergahıyla ilgili bahsini ettiğimiz bu harita, yola akılla (ilim ve tefekkür ile) çıkanlar içindir, doğrudan tasavvuf mecrasına girenler için tevhid güzergahı farklılık arzeder.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir