AKPARTİ BATI PROJEKSİYONU MU?-2-

AKPARTİ BATI PROJEKSİYONU MU?-2-
“Akparti batı projeksiyonu mu?” sorusunun cevabını aramaya bir önceki yazımızda başlamıştık, daha doğrusu önceki yazıda sorunun doğrudan cevabını aramaya başlamadan, Türkiye’deki Müslümanların Akparti hakkındaki düşüncelerini Kemalist derin devletten ayırmalarının doğru olacağı üzerinde durmuştuk. Bu yazımızda sorunun cevabını doğrudan aramaya devam edelim.
Akparti’nin on yıllık iktidarında yaptığı işlerin toplamına baktığımızda, bunların yüzde yetmiş ile seksen oranındaki kısmı, batının işine gelmeyen, faydasına olmayan, kendisine sorulursa istemeyeceği işlerdir. Meseleyi batıdan çıkarıp, bu ülke ve millet için faydasına baktığımızda ise genel olarak ülkeye ve millete, özel olarak da Müslümanlara faydalı olan işlerin yüzde doksanı aştığını söylemek kabildir. Türkiye’ye faydası olan bazı işlerin batının da menfaatine olması, yani menfaatlerin çakışması ise tabiidir. Yüzde yüzünün ise faydalı ve doğru olması ihtimalini arayanlara söylenecek söz ise şudur; zaten yapılan işlerin yüzde yüzünün İslam’a uygun, Müslümanların faydasına olması halinde Akparti’ye itaat etmek farz olmaz mı? Veya soruyu şöyle soralım; Cumhuriyet Hükümeti olan Akparti hükümetinin, mevcut anayasa ve askeri vesayet altında, yaptıklarının yüzde yüzünün İslam’a uygun olmasını beklemek bir tür ahmaklık değil midir? Akparti, İslam İhtilalini yapıp, ihtilal hükümeti mi kurmuştur ki, tüm yaptıklarının dinimize uygun olmasını bekliyoruz, komikleşmeyelim lütfen…
Dış politikada, birçok konuda ABD ve AB ile işbirliği yaptığı doğru. Türkiye’deki mevcut Kemalist siyasi rejim tamamen çözülmeden, inisiyatifini kaybetmeden, yani içeride kafi derecede güçlenmeden ABD’ye meydan okumak, “yel değirmenlerine saldırmak” kadar ahmakça olmaz mı? Seksen yıldır bu ülkenin batıya, en derinden monte edildiğini bilmeden dış politika konusunda konuşmak ve ABD ve AB’ye cepheden tavır almak gerektiğini söylemek, hangi akıl terkibinin (şeklinin) işidir? Türkiye’deki sistemi batıdan çözmek, ayrıştırmak, bağımsız kılmak, ya uzun bir sürecin işidir veya keskin bir halk ihtilalinin işidir. Akparti halk ihtilali ile iktidara gelmediğine göre, yapacağımız değerlendirmeler, Türkiye’nin batıdan çözülmesi istikametindeki gelişmeleri takip etmek olmalı değil midir?
Türkiye’nin dış ticaretini batı tekelinden kurtarıp, İslam ve Arap dünyasına da yöneldiği için “Pazar çeşitliliği” oluşturması, ekonomi yönetiminde dünyanın en başarılı kadrolarını kurması, savaş sanayinde “milli yazılımlar” ile ülkenin savaş araç ve gereçlerini (uçaklarını, gemilerini) batıdan ve İsrail’den ayrıştırdığını, dış politikada batı angajmanından çıkıp Ortadoğu’ya, Arap dünyasına, İslam dünyasına da yönelmesi ve oralardaki problemlerle hassasiyetle ilgilenmesi, hem ülkenin gelişmesi ve güçlenmesiyle hem de batıdan çözülmesi, ayrışması ve bağımsızlaşması sürecini göstermiyor mu? Türkiye’nin seksen yıldır batı işgali altında bulunduğunu, batının kılcal damarlarımıza kadar nüfuz ettiğini bilmeyenler, Akparti’yi batı taraftarı olmakla suçluyor. Türkiye’nin batıdan ayrışması çok zor ve uzun bir süreç ister, bu nokta nasıl dikkate alınmaz?
Bağımsızlık bir altyapı ve kuvvet işi değil midir? Savaş uçaklarınız, İsrail savaş uçakları ile karşılaştığında, yazılımlarından dolayı onları “düşman uçakları” olarak bile görmediği bir vasatta, siyasi bağımsızlık naraları atmak, dünyanın en ahmakça işi değil midir? Akparti hükümetinin yıllardır bu altyapıyı, hem de sessiz sedasız hazırlamaya çalıştığı, yapılan işler neticeye vardığında kamuoyuna yansıdığı, bu çerçevede ciddi mesafeler alındığı neden görülmüyor?
*
Akparti’nin yaptığı müspet işleri görmezden gelemeyenler, bunu “yüksek akıl ve zekaları” ile tevil ediyorlar, “ABD ılımlı İslam’ı yerleştirmek için bunlara müsaade ediyor”. Gerçekten bu düşünce ve tevil doğru olsa bile, İslam’ı Hıristiyanlıkla karıştırıyorlar, İslam, ılımlısı, serti olmayan bir dindir, kendine yol bulduğunda, nihayetine kadar bir şekilde gider. Bu ve benzeri başka manipülasyonlarla en fazla geciktirilir ama önlenemez, yeter ki kendine bir yol bulsun.
Diğer taraftan, ABD’nin, Haki beyin ifadesiyle, “yeryüzü tanrısı” gibi kabul edilmesi, her şeyi kontrolü altında tuttuğuna inanılması, Cenab-ı Allah’ın “hafız” ismine inanan insanlar için fazla kaçıyor. Bu tür düşüncelere savrulmak, tevhidi inciteceği gibi aynı zamanda da Müslümanların kendi kendilerine hakaret etmesidir. ABD ve batının, her Müslümanı ve her Müslüman hareketi kontrol edebileceği düşüncesi doğruysa, biz ve bu düşünceye sahip olanlar boşuna çabalıyorlar demektir. Müslümanları bu kadar hafife alan, bu kadar hakaret konusu edinenlerin Kemalistler olması halinde problem yok, onlardan bunu bekliyoruz ama Müslümanların kendilerini bu denli aşağılamaları tahammül edilecek gibi değil.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir