AKPARTİ SİYASETİ İŞGAL ETMEYE DEVAM EDİYOR

AKPARTİ SİYASETİ İŞGAL ETMEYE DEVAM EDİYOR
2002 seçimlerinden sonra Akparti’nin yaptığı en bariz iş, siyaseti işgal etmekti. Siyasi alanın aktörlerinden biri olmak ile siyasi alanı işgal etmek arasındaki farkı anlamak gerek. Akparti, herhangi bir siyasi parti gibi davranmıyor. Her girdiği seçimde oylarını artırmasıyla sınırlı bir durum değil bu, ülkede siyaset yapmanın altyapısını, standartlarını, merkez üslerini, çevre istasyonlarını, siyaset yapma şekillerini belirliyor. Tayyip Erdoğan, daha şimdiden öyle bir popülariteye ulaştı, öyle bir karizma sahibi oldu ki, bundan sonra gelecek tüm siyasi liderler onunla kıyaslanacak. Onunla kıyaslanacak ne demek? Artık Erdoğan, ülkedeki siyasi lider profilini oluşturdu, her siyasi lider, ona, onun özelliklerine bakarak kendine çeki düzen verecek.
Türkiye’de siyasetin yeniden tarif edilmesi manasına gelen bu durum, Müslümanlar için şüphesiz ki olumlu bir gelişme. Fakat bazı noktalarda dikkat ve hassasiyet gerekiyor. Siyasi alanı işgal ederken, İslamcı kadroların tek partisi olmaya çalışması, bu çerçevede HAS parti ve Numan Kurtulmuş’u kendi bünyesine alması ciddi bir konu. Bu konu iki açıdan da önemli, avantajları ve dezavantajları olan, dikkatli düşünülmesi gereken, hassas ve geniş ufukla karar verilmesi şart olan bir konu. İslamcı kadroları aynı siyasi teşkilat içinde birleştirme çabası ilk bakışta doğru görünebilir fakat Akparti’nin ilelebet iktidarda kalacağı ihtimali için doğrudur. Bir parti (Akparti veya başkası) sürekli iktidarda kalabilir mi? Tayyip Erdoğan’ın bu istikamette çalışmaları olduğu doğru, gerçekten de Akparti, derin bir müesseseleşmeye gidiyor, kalıcı olmaya gayret ediyor, bu istikamette yaptıkları işler de umumiyetle doğru… Fakat eşyanın, hayatın ve insanın tabiatı buna müsait değil, eşyada bile “metal yorgunluğu” meydana gelebiliyor. Bu sebeple İslamcı kadroların tek siyasi teşkilatta birleşmesi, bir taraftan iyi görünürken, uzun vadede, Akparti’nin, hiçbir yanlış yapmasa bile, hayatın tabiatı gereği yorulacağı ve gerileyeceği neden düşünülmez? Akparti’nin zayıflaması ve iktidardan düşmesi durumunda, kendi bünyesinde topladığı tüm İslamcı kadroların da kendisi ile birlikte yıpranması ihtimalini (tehlikesini) neden gündemde tutmuyorlar?
*
Tayyip Erdoğan, parti tüzüğü gereği, son defa genel başkan adayı olacak ve genel başkanlığı gelecek dönem bırakacak. Keza milletvekilliğinde de zaten son dönemini yaşıyor. Tüzüğün değiştirilmeyeceğini kamuoyu anladı ve kanaat getirdi. Kendinin partide ve mecliste olmayacağı gelecek dönemde, partinin az-çok zayıflayacağı düşüncesiyle, parti dışındaki İslamcı kadroların muhalefetini ortadan kaldırmak istiyor olabilir mi? “Erdoğan karizmasının” parti dışında bulunacağı bir dönemde, Akparti dışındaki İslamcı kadroların yönetimindeki diğer partilerin güçleneceği, serpileceği ihtimalini ortadan kaldırmak mı istiyor?
Diğer taraftan, tüzüğü değiştirmemesinin sebebi, bir dönem parti ve meclis dışında kalarak, “yokluğunun” ülkede nasıl bir dalgalanma oluşturacağını, halkın ve ülkedeki siyasi kadroların kendisine ne kadar ihtiyacı olduğunu test etmek mi istiyor? De Gaulle gibi, kendisinin olmadığı bir Türkiye’de işlerin yolunda gitmediğini ve davet edilmesini veya kendisine olan ihtiyacın, yokluğunda daha iyi anlaşılmasını mı bekliyor? Bunları yaparken de ipin ucunu kaçırmamak için Çankaya’ya çıkıp, oradan gelişmeleri takip etmek gibi, gerektiğinde duruma müdahale etme makamında olmak mı istiyor? Bunların hepsi zekice düşünceler fakat hayat zekayı da, aklı da, tasavvuru da, planlamayı da tepeleyecek bir giriftliğe sahip. Gücünüz ve yeterli donanımınız varsa, her şeyle oynayabilirsiniz ama “hayat” ile oynayamazsınız. Hayatın kimi nasıl savuracağı belli olmaz. Hayata vaziyet ettiğiniz bir dönemde, pençenizi ondan çekerseniz, gelişmeleri asla öngöremezsiniz. Yeterince güçlenmiş siyasi liderlerin hepsi bu oyuna gelmiştir, ama dikkat…
*
Akparti’nin siyasi alanı işgal etmeye devam etmesi doğru bir hamle… Bu istikametteki gayretlerine ve tatbikatlarına devam etmesi gerekiyor. Kendisi dışında İslamcı kadroların bulunduğu bir siyasi parti bırakmayacak şekilde olması doğru değil. “Büyük birleşme” gibi spotlarla haber yapılan HAS parti birleşmesine karşı çıkmak, konjonktürel olarak mümkün değil, bunu biliyoruz. Fakat Haki beyin ifadesiyle “psikolojik periyodu” kısa olan insanların, “birleşme” çabalarında bile “düşünce zafiyeti” olması kaçınılmaz. Psikolojik periyodu uzatmak, geniş ufuklu düşünmek gerek. Akparti’nin, alternatifini kendi içinde barındırmak istediği görülüyor, bu strateji doğru değil. Akparti, alternatifini kendi içinde değil, kendinin de içinde bulunduğu “düşünce havzasında” üretmesi, üretilmesine yardımcı olması gerekiyor. Bunun yolu da başka bir siyasi partidir. HAS parti ve Numan Kurtulmuş, bu iş için uygun bir siyasi teşkilat ve isimdi. Akparti’ye katılması neden gerekiyor? Hadi Tayyip Erdoğan “büyük lider” vizyonu gereği, aynı düşünce havzasındaki yapıları kendi bünyesinde toplamak istiyor, peki Numan bey bu gerçeği görmüyor mu? Türkiye’de Müslümanlar nihai hedeflerine daha varmadılar ki…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir