AKPARTİ TENKİDİ-3-PKK MESELESİ

AKPARTİ TENKİDİ-3-PKK MESELESİ
Seksen yıldır süren Kürt Meselesi, Otuz yıla yakındır süren PKK meselesi ülkeye çok pahalıya maloldu. Kemalist rejimin seksen yıldır biriktirdiği ve kangrenleştirdiği Kürt meselesi herhangi bir hükümet tarafından çözülemez hale gelmişti. Yakın zamana kadar kurulan hükümetler, Kürt meselesini doğuran anlayışa mensup oldukları için onların problemi çözmesi değil ancak derinleştirmesi beklenirdi ve öyle de oldu. Özal ve Erbakan dışında Kürt meselesini çözmeyi düşünen bir hükümet çıkmadı. Özal ve Erbakan’ın ise ne gücü ne de ömrü kafi geldi.
Akparti girdiği üç genel seçimden de oylarını artırarak çıkmanın yanında ülkedeki Kemalist siyasi rejim merkezlerini (eski tabirle “zinde güç merkezlerini”) ilga, iptal, işgal ve başka yollarla etkisiz hale getirdi. Bu süreç hala bitmedi ama büyük mesafeler katedildi. Cumhuriyet tarihinde ilk defa Kürt meselesinin çözülebilmesi için şartlar büyük oranda uygun hale geldi.
Kürt meselesinin çözümünün ilk şartı, Kürt meselesi ile PKK meselesini birbirinden tefrik etmekti. Hükümetin ve kamuoyunun bu konuda kafi derecede hassasiyet sahibi olmasına rağmen her nedense birbirinden ayrılamadı. Muhalefetin bu konudaki hassasiyet yığınağı ve istismar iştiyakı iki meseleyi birbirinden tefrik etmenin siyasi ve içtimai altyapısını dinamitledi. Fakat hükümet, muhalefetin yaklaşımlarını bahane olarak kullanma lüksüne sahip değil.
Konu hangi noktada tıkandı?
Ülkede bir müddettir yerleşik hale gelen bir “kanaat” var. “Bu mesele silahla çözülemez”. Bu kanaatin doğru olduğunu söylemek mümkün ama koordinatlarını doğru tespit etmek şartıyla… Silahla çözülemez hale gelen “Kürt Meselesi”dir, PKK meselesi değil… Kürt meselesinin silahla çözülmesi ne kadar imkansızsa PKK meselesinin de silahtan başka çözümü yok.
“Silahla çözülemez kanaatinin” yaygın ve yerleşik hale gelmesi, PKK ile silahlı mücadelenin tüm psikolojik kaynaklarını tüketti. Devlet, PKK ile silahlı mücadele için ihtiyaç duyduğu psikolojik kaynakları bulamaz oldu. PKK nın her baskınından ve her şehit haberinden sonra devletin silahlı tüm birimlerinin bu işi halledemeyeceği, PKK nın neredeyse “yenilmez” olduğu, silahlı mücadelenin beyhude bir çabadan ibaret bulunduğu istikametinde haber ve yorumlar kamuoyunu işgal ediyor. Bu kanaat yanlış değilse ve durum gerçekten böyleyse zaten tek çözüm kalmış demektir. PKK ne istiyorsa vermek… Ve durum gerçekten böyle ise orduyu lağvetmekten başka bir yol yok demektir. PKK ile mücadele edemeyecek bir ordunun ülke sınırlarını korumasını veya ciddi savaşlara girmesi beklenmez. Bari ekonomik maliyetine katlanmayalım.
Aslında ordu otuz yıla yakın zamandır bir arpa boyu yol alamamakla bu kanaatin yerleşik hale gelmesinin tek sebebidir. PKK nın varlığını devam ettirmesi ordunun iç siyasetteki ağırlığını korumasına yardım ettiği doğru. Subayların iç siyasetteki ağırlıklarını korumak için PKK yı bitirmediği, bitirmek istemediği hatta zaman zaman yardım ettiği istikametinde sayısız haber çıktı. Karakol baskınlarının kamuoyuna saçılan bilgileri dikkatle tetkik edildiğinde bu düşünceleri besleyen ciddi deliller olduğu da vaka… Fakat insan böyle bir şeyin olmasını mümkün göremiyor. Binlerce subay kadrosunun üç kuruşluk yetki ve menfaat için PKK yı bitirmek bir tarafa onlara yardım bile edecek kadar alçak olabileceği ihtimali insanın havsalasını patlatıyor.
Sebepleri ne olursa olsun ordudaki zafiyet, PKK nın yenilmezliği kanaatini yerleşik hale getirdi. Yirmi birinci asırdaki teknik imkanlar, üç-beş bin silahlı adamı olan PKK nın varlığını devam ettirmesini izahsız kılıyor. Objektif olarak bu mümkün değil. Fakat bir türlü mesafe alınamaması, PKK nın gücünden değil ordunun zafiyetindendir. Başka sebep aramak mümkün görünmüyor.
Akparti hükümeti nerede yanlış yaptı?
Terörle mücadele birimlerini Başbakanlık bünyesindeki tek merkezde topladı, terörle mücadele hususundaki istihbarat birimlerini tek merkezde topladı, profesyonel sınır birliklerini kurmaya başladı, polis özel harekat birimlerini canlandırdı, merkezi Irak hükümeti ve kuzey Irak yönetimi ile PKK yı ablukaya almaya başladı. Tüm bunlar doğru hamlelerdi, Akparti hükümetini bu hamlelerden dolayı kutlamak gerek.
Fakat yukarıda zikrettiğimiz “yaygın ve derin” hale gelen kanaat, ülkenin terörle mücadele gücünü tüketti. Bu gün PKK nın üzerine yürümek ve imha etmek için tüm alt ve üst yapı hazırlıkları tamamlanmış ve planın uygulanmasına başlanmış olmasına rağmen, kamuoyunda mücadele için gerekli psikolojik kaynakların tükendiği görülüyor. Yenebileceğinize inanmadığınız bir düşmanla savaşma şansınız yok ki… Tabii ki psikolojik kaynakları tüketen Akparti değil bizzat orduydu. Bu meselede Akparti’ye düşen pay, bu kanaatin üzerine uzun müddet gitmemek oldu.
Neden? Bazıları doğru bazıları yanlış olan sebepleri vardı. Ordunun Kürt meselesinde siyasi (hukuki) çözüme yanaşmasını temin etmek gerekiyordu. Zira ordu PKK meselesini ya çözemedi ya da çözmek istemedi. Gerçekten çözemediyse, nasıl çözüleceğine de karışmamalıydı. Çözmek istemediyse suç işliyordu ve çözümün dışına atılmalıydı. Bunun gibi haklı sebepleri vardı, Akparti’nin…
Anlaşılmayan nokta ise şuydu; yetmiş beş milyonluk bir ülkenin psikolojik kaynaklarını kurutmak dehşetengiz bir hadisedir. Ordu ve Kemalist kafalar bunu otuz yıla yakın süredir yaptı. Umursamadan ve neticelerini anlamadan yaptı. Onların mesuliyet duyguları, bir köyü bile idare etmeye kafi gelmeyeceği için artık tenkide değmez. Fakat Akparti, ileri görüşlü olduğu anlaşılan kadrolar tarafından yönetiliyor. Orta vadede bu hususun ciddi zafiyetler meydana getireceğini görmeliydi. PKK nın yenilmezliği kanaatini yıkmalı ve silahla PKK meselesinin çözüleceği düşüncesini canlı tutmalıydı.
Akparti’nin unutmaması gereken nokta şu; PKK yı son silahlı adamına kadar öldürecek, çatışma dışında kendiliğinden teslim olanları serbest bırakacak ve Kürt halkının tüm haklarını tanıyacak. Öyle ki, Kürtlerin talep etmediği haklarını bile “senin bir de şu hakkın var, onu da kullan” diyecek kadar ileri seviyede tanıyacak. PKK ile müzakere veya pazarlık yapmak bu meseleyi çözmez, çözemez.
HAKİ DEMİR
demirhaki@gmail.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir