Aldırmayın Yorumlara Tüm İşkence Failleri Yargılanabilir

Anayasanın geçici 15. maddesinin kaldırılmasıyla ilgili olarak birçok hukuki netice ortaya çıkacak. Bunların her birini bir yazıda incelemeye çalışacağız, bu yazıda hususen “işkence” suçları ve suçlularını inceleyeceğiz.
Darbe kadrolarının yargılanamayacağı düşüncesinde olanların gerekçelerinden birisi, geçici maddenin o dönem için “hukuki muafiyet” meydana getirdiği iddiasıdır. Muafiyetten dolayı madde ilga edildiği bu günkü durumda bile yargılama yapılamayacağı söyleniyor
“Hukuki muafiyet” meselesi, hukuk formasyonuyla bakıldığında ciddi görünüyor. Konu uzun uzun tartışılmalıdır. Hakikaten mülga madde o dönemin kadroları için hukuki muafiyet getiriyorsa, yargılama yapılamayacağı doğrudur. Pekâlâ, “hukuki muafiyet” getirmiş midir ilgili madde? Bu sorunun cevabı, işkence (ve cinayet) suçlarını ilgilendirmemektedir. Çünkü mülga madde, işkence suçlarını kapsamı içine almamıştır. Bu noktadan bakıldığında aslında işkence suçları için daha önce de yargılama yapılması mümkündü.
İzah edelim…
Madde metni dikkatlice okunduğunda, işkence suçlarını kapsamadığı anlaşılıyor. Madde metninin yargılanamayacaklarını hükme bağladığı kurum ve kişiler şunlar:
Milli Güvenlik Konseyi
Milli Güvenlik Konseyi döneminde kurulmuş hükümetler
Danışma Meclisi
İşte madde metni… Bu saydıklarımızdan başka kişi ve kurumlar var mı iyi bakın…
GEÇİCİ MADDE 15. – 12 Eylül 1980 tarihinden, ilk genel seçimler sonucu toplanacak Türkiye Büyük Millet Meclisinin Başkanlık Divanını oluşturuncaya kadar geçecek süre içinde, yasama ve yürütme yetkilerini Türk milleti adına kullanan, 2356 sayılı Kanunla kurulu Millî Güvenlik Konseyinin, bu Konseyin yönetimi döneminde kurulmuş hükümetlerin, 2485 sayılı Kurucu Meclis Hakkında Kanunla görev ifa eden Danışma Meclisinin her türlü karar ve tasarruflarından dolayı haklarında cezaî, malî veya hukukî sorumluluk iddiası ileri sürülemez ve bu maksatla herhangi bir yargı merciine başvurulamaz.
Bu karar ve tasarrufların idarece veya yetkili kılınmış organ, merci ve görevlilerce uygulanmasından dolayı, karar alanlar, tasarrufta bulunanlar ve uygulayanlar hakkında da yukarıdaki fıkra hükümleri uygulanır.
Bunların cezai, mali veya hukuki sorumluluğunun ileri sürülemeyeceği ve yargı merciine başvurulamayacağı hükme bağlanmış. İşkence suçlarını işleyenler (ve cinayetleri, işkencede öldürenleri, öldürdüklerinin cesetlerini kaybedenler, malları gasp edenler), doğrudan doğruya bunlar değil. İşkence suçları, sıkıyönetim komutanlıklarında ve cezaevlerinde, askeri personel tarafından işlendi. Dolayısıyla işkence yapan subay kadrosu bu maddenin kapsamına girmiyor. Bu noktada devreye maddenin ikinci fıkrası giriyor. Maddenin ikinci fıkra metni, yukarıda sayılan kurumların karar ve tasarruflarını uygulayanların da birinci maddeden faydalanacaklarını ifade ediyor. Bu fıkraya bakıldığında alt tabakadaki işkenceci subayların da bu maddenin tamamından faydalandığı zannediliyor. Fakat böyle anlaşılması fahiş bir yanlış anlama veya manipüle etme çabasıdır.
Yukarıda sayılı kurumların dışındaki kişi veya kurumların yargılanamamasını ikinci fıkra bir şarta bağlamıştır. “Mezkûr kurumların karar ve tasarruflarının idarece veya yetkili kılınmış organ, merci ve görevlilerce uygulanması halinde” yargılanamayacağına dair şarttan bahsediyor, madde… Konuyu vuzuha kavuşturalım. İşkence yapanların mülga maddedeki yargılanmama hükmünden faydalanabilmesi için, yukarıda ismi sayılan üç adet kurumdan birinin, “işkence yapılması kararı almış olması veya işkence yoluyla soruşturma yapılmasına ilişkin herhangi bir tasarrufta bulunması” gerekir. Mezkur kurumların (Milli Güvenlik Konseyi, Hükümet ve Danışma Meclisi) hiçbiri, işkence yapılması hakkında karar almış veya böyle bir emir vermiş midir? Arşivler tarandığında, böyle bir karar ve tasarruf bulunamazsa, işkence yapan subayların, astsubayların ve erlerin tamamı, bu madde kapsamına girmediği için yargılanabilir. Devrin kudretli generallerinin, zımnen veya sarahaten müsaade ettiği işkence suçlarının işlenmesini, hiç kimsenin şüphesi olmasın, kabul etmeyecek ve üstlenmeyeceklerdir. Bu durumda darbenin üst kadrosunu aklamış olmuyor muyuz? Hayır. O bahis, başka bir yazı konusu… Darbe yapmak ve darbeden dolayı işlenmiş tüm suçlar (işkence suçları da dahil) için yargılanmalarıyla ilgili yazı… Kaldı ki, dolaylı olarak darbe üst kadrosunun aklandığına dair bir kanaat oluştursa bile, muvazzaf ve emekli işkencesi subayların yargılanması, darbecilerin bu günkü uzantılarının yargılanması demektir ki, maksat hasıl olur. Diğer taraftan, bir kısmını yargılamak mümkün olmayacaksa eğer bari tamamı yargının elinden kurtulamasın.
İşkencecilerin yargılanabilmeleri hem cezai cihetten hem de mali cihettendir. Yani hem ceza mahkemelerinde yargılanıp ceza verilebilir hem de hukuk mahkemelerinde aleyhlerine tazminat davası açılabilir.
*
Bunun anlamı ne?
Bunun anlamı, sıkıyönetim komutanlıklarında görev yapmış olan tüm subay kadrosunun, doğrudan işkence yapmış olması, işkence için emir vermesi veya işkenceye müsamaha ve müsaade etmesi sebepleriyle, bulundukları birimdeki tüm işkencelerden dolayı mesul olmaları ve yargılanmaları demektir. Bu durum, hem muvazzaf hem de emekli subaylar için söz konusudur.
Bu duruma göre yaklaşık bir hesap yapalım. Subayların bulundukları rütbede bekleme süreleri hesaplanarak, o gün hangi rütbede olan subayın bu gün hangi rütbede olması gerektiği anlaşılabilir. Önce rütbelerdeki bekleme sürelerinin listesini verelim.
Teğmen-3, Üsteğmen-6, Yüzbaşı-6, Binbaşı-5, Yarbay-3, Albay-6, Tuğgen.-4, Tümgen.-4, Korgen.-4, Orgen.-4 sene bekleme süresine sahip. Bu bilgiler internetten alınmıştır. Yanlış olma ihtimali vardır. Malum olduğu üzere bizim ordu hakkında ABD, AB, İsrail ve daha birçok ülkenin (mesela Nato üyelerinin) teferruatlı bilgisi vardır ama sadece milletin bilgisi yoktur. Bekleme sürelerinin birkaç yıl fazla veya az olmasının bu yazının muhtevası ile fazla ilgisinin olmadığı malum.
Darbe tarihinde teğmen rütbesinde olan bir subayın bu gün yaklaşık olarak Albay veya Tuğgeneral olması gerekiyor. Demek ki bu günkü Albaydan yukarı rütbedeki subay kadrosu, darbe kadrosudur. Darbede ilk yapılan işlerden birinin, ordudaki darbe karşıtı olan veya başka niteliklere sahip bulunanların ihraç edildiği hatırlanırsa, bahsi geçen rütbelerdeki tüm subaylar darbe kadrosundaki subaylardır.
Albay ve daha yukarıda olan rütbedeki muvazzaf subayların hepsi, eğer işkence suçunu bir şekilde işlemişlerse yargılanabilirler. Tabi ki aynı suçu işlemiş olmaları halinde emekli subaylar da yargılanabilirler, yargılanmalıdırlar. Milli Güvenlik Konseyi üyeleri hakkında kamuoyundan takip ettiğimiz kadarıyla çok sayıda şikayet dilekçesi, savcılıklara verilmiş durumdadır. Fakat bahsettiğimiz nokta göz önüne alınarak muvazzaf subaylar hakkında, “işkence suçlarından” dolayı şikâyet dilekçeleri verilmelidir. Çünkü bu konu, diğer hukuki durumlardan açıkça farklı bir mahiyet taşımaktadır ve işkencecilerin yargılanamayacağı istikametinde hiçbir gerekçe bulunması mümkün değildir. Bu konuda ayrı şikâyet dilekçeleri verilmesi, diğer hukuki durumların tartışmaları arasında kaybolmasını önler.
Darbecileri yargılamak, yaşı doksanlardaki birkaç Milli Güvenlik Konseyi üyesini sembolik olarak yargılamak değil. Zaten onları yargılasak ve en ağır ceza olan “ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası” versek, cezanın infaz kabiliyeti yok. Fakat darbe dönemlerinde sayısız işkenceleri yapan muvazzaf ve emekli subay kadrolarını yargılamalıyız ki, “ders ve ibret” olsun.
Bu konuya devam edeceğiz. Konunun kamuoyunda dillendirilmeyen birçok boyutu var.
AVUKAT HAKİ DEMİR
Kahramanmaraş Barosu avukatlarından
demirhaki@gmail.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir