ALTEMUR KILIÇ CELLAT BABANIN TETİKÇİ OĞLU

ALTEMUR KILIÇ CELLAT BABANIN TETİKÇİ OĞLU
Altemur Kılıç… Hangi Ali’nin oğluydu? Şu üç Ali var ya, istiklal mahkemelerinin üç celladı. Onlardan birinin oğlu ama hangisinin hatırlamıyorum. Biri diğerinden daha fazla masum veya daha fazla suçlu olmadığı için hangisi hangisidir merak da etmiyorum. Onlardan birinin oğlu işte… İyi de suç ve cezada şahsilik prensibi yok mu? Babasının işlediği suçlardan oğluna ne? Evet, prensip olarak öyle… Zaten babasının yerine mahkemeye çıkarıp yargılayacak değiliz, o işleri babasının içinde bulunduğu “istiklal mahkemeleri” yapıyordu.
Derdimiz ne öyleyse? Aynı anlayışa sahip olması… Fırsat ve güç bulsa, istiklal mahkemelerini yeniden kuracak zihniyetin aktüel borazanı. Derdimiz bu…
Yazısının başlığına bakın, “Ya istiklal ya ölüm”. Konu ne, istiklal mahkemeleri ve son günlerdeki tartışmalar. Yazıya şöyle başlamış;
“Malumdan malum birileri, yakın tarihimizdeki kabuk bağlamış, hatta kapanmış eski yaraları kanatıncaya kadar kaşımakta kararlılar… “Dersim” olayını hortlatmak bunun son örneği…”.
İfadeye bakar mısınız? Kabuk bağlamış yaraları kaşımak… Yaranın sahibine sorsana, kabuk bağladı mı yoksa hala kanamaya devam mı ediyor. Yani şöyle bir şey söylediği… “Tamam, senin babanı öldürdüm ama bak üzerinden şu kadar yıl geçti, niye hala kaşıyorsun?”. Acaba babamı öldürmenden dolayı olabilir mi?
Hiç umurlarında değil. Yara hala kanıyor mu yoksa kabuk bağladı mı, bunu yaranın sahibine sormak gibi bir hassasiyet sahibi değiller. “Tamam, öldürdük işte ama geçti gitti, hala ne diye başımızı ağrıtıyorsun” türünden şeyler söylüyor adam yüzsüzce. Bu tavrı görünce, yara daha da derinleşiyor ve kan oluk oluk tekrar akmaya başlıyor. Ama adamlar suçlu ya… Başka söyleyecek bir şeyleri yok, “kabuk bağlamış yarayı kaşımanın kime faydası var” cinsinden zırvaları geveleyip duruyorlar.
İstiklal mahkemeleri, üyeleri hakim olmayan fakat adı mahkeme olan tarihteki tek yüz karası kurumdur. Fakat üyesi adamın babası olunca, ne söylemesini beklersiniz ki. “Babam caninin tekidir” gibi bir şeyler mi bekliyorsunuz?
Bir de akıl fukarası olmasa, bir şeyler diyecek fakat akıl formu müsait değil. Ha kendini çok zeki zannettiği için de senaryo yazıyor. Bakın kompozisyon da neler var?
“Arşivler açılınca ortaya Mustafa Kemal’e vurmak için daha neler neler çıkacağını söylemeleri, son zamanlarda “resmi tarihe” karşılık “tarihimizle yüzleşmek” akımı ile örtüşüyor… Çünkü akıllarınca böylelikle Atatürk’ün Cumhuriyeti zorbalıkla yanlış temeller üzerinde kurduğu ortaya çıkacak!!!”.
Konunun dönüp dolaşıp Atatürk’e getirileceğini söyleyerek, meseleyi kapatmaya çalışıyor. Bunu tüm Kemalistler ve solcular son zamanlarda yapıyor. Şöyle bir tavır içindeler, “dikkat edin, bir adım sonrası Atatürk’tür, onu damı eleştireceksiniz?”. Veya şöyle bir tavır, “bak bir adım daha atarsan sıra Atatürk’e geliyor, kafanı koparırım”. Ne demek bu? Atatürk’e gelirse gelsin. O tanrı mı? Peygamber mi? Hata yapmaz biri mi? Hata yapmamış biri mi? Ne??? Ne kardeşim ne?
Kanunla korumuyor musunuz? Kanunla korumak için bir sebebiniz mi var? Bilmediğimiz ve bilmemizi istemediğiniz hangi gerçekler var? Neden kanunla koruyorsunuz? Atatürk ile ilgili arşivler neden açılmıyor? Neyi öğrenmemizden korkuyorsunuz?
İstiklal mahkemelerini tarif ederken bakın neler söylüyor.
“Kurtuluş Savaşı esnasında askerlikten, cepheden kaçanları ve onları teşvik edenleri, düşmanlarla işbirliği yapanları yargılayan, ibret ve caydırıcı olsun diye hemen cezalandıran, idam eden hudutsuz yetkili… Allah’tan başka kimseden korkmayan, hükümleri temyiz edilemeyen İstiklâl Mahkemeleri o günün şartlarında zaruri ve zorunluydu.”
Şehit İskilipli Atıf hoca kaç yaşında askerlikten kaçmıştı? Şapka kanununun çıkmasından bir yıldan daha fazla zaman önce yazdığı kitaptan dolayı idam edildi. Utanmazlar…
Bir de çok sık başvurulan bir gerekçe var. “O günün şartları…”. Veya “devrim şartları…”. Gerçekten bu adamların zeka seviyesi çok düşük. Devrim şartlarında o tür cinayetler işlemek meşru ise, başkaları da şimdi devrim yaparsa sizi üç tane vasıfsız adamın hakim tayin edildiği mahkemede üç günde yargılayıp dördüncü günü asabilir. “O günün şartları” türünden gerekçelere sığınmalarının aktüel anlamı bu. Fakat ağızlarından çıkan sözün ne manaya geldiğinin farkında değiller. Veya farkındalar ama artık o kadar büyük katliamlar işleyecek insanların kalmadığına mı inanıyorlar. Mesela Akparti’nin asla istiklal mahkemeleri gibi ucube organizasyonlarla insanları sebepsiz yere asmayacağına mı inanıyorlar? Buna inanıyorlarsa, Akparti’ye neden karşılar? Bu durumda Akparti daha medeni, daha insani bir parti değil mi?
Adamın yazısı baştan sona hezeyan… Tüm yazıyı tenkit etmek için gereken sabır, dünyada ve Türkiye’de hiç kimse de yok. Bu kadar yazabilmek için gösterdiğimiz sabır, neredeyse fevkalbeşer…
Özet olarak, babası hakim değildi, hakimlik yaptı, haksız yere çok can yaktı. Kendisi fikir adamı değil, fikir adamı geçiniyor, efkar-ı umumiyeyi zehirliyor.
İBRAHİM SANCAK
İbrahimsancak2011@gmail.com

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir