AMERİKAN KABUSU-1-TAKDİM

AMERİKAN KÂBUSU-1-TAKDİM
Sovyetlerin çökeceğine dair herhangi bir ümit, düşünce, araştırma, rapor, tahmin vesaire yoktu. Çökene kadar kimse böyle bir öngörüde de bulunamadı. O kadar hızlı çöktü ki, Sovyetlerin kendisi de dahil dünyada hiçbir devlet buna hazır eğildi, hazırlanamamıştı. Sebebi gayet basit, “kapalı rejim”di, verilere kimse ulaşamıyordu, dolayısıyla da değerlendirme ve tahmin yapamıyordu. Sovyetler hakkında bilgi edinmek, ancak istihbarat servislerinin işiydi, onlar bile çöküşü öngöremediklerine göre, kafi derecede bilgi edinememiş olmalıydılar. Kapalı rejimlerin böyle bir özelliği var, Sovyetlere nispeten açık rejim gibi dursa da, diktatörlüklerde aslında kapalı rejimlerdir ve onların da ne zaman çökeceği bilinmez fakat çöküş başladığında da, Mısır’da olduğu gibi, bir anda çöker.
Kapalı rejimlere mukabil “açık rejimlerin” aldatıcı bir özelliği var. Kapalı rejimlerde hadiseler ve gelişmeler gizlendiği için, bir gün gelip de zuhur ettiğinde şok etkisi yapıyor ve yıkıyor. Açık rejimlerde hadiseler, gelişmeler, veriler de açık olduğu için, insanlar kanıksıyor. ABD ve AB’nin açık rejim olması, verilerin gizlenmemesi (ki onlar da bazı verileri gizliyorlar), çöküşü “naklen izlemek” gibi bir imkan sunuyor. Fakat gelişmeler tedrici olduğu için insanlar alışıyor ve ortaya çıkan durumun bir çöküş olduğunu kavrayamıyor. ABD çöküyor ama kimse buna inanmıyor.
ABD günümüzün tek süper gücü… Bu doğru… Bu doğrudan hareket eden akıllar, onun asla çökmeyeceğine inanıyor, çünkü süper güçler çökmezler, çökeceklerse neden süper güçtürler ki. ABD’nin çöküşünü perdeleyen zihni bariyerlerden birisi de bu mantık örgüsü. Hem süper güç hem de çöküş… İnsanların akılları, bu iki veriyi yan yana koyduğunda derin bir çelişki görüyor ve bunun imkansız olduğuna inanıyor. Oysa burada bir çelişki yok, her güç (veya yapı) kendine has şekilde çöker, büyük devlet (süper devlet) büyük çöküşle yıkılır, küçük devlet küçük çöküşle yıkılır. Akıl formları, çöküşü küçük devletlerin yaşadığı süreçlere has kabul ettiği için, büyük devletin çökmeyeceğini zannediyor ve zihni evreninde oluşturduğu çelişkinin, vakıada gerçekleştiğini zannediyor.
Yirminci asırda iletişim teknolojilerindeki gelişmeler, propagandanın dili, üslubu, tarzı ve çeşidini artırdı. Artık doğrudan doğruya propaganda konuşmaları yapılmıyor, bilgi, piyasaya kaotik şekilde pompalanıyor, herkes o bilgiyi bir tarafından çoğaltıyor. Çağın en bariz hususiyeti, bilginin, çeşit ve sayı bakımından zenginliğidir, ne var ki artık bilginin kaynağını kontrol etme imkanı azaldı. İnsanlık tarihinde hiç olmadığı kadar çok sayıda bilgi tedavülde ama ne yazık ki tamamına yakını “dedikodu” cinsindendir ve aslında “bilgi” mahiyeti bile taşımıyor. İşin kritik noktası burası, bilginin dedikodu olduğu bu gün, dünyaya hakim olmak için fazla dedikodu yapmak kafi geliyor.
Tabii ki batı propaganda da yapıyor. Ne var ki propagandayı mesela sinema üzerinden yapıyor, insanlar eğlenirken, zihinlerinin işgal edildiğini farketmiyorlar. ABD’nin dünyada sahip olduğu kuvvetin “katsayısını” Hollywood oluşturuyor, yani Hollywood, ABD’nin gücünü üç veya beş ile çarpıyor.
En ağır işgal, zihinlerin işgalidir. Psikolojik işgal gibisi yoktur, zihinler işgal edildiğinde düşmanın gücü, olduğundan yüzlerce kat fazla görünür ve direniş, isyan, mücadele başlamadan biter, çünkü ruhi kaynaklarını bulamaz. ABD, insanlığın zihnini o kadar derinden işgal etti ki, onun asla yıkılmayacağı, çökmeyeceği, ona karşı mücadele edilemeyeceği, “iman” haline geldi.
*
ABD hızlı şekilde çöküyor. Fakat nedense herkes böyle bir şey yokmuş gibi davranıyor. ABD çöküyor ve bu hadise yirmi birinci asrın en büyük hadisesi, ne var ki kimse bununla ilgilenmiyor. Neden? Çünkü kimse buna inanmıyor. Neden inanmıyor? Çünkü bunun bilgisine sahip değiller. Bir tarafta ABD’nin açık rejim özelliğine diğer tarafta iletişim teknolojisine bakınca bilgiye sahip olunmadığını söylemek mümkün mü?
Mümkün… Çünkü dünyanın bilgi havzası kaotik, güvenilmez, çift taraflı ve çelişik. Her konuda çelişik bilgiler üretiliyor ve tedavüle sokuluyor, yani ABD’nin çöküşe geçtiğine dair sayısız bilgi bulunduğu gibi, aksi istikamette de sayısız bilgi bulunabiliyor. Bu bilgilerin hangi çeşidinin sıhhatli, doğru, güvenilir olduğunu da kontrol etme imkanı elde edilemiyor.
İnsanlar bilgi sahibi olamıyorlar çünkü bilgiden önce “kanaat” sahibidirler. Kaotik bilgi havzasına, kanaatlerinin, inançlarının, ideolojilerinin projektörüyle bakıyorlar. Neticede insan zihni, baktığı yerdeki bilgi ve vakıayı görüyor. Bilgi denizi o kadar büyük ve o kadar kaotik halde ki, her kanaat ve inanç için veri sağlıyor, bu sebeple de insan zihni zıt kanaatin bilgisini edinmiyor, karşılaşsa umursamıyor, umursamak zorunda kaldığında (karşısına bir tez olarak sunulduğunda), sahip olduğu kanaatin mantık örgüsü ile onu çürütmeye çalışıyor. Böyle olunca teviller, mantık manevraları, sahtelik iddiaları ortalığı kavuruyor.
Son yıllarda yoğun bir çalışma alanı haline gelen fütüristik yaklaşımlar, gelecek senaryoları, öngörüler ve projeksiyonlar insanların zihni organizasyonlarında çok etkililer. On yıl, otuz yıl, elli yıl, yüzyıl sonra dünyanın nasıl olacağı, hangi ülkenin nerede bulunacağı, kimlerin çöküp kimlerin güçleneceği ile ilgili çalışmalar, tezler, tahminler yayınlanıyor. İnsanların bu günkü “kanaatleri”, ileriye doğru uzatılıyor, psikolojik altyapıları örülüyor. Gariptir ki bu tür çalışmaların tamamına yakını ABD’deki resmi ve sivil kuruluşlar tarafından yapılıyor. Dünyaya Washington veya New York’tan bakan kişinin gelecek tahminlerinde ABD’nin yerini koruyamadığını ve çöktüğünü görmesi mümkün değil. Bu çalışmalar sadece tahmin değil aynı zamanda bir propaganda…
*
ABD çöküyor mu yoksa güçleniyor mu? Bu sorunun doğru cevabını bulmamız gerekiyor. Ne kendimizi aldatmalıyız ne de ABD tarafından aldatılmalıyız. Her iki tuzağa da düşmemek için ne yapmalıyız?
Yapmamız gereken şu; nereye bakacağımızı bilmek için “bakış açısı” geliştirmek, bilgiyi mümkün olduğunca “sıhhatli ve güvenli” kaynaklardan temin etmek, elde ettiğimiz bilginin toplamının neyi gösterdiğini anlamak için “terkip etmek”…
Bakış açısı, konu ile ilgili ufkumuzu tayin eder. Nereye, nasıl bakacağımızı gösterir. Nereye bakacağımızı, nasıl bakacağımızı, ne aradığımızı bilmezsek, kaotik bilgi havzasında yolumuzu şaşırır, istikametini kaybederiz. Bakış açımız, “insan tabiatı”, “varlığın ömrü”, “batı medeniyetinin temelleri” gibi nazari çerçeveye yöneliktir. İnsan tabiatının neyi ne kadar taşıyabileceği, nelere ne kadar süre geçit vereceği, bunlara bağlı olarak hangi varlık ve varlık tertibinin ömrünün ne kadar olabileceğini görmeli, bilmeli, anlamalıyız.
Güvenli bilgi kaynağı bulmak en zoru… Bu problemi aşmak için, ABD’nin resmi kaynaklarına müracaat etmek doğru gibi görünüyor. ABD’nin açık rejim olması nispeten resmi verileriyle değerlendirme yapmayı mümkün kılıyor. Tabii ki ABD’nin resmi verileri de sıhhatli değildir, manipüle edilmiştir, kendi lehine bazı düzenlemeler yapılmıştır. Buna rağmen ABD’nin resmi verileri üzerinden yapılacak değerlendirme bile bize ciddi bir imkan oluşturmaktadır.
Meselenin özü, toplanan bilgilerin harmanlanması, işlenmesi, netice olarak terkip edilmesidir. Elde edilen bilgi toplamının ne manaya geldiğini anlamak için bilgiyi terkip etmek (sentezlemek) mecburiyettir. Bilgileri parça parça değerlendirmek, netice elde etmeye kafi değil çünkü hiçbir parça yalnız başına “bütün” içindeki fonksiyonunu göstermez.
*
www.fikirteknesi.com sitesi için hazırlanan ABD raporunda elde edilen netice müthiş. Şimdilik bu raporun bilgilerini ham şekilde ve özet halde yayınlamaya başladık. Bilgileri öncelikle ham haliyle yayınlamamızın sebebi, İngilizce bilen herkesin ulaşabileceği kaynakları göstermek ve kontrol etmelerine imkan sağlamaktır. Bilgileri ham haliyle yayınlamamızın mühim bir sebebi de, herkese açık olan bilgilerin, bakmasını bilmeyenler (bakış açısı olmayanlar), güvenli bilgiye ulaşamayanlar, bilgiyi işleme ve terkip etme (sentezleme) maharetine sahip olmayanlar tarafından farkedilmemesi, göze çarpmaması, umursanmaması ve ne manaya geldiğinin anlaşılmaması hususunu misallendirmek istememizdir. Özet olarak, bilgiler orada duruyor ama gören, anlayan, değerlendiren yok. Çünkü bu maharete sahip değiller.
Bir taraftan bilgileri ham haliyle yayınlarken, diğer taraftan raporu, “yazı serisi” olarak yayınlayacağız. Bu yazımız raporun “takdimi” mahiyetindedir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir