AMERİKAN KABUSU-5-BÜYÜK İSYANIN HEDEFLERİ

AMERİKAN KABUSU-5-BÜYÜK İSYANIN HEDEFLERİ
Batılı insanın zihni evreninde herhangi bir fikir mayalanmıyor, herhangi bir istikamet oluşmuyor, herhangi bir hedefe yönelmiyor. Zihni evren, derin bir “boşluk” ve “hiçlik” içinde kavruluyor. Anlam krizi hayatı taşıyacak ve yaşayacak güç kaynaklarını yok ediyor. Zihni boşluk istikamet bulamıyor çünkü anlam krizi hiçbir zihni koridor açmıyor. Anlamsızlık, boşluk, hiçlik tabir-i caizse boyutsuzluğu doğuruyor, boyutsuzluk ise patlama için gerekli olan baskı ve sıkışmayı engelliyor.
Hiçlik, boşluk, anlamsızlık bir patlamayı tetikler mi? Normal şartlarda bu sorunun cevabı hayırdır. Hiçlik ve boşluk, dışarıya doğru patlamayı değil, kendi içine çöküşü gerçekleştirir. Zaten de böyle olmuştur, batılı insan kendi içine doğru patlamış, çökmüştür.
Batılı insan uzun zamandan beri kendi içine çöktü. Bunun farkedilmemesinin birkaç sebebi var, birincisi ve en önemlisi, hayatın hızının artmasıydı. Hayatın hızı o kadar arttı, hayat meşgalesi o kadar yoğunlaştı ki, hayatın ve insanın kendi içine çöküşü farkedilemedi. Farkedilmesi için gereken şey, sakinleşmekti, insanın meşgalesinin azalması, hayatın yüksek hızından kurtulması ve kendi içine doğru bir göz atması gerekiyordu.
Avrupa’nın birçok yerinde ve ABD’nin tamamında hayat o kadar yoğundu ki, sadece hafta sonu boştu ve onu da eğlenmek, çılgınlar gibi alkol tüketmek, yüksek sesle müzik dinlemek ve kendinden geçmek için kullanıyordu. İnsanlar iki iş (biten işiyle başlayan işi) arasında sadece koşuyorlardı. Aynaya bakma ihtiyacı prezantabl görünmek içindi ve işinin gereğiydi.
Şimdi iki şart birden gerçekleşiyor, bir taraftan içine doğru çöküş sürecinin sonuna geliyor diğer taraftan işsiz kalarak elde ettiği boş zamanda (ve işsiz kalma korkusuyla oluşturduğu boş zamanda) içindeki hiçliği ve çöküşü farkediyor.
Bu süreci bazı sebeplerle önden yaşayanlar neticeye daha önce vardılar, bunların bir kısmı “toplu intihar” gibi içe çöküşün uç noktasında yok oldular, bir kısmı anlamsız ve izahsız toplu katliamlar yaptılar, bir kısmı ise köşe de bucakta kimse duymadan “telef” oldular. Süreci önden yaşayanların toplu halde bulunduğu ülke Yunanistan’dı, halk olarak bu süreci en önde yaşadılar ve halk olarak patladılar. Bilindiği üzere Yunanistan’daki çalışma şartları diğer batı ülkelerinden farklıydı, en az çalışan batı ülkesiydi, yani kendine zaman ayırma imkanı vardı, dolayısıyla çürüme ve içe çökme Yunanistan’da hızlı işledi, çabuk farkedildi, neticesi de ortaya çıktı. Ne var ki Yunanistan’daki netice, içinde bulunduğu batı havzasının diğer ülkelerindeki sürecin yavaşlığından dolayı patinaj yaptı, yoksa patlama Yunanistan’daki kadar “hafif” olmayacak.
*
Batılı insan, içindeki boşluğu, hiçliği, anlamsızlığı farkettiğinde ne olacak? Akıl bu duruma dayanamaz, akıl, varlığı hatta sayısız problemi taşır ama boşluğu taşıyamaz. Boşluk (yani yokluk) aklın tabiatına uygun bir hal değil, akıl, varlığa ayarlıdır. Dış dünyadaki varlık insanın zihni evrenine “anlam” yoluyla taşınır, anlamsızlık krizi, zenginler de dahil herkesin iç dünyasını boşaltır. Bu durum aklı lüzumsuz hale getirir, işte akıl buna tahammül edemez.
Varlığa ayarlı şekilde oluşan akıl bünyesi, yokluk (boşluk) ile karşılaştığında ilk tepkisi anlamsız olan varlığı yok etmektir. Dış dünyadaki herhangi bir varlık, insan iç dünyasında bir anlam taşımıyorsa, akıl için yok hükmündedir, öyleyse yok edilmesinde bir mahzur yoktur. Batılı insanın geldiği eşik burası…
Hiçbir akıl bünyesi bu çapta hiçlik, boşluk ve anlamsızlık halini taşıyamaz. Hiçbir akıl formu, yokluktan beslenemez, hiçbir akıl çeşidi anlamsızlık krizine katlanamaz. Buradaki ağır durum, ferdi süreçler neticesinde akıl kaybı, çıldırma, delirme meselesi değil, cemiyet çapında bir yoklukla, hiçlikle, boşlukla, anlamsızlıkla yüzleşme meselesinden kaynaklanıyor. Cemiyet çapında ve kültürel boyutta bir yüzleşme… Bu sebeple kimse, kimsenin derdine çare olamayacak, kimse başka birinden yardım alamayacak. Cemiyet, fertlerin birbirine “anlam” nakli yaptığı bir hayat deveranı olmaktan çıktı, anlamsızlık trafiği haline geldi, herkes bir diğerine anlamsızlık naklediyor veya anlamsızlığını derinleştiriyor.
*
Akıl, hiçlik ve anlamsızlıkla yüzleştiğinde önce ağır bir varoluş krizi yaşar, bu krizi atlatamazsa kendisi yok olur, krizi atlatır ve kendi varlığını korursa başkalarını yok edici bir alete döner. Aklın nizami ve inşai yönü, varlık ve anlamda gizlidir, bunları bulamazsa yıkmak, yok etmek, dağıtmak gibi fonksiyonlar üstlenir. Eğer batılı insanın aklı, hiçlik ve anlamsızlıkla yüzleşmenin ilk şokuyla yok olmazsa (çıldırmazsa) ortaya çıkacak olan durum, akıllı çılgınlıktır, akıllı deliliktir. Akıllı delilik, aklın fonksiyonunun tersine çevrilmiş halidir yani kurucu akıl yerine yıkıcı akıl, tanzim edici akıl yerine yok edici akıl, yaşatıcı akıl yerine öldürücü akıl meydana çıkar.
Aklın yokolması, fonksiyonunun tersine dönmesinden çok daha iyidir. Yok olan akıl, sahibini delirtir, delilikle (yani ferdi vaka ile) sınırlı bir zarar meydana çıkar. Bu, katlanılabilir bir zarardır. Akıl yok olmaz da, fonksiyonu ters dönerse, zarar, ferdi çapı aşar içtimai hacme ulaşır. Akıl, hiçlik ve anlamsızlıkla yüzleştiğinde yaşadığı ilk şoka dayanamazsa, cinnet geçirir. Cinnet aklı iptal eder, akılsız bir patlama halidir, bu sebeple cinnet geçiren insanın zararı önce kendine, sonra da cinnet haline girmesine sebep olanlara (ulaşabilirse) olur. Çünkü cinnet geçirmesine sebep olanları unutmaz, onları unutmaması akılla ilgili değil, duygularla ilgilidir. Türkiye’de yaşanan hadiseler, “cinnet” halidir, ya intihar eder veya cinnet geçirmesine sebep olanları da kendisiyle birlikte öldürür. Batılı insanda ise bu durum umumiyetle farklı yaşanır, batılı insanın aklı, hiçlik ve anlamsızlıkla yüzleşmenin ilk şokuna dayanıyor çünkü kendini oraya getiren süreç kültüreldir, kültürel nitelik taşıdığı için “ani” değil uzun bir zaman neticesidir. Uzun bir süreç sonunda hiçlik ve anlamsızlıkla yüzleşen akıl, ilk şoku atlatmakta zorlansa da genellikle başarılı olur. İşte kıyametin koptuğu nokta burasıdır, bu noktadan sonra “akıllı delilik” çeşidi başlıyor. Akıllı deliler, Türkiye’deki cinnet geçirenlerin aksine, kendinin durumunda hiçbir sorumluluğu hatta hiçbir ilgisi olmayan insanları da öldürüyor, hem de planlayarak yani akıllı şekilde…
Norveçli Anders Breivik isimli katilin yaptığı işi dünya izledi. İzah eden, edebilen var mı? Cani, dünyaya bir mesaj verecekmiş de, o mesajın ilgi çekmesi (reklam) için yüze yakın ilgisiz, suçsuz insanı öldürmüş. Eylem, aklın sonuna kadar kullanıldığı bir iş… Dikkat… Akılla yapıyor adam tüm işini… Ama yaptığı iş, delilik… Nasıl isimlendireceğiz bunu? Veya geçenlerde ABD’de bir okuldaki katliam… Aynı özelliklere sahip değil mi? Cani, akıl hacmi ne kadarsa, onu, sonuna kadar kullanıyor. Anlatmak istediğimizi bu misaller kafi derecede izah ediyor olmalı. Bunlar ferdi misalleri, bu misaller hızla artacak, içtimai yaygınlık kazanacak ve nihayet cemiyet çapında bir “akıllı cinnet” hali yaşanmaya başlanacak.
*
Cinnet halinin hedefi olmaz fakat akıllı cinnet halinin hedefi olabilir. Fakat bu hedef, aklın temel fonksiyonu ters döndüğü için, inşai (kurucu) değil yıkıcı, tanzim edici değil dağıtıcı, faydalı değil zararlı mahiyette olur.
ABD’de iktisadi buhran ile birleştiği görülen “akıllı cinnet” halinin ilk hedefi Yahudiler olur. ABD’nin servet ve iktisadının ciddi bir kısmını Yahudiler ellerinde bulundurdukları için, akıllı cinnet hali onları “günah keçisi” olarak seçecektir. Muhtemelen insanlık tarihinin en büyük Yahudi katliamı ABD’de olacaktır. Bu tabii ki bir temenni değil ama hadiselerin nereye doğru gittiğini söylemek gerekiyorsa, durum budur.
“Akıllı cinnet” muhakkak ki başka hedefler de edinecektir ama ABD için özel olarak söylemek gerektiğinde birinci hedefleri Yahudiler olacak gibi görünüyor. Yahudilerle birlikte büyük servet sahipleri, büyük şirketler de hedef olmaktan kurtulamayacaklar.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir