ANAYASA MI DEVLET TAPUSU MU?

ANAYASA MI DEVLET TAPUSU MU?
Sivil anayasa yapma süreci içinde olduğumuz şu dönemde, ilim adamından siyasetçisine, sivil toplum kuruluşlarından kanaat önderlerine kadar herkes, “nasıl bir anayasa?” sorusunun peşinde koşuyor. Esas soruyu kimse sormuyor ve kimse tartışmıyor; “anayasa nedir?”… Anayasanın ne olduğu meselesi vuzuha kavuşmazsa, nasıl olacağı (yani maddelerinin neler olacağı) önemli değil ki.
Cumhuriyet dönemi anayasaları, her nasıl olmuşsa, bir tapu haline gelmiş. Devlet tapusu… Kemalist kafa, devlet üzerinde “özel mülkiyet” kurmuş ve bu mülkiyetin tapusunu da anayasa ile tespit etmiş. Tapunun sahibi 1938 yılına kadar Kemal Atatürk, 1950 yılına kadar İsmet İnönü olarak tek şahıstır. 1950 yılından sonra tapuya tek kişi sahip çıkamamış, bu sebeple “müşterek mülkiyet” tapusuna çevrilmiş ve sivil ve silahlı bürokrasi müşterek mülkiyet tapusuna hisseli ortak olmuş.
Devlet özel mülkiyet konusu haline getirilince, mülk sahipleri, istedikleri gibi tasarruf edebilecekleri vehmine kapılmış. Çiftliklerinde yaşayacak insanların her şeylerine karışmak hakkını kendilerinde görmüşler. Öyle ya, özel mülke misafir olanlar, ya malikin arzusuna uygun yaşayacaklar ya da misafir olmayacaklar. “Ya sev ya terk et”…
Devlet üzerinde özel mülkiyet kuranlar, özel mülkiyetin kaynağı olan Atatürk’ü, devletin tüm hücrelerine kadar yerleştirdiler. Heykelleri, fotoğrafları, hayat hikayesi vesaire… Anayasanın “başlangıç” kısmını okuyanlar, Atatürk’ün bu devletin özel maliki olduğunu açıkça görürler.
*
Anayasayı devletin tapusu kabul etmek ve devlet üzerinde özel mülkiyet iddiasında bulunmak, anayasayı “hukuk kaynağı” haline getiriyor. Anayasayı “hukuk” kaynağı haline getirenler, insanlara “hak” dağıtıyorlar. Anayasanın diline bakarsanız, “insanların yaşama hakkı olduğunu” söylediğini göreceklerdir. Şu haddini bilmezliğe bakar mısınız? Anayasa denen metinle insanlara “yaşama hakkı” vermek, anayasa isimli tapudaki özel mülkiyete sahip kişilere, insanların “yaşama” veya “ölme” haklarını tayin ve tevzi yetkisini veriyor. Bu ne dehşetengiz bir zihin çarpılması, bu ne çapta bir ruh hastalığı…
Yıllardır “fail-i meçhul” cinayetlerle uğraşan ülkenin temel problemi anlaşılıyor mu? Anayasa tapusunun kendilerine ait olduğunu düşünen Kemalist kafalar, insanların yaşama veya ölme konusunda tek yetkili olarak devletin dehlizlerinde cirit atıyorlar.
İnsanların yaşamalarına veya ölmelerine karar verebilecek yetkiye sahip olduğunu düşünen “sapık ruhlular”, hakları, insanlara istedikleri gibi dağıtıyorlar. Bazılarına çok, bazılarına az veriyorlar, bazılarına ise hiç vermiyorlar. “Bu nasıl olabilir?” diye çırpınmayın… Adamlar tapunun sadece kendilerine ait olduğu vehmine o kadar saplanmışlar ki, yarım metrekarelik bir kumaş parçası (şapka) için insanları astılar. Bu ne dehşetengiz bir ruh hali…
*
Devlette özel mülkiyet olmaz, olsa olsa kamu mülkiyeti olur. Devlet, bir ülkede yaşayan tüm insanların eşit hisse sahibi olduğu bir örgüttür. Atatürk de yaşadığı dönemde eşit hisseye sahip bir insandır. Bu gün ise yaşamadığı için malik olduğu hisse ortadan kalkmıştır. Vatandaşların bazılarının fazla hisseye sahip olması kabil değildir. Bu istikametteki tüm anlayış ve düzenlemeler, gayrimeşrudur ve yok hükmündedir. Mülkiyetin hisseli tapusu anayasadır. Anayasada bir kişinin bile fazla hisse sahibi olması halinde, tüm milletin o anayasaya uymama hakkı vardır. Yapılacak anayasada “eşit hisse” meselesi dikkatle tanzim edilmeli, açıklıkla vurgulanmalı, hiç kimseye hisse imtiyazı sağlanmamalıdır, Atatürk’e bile…
HAKİ DEMİR
demirhaki@gmail.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir