Anayasayı İdeolojilerden Arındıralım, Fikirden değil…

ANAYASAYI İDEOLOJİLERDEN ARINDIRALIM, FİKİRDEN DEĞİL
Yirminci asır, ideolojik anayasalar devri oldu. Dünya, komünist, sosyalist, faşist, nasyonalist gibi batı kaynaklı ideolojilere dayalı anayasa yaptığı gibi Kemalist, laikçi, baasçı gibi doğu ve Ortadoğu’da tatbik edilen ideolojik anayasalar da gördü. İdeolojik anayasaların tüm dünyada ürettiği tecrübe, ülkelerini temerküz kampı haline getirmek oldu. Batı menşeli ideolojilerin hepsi aslında “totaliter” ve “otoriter” mahiyet taşıyordu. Doğu ve Ortadoğu menşeli ideolojiler ise batı menşeli olanların kötü birer kopyasıydı. Dünya son birkaç asırdır batılı ideolojiler ve batı taklidinden ibaret ideolojimsi siyasi kavrayışla hazırlanan anayasaların zulmü altında inledi.
İdeolojik anayasaların tüm ülkeyi temerküz kampına çevirmesi ve bütün halkı devletin (aslında siyasi rejimin) hizmetkarı-kölesi-bendesi haline getirmek gibi ağır, yoğun, sürekli zulüm mekanizmaları üretmiş olması, insanların ideolojilerden kaçmasına sebep oldu. Öyle ki hem münevver camia hem de halk kesimleri ideolojilerden hızla soğudu ve uzaklaştı. Ne var ki ideolojilerden kaçış, batıda felsefe, doğuda ise hikmet ve tefekkür ile araya mesafe koymak şeklinde tezahür etti. Çünkü ideolojiler, varlık, insan ve hayat bahislerindeki toplu fikir yumaklarıydı. Felsefe ve tefekkür, bazı ülkelerde milyonları, bazı ülkelerde ise yüz binleri katletmenin meşruiyet kaynağı olarak kullanıldı. Felsefe ve tefekkürün büyük hacimli sistemleri olan ideolojiler, milyonları katletmeyi mümkün kılan zihni ve ruhi evreni inşa etti. Ruh, akıl, vicdan, milyonlar katledilirken, ideolojik çerçevelerin zırhından dışarı çıkamadı ve siyasi rejimlere isyan edemedi.
Felsefe ve tefekkür, yirminci asırda, insanı yaşatmak yerine öldürmek, hür kılmak yerine köleleştirmek gibi neticeler verdi. Felsefe ve tefekkürün maksadına aykırı olan bu neticeler, insanları, haklı olarak dehşete düşürdü. Doğru… İdeolojiler çağı kapandı. Fakat insanlık ideolojileri tasfiye ederken, felsefe ve hikmeti de yok etti.
İnsanlar artık kısa ve parça düşüncelerle meşguller. İlliyet irtibatını takip etmiyorlar, tezat teşkil edip etmediğine bakmıyorlar, çözüm diye ileri sürdükleri düşünce kırıntılarının aslında daha büyük problemlerin kaynağı olup olmadığını dert edinmiyorlar. Aslında ise düşünmüyorlar. Sadece tecrübe ediyorlar. Bir “düşünce parçası” tatbikatta yanlış neticeler veriyorsa ondan hemen vazgeçiyor ve yerine yine zahmetsizce akıllarına ilk gelen “zırvayı” düşünce diye beyan ediyorlar. Sistematik düşünce mahareti tamamen zafiyete uğradı. En pahalı öğrenme metodu olan “deneme-yanılma” yolunda ilerliyorlar. Bir yanlıştan kaçarken, başka bir yanlışa düşmelerini önleyecek hiçbir mikyasları yok. Mütemadiyen yanlış düşüncelerle yaşadıkları hayatta sürekli zayiatlar veriyorlar. İdeolojilerin verdiği hasar toplu olduğu için göze görünüyordu, fakat yanlış düşünce parçalarının verdiği zararlar küçük küçük gerçekleştiği için dert edilmiyor. Oysa yanlış düşünce kırıntılarından meydana gelen zayiatın toplamı, ideolojilerin toplu zayiatlarından daha az değil.
Anayasaları ideolojilerde arındıralım. Doğru… Lakin çok ucuz kullanılan bu doğru, ideolojilerden arındırırken “fikir” ve “hikmetten” de arındırmak neticesini vermesin. Anayasa, bir ülkedeki en büyük teşkilat olan devletin nizamnamesi olarak, fikirsiz ve hikmetsiz şekilde hazırlanabilir mi? Fikir ve hikmetten kaçarsak, varlık, insan ve hayat ile ilgili çerçeveyi nasıl oluşturacağız? Anayasa, ülke, halk ve devlet arasında bir çerçeve oluşturma çabası değil mi? Bu kadar büyük meselelerde çerçeve oluşturmak, “parça fikirler” veya “fikir kırıntıları” ile gerçekleştirilebilir mi? Komik bir duruma düştüğümüzün farkında değil miyiz?
Farkında olalım veya olmayalım, fikir ve hikmetten yoksun bir anayasa yapma süreci içindeyiz. Kimsenin bunu istemeyeceği açık ama ideolojilerin yüksek maliyeti akabinde zihni savruluşlarımız bizi böyle bir noktaya getirdi. Çok ciddi bir problemin eşiğindeyiz ve büyük ihtimalle bunun farkında değiliz.
“Her önüne gelen temel hak ve hürriyetleri teminat altına alan bir anayasa hazırlanmalıdır” diyor. Fakat her nedense “temel hak ve hürriyetlerin” kaynağı bile konuşulmuyor. Mesele kaynağından da ibaret değil. İçtimai hayatta hürriyetlerin sınırının ne olacağına dair doğru dürüst bir yazı hatırlamıyorum. Oysa hürriyetlerin sınırı denilen mesele, insanlık tarihinin en çetin konusudur. Bilinen ve ezber şeklinde tekrarlanan tek şey hürriyetlerin teminat altına alınması düşüncesi… Tamam, ama hangi hürriyetin sınırı nedir? Fikir ve hikmetten uzaklaşan zihni organizasyonların altından kalkacağı bir bahis değil ki bu… Şu serbest olsun, bu serbest olsun, ha o da serbest olsun… Aynı bu kıvamda seyrediyor yeni anayasa meselesi.
Dünya hala hürriyet ile emniyet çelişkisini çözemedi. “Tamam, o da serbest olsun” türünden fikir serkeşliği ile anayasa yapılabilir mi? Sadece hürriyet-emniyet çelişkisi geçmişte ne dehaların beynini patlattı. Kaldı ki ferd ile cemiyet arasındaki hürriyet sınırı nerede? Ferd nedir, çalışmamışız, cemiyet hangi insan kalabalığına denir, bilmiyoruz, devleti ise kutsamakla yok saymak arasında patinaj yapıyoruz. Bu seviyesizlikle mi anayasa yapacağız?
Piyasadaki yeni anayasa isteyenlerin seviyelerine bakılırsa, küçük bir dernek tüzüğü bile yapılamaz. Kemalistlerin zihni ve fikri seviyesizliğini biliyoruz da, yeni anayasacıların ciddi fikri donanımla piyasayı işgal etmeleri gerekmez mi? TBMM’nin bu döneminde olmasa bile, ülkede artık yeni bir anayasa yapma imkanının oluştuğu malum. Bu imkanın dernek tüzüğü bile hazırlayamayacak olanlar tarafından çarçur edilmesi tarihi bir hata olmaz mı? Yapılacak yeni anayasanın birkaç yılda tökezlemesi halinde ne olacak?
Yeni anayasa yapma konusunda “batılı devletlerin anayasalarını” referans alanlar, batının her şeyiyle çöktüğünü fark etmeyenlerdir. Ortadoğu’da ve ülkemizde başlayan yeni anayasa çığırının, batıda başlamayacağını zannedenler fena halde yanılıyorlar. Yakın gelecekte batıda da hızlı bir anayasal reform çığırı açılacak. Biz batılı anayasaları referans alarak yeni anayasayı yaptıktan kısa bir müddet sonra batıda anayasal reform süreci başladığında ne yapacağız?
Bu ülkenin bir anayasa problemi var. Fakat yeni anayasa hakkıyla yapılamazsa, bu ülkenin sürekli anayasa problemi olacak. Ne yapmaya çalışıyoruz? Anayasa meselesini halletmeye mi çalışıyoruz yoksa anayasa meselesini kangrenleştirmeye mi uğraşıyoruz?
HAKİ DEMİR
demirhaki@gmail.com

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir