ANKARA YETİŞTİRME YURTLARINDAN AYRILANLAR DERNEĞİ GENEL SEKRETERİ SEVDA AKYÜZ İLE PEDAGOJİ VE ÇOCUKLARDA AKIL İNŞÂSI KONULU MÜLAKAT

ANKARA YETİŞTİRME YURTLARINDAN AYRILANLAR DERNEĞİ GENEL SEKRETERİ SEVDA AKYÜZ İLE  PEDAGOJİ VE ÇOCUKLARDA AKIL İNŞÂSI KONULU MÜLAKAT

 SEVDA AKYÜZ: HAKİKAT BİRDİR, BİRSE BİRLİKTELİKTİR

Korkulan gerçeğin ta kendisidir. İnsan birlikte yaşayan, birlikte hareket eden aynı düşünmese de birlikte yaşayabilen, çalışabilen varlıklar olmalıdırlar.

METİN ACIPAYAM: Bir fincan kahveye kırk yıl hatıra yükleyen medeniyetin çocuklarıyız. Sarsılmayan bilgi müktesebatımız aynı zamanda yıpranmayan silsile vücuda getirmiştir. İslam Medeniyet dairesinde ilim ve bilgi, zincir misali başı ve sonu belli olan kalın hatlardan ibarettir. Oysa Batı’ya baktığımızda görürüz ki, filozoflar ve felsefe marifetiyle bilgi ve ilim savruklaştırılmış, her filozof kendi nefsani tatminkarlığından dolayı kitleyi hakikate değil kendine çağırmıştır. Batının bilgi müktesebatını felsefe  terkip etmiştir. Felsefe hakikati “bir”den uzaklaştırarak çeşitlendirmiş, bu çeşitlendirmeyle beraber hayat kaosa ve krize girmiştir. Bizde ise bilgi ve ilim, hem aşağıdan yukarıya, hem de yukarıdan aşağıya tasnif edilmek suretiyle hayata tatbik edilmiştir. Batı bir’den çok’a giderek bilgiyi dağıtmış, İslam medeniyeti ise, çok’tan gelerek (terkip ederek) eşyave hadiseyi “bir” vahidi etrafında var etmiştir. Sözü edilen bu cemiyetin (İslam cemiyeti) kültürünün nesilden nesile silsile halinde aktarılmasının tek unsuru aile’dir. Evde anne ve baba, ailede nine ve dede, mahallede hoca, mektepte muallim, fert fert hem öğretici hem öğrenicidir. Öğrenen günümüzde olduğu gibi “öğrenci” değil “talebe”dir. Talabe demek, taleb eden, ilmi fikri susamışçasına arayan insan tipinin adıdır. Fakat her “oluş” aynı zamanda “bitiş”e gebedir. O bakımdan bitiş sürecimizi başlatan Tanzimat sonrasında Batı’nın sefalet dolu mahzenlerinde kurtuluşu arar olduk. Batı’nın içteki ajanlar marifetiyle kulağımıza fısıldattığı “İslam’da pedegojiye yer yoktur” anlayışı yerleşerek zamanla genişledi. Halbuki dini inşâ eden peygambere baksalar, pedagoji dedikleri “sahte ambalaj” ürününü bırakıp hakikate rücu ederler. Hazreti Peygamberin ve İslam Medeniyet Tasavvurunda pedagoji o kadar ilerleme kaydetmiştir ki, Anadolu’ya gelen Batılı seyyahlar şu sözü söylemişlerdir: “Müslüman çocuklar, Batıdaki prenslerden daha asildir”. Bu bilgiler ışığında “ideal (olması gereken) pedagoji” hakkında ne söylersiniz?

 

SEVDA AKYÜZ: Evet toplum olarak önemseyen benimseyen, kıymet veren bir medeniyete sahibiz. Kahvenin kırk yıl hatırı vardır. Bir selamla kopulmaz bağlar kurardık.  İçgüdüler ya da olgunlaşma sonucu oluşmuş duygulardır bunlar. Karşılıklı alış verişle oluşmuş, öğrenilerek elde edilmiş hislerdir bunlar. İslam medeniyeti toplumu ayrıştırmayan bir arada, birlikte, birbirinden haberdar olması gereken, eksiğini fazlasını bilmesi gerektiğini önemser.

İnsanlar tarih boyunca ayrışma ve yarışma içine girmişlerdir. En büyük olma en güçlü olma, hakimiyet kurma isteğinden ibarettir. Büyürken birleşmeden ziyade büyürken yok etme bilinci ile hareket edilerek,insanlar arasında olması gereken varlığı oluşturacak büyüklüğü kanıtlayacak olgunun ırk, din üzerinden yürütmeye çalışılması toplumlarda ürkek korkak yabancılaşma getirmiştir.

Yıllarca insanlar birbirinden sırf farklı düşünüyor, farklı giyiniyor diye güvenememiş toplumlar arasında birlik kurulamamıştır. Bazı toplumlar bu korkuya çare birlikler oluşturmuş ve yine toplanarak kendilerini hem ekonomik hem de özgürce ifade edebileceklerini düşünmüşlerdir. Halbuki korkulan gerçeğin ta kendisidir. İnsan birlikte yaşayan, birlikte hareket eden aynı düşünmese de birlikte yaşayabilen, çalışabilen varlıklar olmalıdırlar.

Yoksa korku korunma ihtiyacı doğuracak ve kendine benzemeyen herkesi dışlamaya ve onlarla savaşmaya devam edeceklerdir. Bunu bazen düşünceleri ile ifade edecek bazen seçtikleri yaşam tarzları ile ayrıştırmaya çalışacaklardır.

Hakikat birdir, birse birlikteliktir.

İnsan hayatı boyunca öğrenendir. İnsanın öğreneceği şey topluma ayak uydurabilmesidir. Vicdanen ahlaken, kurallara uyması ve insan ilişkilerini doğru inşa edebilmesi ile mümkündür.

“İslam da pedagojiye yer yoktur” yada “İslam da kadının yeri ayaklar altındadır” uydurmaları aslında İslam’ın genişliği kapsayışı ve insana yeterliliğinden korkulmasıdır. Buda kendi inançlarının yok olmasıdır. Çünkü hepsini içine alan bir dili vardır. Dil ortaktır. İnsan olmak için İnsan yetiştirmek şarttır. Ahlaken, vicdanen herhangi bir ayrım söz konusu olmadan birleşmedir. Kültürler istenirse birleşmezdi ortak özellik yaşam standartlarında bir olmaktı. Hem manen hem de madden sömürülmenin yanında yaşam ve inanç özgürlükleri de her fırsatta bu uydurma sözlerle baltalanmıştır.

Kız çocuklarının diri diri gömüldüğü bir dönemde bütün gücüyle bununla mücadele ederken tekti bu nasıl bir cesaretti. Kızına karşı merhamet göstermeyen bir toplumda kızlardan, kadınlardan özgürlükten söz edebilen biri nasıl kanla, karanlıkla bir arada gösterilmeye çalışılır. İşte bu bilmemek, cesaret gösterememek, umursamamak dan kaynaklı düşünceydi. Kendi topraklarında yaşanmıyorsa sorun olmazdı. Bu sorunları çözebilen biri insanlığa neyi vaat ediyordu herkesi korkutarak. Korktukları daha kendilerinin farkında olmadıkları bütün insanların yaşama eşit uyumuydu. Zengin ya da fakir, kadın ya da erkek, çocuk ya da yetişkin aynı haklara sahip olmaları gerekliliğinin görülmesiydi.

Çocuklar gelecekteki adam ve kadınların henüz masum ve saf halidir. Oluşturmak için ahlak, vicdan, kültürel eğitim şarttır. İnsanın eğitimi hiç bitmeyecek bir döngüdür. İnsan, insan yetiştirir. İnsan hayatı boyunca talebedir, Talep edendir. Yaşamını en kolay ve en sorunsuz şekilde yoluna koyabilmesi için her türlü eğitime tabi tutulur. Bunu bazen aile içinde, bazen okulda bazen de topum içinde var olma mücadelesi verirken de edinir. Kendi de ihtiyaç hisseder, bilme ihtiyacı, öğrenme ihtiyacı araştırarak, gezerek, görerek, gözlemleri ve izlenimleri ile kendi de sağlayabilir. Bunu yaparken de bedensel kırılganlıkları yanında zihinsel kırılganlıkları olması nedeniyle her türlü önlem öğretici ve öğrenen tarafından alınabilir.

 

 

Anne ve babaların çocuk yapmış olmak için değil, örnek çocuk yetiştirme

amacı olması gerekir.

 

METİN ACIPAYAM: Osmanlı’yı kuran kitap olarak bilinen meşhur Garipname’de, Aşık Paşa on dosttan bahseder. Bu “on dost” cemiyetin hayatını madden ve manen inşâ etmeye memur olan rehberlerdir. Bunlar sırasıyla; Allahu Teala, Peygamberimiz (s.a.v), dört mezhep imamı, veliler, alimler, mürşidi kamil, arkadaş, anne baba, usta ve devlet başkanıdır. Konuyu fazla dağıtmadan mevzumuza gelelim. Çocuklarımızın zihni ve ruhi dünyaları şekillenirken anne baba’nın tesiri ne ölçüdedir?

SEVDA AKYÜZ: Garipname konusu bakımından dini tasavvufi ve ahlakı bir eserdir. Tasavvufu tanıtıcı öğretici bilgiler vermesinin yanında insanı kamil olmayı örgütleyen, ahlaki didaktik bir hüviyete sahiptir.

Kamil insan her yönüyle ideal ve örnek insandır. Bilgisi, idraki ve aklı son derece gelişmiştir. Onun doğruları toplumun kabul görmüş doğrularına eşittir. Yani o insan olmayı çözen kişidir. Kendisi ile başka herkese aynı özeni gösterendir.

Her yönüyle ideal ve kamil bir insan yetiştirebilmek için örnek olmak şarttır. Anne ve babanın bu konuda kesin sorumluluk almış olması gerekir. Çocuk yapmış olmak için değil, örnek çocuk yetiştirme amacı olması gerekir. Evde, okulda, işte, hayatta, toplumun her yerinde örnek karakter ve duruşu ile varlığını hissettirmeli. Bu varoluş bir çok kişiyi doğru yönde etkileyecektir. Hep yanlışın hakim olduğu ve umursanmadığı bir dünyada mutluluk tabiî ki hayal olarak görünür. Bu kabullenişten vaz geçmeli ve insan olmanın kurallarına uyan. Herkesin varoluş sebebine saygı duyan nesiller yetiştirebilen ebeveynler olmalı. Yalnız bakan, büyüten değil, büyürken öğrenen, öğretebilen olmasının sağlanması gerekir.

 

Hayata yetiştirmek sadece mesleki anlamda değil ahlaken de yeterlilik şart olmalı.

 

METİN ACIPAYAM: Aşık Paşa’dan devam edelim. Garipname isimli eserde,  medreseye başlayan çocuk için şu ifade kullanılır: “Hocanın canından çıkmış evlat”. Bu tabirden hareket edecek olursak mevcut eğitim anlayışını tümden tasfiye gerekmez mi? Canından evlat çıkartamayan hocanın ufku ne kadar olabilir? Yahut hocasını canına ve malına minnet saymayan öğrenciden ne beklenebilir? Bu mesele doğrudan doğruya ideal insan inşâsından başka şey değildir. Bu insanların inşâsı mevcut eğitim anlayışıyla mümkün müdür? Cevabınız menfi manada olursa, teklif ve görüşleriniz nelerdir?

SEVDA AKYÜZ: Maalesef günümüzde böyle tarif edilebilecek bir eğitim sistemine sahip değiliz. Bir kere eğitenler bu görevi yalnızca karın tokluğu kolay iş imkanı sebepleri ile seçmiştir. Bu konuda ilk gereklilik öğreten yetiştiren olmayı isteyen olmalı. Amacı insan yetiştirmekten ziyade bir an önce hayatta benimde bir rolüm olsun o rolde elime tutuşturulan bana ait olmayan sözleri bilgileri ezberletip, hayatlarının hangi noktalarında nasıl işlerine yarayacağı noktasında kendinden örnek veremeyen bir eğitimci ne kadar faydalı olur bu yetiştirmeye. Eğitim sistemimizde eksik olan da budur. Mantık ile başlamalı dersler ilk neyi neden bilmeli nasıl hayatına uygulayacağı öğretilmeli. Ders sayısı ve kitap sayısı artmalı. Ders saatleri kısa tutulmalı. Sıkmayan bunaltmayan ama öğrenen ama hayatında uygulayan insanlar yetiştirmeli. Hayata yetiştirmek sadece mesleki anlamda değil ahlaken de yeterlilik şart olmalı. Bir şeyi bilirken neden bilemesi gerektiğini de anlamalı. Faydalı olacaksa birine, bunu gönülden istemeli. Amaç insanı olması gerektiği gibi yaşatmak olmalı.

 

Sorun aslında sorunu bilip bu konuda önlem alınmamasından kaynaklanıyor.

 

METİN ACIPAYAM: Kimsesiz ve sahipsiz çocukların resmi mecrada isimleri “Korunmaya muhtaç çocuklar” ’dır. Korunmaya muhtaç çocukları, devlet ilgili kurumlarında büyütüp hayata hazırlamaktadır. Yalnız burada sorgulamamız gereken ciddi mesele vardır. Kimsesiz bu çocuklar korunmaya muhtaçtır elbette. Bu çocukları koruyan insanların çok çok üst seviyede olması gerekmez mi? Oysa mevcut uygulamada, Batı’nın klasik eğitiminden geçen insanların bu kurum ve müesseselerde memur yada görevli olduğuna şahit oluyoruz. Halbuki bu iş tasavvufa nisbet olmak şartıyla ciddi sabır isteyen mesuliyettedir? Bu noktada görüşleriniz nelerdir?

SEVDA AKYÜZ: Sorun aslında sorunu bilip bu konuda önlem alınmamasından kaynaklanıyor. Bir kabulleniş bir böyle gelmiş böyle gider düşüncesi var. Ya kendilerine güvenmiyorlar ya korudukları çocuklara yeterince değer vermiyorlar. Onlarda bu mesleği seçerken bu görevi alırken tesadüfü mü yer buldular. Çünkü bir göreve talip olmak için önce istemek gerek. İş gibi görmemek yürekten, vicdanen ve ahlaken hareket etmek gerek. Ebeveyn olmak gibi. Ebeveyn olamamış kişilerin, çocuklarına sahip çıkmak gibi. Hayata tutunmalarına yardımcı bütün donanımları onlara sağlayan olmak gerek. Kendimiz ve çocuklarımız için ne istiyorsak o çocukları içinde aynını isteyen olmalıyız. Kamil insan yetiştirmek istemek gerek. Her yönüyle ideal ve örnek insan olmalarını arzu etmek gerek.

Toplumun sorunu neyi neden seçtiğini ve bu konuda tam olarak neyi nasıl yapması gerektiğini bilemek ya da yeterince sorumluluk alamamaktan kaynaklanıyor.  Kişisel çaba ve özveri ile kazanılmış başarılara sahip çıkılırken başarısızlıkların kaynağına asla inilmiyor bu konuda önlem alınmıyor. Bu hata da ısrar ediliyor. Sebebi şu;

empati yapılmamasından kaynaklanıyor. Korunmaya alınmış çocuk diye yasa çıkarırken, koruma altına alınmış bu kişilerin anne, baba, eğitici, öğretici olup olamayacakları ne kadar analiz ediyor. Bu konuda ne kadar hassas davranıyoruz.  Korudukları çocukların daha sonra yaşayacakları her hangi bir sorunda, üstesinden kendi başlarına gelebileceklerinden emin olabiliyorlar mı ya da bu konuda herhangi bir endişe duyuldu mu?

O güneş (ler) parlarsa yarınları karanlık olmaz halbuki…

 

İnsanın varoluş sebebi kendini keşifle başlar.

 

METİN ACIPAYAM: Batı’nın insan telakkisini meşhur filozofları Dekart şekilendirmiştir. Dekart’a göre insan “konuşan hayvandır”. İnsanı konuşan hayvan olarak kabul eden bu anlayışın başka filozofu ise insanın atasını maymun yapıvermiştir. İnsanı hayvanla aynı noktada değerlendiren Batı bilgi telakkisinin oluşturduğu bilgi evreninde “çocuk” eğitimi tam bir kaos değilde nedir?

SEVDA AKYÜZ: Karanlık da yolunu bulmaya çalışan “kör” gibi ellerini her yere atmışlar bir çıkış bulabilmek için. İnsanın varoluş sebebi kendini keşifle başlar. Sonra kendine değer verir. Sonra da verdiği değeri görmek ister. İnsan özeldir, nefes alıp vermekle yetinmez. Keşfeder, kendisini, çevresini, öğrenir, öğretir. Hayat kurar, insan yetinmez, insan ille gelişecektir bu gelişme yalnızca maddi olursa mutsuzluk da yanında gelir. Gelişirken gelişmeli, öğrenirken öğretmeli, kazanırken paylaşmalıdır. İster toplumsal ister bireysel bunları yapamadığı zaman kaos meydana gelir. Bizde ki mutsuzluk da budur birey olmadan çoğalmaya kalkıyoruz. Kendine manen yetemeyen insan asla doyuma ulaşamaz. Her birey bir diğerinin yetişmesinde örnek olacak şekilde yetiştirilmelidir. Özgürlük deyip gemi herkes farklı tarafa çekemez yani.

 

Şevkat sürekli hediyelere boğmak her istediğini yapmak değil, gözlerinin içine bakıp, omuzlarını tutup onu sevdiğini önemsediği söylemektir.

 

METİN ACIPAYAM: Çocukların akıl inşası üzerine konuşalım birazda. Çocukların akıl inşa süreçlerinde duyguların kullanılması ve onlardan akıl inşasında faydalanılması gerçekten ciddi bir iştir. Üstelik tehlikelidir de… Fakat aynı zamanda duygu, akıl inşasındaki en önemli konulardan biridir. Duyguyu ihmal ederek aklı inşâ mümkün müdür?

 

SEVDA AKYÜZ: Duygu ruhunda sadece sevgiyi bilen kötülükten bir haber masum bir beden için vazgeçilmez bir gıdadır. Bu gıdanın en tatlısı şevkattir. Çocuğa gösterilecek şevkat bir yatırımdır aslında. Şevkat sürekli hediyelere boğmak her istediğini yapmak değil, gözlerinin içine bakıp, omuzlarını tutup onu sevdiğini önemsediği söylemektir. Olumsuzu bile dokunarak anlatmak gerekir. İkna ederek güvenmesini istemek güvende hissettirir. Başını okşamak onaylamaktır. Yani basitken zorlaştırmaya gerek olmamalı. Beş duyu organından en önemlisi ten dir. Ten görür, ten tadar, ten, duyar, ten hisseder. İnsanlarda duygu akışı dokunma ile olur ve dokunmaktan korkmamalı. Sevkati çocuğa zamanında göstermeli ve asla ihmal etmemeli. Çocuk asla unutmaz. Öğrenmesi, aktarması için bu şarttır. O masum gülüşleri hep bir öpücükle ödüllendirmenin neresi zor. Yere düşen bir ocuğu hediye ile kandıracağımıza ona sıkıca sarılıp uf olan yerinden öpsek masrafa da girmeyiz sadece sabır ve şevkatir çocuğun akli inşasının ihtiyacı.

 

METİN ACIPAYAM: Duygu kaplten akııp gelen saf enerjidir. Duygu olmadan insan harekete geçemez, herhangi konuda çalışamaz, hiçbirşey arzu edemez. Her faaliyet için az çok duyguya ihtiyaç vardır. Mesela akıl verdiği karara duygu pompalamazsa, o kararı uygulamaya geçemez. Buradan hareketle çocuklardaki duygu akıl münasebetinden bahseder misiniz?

SEVDA AKYÜZ: Aslında soruda cevabı yine verdiniz Duygu kalpten akıp gelen saf enerjidir. Bu büyük küçük herkes için aynıdır. Çocuklar da daha fazla oluşunun sebebi onlar istedikleri her şeye hemen sahip olmak ister ikna için inandırıcı olmak gerekir. Direk olmaz diyerek çocuğu ikna etmek mümkün olmaz. Sende olmuyorsa bunu gider başkasından talep eder. Olmazı anlatmak lazım nedenini çocuğun anlayabileceği seviyede anlatmak gerekir.

 

METİN ACIPAYAM: Çocukların akıl inşasında matematiğin hususi yeri vardır. Zira matematik çocuklara soyutlama kabiliyeti kazandırarak aklı kelimelere hapsetmekten kurtarır. Çocuğun ve tabi insanın ilk öğrendiği lisandır. Hayat dil (lisan) ile başlar, hayatın manalandırılması dilin inkişafıyla devam eder. Çocukların zihni gelişiminde matematik-dil-akıl münasebetleri ne ölçüdedir?

SEVDA AKYÜZ: Matematik kavrama, akıl yürütme ve problem çözme yeteneğidir. Matematikle kuralları uygulama, çözümleme ve işlem yapma yeteneğini geliştirir. Yani “bütünleştirici” ve “ayrıştırıcı” yaklaşımın birlikte çalışmasını sağlamak önemlidir. Çocuğa kurallar öğretilir sonuç kesin olacağı için ikna kolaylaşır. Bunu bizzat kendisinin görmesi zihinsel gelişimini etkiler. Güven duygusu gelişir.

 

Çocuklar, matematiki sayılarla yapılan bazı değişiklerden öte esasında kalıp ve düzenle alakalı olduğunu öğrenmelidir

 

METİN ACIPAYAM: Matematik erken yaşlardan öğrenilen ikinci dildir. Matematik dil olarak öğretildiği zaman çocuklar, kelimelerin fil dişi kulelerine mahkum olmaktan kurtulur. Bu noktada ne söylemek istersiniz?

SEVDA AKYÜZ:  Tabi ki çocukları öğrenme ihtiyacından uzaklaştırarak, kendi merak ve kabiliyeti ile öğrenmesine izin vermeyerek, uzun süre içine kapandığı beyaz şatolara kapatmayacağız.  Yalnız ebeveynin kendi duyguları, düşünceleri ve düşleri içine gömülü, içinde yaşadığı toplumdan soyutlanmış çocukların  tek kişilik oluşturdukları dünyalarında mutlu olmaları imkansız. Serbestçe kabul edilmiş kurallar çerçevesinde öğrenmesini sağlamak gerekir.

Çocuklar, matematik sayılarla yapılan bazı değişiklerden öte esasında kalıp ve düzenle alakalı olduğunu öğrenmelidir diye düşünüyorum.

 

“Ben güzel ahlâkı tamamlamak üzere gönderildim.” buyuran Efendimiz’in (SAV) ümmeti olarak bizlere düşen önemli görevlerden biridir ahlaklı çocuk yetiştirmek.

 

METİN ACIPAYAM: Çocukların akli ve ruhi dünyalarını inşâ ederek harmanlayan, tabii vetire (süreç) dahilinde terkip eden muharrik kuvvetin adı ahlaktır. Ahlak, zihni evreni disipline eden en önemli konudur. Çocukluk çağında ve akıl öncesi dönemde zihni evren, ahlaki esaslar kullanılarak nasıl disipline edilebilir?

SEVDA AKYÜZ:  Aile ve toplumdaki problemlerin çoğu temelde ahlâkî kurallar ile yetiştirilmemesinden kaynaklanmaktadır. Ahlaklı evlat yetişebilmek içinde anne- babanın bunun önemini çocuğun hayatındaki etkilerini bilmeleri gerekmektedir. Çocuk görerek taklitle öğrenir bunun içinde örneğinin bütün ahlaki kuralları bilmesi önce kendisinin uygulaması gerekmektedir.

“Ben güzel ahlâkı tamamlamak üzere gönderildim.” buyuran Efendimiz’in (SAV) ümmeti olarak bizlere düşen önemli görevlerden biridir ahlaklı çocuk yetiştirmek. Ana baba dan sonra öğrenmeye ve taklit etmeye devam eden çocuk eğitim ve çalışma hayatında da öğretmen ve yöneticileri ile eğitilmeye devam eder. Hayattaki her rölün ahlaki değeri vardır. Bu nedenle herkes aldığı her görevi ahlak ve vicdana yakışır şekilde yapması gerekmektedir.

Çocuk da güven duygusunun gelişmesi için öğretenlerinin ahlaklı olması şarttır.

 

Mizaç ve karakter, kişiliğin iki temel unsurudur. Mizaç, huy, tabiat anlamına gelir. Mizaç özellikleri doğuştan gelir

 

METİN ACIPAYAM: Ahlakın özü hiyerarşiktir. Kuralları hiyerarşiktir. Mana haritası hiyerarşiktir. Disiplini hiyerarşiktir. Bu sebeble çocukların ahlak eğitimi, akıl inşasında, hiyerarşik boyutuyla ciddi bir yer işgal eder. Ahlakın özü aynı zamanda duygu yoğunlukludur. Çocuğun anne-babaya itaat etmesi, onlara kıymet vermesi olayı, bilgi ve ahlaka dayandığı kadar, duygu kaynağına da dayanır. Çocuğun ilk aldığı ahlak eğitimi aile içi ilişkilere dayanır, aile içi ilişkiler ise duygu yoğunluğu fazla olan olaylardır. Çocuk (veya insan) aile fertleriyle ilişkisini duygu yoluyla kurar, tabiatında bu tür duygular zaten vardır. Bu sebeple aile içi ilişkileri duygu merkezli kurmak kolaydır. Buradan hareketle görüşlerinizi öğrenebilir miyim?

 

SEVDA AKYÜZ:  Çocuklarda aileden gelen özellikle vardır. Anne ya da babadan aldığı bazı özelliklerdir bunlar. Mizacı ve karakteri gibi.  Mizacına uygun karakter eğitimi ve irade kuvveti ile şekillendirilmesi gerekebilir. Aileler bundan dolayı şikayet etseler de, bir zamanlar kendilerinin de aynı özellikleri gösterdiği ya da gösteriyor olduklarını fark etmeleri gerekir. Verecekleri eğitim ve ahlak çocuklarının karakter yapısına uygun olarak aşılamaları gerekir.

Mizaç ve karakter, kişiliğin iki temel unsurudur. Mizaç, huy, tabiat anlamına gelir. Mizaç özellikleri doğuştan gelir, ruhumuzda mevcut bu potansiyel ile meyillerimize uygun genetik ve biyolojik faktörler birbirini tamamlar. Bu  nedenle çocuk çekingen, dışa dönük, hareketli, cesur veya hassas olabilir.  Mizaç özellikleri, hayat boyu devam eder. Her anne-baba çocuğunu tanımakla görevlidir. Onu anlamalı ve duygusal değişimlerine göre hareket etmek zorundadır. Sürekli olmasını istediği kişi gibi görmeyi bırakmalı, bunu yaparken de hayal kırıklıkları yaşamamalıdır. Anne ve babanın mücadelesi sabırla kazanılır.

Çocuklar küçük adam ve küçük kadınlardır, onları nasıl görmek istiyorsanız öyle yetiştirmeniz mümkün, yeter ki çocuk yetiştirmeye talip olun. Çalışmaya para kazanmaya ayırdığımız zaman ki en az sekiz saat bunun elimizden geldiğince çocuğumuzla iletişimimizi artırarak kapatmaya çalışalım. Dinlemek dinleyerek kişi kendi açıklarını görmesi mümkündür. Anne-Baba çocuktan bir şeyler talep edebilirken, çocuğun kızmasını, sinirlenmesini beklemeden sormayı denemeliler. Kendi ideal insan olmayı başaramamış biri insan yetiştirememekten şikayette etmemeli. Çocuk gören gördüğünü tekrarlayandır.

 

METİN ACIPAYAM: Teşekkür ederiz.

 

SEVDA AKYÜZ: Rica ederim

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir