ANLADIM BEN’İ; DUYUYORUM SEN’İ

Anlamadın Ben’i; duyuyorum Sen’i

Anlama eylemi, tek yönlü; duyma eylemi ise çift yönlü işler.

HER ‘ANLAYAN’ İNSAN DUYAMAZ; AMA HER ‘DUYAN’ İNSAN ANLAR

Anlamak, ses’siz gerçekleşen, ses olmadan gerçekleşen bir iş’tir. Başka bir ifadeyle, anlamak, bilgilenmekle, bilgilenmekse dolaylı bir eylemle gerçekleşir.

O yüzden anlama çabası, bir şeyin künhüne vâkıf olmaktan, o şeyin ruhuna nüfûz etmekten ziyade, görüneni, göründüğü kadarıyla -kişinin ‘görme’ yetileri ölçüsünde- gerçekleşen dolaylı ve dolandıran bir eylemdir. Donduran yani.

Ama duymak, ses’in ses’le buluşmasıyla gerçekleşir. Ses, ses’e ses verdiğinde, kişi sesleneni ve seslenileni doğrudan duyar.

Anlamak, irtibat kuramamak ve sonuçta, bütün irtibatları kırmaktır. Duymaksa, irtibat kurmaktır. İrtibat, aracısız, dolayımsız, kısacası doğrudan’dır; doğrudan olduğu için de doğurgan.

Sonuç: Her anlayan insan, duyamaz; ama her duyan insan, anlar.

ANLAMA ÇABASI İNDİRGEYİCİ, DUYMA ÇABASI BÜTÜNLEŞTİRİCİDİR

Anlama çabası, indirgeyicidir, kendine indirger. Kestirmeden sonuca gitmeyi hedefler.

Duyma çabası ise, bütünleyici ve bütünleştiricidir. Kestirmeden sonuca varma kaygısı gütmez; yola çıkmanın, yolda olmanın ve bitimsiz, doyumsuz, tarifsiz bir yolculuk yapmanın zevkini, lezzetini yaşar.

Yani anlamak, hayatın çeperlerinde dolaşmaktır. Duymaksa, hayatı doyasıya, duyarak, bütün ses’lere kulak kabartarak yaşamak.

ANLAMA’NIN TEMELİ, SINIR; DUYMA’NIN TEMELİ İSE, SIR’DIR

Anlama’nın temeli sınır’dır. Sınırlamak. Sınırlama çabası.

Sınırlama, önce adlandırmayla, sonra kavramlaştırmayla gerçekleşir. Kişi bir şeyi adlandırmaya başladığı andan itibaren kavramlaştırmaya başlar.

Kavramlaştırma, adlandırmanın sınır taşlarını döşemekle sonuçlanır. Ve Hayatı, çitler alanına çevirmekle, parçalamakla, parsellemekle ve nihayet paranteze almakla sonunda.

Duyma’nın temeli ise sır’dır. Sır, bütün sınırların ötesinde saklıdır. Sınırları aşmak, sırrın sırrına varmakla değil, daha ziyade, sırrın sırrını duyma çabasıyla mümkün olur.

Sırrın sırrına varılamaz. O zaman hayat da, insan da biter çünkü.

O hâlde: Aslolan anlamak değil, duymaktır. Kaldı ki, duymak anlamayı da ihata eder. Ama anlamak, duymayı izole eder. Ve duymaktan, duyabilmekten alıkor, uzaklaştırır, mahrum eder insanı.

ANLAMA’NIN BİR ÖZNESİ, DUYMA’NIN İKİ ÖZNESİ VARDIR

Anlama’nın bir öznesi vardır: Ben.

Duyma’nın ise iki öznesi vardır: Ben ve Sen.

Anlama’da, Ben önceliklidir; Ben, her şeydir aslında. Ben-merkezlidir anlama. Ayırıcıdır o yüzden. Ayrıştırıcı. Atomlaştırıcı ve insanın derûnî algılama yetilerini bitirici ve algı kapılarını kapatıcı.

O yüzden, anlama, Ben’i özneleştirir, Sen’i ise nesneleştirir.

‘Anlıyorum seni’, ‘hoşgörüyorum seni’ diyen insan, Sen’i anlamadığını ve horgördüğünü zımnen ilan ediyor’dur aslında.

Duyma’da ise, sen, öncedir, önceliklidir. Duymak, karşıdan gelen ses’e kulak kesilmek, ses’in nefesini içine çekmek, içselleştirmektir çünkü.

O yüzden duyma, bütünleştirici, birleştiricidir. Kapalı kapıları açıcı, bariyerleri aşarak yeni koridorlar inşa edici, sürgit süren ‘varedici’ bir yolculuktur.

Duyan insan, duyarlıdır. O yüzden ‘seni anlıyorum’ demez; aksine, ‘beni anlıyorsun, değil mi?’ der.

Karşı’dan gelen sesi alabilen insan, sesi işittiği, duyduğu andan itibaren, ses’e ‘koşar’, ses’le birlikte olur; ses’in ses’i olur. Ses olur. Ve nihayet Sen olur.

AYRILIK ATEŞİ SEN’LE İLGİLİDİR, BEN’LE DEĞİL

Kişi, Sen olduğu andan itibaren kendini / ben’i farkeder; farketme, yani tefrik etme melekelerini idrak eder; fark’ı fark eder. Ve Fark olur.

O yüzden firak / ayrılık ateşi, Sen’le ilgilidir; ben’le değil.

Sen’in ayrılık ateşin yakar Ben’i. Ve yıkar, kelimenin iki anlamıyla da, hem ‘ben’imi, hem de ‘beden’imi.

Sözün özü: Aslolan anlamak değil; anlamayı aşacak bir noktaya ulaşmaktır. Duymak yani.

Duyan insan, duyarlıdır. O yüzden duyan insanın duyargaları, kapıları, algıları bütün seslere, bütün pencerelere ve bütün dünyalara açıktır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir