ANTİDEPRESAN İLAÇLARI VE DEHA SOYKIRIMI

ANTİDEPRESAN İLAÇLARI VE DEHA SOYKIRIMI
Bir medeniyetin akıbeti, dehalarının akıbetinden takip edilebilir. Medeniyet havzasında doğan dehalar nasıl yaşıyor, hangi alanlara yönlendiriliyor, hangi alanlarda istihdam ediliyorsa, medeniyet o alanlarda kabarıyor, gelişiyor, göz kamaştırıcı hale geliyor. Dehalar hangi alanı boşaltıyorsa o alan çöküyor, geriliyor, köreliyor ve yok oluyor.
Batı medeniyet havzasında, Reform ve Rönesans’tan sonra dehalar, felsefe, bilim ve sanat alanlarında yoğunlaşmıştı. On dokuzuncu asra kadar bu şekilde devam eden batı içtimai hayatı, felsefe, bilim ve sanat alanlarında yoğun bir üretim ve gelişme yaşadı. Bugünkü batı medeniyetini de inşa edenler, o dönemde özellikle felsefede yoğunlaşan deha kontenjanıydı. Yirminci asra gelindiğinde batı medeniyet havzasındaki deha kontenjanı, iktisadi alana ve teknoloji (bilim değil) üretimine kaydı. Yirminci asırda felsefe tamamen tükendi buna mukabil iktisadi alanda ve teknolojide müthiş bir gelişme ve köpürme yaşandı. Dünya tarihinde hiç olmadığı kadar büyük bir iktisadi üretim, yirminci asrın ikinci yarısında meydana geldi.
Dehalar felsefeden çekildiği için felsefe krize girdi (başka sebepleri de var tabii ki) ve batı medeniyeti teorik kaynaklarını kaybetti. Teorik kaynaklarını kaybeden medeniyetin yaşaması ne mümkün…
Batı medeniyetinin temelindeki krizin, felsefe krizi olduğunu düşünüyorum. Felsefe krizinin temel sebebinin de dehaların bu alanı boşaltmaları olduğunu… Dehaların bu alanı boşaltmalarının sebebinin de, iktisadi alana yöneldikleri düşüncesine sahiptim. Ta ki bir doktor arkadaşla yaptığım sohbete kadar. Buraya kadar zikrettiğim sebepler silsilesinin doğru olduğunu hala düşünüyorum ama bir sebebin daha bulunduğunu, doktor arkadaşla sohbet sırasında fark ettim. Antidepresan ilaçları…
*
Antidepresan ilaçlarının mahiyeti, uyuşturucudur. Uyuşturucu, kaçak haliyle de ilaç haliyle de “yalancı mutluluk” veya geçici mutluluk oluşturuyor. İnsanın aklı ve iradesiyle gerçekleştiremediği mutluluğu uyuşturucu geçici olarak gerçekleştiriyor. Mutluluk ise sihirli bir hal… Bir defa tadıldığında vazgeçilecek cinsten bir ruh hali değil.
Antidepresan ilaçları, ürettikleri yalancı mutlulukla aslında ne yapıyor? Ruhi hamleyi bloke ediyor, zekanın keşif maharetini sıfırlıyor, tefekkür faaliyetini giriftlikten uzaklaştırıyor. Yani dehaların tüm hususiyetlerini yok ediyor.
Psikiyatrinin geliştirdiği (aslında geliştiremediği) “normal insan” tarifi, dehaları ihtiva etmez. Normal insan tarifi “orta zekaya” işaret etmektedir. Dehalar ise orta zekanın çok çok üzerinde ruhi hususiyetlere sahiptirler. Deha özelliklerini “anormal” olarak tarif eden ve onları tedaviye muhtaç sayan psikiyatri anlayışı, dehaları laboratuarlardan ve agoradan alıp kliniklere taşımıştır. Bunu yaparken de, “deliliğin en büyük alameti, tedaviyi kabul etmemektir” hükmüyle, bilimsel(!) müeyyideler uyguluyor. Bu tür müeyyideler, tedaviyi kabul etmeyen dehaların içtimai altyapısını imha ediyor. Ya kliniğe gidersin ya da cemiyette “deli” olarak itibarsızlaşırsın…
Batı medeniyeti ürettiği psikiyatri ile dehalarına soykırım uyguladı. Dehalarını katleden bir medeniyetin yaşama şansı yok.
*
Sitemiz yazarlarından Selehattin Adanalı, “Parapsikoloji ve yüksek zeka hastalıkları” başlıklı yazısında şu tespiti yapıyor. “Dehalardaki tasavvur istidadı müthiştir. O kadar ki, deha olan müzisyen, besteyi, yapmadan ve çalınmadan “duyar”, deha olan heykeltıraş, heykeli, mermere baktığında “görür”, deha olan matematikçi, formülü, ispat etmeden zihninde gerçekleştirir, deha olan mimar, binayı, zihninde şekillendirir ila ahir. Bunlar, eserlerini, vücut bulmadan, görür, duyar, şekillendirirler, hem de gerçekleştirildiğindeki halinden daha mükemmel şekilde. Bu istidat, özellikle sanatçılar için harikulade bir özelliktir. Çünkü bir eser, inşa edilmeden önce tasavvur edilebilmelidir. Eser, zihni evrende ne kadar eksiksiz ve ne kadar mükemmel tasavvur edilebilirse, o kadar kolay ve güzel inşa edilir.” Doğrusu tam isabet…
Dehaların tasavvur gücü, “gerçekleştirilmeden” gerçekmiş gibi görebilecek çaptadır. Gerçekleşmeden (veya gerçekleştirilmeden) gerçekmiş gibi görebilmek, psikiyatride, halüsinasyon olarak tarif ve klinik vaka olarak kabul ediliyor. Bu durumdaki bir adamı (yani dehayı) deli diyerek tedaviye almakla, onun deliliğini tedavi etmiyor aksine dehasını imha ediyorsunuz. Psikiyatri doktorları, deha katilleridir. Antidepresan ilaçları da bu katillerin silahları…
Bütün bunlar tamam da, delilik diye bir hastalık yok mu? Var. Tedavi edilmemeli mi? Edilmeli. Antidepresan ilaçları kullanılmamalı mı? Bilmiyorum, başka bir yolu yoksa kullanılmalı belki. Fakat çok dikkatli ve mümkün olduğunca sınırlı kullanılmalı. Neticede bu mesele, psikiyatrinin halletmesi gereken bir konu… Diyeceğim ama doktor arkadaşın anlattıklarına bakılırsa, psikiyatri ve modern tıp bu konuda çok sığ ve çok muhafazakar. Dolayısıyla konuyu onların elinden kurtarmak ihtiyacı da ortaya çıkıyor. Meseleyi psikiyatri alanından çıkarıp çok daha geniş çaplı bir ufuk ile değerlendirmek lüzumu açık. Geniş çaplı değerlendirme ise ancak “medeniyet tasavvuru” ile yapılabilir.
Bir de tarih tespiti… Batıda felsefi kriz yirminci asrın başlarında zuhur etti. Antidepresan ilaçları da o tarihlerde imal edilip kullanılmaya başlanmış. Yirminci asırda filozof yetişmedi, çünkü dehalar ya iktisadi alana kaymış veya kliniklere hapsedilmişti.
*
Her medeniyet, büyük ruhi ve zihni patlamalar (hamleler) neticesinde inşa edilir. Ruhi ve zihni (akli) patlamalar, büyük ufuklar açar. Ufuk çizgisini tayin eden mikyaslar genellikle yoktur. Kapalı zihni evren kurulmamış, dolayısıyla ufuk çizgisi sabitlenmemiştir. Ruhi ve zihni patlama sırasında (medeniyetin inşa sürecinde) açık ufuklu bir zihni evren vardır. Bu sebeple dehalar, medeniyetlerin kuruluş sürecinde uçsuz bucaksız bir hürriyete sahiptirler. Dehaların zapt altına alınmadan kaynaştığı kuruluş dönemleri, onların en verimli zamanlarıdır.
Medeniyet kuruluşunu tamamladıktan sonra standartlar üretmeye, çerçeveler oluşturmaya, tarifler yapmaya başlar. Bunlar aslında medeniyetin işaretleri, delilleridir. Gerçekten başıboşluk, serkeşlik, serserilik medeniyetin zıddı şeylerdir. Medeniyet alametleri olan standardizasyon ise aynı zamanda medeniyetin çöküşünün başlangıcıdır. Çünkü artık ufuk sabitlenmiştir.
Her nedense standardizasyon, ufku sabitliyor, hayatı daraltıyor, inkişafı engelliyor. Standardizasyon medeniyetin ta kendisidir ama standardizasyonun, inşa faaliyetini daim kılacak, ufku sürekli genişletecek, hayatı dondurmayacak ve inkişafı engellemeyecek şekilde gerçekleşmesi şart. Bu durum medeniyetlerin en büyük handikapı… Bu handikapa düşmeyen medeniyet yok… Neden bu kadar umumi bir hüküm cümlesi kuruyoruz, çünkü tüm medeniyetler çöktü, öyleyse bu handikapı atlatabileni yok.
Bu handikapın ilk vurduğu hedef, akıldır. Standardizasyondan sonra inşa edilen “akıl formu”, gelişmeye mani olacak bir bünye halini alıyor. Medeniyetler normal insan tariflerini, “akıl formu” üzerinden yapıyor. Akıl formu orta zeka ile sabitlendiğinde, bunun dışındakiler hastalık teşhisi ile kliniklere taşınıyor ve ortada deha kalmıyor.
İslam medeniyet tasavvurundaki akıl, “akl-ı selim” terkibidir. Akl-ı Selim üzerinde hassasiyetle ve dikkatle çalışmak gerekiyor.
Selehattin Adanalı, neden bu konuyla ilgilenmiyorsun?
HAKİ DEMİR
demirhaki@gmail.com

“ANTİDEPRESAN İLAÇLARI VE DEHA SOYKIRIMI” için 2 yanıt

  1. İnsanın namaz içinde Rüku’dan doğrulduktan sonra secdeye düşerken kalkıp tekrar başka bir sabit secde ufkuna varması ne kadar mümkünse medeniyetin de eceline yaklaşırken ufkunu genişletmesi o kadar mümkündür.Allahualem.

  2. kendim bizaat yasadim, ve uzun zamanimi ve yillarima alan bu konu üzerinde cok arastirmlar yaptim, kesinlikle sunu söyleyebilirim.
    bu haplarin faydasi kisa süreli, uzun süreli ise bi insanin herseyi elden gidiyor, yasayan ölüden farki kalmiyor..kisa vadede ataklari ,,güya yatistiriyor´´ ve yaklasik 2 – 3 hafta icinde rahaltama sagliyor, PEKI bu haplar alinmadanda 2- 3 hafta sonra ayni ilgiyle hastanin etrafinda pir dönülünce ayni yatismanin saglanmadigina dair hic bir kanit olmadigi gibi, en önemli nokta kaciriliyor, o noktada EGER ORTADA BI HASTA VARSA, SIZOFREN varsa, aileyi tedavi etmek gerekiyor, kendim bu konun üzerine gittim 24 saatimi gecirdim böyle kisilerle, AILE BI GENCI düsünceleriyle, hükmetme, itaatkar yapmak icin binbir türlü takla atiyor, ve sonunda öyle akil almaz metotlar deniyorlarki istekleri gerceklesmesi icin, artik psikyatri tek kasis noktasi oluyor.
    Almanyada bunun farkina varildigi icin, gercekten tedavi görmek isteyenlere 3 ay ailenin ulasmayacagi ve telefonla bile arayamacagi dogal stressten uzak kliniklerde tedavi ediyorlar.
    bu ,,hasta´´insanlar nedense, geri döndüklerinde aileden uzaklasiyor, ve zorunlu durumlardan haric aileleri ile görüsmüyorlar..
    maalesef cok yayginlasan psikolojik vakalardan dolayi etrafimda mecburen, ve kendi en yakin cevremde tecrübe etmek zorunda kaldigim icin üzülerek söylüyorum. Aile yapisi bozuklugu gittikce devam etmekte ve cocuklar, gencler ruhen sakatlanmakta..

    Aileler dini istedigi gibi cocuga lanse edip, sucluluk duygulari ile vicdani hesaplasmadan tutun bicok fitri ve manevi duygulari bozmakta.
    misal olarak, Allah razi gelmez, cehenneme girersin annene babana karsi gelirsen, kücüklükten bu düsünce ekiliyor, cocuk sartsiz kayitsiz annenin babanin hastalikli davranislarina bile ses cikaramiyor, zaten onlara muhtac, camidede derste ayni seyleri duyuyor, anneye babaya karsi gelinmez..
    cocuk bocalamaya basliyor..
    sizofrenin tohumu cok cabuk ekiliyor, anne baba bi taraftan dinden istedikelerini cikarip cocugu istedigi yönde ilerlemesi, hatta bazi vakalarda ilerlememesi icin (cünkü ilerde maddi sikinti,yaslilikta bakilma ihtiyaci..,yalnizlik) cocugu manupule ediyor…
    böyle durumlarda misal baba bi yandan kuran okurken, cocuguna kuran ögretirken, bi de bakiyor cocuk aksam olmus, babasi oturmus annesinin gözlerini oymaya calisiyor…baskalari geldigi vakit hic bisey olmamis gibi davraniyor..ertesi gün bu cocugu dövüyor, disarida aileden evden anlatilmaz günahtir deniyor…

    böyle ve daha da ileriye giden bicok celiskili davranis ve celiskili mesaj sergileyen veren anne babalarin, bide üstüne korkutarak siddetle büyütülen cocuklarin 21- 25 yasi arasinda tam bi bocalamayla ve o güne kadar izin bulamadiklari duygu bosalimlarini yasamalari, ve bunu tetikleyen bi kac dis etkenle depresyona girmesine sasilmamasi gerek, hatta bu kadar zaman bi insan evladinin dayanmasi bile bi mucize..

    ne yazikki böyle hastalar nerdeyse ömrü boyu yasadiklarini anlatamiyorlar, anne babalarina karsi sucluluk duyduklari icin, onlara hayatlarini borclu bildikleri icin ,,sizofrenik´´durumlarda bilindigi gibi ,,is yerini´´, patronu, arkadasini, kocasini, karisini bicok ilgisi olmayan ama tetikleyen insanlari sucluyorlar, ve onlarin yapmadigi, yada görünmeyen insanlarin ,,cinlerin´´onlara sunu bunu söyledigini idda ediyorlar..

    maalesef bi kac vaakayi yakindan tanidigim icin bu kadar kesin konusabiliyorum, bi zamanlar kiz cocuklari canli canli kumlara gömülürken, bugünün cocuklarinin da ruhlarini sakatlyor, ve yine insan en yakinindan, ebeveynlerinden aliyor bu darbeyi…

    HEPIMIZe BILINCLENME YOLUNDA COK BÜYÜK SORULULUK düsüyor..
    daha duyarli olmak dilegiyle

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir