ASTRAL SEYAHAT-2-ASTRAL SEYAHATİN MAHİYETİ NEDİR?

ASTRAL SEYAHAT-2-
ASTRAL SEYAHATİN MAHİYETİ NEDİR?
En basit haliyle anlatmak gerekirse Astral seyahat, ruhun bedenden ayrılarak yalnız başına (bedensiz) seyahat edebilmesidir. Mümkün mü? Evet… Ruh, bedenden daha latif, daha kuvvetli, daha maharetlidir. Ruhun bedene ihtiyacı, bedenin ruha olan ihtiyacı gibi değildir. Daha doğru bir ifadeyle ruhun bedene ihtiyacı yok, bedenin ruha ihtiyacı var.
Parapsikolojik çalışmalar, bedenden ayrılanın şuur olduğu noktasında yoğunlaşıyor. Ruhu kabul etmeyen materyalist yaklaşımlar, insan şuurunun bedenden ayrılabildiğini, seyahat edebileceğini ve tekrar bedene dönebileceğini söylüyor. Ruhun varlığını kabul etmeyenlerin, şuurun bedenden nasıl ayrılabildiğini izah edebilmeleri mümkün değil. Zaten bu tür yaklaşımların açıklamalarında sayısız boşluk var.
Materyalist yaklaşımların ruhun varlığını reddetmekte en çok zorlandığı konular parapsikolojik olaylardır, bunların içinde de daha fazla zorlayan ise astral seyahat. Hakikaten astral seyahat konusunda ruhu reddetmek fevkalade zor. Hala kabul etmeyenler, astral seyahati nasıl izah edecekleri konusunda fena halde çırpınıyorlar. Şuurun bedenden ayrılması türünden ifadeler, hiçbir şekilde temellendirilebilecek ve izah edilebilecek bir olay değil. Hala ruhun varlığını kabule direnenler, bilgi kirliliği oluşturmaktan başka bir şey yapamıyorlar.
Ruhun varlığını kabul edince, birçok olayın izahı bir anda kolaylaşıyor. Evet, ruh bedenden ayrılıp seyahat edebilir ve geri dönebilir. Bunu da yapıyor. Her insan uyuduğunda ruh bedenden ayrılıyor ve seyahat ediyor. Kendi istediği gibi bir hayat sürüyor. Sonra geri dönüp bedene giriyor. Rüya bunun apaçık delilidir.
Şu soru önemli ve anlamlı, “ruh bedenden neden ayrılıyor?”. Çünkü ruh bedene girmeden önceki hayatını özlüyor. Bedenden ayrıldığında her ne kadar beden öncesi hayatını yaşayamıyorsa da, nispeten beden hapishanesinden kurtulup, zaman üstü hayata yakın bir hayatı yaşıyor. Bu fırsat ve imkan ruha tanınmazsa (yani insan uyumazsa) ruh bedeni perişan ediyor. Uyku ihtiyacının açıklaması da aslında bu… Uyku, bedenin değil, ruhun ihtiyacıdır. Bedenin de uykuda dinlendiği ve ondan faydalandığı doğru ama beden uyumadan da dinlenebilir. Fakat beden uyumadan ne kadar dinlenirse dinlensin, uykunun yerine geçmiyor. Çünkü ruh bedenin uyumasını istiyor. Beden uyumalı ki, kendisi beden hapishanesinden (tabii ki irtibatını kesmeden) ayrılsın ve biraz da olsa hürriyetine kavuşsun. Öyleyse uyku, ruhun hürriyet ihtiyacını karşılamak içindir. (Kaynak, Haki Demir)
Konu, ruhun, beden uykuya varmadan bedenden ayrılmasıdır. Uykuda bedenden ayrılabilen ruh, uyanıkken de ayrılabilir. Bu çok tabiidir ve doğrudur. Astral seyahati günlük olarak yapacak hale gelen ve yapan kişinin uyku ihtiyacı kalmaz. Çünkü ruh, uyanıkken de olsa bedenden ayrılıp özlediği hayatı kafi süre yaşarsa, ihtiyacını karşılamış olur. Astral seyahat yapanların tecrübe etmeleri gereken hususlardan biri de budur. Günlük alışkanlık haline getirenler, hala uyku ihtiyacı duyuyorlar mı duymuyorlar mı?
*
Ruhun bedene ihtiyacı yoksa bedenden neden ayrılıp gitmiyor? Hatta beden ruh için bir hapishanedir, onun hayat alanını daraltır, buna rağmen ruh neden bedende kalmak mecburiyetindedir? Çünkü ruh bununla görevlidir. Dünyaya inmek, bedene duhul etmek ve “muayyen bir süre” onunla kalmak görevi verilmiştir. Bu göreve itiraz edemez, karşı gelemez, isyan edemez.
Anlaşılan o ki, ruhun bedene mahkumiyeti, irtibatı kesmemek cihetiyledir. İrtibatın devamı, “canlılığı” temin ediyor. İrtibat tamamen kesildiğinde, insan ölüyor. Demek ki, ruh bedenden ayrılabiliyor fakat irtibatı kesemiyor. Görevi, irtibatı kesmemek şeklinde tayin edilmiş olmalıdır.
İslami kaynakların tamamına (İslam irfanına) bakınca, görülenler bunlar. Ruh ile beden arasındaki irtibatın mahiyeti ise tam olarak bilinmiyor. Ruhun dünyaya geldiği “alem-i ervah” nasıl bir yerdir, ruh orada, dünyaya gelmeden nasıl yaşıyor, bilinmiyor. Bilinen o ki, alem-i ervah, dünyadaki hayattan çok farklıdır ve ruh orada bambaşka bir hayat yaşarken, dünyaya gelmek için sırasını bekliyor.
Dünyaya gelmesi, dünyadan önceki hayatta mevcut olan hususiyetlerini ortadan kaldırmıyor. Sadece yeni fakat geçici vatanında, bu vatanın özellikleriyle de bağlı hale geliyor. Dünyanın ve bedenin özellikleriyle de bağlı hale gelmesi, onlarla irtibatını kesmeksizin kendine has özelliklerini kullanmasına mani teşkil etmiyor olsa gerek. Yani bir tür berzah hali… Hem zaman üstü özellikleri var hem de zaman içinde yaşaması gereken bir süre var. Hem zaman üstüne çıkabilecek donanıma sahip hem de zaman içinde yaşama mesuliyetini kuşanmış durumda.
Ölüm, ruhun beden ile irtibatını tamamen kesmesidir. Ruh bedeni irtibatını herhangi bir şekilde devam ettirmeksizin terk ettiğinde, ölüm vaki oluyor. İrtibatını devam ettirerek bedeni terk ettiğinde ise ölüm değil ama ölüme yakın (benzer) bir hal meydana geliyor, uyku gibi… Bu sebeple midir, “uyku yarım ölümdür” buyrulmuştur?
Parapsikoloji yoluyla da olsa batı medeniyetinin, ruhun bedenden ayrılması gibi tecrübeleri yaşayabilmesi ilginç… Batı medeniyetine yakışmıyor, materyalist ve rasyonalist olması bakımından. Zaten birçok alandaki gelişmeler, batı medeniyetini ya yıkacak veya materyalist altyapıyı yok edecek.

*
Bu konu Müslümanlar için özellikle önemli. Önemli olduğu husus, astral seyahat ve onunla elde edilen neticeler, keramet ile karıştırılabilir. Astral seyahat maharetini geliştirmiş olan bir kişi, astral seyahat yoluyla insanlar hakkında elde ettiği bilgiler ile “şeyhliğini” ilan edebilir ve insanları ikna edebilir. Bu yolla büyük istismarlar gerçekleştirilebilir, Müslümanların hayatları ve imanları tehlikeye atılabilir.
Mesela “sahte şeyh” her gece astral seyahat ile bir veya bir kaç müridini takip etse ve ne yaptığını (yatak odası da dahil) görse, sonraki günlerde ise o müridine veya müritlerine bunu açık veya ima yoluyla anlatsa, o kişinin (müridin) sahte şeyhe olan inancı ve itimadı, tüm malvarlığını satıp ona teslim etmesini mümkün kılacak kadar artar. Tasavvufun deruni yönü, bu tür sahtekarlıkları mümkün kılacak bir mahiyete sahiptir. Dikkat, azami dikkat lazım… Aynı zamanda da bilmek ve anlamak şart…
Bu noktadan hareketle, tasavvuf merkezlerinin bazı konuları açıklığa kavuşturma zamanı galiba geldi. Parapsikolojideki yaşanabilir, yapılabilir bazı hususlar ile tasavvuf arasındaki farkı izah etmeleri gerekiyor. Müspet bilimlerle sosyal bilimlerdeki bazı gelişmeler, birkaç asır önceki “fevkalade” olaylarını “alelade” hale getirmiş durumda. Keramet ise en basit ifadesiyle, olağanüstü hadiselerdir. Bu gün, parapsikolojideki gelişmelerle birçok insanın hayret ettiği olaylar, parapsikologlar tarafından gerçekleştirilebilmektedir. Şeyh ile şarlatan bir parapsikolog arasındaki fark, anlaşılabilir ve birbirinden tefrik edilebilir şekilde izah edilse iyi olacak. Müslümanların bu kadar kolay şekilde aldatılmalarına fırsat verecek olayları açığa kavuşturmak gerekir.
SELEHATTİN ADANALI
selehattinadanali@gmail.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir