fikirteknesi tarafından yazılmış tüm yazılar

TAKDİM

TAKDİM

(Ahlak ve İstikamet dergisi 2. sayısının “takdim” yazısı

Dergimizin birinci sayısı, fikir dostları için ciddi bir alakaya, fikir düşmanları için ciddi bir tepkiye muhatap oldu. Sloganla beslenen cahil tetikçilerin dergimize alaka göstermesini zaten beklemiyoruz, onların “okuma süresi” bir-iki paragrafla sınırlıdır. İdrak istidatları, beş-on dakikalık dikkatten ibaret slogancı güruha hitap etmediğimiz zaten malum… Fikir dostları, yani meseleleri derinliğine anlama çabasındaki tefekkür istidatlı okuyucular-takipçiler için büyük bir boşluğu doldurduğu aşikar. Onların müspet alakaları ve destekleri, mücadelenin enerji kaynaklarından birisini oluşturuyor.
Fikir düşmanlarının menfi tepkileri, beklediğimiz gibi tehditlere kadar uzandı. Bu alçak güruhun, tehditlere kadar uzanan menfi tepkilerinin bizim için köpek havlaması kadar kıymeti yoktur. Onlar, fikirden anlamadıkları ve tefekkür faaliyetini “düşman faaliyeti” olarak gördükleri için bizim “dünyamızda” yok hükmündedir. Tehditlerinin işe yarayacağını düşünmeleri ise tefekkürden anlamadıklarının bariz alametidir.
*
Önümüzdeki sayılarda neşredilecek “mülakat serisi” için görüşmelere başlandı. Siyasi parti genel başkanları ve üst yöneticileri seviyesinde görüşmeler yapılıyor.
Mülakatlarımız, mevcut medyadaki dedikodu seviyesizliğinin çok ötesindedir. Hacimli mülakat meselelerimiz mevcuttur ve muhtemelen her mülakatı birkaç sayıda ancak neşretmek mümkün olacaktır.
Mülakat çalışmalarımız kitaplık çapa ulaşacak gibi görünüyor. Bu sebeple mülakatlarımızı dergide neşretmekle iktifa etmeyecek ve bir “mülakat serisi” halinde kitaplaştıracağız.
*
Bu sayıda altı kısım mevcut… “İslami mücadele”, “Siyasi mücadele”, “Siyasi rejimin kimliği”, “Ak Parti iktidarı”, “Yeni Türkiye” ve “Fikriyat”…
İslami mücadele kısmı, “Münevver hürriyeti” yazısı ile başlıyor. Münevver hürriyeti, aynı zamanda İslami tefekkür hürriyeti demektir ki, İslami mücadelenin muharrik kuvvetidir. Münevver hürriyetinin olmadığı yerde İslam’ın derinliğine idraki mümkün olmadığı gibi İslam’ın tatbikatına dair tefekkür faaliyeti de kesintiye uğrar. Ak Parti iktidarının ve Erdoğan’ın fikir üzerinde kurduğu en bariz baskı, münevver hürriyeti bahsinde kendini göstermektedir. Bu bir faciadır.
İslami mücadelenin ihya edilmesi ve yeniden başlatılması şarttır. Bizim siyasi mücadele sahasına çıkma sebeplerimizin en önemlisi budur. İslami mücadelenin ihya edilmesi ise aynı zamanda “partisiz siyasi mücadele” yürüten bir kadronun varlığı ile kaimdir. Aktif (partili) siyasete girmeyen, iktidar nimetlerinden uzak duran, sadece hakikati ifade eden ve onun mücadelesini yürüten bir kadro ihtiyacı azami seviyeye çıkmıştır. Bir ülkede, hakikati cesaretle müdafaa eden bir kadro kalmadığında büyük felaket başlamış demektir. “Ahlak ve İstikamet” dergisi, bunun fikriyatını telif etme çabasında olduğu kadar bizzat sahada da mücadelesini yürütmek cehdindedir.
*
Siyasi mücadele kısmı; “Türkiye’nin siyasi manzarasını”, “Cephe siyasetini”, “Türkiye’nin siyasi haritasını” ve “Siyasetçi şahsiyeti” tetkik ediyor.
Müslümanların Türkiye siyasetinde “stratejik kitle” olduğu gerçeğini uzun bir yazı serisi olarak tetkik etme teşebbüsümüz başlıyor. Mesele siyasetçilerin cahilliği ve istismarı dışına taşınarak ilmi ve fikri tetkiklerin mevzuu haline getirilebilse, Türkiye siyasetinin hakim kuvvetinin İslam olduğu ve İslam’ın tek meşruiyet kaynağı haline getirilebileceği görülür. Derginin siyasi mücadele kısmında bu meseleler tetkik edilmektedir.
*
Siyasi rejimin kimliği kısmı, dergimizin temel tefekkür sahalarından birisidir. Mevcut siyasi rejimin doğru teşhisi yapılmadan Erdoğan’ın ve Ak Partinin nerelere savrulduğunun görülmesi imkansızdır.
Kapak konumuz olan “Siyasi rejimini kendini yeniden inşası” yazısı, siyasi rejimin kimliği kısmındadır. Siyasi rejim, Erdoğan ile birlikte kendini yeniden inşa etmektedir. Yeniden inşa süreci ve yeni kimliği tespit edilmediği müddetçe Erdoğan’ın, “Müslümanların lideri olduğu vehmi” sürecektir. Sloganlardan uzak şekilde meseleye bakıldığında, “Batılılaşma sürecinin yeni patronu Erdoğan mı?” sorusunu sormak elzem hale geliyor. Zira Batılılaşma süreci son hızla devam ediyor.
*
Ak Parti iktidarı kısmına bu sayıda başladık…
Ak Partinin mefkuresizliği ve buna bağlı olarak tefekkür düşmanlığı, birçok meselemizin kaynağıdır. Tefekküre hasım olan bir iktidarın, fikir ile kuvveti birleştirmeyeceği, kuvveti (iktidarı) fikirsiz şekilde, yani vahşi tabiatı ile tatbik etmek zorunda kalacağı aşikardır. Fikirsiz kuvvetin hiçbir işe yaramayacağı meselesi ise “iki milyonluk güvenlik kuvveti olan ülkede suç işlenebilir mi?” başlıklı yazıda kısaca tetkik edilmiştir.
Bir zamanlar İslami mücadelenin amiral gemisi olan Yeni Şafak gazetesi yazarlarından Mehmet Metiner’in yazısı, Ak Parti iktidarı ile inşa edilen “Yeni Türkiye”nin laik kemalist ittifakını itiraf mahiyeti taşıyor. Yeni Şafak gibi bir gazetenin laiklik ve kemalizm propagandası yapması, Ak Parti iktidarının nereye geldiğini göstermesi bakımından hazindir ve dikkat çekicidir.
Medya kısmına gelecek (3.) sayıdan itibaren başlıyoruz. Medyayı, öneminden dolayı ayrı bir “kısım” olarak ele almak şart… Bu sayıda “medya kısmı” açılmadığı için Mehmet Metiner’in yazısı, “Ak Parti iktidarı” kısmında yer almaktadır. Zaten bunların yazıları, iktidarın nerede olduğunu göstermeye matuftur.
*
Yeni Türkiye kısmına bu sayıda başladık…
“Yeni Türkiye” masalı, Cumhuriyet dönemindeki en büyük ikinci fikri sahtekarlıktır. Batılılaşma masalının “Muasır medeniyet seviyesine ulaşmak” şeklinde milli-resmi mefkure olarak pazarlandığı bu ülkede, aynı kafa yapısını sürdürerek, Batılılaşma sürecini “Yeni Türkiye” masalı ile hem de “milli ve yerli” kılıfıyla piyasaya sürmek, gıdası slogan olanları aldatmaktadır. Fakat tefekkürle meşgul olanlar, sahtekarlığın derinliğini görerek açık ve net bir tavır almaktadır.
“Yeni Türkiye” masalının ideolojik ve siyasi ittifakları bu sayıda “takdim” mahiyetinde tetkik edilmiştir. Gelecek sayılarda bu kısım devam edecek, “Yeni Türkiye” masalı tafsilatıyla ortaya konulacaktır.
*
Derginin “Fikriyat kısmı” zengin bir muhteva ile devam ediyor.
Öncelikle insanlığa hitabe mahiyetindeki “Ahlak Beyannamesi” mevzuu önemli… İnsanlığa hitap edecek bir kültür coğrafyasının olmadığı, Batının “insan hakları” doktrininin muhtevasındaki yanlışlıklarla beraber istismar edile edile artık hiçbir manasının ve tesirinin kalmadığı bir çağda, “insanlığa hitap” etmek, bunun muhtevasını “beyanname” çapında telif etmek en büyük hariciye hamlesi olacaktır.
Ne yazık ki Erdoğan’ın ve Ak Partinin slogandan ibaret fikirsizliği ve tefekkür husumeti, insanlığa hitap edecek bir beyanname telif ve neşrine manidir. Gelecek nesillere ve samimi siyasetçilere miras kalacak olan bu beyanname, üzerinde çalışılacak bir mevzu olarak duruyor.
Müslüman münevverlere dönük ağır hakaret ve baskılara karşı hazırlanmış olan “Müslüman münevverlerin müdafaası bildirisi”, fikriyat kısmında yer almaktadır.
*
Gayret bizden tevfik Allah’tandır, vesselam

“SİYASİ FİGÜR” OLARAK ERDOĞAN

NOT: “Ahlak ve İstikamet” dergisi birinci sayıda yayınlanan yazı…

***

Erdoğan, bir kesimin putlaştırdığı, bir kesimin ise şeytanlaştırdığı bir siyasi figür haline geldi. Her iki bakış açısı da ülkedeki siyasetin ve siyasi tefekkürün seviyesizliğini gösterir. Fakat Türkiye’deki siyasi tefekkür ve onun temelindeki saf tefekkür zaten kriz içindedir. Ülkenin tefekkür hayatı, Erdoğan’dan dolayı krize girmiş değildir, tam aksine tefekkür krizi yaşadığımız için Erdoğan bir taraftan putlaştırılmakta diğer taraftan şeytanlaştırılmaktadır.
Türkiye, tefekkür krizine gireli yaklaşık iki asır oldu. İki asırlık tefekkür krizi, yaygınlık cihetindendir, yoksa bu iki asır içinde dünya çapında mütefekkirlerimiz yetişmiş, yaşamış ve mücadele etmiştir. Ne var ki yaygın bir tefekkür krizine yakalanmış olmamız, aynı zamanda büyük mütefekkirlerimizin hak ettikleri alakayı görmelerine engel olmuştur. Ülkenin efkar-ı umumiyesini mütefekkirlerin tayin etmesine mani olan tefekkür krizi, hareket (mesela siyaset) adamlarına hak etmedikleri kadar büyük bir kıymet sağlamıştır. Halk, ilim ve tefekkür ehlini bırakmış, hareket adamlarının peşine düşmüştür. Hareket adamlarına yönelen alaka, İslami mücadele istikametini asli hedefinden saptırmıştır. Erdoğan böyle bir kültür iklimine doğmuş siyasi figürdür.
*
Hayat, en basit tasnifle tefekkür ve tatbikat sahalarından ibarettir. Tefekkür sahası ile tatbikat sahası arasındaki insicam (uygunluk), tefekkür kadroları ile tatbikat (hareket) kadroları arasında doğru ve sıhhatli irtibat kurmakla sağlanır. Bu kadroların birbirine yabancılaşması, birbirinden uzaklaşması, hatta birbirine hasım haline gelmesi, fikriyat ile tatbikat arasındaki irtibatı koparır. Bu ihtimalde fikir kuvvetten mahrum hale gelir ve tesirini kaybeder, kuvvet (mesela iktidar) ilim ve fikirden mahrum hale gelir ve vahşileşir. Tefekkür sahası, tatbikat (mesela siyaset) sahasından daha kıymetli ve daha üstündür, bu sebeple tefekkür kadroları da hareket (ve tatbikat) kadrolarından daha kıymetlidir. Kıymet listesinde üst sırada bulunan, alt sırada bulunana tabi olmaz, alt sırada bulunan üst sırada bulunana tabi olur. Anlaşılacağı üzere hareket-tatbikat kadrosu, tefekkür kadrosuna tabi olmalıdır.
Ülkedeki tefekkür krizi; illiyet, irtibat ve tabiiyet silsilesini kırmış ve ters çevirmiştir. Hareket kadroları tefekkür kadrolarına değil, tefekkür kadroları hareket kadrolarına tabi olmak zorunda bırakılmıştır. Yani tefekkür kadroları, siyasetçilere tabi kılınmaya çalışılmış, siyasetçiler de bundan azgın bir zevk almaya başlamıştır.
Erdoğan, tefekkür adamı değil, hareket adamıdır. Kıymet silsilesinin ters çevrildiği bir kültür ikliminde, iktidar olan, iktidarı da yirmi yıla yakındır devam eden Erdoğan; iktidar olmayı ve iktidarda kalmayı tek ölçü kabul etmiş olmalıdır ki, tefekkür kadrosu ile hareket kadrosu arasındaki temel ölçüleri umursamamıştır. Aslında İslam’ın muhteva ve tatbikat arasındaki irtibatı temin eden temel ölçülerini anladığını gösteren bir işaret de yoktur. Zaten doğru ve derinliğine bir tedrisat sürecinden geçmemiş hareket kadroları, iktidar kuvvetine da sahip olduklarında her şeyin kendine bağlı olduğu vehmini hakikat zannetmeye başlar. Nefs, muktedir olduğunda “haklı” olduğu vehmini üretir ve sahibine hazmettirir, şeytan da yardımcısıdır.
Türkiye’deki mevcut kültürün çocuğu olan Erdoğan’ın, o kültürü aşması ve doğru ölçüler manzumesini idrak etmesi beklenmez. Başka bir ifadeyle, Erdoğan veya başka bir hareket adamının, içine doğduğu kültürün derinlerine kadar inmesi ve oradaki yanlışları teşhis ederek, doğru ölçüleri ikame etmesi kabil değildir. Bu açıdan bakıldığında herhangi bir hareket adamının mazur olduğu kabul edilebilir. Fakat Erdoğan (veya başka bir Müslüman hareket adamı) böyle bir mazerete iltica edemez, zira her Müslüman, İslam ile mesuldür. Mevcut kültür ikliminin ters irtibat haritası, zaten İslami mücadelenin temel gerekçelerinden birisidir, bunu anlamaya zekasının kifayet etmemesi anlaşılabilir ama İslam’ın meseleye nasıl baktığını anlamamak mazeret değildir. Zira İslam, idrak edemediğimiz meselelerde idrak ehline itaat etmemizi emreder.
*
Bir Müslüman, İslami mücadeleyi umursamadığında, neyin doğru neyin yanlış olduğunu anlamaz, çünkü böyle bir meselesi olmaz. Yaygın olanın “doğru” veya “meşru” olduğu vehmi, idrak ehlinin değil, idraksiz insanların özelliğidir. Mevcut kültürel yapıdaki ters irtibat haritasının meşru ve doğru olduğu vehmini hakikat kabul edenler, hem İslam’ı anlamamış hem de mevcut gerçekliği anlamamıştır.
Erdoğan, cahil iktidar sahiplerinin itaat edilmesi gereken insanlar olduğu vehmini esas almış, iktidar sahibi olduğu için bundan sınırsız bir zevk aldığını açıkça göstermiştir. Erdoğan; ilim, irfan ve tefekkür kadrolarını umursamamakta, onlarla istişare etmemekte, tatbikatlarını onların idrak ve irfanıyla yürütmemektedir. Mesele, birileriyle istişare edip etmediği değil, doğru tefekkür kadrolarıyla istişare etmediğidir.
Bunu nereden ve nasıl biliyoruz?
Aldığı kararlar ve yaptığı tatbikatlar bunu açıkça göstermektedir. Sadece bir misal üzerindeki tahlil bile bunu anlamayı mümkün kılar; İstanbul Sözleşmesi…
İstanbul Sözleşmesi, “sözde namus” ifadesini kullanmaktadır. “Sözde” ifadesi (eki), başına geldiği kelimeyi (veya mefhumu) reddetmek, yok saymak, inkar etmektir. “Sözde namus” ifadesi, “namus” mefhumunun olmadığını, ret ve inkar edildiğini gösterir. Erdoğan, İstanbul Sözleşmesi önüne geldiğinde, bu kadar açık bir ifadenin manasını idrakten aciz olmalıdır. Eğer birileriyle istişare ettiği düşünülüyorsa onların da bu ifadenin manasını idrakten aciz olduğu görülmektedir.
“Sözde namus” ifadesini ihtiva eden milletlerarası sözleşmeyi imzalamak, “namus” mefhumunu ve kıymetini, milletlerarası taahhütle reddettiğini ilan etmektir. Milletlerarası sözleşmeler TBMM tarafından kanunla kabul edildiği için bizzat “kanun” demektir. Öyleyse namus mefhumu, bu ülkede kanunla reddedilmiş yani yasaklanmıştır.
Milletlerarası sözleşme ve kanunla namus mefhumunu reddeden Erdoğan, o metni resmi olarak on yıla yakın bir süre uygulamıştır. Yıllarca Müslüman münevverlerin feveran etmesine rağmen kılını kıpırdatmamış, sözleşmeyi feshetmemiş, ta ki kamuoyu baskısı dayanılmaz hale geldiğinde, oy kaygısıyla feshetmek zorunda kalmıştır.
İstanbul Sözleşmesinin feshedilmesini kahramanlık olarak sunan partizan tetikçilere itibar etmek makul değildir. Zira kanunla namusu yasaklayan Erdoğan, on yıllık tatbikatın hasarının ve zararının hesabını vermiş değildir. Kaldı ki, o sözleşmeye dayanılarak çıkarılmış kanunların hale devam ettiği hatırlanırsa, içtimai hasar ve zarar devam etmektedir. İstanbul Sözleşmesine karşı oluşan kamuoyu tepkisi, ilgili kanunlara karşı oluşana kadar yanlışlar ve zararlar devam edecektir.
İşte siyasi figür olarak Erdoğan budur… Namusu kanunla yasaklayacak kadar İslami ölçüleri umursamayan, sayısız Müslüman münevverin feveranını da dert etmeyen, iktidarını tehdit edecek çapa ulaşan kamuoyu tepkisi oluşana kadar yanlışını devam ettiren siyasi figürün adı Erdoğan’dır.
İstanbul Sözleşmesi meselesinde Erdoğan aldatılmış olabilir mi? Mümkün… Birçok konuda olduğu gibi İstanbul Sözleşmesi meselesinde de aldatılmış olması ihtimali mevcuttur. Fakat namusu kanunla yasaklayacak kadar vahim bir yanlışı aldatılarak yapabilmesi, her konuda aldatılabileceği manasına gelir. Her konuda aldatılabilecek bir siyasi figürün her yaptığı işi savunmak, Müslümanlar için ahmaklık alametidir.
*
Meselenin özü şudur; Erdoğan, kendiliğinden “doğru” olanı yapmanın zihni kifayetine ve teçhizatına sahip birisi değildir. Bir meselede karar alacağı zaman, “İslam bu mevzuda ne diyor?” diye sormayan, iktidar için faydalı mı zararlı mı sorusundan başka bir soruyu da gündemine almayan Erdoğan, Müslümanlar için itimat edilebilir bir siyasi figür değildir. Öyleyse Erdoğan’a karşı nasıl bir tavır takınacağımız meselesini açıkça ortaya koymamız şarttır.
*
Erdoğan, yirmi yıla yakın iktidar süresince İslami taleplerden birkaç tanesini yerine getirmiştir. Başörtüsü, imam hatip okulları gibi meselelerden başka İslami talepleri görmezden gelmiş, yine kamuoyu tepkisi arttığı için Ayasofya’nın açılmasını da sağlamıştır. Neredeyse on yıla bir İslami talep düşecek kadar Müslümanların taleplerini umursamayan Erdoğan, anlaşılan o ki, şahsi iktidarını sürdürmekten başka bir kaygı taşımamaktadır.
İslami talepleri yerine getirmesinin yolu, kamuoyu tepkisi ve oy miktarındaki azalmadır. Bu meselenin açıklığa kavuşması, Erdoğan’a karşı nasıl bir tavır takınmamız gerektiği sorusunun da cevabını vermiştir. İslami taleplerin Erdoğan’a karşı yüksek sesle ifade edilmesi, bunun için kamuoyu tepkisinin oluşturulması ve artırılması… Özet olarak, herhangi bir İslami talebi yerine getirmesi için Erdoğan’a karşı mücadele edilmesi gerekiyor. Yani Erdoğan’a asla kayıtsız-şartsız itaat etmemek, siyasi ve içtimai mücadeleyi kesintisiz devam ettirmek ve İslami talepleri yerine getirmediğinde oy vermemek…
*
Erdoğan, şahsi iktidarını merkeze alan, onun için ne gerekiyorsa yapan bir siyasi figürdür. Kamuoyunu takip ediyor, hangi meselede kimlerin tepkisi fazlaysa onların taleplerini yerine getiriyor. Müslümanlar, Erdoğan’a itimat ettiği için hiçbir konuda talepte bulunmuyor, günü geldiğinde yapacağını düşünüyor ve sınırsız bir sabırla bekliyor. Bu arada Kemalistler, solcular, liberaller ve her çeşit Batıcılar taleplerini yüksek sesle ifade ediyor ve kamuoyu baskısı oluşturuyor, Erdoğan da onların taleplerini yerine getiriyor. Kurduğu siyasi denkleme bakın; Müslümanların itimadını istismar ediyor ve onları bekletiyor ama karşı cenahın istediklerini yapıyor.
Bu çirkin siyasi denklemi gören Müslüman münevverlerin son yıllarda İslami talepleri yüksek sesle dillendirmeye başlamasıyla birlikte İstanbul Sözleşmesinin feshi ve Ayasofya’nın açılması gibi işleri zoraki olarak yaptığı açıkça görülüyor. İslami mücadele ve muhalefet yeniden harekete geçtiği günden beri taleplerimiz karşılanmaya başlandı. Yani Erdoğan’a karşı İslami mücadele ve muhalefet bir mecburiyet haline gelmiştir, mecburiyet haline getiren ise bizzat Erdoğan’ın kendisidir.
Müslümanlar, Erdoğan da dahil olmak üzere siyasetçilere itimat etmemeli, mücadelelerini yürütmeli ve taleplerini en yüksek seviyede dile getirmelidir. Yirmi yıllık iktidar tecrübesi ve yirmi yılda ancak üç-beş İslami talebin yerine getirilmiş olması, neyi nasıl yapacağımız hususunda kafi tecrübeyi üretmiş olmalıdır. Ahmakça itimat yerine açıkça mücadele etmek, netice almanın tek yoludur.
*
Erdoğan, önüne gelenin ikna ettiği, yani aldattığı, bunu da kendinin bizzat itiraf ettiği bir siyasi figürdür. Herhangi bir meselede ikna olmasının temel ölçüsü ise şahsi iktidarıdır. Müslüman münevverler, Erdoğan’ı ikna edecek kadar ona yaklaşmak imkanından da mahrumdur. Bizzat kendinin seçtiği yakın kadrosunun kahir ekseriyeti, İslami talepleri umursayanlardan oluşmamaktadır. Müslümanların Erdoğan’ı ikna etmesinin tek yolu, ona karşı mücadele etmektir, bu yolu alternatifsiz bırakan ise bizzat Erdoğan’ın kendisidir. Kamuoyunda kafi kuvvete ulaşmayan tepkileri ise asla umursamamakta, yoluna devam etmektedir.
*
Erdoğan, kemalist siyasi rejimle hiçbir sıkıntısının olmadığını göstermiştir. Kemalizm meselesinde CHP ile gizli şekilde yarışmaktadır. İslami talepleri kendiliğinden yerine getirmek bir tarafa, kendi tabanını kemalistleştirmek gibi bir süreci başarıyla yürütmektedir. Erdoğan, şahsi iktidarını sürdürmek için bu noktaya savrulabilmiştir. Bu sebeple, CHP’ye karşı mücadelemizin sebepleri aynı zamanda Ak Parti ve Erdoğan’a karşı mücadelemizin sebepleri haline gelmiştir. Mesele parti tabelası değildir, mesele siyasi rejimin temel kimliği ile ilgilidir. Kemalist siyasi rejimi her kim koruma çabasına girerse ona karşı mücadele etmekle mükellefiz. Ak Parti, CHP’lileştiği (kemalistleştiği) oranda kendisine karşı mücadele edilmesi gereken bir siyasi hareket özelliğini kazanmıştır.
MUSTAFA KARAŞAHİN

AHLAK VE İSTİKAMET DERGİSİ ÇIKIYOR

“Ahlak ve İstikamet” dergisinin birinci sayısı 01.06.2021 tarihinde çıkıyor.
Fikir ve siyaset dergisi olarak yayın hayatına başlayan dergi, İslami mücadele, buna bağlı olarak siyasi mücadele çizgisinde neşriyatını sürdürecektir.
Siyasete ve iktidara kilitlenen zihinlerin İslami mücadeleyi unuttuğu bir iklimde, iktidardan daha önemli meselelerimiz olduğunu hatırlatmak ve İslam’a uygun bir siyasi mücadele yürütülebileceğini göstermek için yayın hayatına başladı.
İslami taleplerin gündeme bile getirilmediği, getirilmesinin iktidar tarafından fiili olarak yasaklandığı, gündeme getiren Müslüman münevverlerin itibarsızlaştırıldığı bir vasatta, İslami mücadeleyi merkez alan bir siyasi mücadele mecrası açılması için yola çıktı.
Gayret bizden, tevfik Allah’tandır.

*******

PDF KİTAP-DERGİ İRTİBAT
ALİ FURKAN DEMİR
TEL: 0546 545 89 69
E-Mail: alifurkandemir@hotmail.com
Halkbank İBAN TR:TR19 0001 2009 2220 0001 0920 39
Kitapların-Dergilerin fiyatı : 10 TL

PDF KİTAP SATIŞI BAŞLADI

Fikirteknesi külliyatı PDF şekliyle okuyuculara sunulmaya başlanmıştır. Kitaplar hazırlandıkça listeye eklenecektir.

Kitapların listesine, sitemizin “PDF KİTAP” butonuna tıklayarak veya https://www.fikirteknesi.com/kitap-siparisi/ linkinden ulaşabilirsiniz.

İrtibat bilgileri de aynı yerde mevcuttur.

RAPOR-13-LİDERLİK

TAKDİM

Ülkedeki mücerred tefekkür zafiyeti, akılları doğrudan müşahhas meselelere sevk ediyor. Fakat anlaşılmayan nokta şu; mücerred fikir olmadığında müşahhas meselelerin izahı da muhaldir. Sıhhatli silsile; mücerred fikir, tatbikat fikri ve tatbikattır. Mücerred fikir olmadığı için tatbikat fikriyatı da telif edilemiyor, tatbikat fikriyatı telif edilemediğinde tatbikat sıhhatli ve doğru şekilde gerçekleşmiyor.
Tatbikat fikriyatı, mücerred fikir (mefkure-dünya görüşü) ile tatbikatı birbirine bağlayan, tatbikatı fikriyata nispet eden, fikriyat ile tatbikat arasındaki mesafenin açılmasını engelleyen, “inandığınız gibi yaşamayı” mümkün kılıp, “yaşadığınız gibi inanmanıza” mani olan fikri ve fiili bir zarurettir.
Tatbikat fikriyatı telif edilemediğinde müşahhas meseleler dedikodu haline gelir. O şunu dedi, bu şunu yaptı ila ahir… Tatbikat fikriyatı olmadığında müşahhas meseleler, kaçınılmaz olarak fikri nispetini kaybeder ve şahıslarla hadiselerin konuşulduğu bir kahvehane havasına mahkum olur.
Tatbikat fikriyatı, tatbikatla da ilgilidir ama müellifleri mücerred tefekkür sahipleridir. Mütefekkirler tatbikat fikriyatıyla ilgilenmezlerse, tatbikat hayatın ve insanın tabiatındaki terbiye edilmemiş mecralara dökülür. Terbiye edilmemiş mecraların kaynağı, nefistir. Bu ihtimalde tatbikat, nefsin şehvetlerini fikir, bunların karşılanmasını da fikrin uygulaması haline getirir. Bu ihtimalde köşe yazarları mütefekkir, dedikodu da fikir muamelesi görmeye başlar. RAPOR-13-LİDERLİK yazısına devam et

RAPOR-14-MAHALLİ SİYASETİN YOZLAŞMASI

TAKDİM
Mahalli siyaset, dar manada parti il teşkilatları, belediye teşkilatları ve o şehrin milletvekillerini ifade ediyor. Bunların içtimai, iktisadi, siyasi irtibat ağlarıyla şehre yayılıyor. Bir şehirdeki siyasi kadroların irtibat ağı, o şehrin siyasetini, yani mahalli siyaseti belirliyor.
*
Bir şehirdeki parti ve belediye kadroları ile milletvekillerinin irtibat ağları ne kadar geniş ise o nispette sağlıklı, ne kadar dar ise o nispette sağlıksız bir mahalli siyaset oluşuyor. İrtibat ağı genişledikçe halka ve halkın meselelerine olan vukufiyet artıyor, irtibat ağı daraldıkça halkla irtibat kesiliyor ve meselelere aşinalık azalıyor.
Siyasi kadrolar, ne kadar geniş halk kesimlerine ulaşırsa, cemiyeti ve onların meselelerini o nispette dengeli şekilde anlama ve ihtiyaçlarını karşılama imkanına sahiptir. Tüm halka ulaşan bir irtibat ağına sahip siyasi kadrolar, hiçbir halk kesimini diğerine tercih etmek hatasına düşmez, zira onlarla karşılaşmakta ve onlara hesap vermek zorunda kalır. İrtibat ağı daraldıkça, şehrin bazı kesimleriyle irtibat kurulmakta ve onların menfaatlerinin takipçisi haline gelmekte, diğer halk kesimlerinin meselelerini umursamamakta ve dikkate almamaktadır. Anlaşılacağı üzere irtibat ağının daralması, aynı zamanda yolsuzluk, istismar, suiistimal gibi ahlaksızlıkların ana rahmidir. RAPOR-14-MAHALLİ SİYASETİN YOZLAŞMASI yazısına devam et

RAPOR-9-YENİ ÜNİVERSİTE ANLAYIŞI

TAKDİM
Bizim üniversitemiz yok, bize ait üniversite yok, bizimle ilgilenen üniversite yok, bizim için üreten üniversite yok… Tafsilatıyla birlikte ortaya konulduğunda bu tespitler, aynı zamanda çok ağır tenkitlerdir. Fakat durum o kadar vahim ki, mesele bu kadar ağır tenkitlerle ortaya konulmadığında yeni üniversite anlayışını teklif etmek muhal… Bu ağırlıkta bir tenkit ve itham, tercih değil, zarurettir; netice alıcı başka bir ihtimal olsa onu tercih ederdik.
Meseleleri en çetin tenkitlerle ortaya koyma zarureti, kültürel (zihni) işgalin derinliğinden ve yerleşik hale gelmesinden kaynaklanıyor. Kültürel işgal, neredeyse betonlaşmış (ve tabii ki kanıksanmış) durumda, yani naif tenkitlerle mesele halledilecek gibi değil. Bu sebeple, bu çalışmanın (raporun) sonuna kadar okunmasını tavsiye ederiz.
*
Üniversitede arıza varsa, her şeyimizde arıza vardır. Her şeyimizde arıza olsa ama üniversite sıhhatli olsa, arızaları gidermek mümkündür. Özet olarak üniversite, marazi bir yapıya sahipse her sahayı hasta etmek, sıhhatliyse her sahayı tedavi etmek imkanına sahiptir. Üniversitenin sıhhati de müessirdir, marazı da…
Üniversiteyi batıya teslim edemeyiz. Üniversite anlayışını batıdan alamayız. Her şeyi batıdan alsak bile temel birkaç meseleyi batıdan almamalıyız. Umumi manada maarif, hususi manada üniversite bunlardan birisidir. RAPOR-9-YENİ ÜNİVERSİTE ANLAYIŞI yazısına devam et

RAPOR-6-CAMİLERİN MÜESSESELEŞTİRİLMESİ

TAKDİM

Cemiyeti kaybettik, artık insan kalabalıkları var. Kalabalık; insanların birbiriyle irtibat ve münasebetinin, mesuliyet ve vazife hissinden ve fikrinden uzaklaştığı ve sadece ihtiyaç ve menfaatle sınırlı hale geldiği insan topluluğudur. İnsan topluluğudur ama hiçbir insani hususiyet taşımaz. Cemiyet ise, hayvani insiyaklardan (ihtiyaç ve menfaatlerden) çok ileride, insani mesuliyet ve vazife hissi ve fikriyle tesis edilmiş yoğun münasebet haritasıdır.
Bu millet, bin yıldır İslam ile yoğrulmuş, hiç tanımadığı insanlara bile Allah rızası ve Allah’ın vahyettiği ölçüler çerçevesinde mesuliyet hisseden ve yardım eden bulunmaz bir medeni cemiyet seviyesine çıkmıştı. Öyle ki, ümmi bir çobanımızın insani mesuliyet hissi, batının profesörlerinden ve “asillerinden” yüzlerce kat daha yüksek bir irtifadaydı. Hala, cemiyet olmakla kalabalık haline gelmek mikyasıyla mukayese edildiğinde, en “medeni” batılı toplumlardan (kalabalıklardan) onlarca kat daha yüksek seviyededir. Fakat diğer toplumlarla mukayeseli olarak “iyi” olmamız, kendimizle (tarihimizdeki kendimizle) mukayese edildiğinde, en aşağı seviyeye indiğimiz gerçeğini değiştirmez.
Dünyanın en asil milleti, iki asırdır kültürel işgale maruz kaldı, son bir asırdır kültürel işgal aynı zamanda resmi uygulama haline geldi ve namlu (ve kanun) zoruyla yozlaştırıldı. Yozlaştırma sürecine, batılılaşma, muasır medeniyet seviyesine çıkma, gelişme, kalkınma gibi isimler verilmesi gerçeği ve neticeyi değiştirmez. RAPOR-6-CAMİLERİN MÜESSESELEŞTİRİLMESİ yazısına devam et

RAPOR-17-BEŞERİ RİYAZİYE VE İSTİHBARAT İLMİ

TAKDİM
İstihbarat ilmi; beşeri ilimler havzasının tatbikat ilimlerindendir. Tatbikat ilimlerinden olması, “müstakil ilim” olmadığı manasına gelir. Müstakil bir istihbarat ilmi kurma çabası, ya tüm beşeri ilimleri kurmayı gerektirir veya akamete uğrar.
İstihbarat ilmi; hem beşeri ilimler havzasında hususi bir yere sahiptir hem de tatbikat ilimleri çeşitleri için özel bir yere sahiptir. Beşeri ilimler havzasının temel ve tatbikat ilimlerinden faydalanmasına mukabil, usul ve istimal bakımından çok bariz farklılıklara sahiptir.
*
İstihbarat sahasının ve faaliyetlerinin ilmi çerçeveye alınmadığı ve ilmi usullerin kullanılmadığı ülkemizde, meselenin sadece teknik boyutlarıyla ele alınması kaçınılmazdır. Sade bir ifadeyle, “istihbarat ilmi”nin kurulmamış olması, meseleyi “muhbirlik” seviyesizliğine mahkum etmiştir.
Bir bilgi ve faaliyet sahasının “ilmi” kurulmazsa, orada ciddiyet olmaz. İlmi çerçeve, ilmi nizam, ilmi terkip yoksa istismar kaçınılmazdır. İlmi çerçevenin olmadığı yerde, şahsi inhisar ve istimal önlenemez.
Meselenin sadece haber almak (bilgi toplamak) ve bunları işleyerek yetkili mercilere raporlamak, çok basit ve seviyesiz bir bakıştır. Sadece teknik kadroların istihdam edildiği bir istihbarat teşkilatı, istihbaratı, ilmi seviyede ele almak istidadına malik değildir. RAPOR-17-BEŞERİ RİYAZİYE VE İSTİHBARAT İLMİ yazısına devam et

RAPOR-15-BEŞERİ RİYAZİYE VE SİYASET

TAKDİM

Beşeri Riyaziyenin tatbik edilebileceği sahalardan birisi de siyasettir. Siyasetin her sahasında tatbik edilebilir mahiyettedir. Başarılı tatbikatları hayal bile edilemeyecek çapta neticeler ve faydalar doğurur.
Beşeri riyaziye, mevcut matematik gibi sadece “tespit” yapmaz, aynı zamanda siyasi faaliyetleri mümkün kılan muhteva ve usullere sahiptir. Denklemlere müdahale etmek demek, mevcut siyasi haritada, ilerleme (dostlar için), geriletme (hasımlar için), harekete geçirme, sevk ve idare etme anlamına gelir. Siyasi sahanın tamamı, belli bir karargahtan tetkik ve idare edilebilir.
*
Muhakkak ki beşeri riyaziyenin siyasetteki tatbikatı; yeni ruhiyat ilmi ve yeni içtimaiyat ilmi ile birlikte gerçekleştirilir. Zaten meselenin özü, bu üç ilmin tatbikatta birleşmesini gerektirir. Her biri nazari olarak ayrı ilimler olsa da, tatbikatta üçünün birlikte kullanılması zarurettir. Aksi takdirde, bu üç ilmin her birinden ayrı ayrı beklenen netice ve fayda elde edilemez.
* RAPOR-15-BEŞERİ RİYAZİYE VE SİYASET yazısına devam et

EYLÜL AYI RAPOR LİSTESİ

EYLÜL AYI RAPOR LİSTESİ

Eylül ayında basılan raporlarımızın listesi aşağıdadır.

MEDENİYET ARAŞTIRMALARI MERKEZİ

Rapor-4-Hakem müessesesi
Rapor-5-Karz-ı Hasen müessesesi

STRATEJİK ARAŞTIRMALAR MERKEZİ

Rapor-15-Beşeri Riyaziye ve Siyaset
Rapor-17-Beşeri Riyaziye ve İstihbarat İlmi

RAPOR-4-HAKEM MÜESSESESİ

TAKDİM

Hakem müessesesi, özü itibariyle resmi müessese olmayıp, içtimai müessese mahiyetindedir. Halkın, kendi ihtilaflarını kendinin halletmesini mümkün kılan bu müessese, aynı zamanda halk tarafından kurulan bir içtimai müessese çeşididir. Halkın ihtilaflarını halletmek için devlete ve hukuka ihtiyaç duymadan kendi arasında meseleyi çözme iradesinin müesseseleşmiş halidir. Hakem müesseselerinde insanların aradığı kıymet, umumiyetle adalet değil, sulh olmak, helalleşmektir.
*
Hakem müesseseleri, hukuk değil, ahlak müesseseleridir. İhtilafları, hukuka (mahkemeye) müracaat etmeden, karşılıklı rızaya (yani ahlaka) dayalı şekilde halledebilmenin müessesesidir.
*
Ahlaki mahiyet taşıyan Hakem Müessesesi, her zaman hakların tespit ve tevziini yapmak çabasına girmez, bazen de tarafların ahlak temelli feragat ve fedakarlığa dayalı rızai anlaşmalarını temin eder. İhtilafların halli her zaman hakların tespit ve tevziine dayalı olarak gerçekleştirilemz, taraflardan birisi mükellefiyetini yerine getirmekten aciz hale gelmiş olabilir. Bu ihtimallerde ahlak, taraflara feragat ve fedakarlık tavsiye etmektedir. Hakem müessesesi, tarafların kudret ve acziyetini de tespit ederek, istismar edilmesini engeller ve taraflara mevcut imkanlar içinde bir mutabakata varmasını teklif eder. Tarafların bu teklif metni üzerinde anlaşmaları halinde mutabakat zaptı hazırlanır ve ihtilaf intaç edilir.
RAPOR-4-HAKEM MÜESSESESİ yazısına devam et

RAPOR-8-İL BELEDİYE SEÇİM PLANI

TAKDİM

Malum olduğu üzere belediye seçimleri, mahalli özelliklerin ve mahalli kadroların önemli bir tesir sahibi olduğu seçim çeşididir. Belediye yetkililerinin seçmenle aynı şehirde yaşaması ve belediye faaliyetlerine halkın günlük muhatap olması, başka bir ifadeyle seçilen ile seçenlerin yakın mesafede yaşaması, mahalli kadroların tesirini artırmaktadır.
*
Mevcut belediye yetkililerinin ve belediye başkanlarının; yolsuzluk, ahlaksızlık, kibirlilik gibi çirkin özellik ve davranışları ayyuka çıkmış durumdadır. K.Maraş’ta, belediye yetkilileriyle münasebete geçip de bunlardan şikayet etmeyen tek kişi yoktur. Belediyelerin ve belediye başkanlarının itibar kaybı, parti teşkilatı ve teşkilat yetkililerinin itibar kaybıyla birleşince, mahalli seçimlerde ağır oy kaybının olması bekleniyor. Sokaktaki vatandaşın bile bildiği ve konuştuğu bu durum, belediye ve teşkilat yetkililerinin hiç umurunda değil…
*
RAPOR-8-İL BELEDİYE SEÇİM PLANI yazısına devam et

RAPOR-7-PARTİ İL TEŞKİLATI-Siyasi Hedefler-

TAKDİM

Meselenin özü, otuz milyonu örgütlemektir. Teşkilattan maksat, otuz milyon insanı bünyesine alacak bir irtibat örgüsü kurabilmektir.
Kamil manada teşkilat kurabilen partiler, teşkilat mensuplarından bahseder; kuşatıcı çapta teşkilat kuramayanlar ise sürekli “parti tabanı” üzerinde durur. Başarılı ve hacimli bir teşkilat kuran partiler, taban diye ifade ve tarif edilen halk kesimini teşkilat bünyesine alarak, teşkilat mensubu yapabilir. Mesele tam olarak budur; otuz milyonluk teşkilat…
Milyonlarca insan var, hem de tankın altına yatacak, namlunun üzerine yürüyecek kadar sadık ve fedakar… Ama teşkilat, sadece seçim zamanında bu insanların binde birine bile ulaşamıyor. Oysa teşkilat bunların tamamını bünyesine almalı ve bunları harekete geçirerek diğer yüzde elliyi ikna etmeye çalışmalı.
Taraftar var ama teşkilat yok… Taraftar hacmince teşkilat yok… Allah Allah… Anlaşılır gibi değil… Asgari yirmi milyon insan kütlesi, teşkilatın kendilerine ulaşmasını bekliyor. Teşkilat bunlara ulaşmadığı gibi, kendi kendine teşkilatlanan insanları da “fitne çıkarmakla” itham ediyor. Hem milyonlarca insanı atıl halde bırakıyor hem de harekete geçen insanları engellemeye çalışıyor. Akıl alır gibi değil…
RAPOR-7-PARTİ İL TEŞKİLATI-Siyasi Hedefler- yazısına devam et

RAPOR-3-ŞEHİR ŞURASI

TAKDİM

Halk boşlukta, istinat noktaları kalmadı. Hayat boşlukta, itibar mercileri kalmadı. Münevver camia boşlukta, faali-yet ve tatbikat sahası kalmadı. İlim ve tefekkür boşlukta, kıymet ve müessiriyeti kalmadı. Özet olarak söylemek gerekirse; hayatın içtimai altyapısı çöktü, tüm dikkatler maddi altyapıya çevrildi. Hedef, “fahişe ama zengin” türünden bir insan tipi değilse eğer, bugünkü hal, tam bir felaket… Maddi altyapıdaki iyileşmelerin bedeli manevi kıymetler ise, iktisadi gelişmenin neticesi, “zengin fahişe” demek-tir. Manevi inkişaf, maddi gelişmeyle mütenasip olmadığı gibi, tam aksine araların-da ters orantı kurulmaya başladı. Maddi gelişme, manevi inkişafın gerilemesine sebep oluyor.
***
Şehir anlayışını maddi altyapıya kilitleyen, maddi altyapıyı da bina ve yol ile sınırlayan cahil ve kibirli, kifayetsiz ve ahlaksız mahalli idareciler ve yetkililer, halkı ve hayatı uçuruma doğru götürüyor. Mahalli idarecilerin yolsuzluk ve yağma batağına saplanmış olmasından bahsetmiyoruz daha… “Halka hizmet” dedikleri ve kamu kaynaklarını ziyan ettikleri işler bile, “Medeniyet Şehri” seviyesinde meseleye bakıldığında tam bir felaket…
RAPOR-3-ŞEHİR ŞURASI yazısına devam et

RAPOR-2-MEDENİYET ŞEHRİ

TAKDİM

Kanun, faaliyetin muhtevasını tespit etmez, mesuliyetin (yetki ve sorumluluğun) sınırlarını tayin eder. Bir kanunun öngördüğü işlerin, “doğru”, “iyi”, “güzel” şekilde yapılması, ilim ve fikirle mümkündür. Türkiye’de belediye idaresi, mevzuata bakıp belli başlı işleri yapmaktan ibaret bir cahillik ve basitliğe mahkum olmuştur. Burada bahsini ettiğimiz mevzu; hukuksuzluk, yolsuzluk, usulsüzlükle ilgili değildir, bunlar ayrı birer meseledir. Bahsini ettiğimiz husus, hukuka tamamen riayet eden kadroların bile içinde debelendiği cahillik, kibir, kifayetsizlik gibi marazlardır.
Belediyelerin tüm faaliyetleri için bir muhteva yekununa ihtiyaç var, “Medeniyet Şehri Fikriyatı”… Yolsuzluk ve usulsüzlük yapanların muhatabı hukuk ve yargıdır, idrak ve tefekkür sahibi olmayan yetkililerin muhatabı ise münevver camiadır. Ne var ki cahillik, münevver camia ile muhatap olmak, onlarla istişare etmek, bir muhtevaya bağlanmak gibi asil davranışlara manidir.
RAPOR-2-MEDENİYET ŞEHRİ yazısına devam et

RAPOR-1-MEDENİYET AKADEMİSİ RAPOR HARİTASI

TAKDİM

Rapor haritası… Birinci rapor olarak bu dosyası hazırlamamızın sebebi; “ne düşünüyoruz?”, “ne yapmaya çalışıyoruz?”, “hangi sahalarda ve meselelerde rapor hazırlıyoruz?” sorularının cevabını, toplu olarak ve bir liste halinde vermek istememizdir. İlgili mercilere ve kuruluşlara haftada bir rapor vermek üzere altyapımızı hazırladık ve çalışmaya başladık. Her hafta bir rapor verirken, çalışmalarımızın devamının ne olduğunu bir harita halinde görmelerinin doğru olacağını düşündük. Böylece ilgili merci ve kuruluşlar, rapor haritasını tetkik edip, acil ve mühim kodlu ihtiyaçlarını tespit ederek, “Şu meseledeki raporunuz talep ediyoruz” deme imkanına kavuşacaktır. Çalışmalarımızın, sadece bizim acil ve mühim gördüğümüz meselelerle sınırlı kalmaması, devletin de acil ve mühim gördüğü meseleleri öne alması, sıhhatli ve karşılıklı bir çalışma olacaktır.
*
Medeniyet Akademisi bünyesinde altı tane “araştırma merkezi” kurulmuştur. Merkezlerin her birinin bir “mevzu haritası” mevcuttur. Merkezlerin üzerinde çalıştığı mevzu haritaları nihai şeklini almış değildir. Bir taraftan mevzu haritaları üzerinde çalışmalar devam ediyor diğer taraftan raporlar hazırlanıyor.
Mevzu haritası; bir sahadaki nazari çalışmaların ilmi ve fikri çerçevesi ve muhteva listesidir. Mevzu haritası hazırlamak ve yayınlamak, ülkemizde alışkanlık değildir. Bu sebeple de ilmi ve fikri çalışmalar sığ kalmakta ve mütemadiyen istikameti değişmektedir. İlim ve tefekkür kadrolarının bir çeşit “hüviyeti” mahiyeti taşıyan mevzu haritaları yayınlamak, hem fikrinizi hem de niyetinizi ilan etmektir. Bunun alışkanlık haline gelmesi önemlidir.
RAPOR-1-MEDENİYET AKADEMİSİ RAPOR HARİTASI yazısına devam et

MEDENİYET AKADEMİSİ BİLDİRİSİ

MEDENİYET AKADEMİSİ BİLDİRİSİ
Kadim zamanlardan beri ümmetin karargahı ve insanlığın ilticagahı olan Türkiye, ağır bir taarruz altındadır. Hilafetin ilgası ile karargahı tasfiye ettiğine inanan “karanlık akıl” sahibi insanlık düşmanları, Türkiye’nin yeniden kendi istikametine dönmesi ve hamle istidadı kazanmasıyla birlikte harekete geçmiştir.

Ümmetin muhafızı ve hizmetkarı olan Türkiye, ağır saldırıya karşı vakarlı şekilde mukavemet etmeye niyetli ve kararlıdır. Ümmetin her parçasının fazlasıyla derdinin olduğunu bildiği bir vasatta, yardım talep etmemekte, saldırıya karşı yalnız başına mukavemet etmektedir.

Ümmetin her ferdinin, ümmetin karargahı olan Türkiye’ye karşı her taarruzda harekete geçtiğini müşahede eden Türkiye, mümin kalplerin kendisine yardım etmek için çarptığını ve çırpındığını bilmektedir. İmkanları nispetinde her kim ki karargahına yardım eder, kendine yardım etmiş olur. Bunu, ümmetin her ferdinin bildiği şuuruyla, kendi dertleriyle boğuşan ümmetin her parçasının ve ferdinin, yapamadığı yardımlar için hiçbir kırgınlık yaşamayacaktır.
MEDENİYET AKADEMİSİ BİLDİRİSİ yazısına devam et

AĞUSTOS AYI RAPORLARI

Medeniyet Akademisi bünyesinde kurulan 6 adet “Araştırma Merkezi”, raporlarını hazırlamaya, basmaya ve dağıtmaya başladı. Ağustos ayı raporları aşağıdadır.

AĞUSTOS AYI RAPORLARI

Rapor-1-Medeniyet Akademisi Rapor Haritası

MEDENİYET ARAŞTIRMALARI MERKEZİ

Rapor-2-Medeniyet Şehri
Rapor-3-Şehir Şurası

SİYASİ ARAŞTIRMALAR MERKEZİ

Rapor-7-Parti İl Teşkilatı-Siyasi Hedefler (Otuz milyonluk teşkilat)
Rapor-8-İl Belediye Seçim planı