AZERİ KARABAĞTODAY SİTESİ MÜLAKATI

AZERİ KARABAĞTODAY SİTESİ MÜLAKATI

(Terkip ve İnşa dergisi 19. sayı)

1.Anadolu’da oluşan ve gelişen medeniyetin mefkurevi medeniyet açısından bu bölgedeki öneminden bahseder misiniz okurlarımıza?!
Kadim medeniyetimiz, Mekke’de doğdu, Medine’de vücut buldu. Mekke ve Medine safhaları Asr-ı Saadet ve Raşit Halifeler devrine tekabül eder ve medeniyetimizin zirvesidir. Sonra Şam ve Bağdat merkezlerine taşındı, oradan iki kola ayrılarak birisi Endülüs’e diğeri Türkistan’a uzandı. Endülüs’te büyük bir medeniyet kurulmasına rağmen orada kaldı ve başka coğrafyalara uzanan bir şekilde döl veremedi. Türkistan’a uzanan kol, hem büyük bir medeniyet havzası kurdu hem de medeniyet silsilesini devam ettirecek ana rahmi vardı ve oradan iki kol halinde Hint alt kıtasına ve Anadolu’ya uzandı. Hint alt kıtasına uzanan kol, büyük bir medeniyet kurdu ama orada kaldı ve doğuramadı. Anadolu’yu karargah yapan son kol, buradan tekrar tüm İslam alemine uzandı ve ümmetin tamamını vahdet ve ittifak üzere temsil etti.

Osmanlı, medeniyet silsilemizin son halkasıydı ve Raşit Halifelerden sonra vahdet ve ittifakı temin eden en geniş sahaya şamil medeniyetti. Osmanlı, medeniyet silsilemizde, Asr-ı Saadetten sonra en yüksek irtifaa çıkmış, en geniş sahaya şamil olmuş, en zarif ve naif medeniyet binasını inşa etmiştir. Diğer taraftan Osmanlı, ümmetin son altı asırlık arşivine sahiptir.
Osmanlı çökünce medeniyet silsilemiz başka bir coğrafyada doğamadı. Bu demektir ki, yeni medeniyet hamlesinin başlayacağı merkez burasıdır. Yeni medeniyet hamlemizin tüm kaynakları Anadolu’da mevcut ve mahfuzdur. Allah’ın izni ve inayetiyle yeniden burada kurulacak, buradan dünyaya yayılacaktır.
Anadolu, medeniyetimizin son karargahıdır. Keza medeniyetimizin tüm kaynakları da buradadır. Buradan başlayacak bir medeniyet hamlesi, tüm İslam alemini ve tüm dünyayı kuşatacak çap ve derinlikte olacaktır.

2.Bugün tüm coğrafyamızda bir medeni yozlaşma görülmekte. Bu yozlaşmadan kurtuluş reçetesi nedir sizce?
Osmanlının son asrı da dahil olmak üzere, son iki asırdır batı emperyalizmi İslam coğrafyasını işgal etti. Batı emperyalizminin gözle görünen işgalleri, mesela askeri ve iktisadi işgalleri fazla dikkat çekti. Çünkü gözle görülebilir işgalleri herkes fark ediyordu. Oysa esas işgal, bilgi işgaliydi, batı bilgi ve bilim telakkisi, kendi medeniyetimizin bilgi ve ilim telakkisi yerine ikame edildi. Kendi bilgi evrenimizi terk ettik ve batının bilgi evrenine taşındık. Problemin özü buydu ama bunun fark edilmesi zordu.
Batıya karşı askeri ve iktisadi sahalarda mücadele verdik ama bilgi işgaline karşı direnmedik, aksine kendi okullarımızda (üniversitelerimiz dahil) batı bilim telakkisini okuttuk ve kabul ettik. Batının bilgi evreninde yaşıyor ama batıya karşı mücadele ediyorduk. Bu durum, batıya doğru giden gemide, doğuya doğru yürümek gibi bir şeydi. Batının bilgi evreniden kaldığımız müddetçe, kendi bünyesimizi ve medeniyetimizi inşâ etme imkanımız yoktu. Bu mesele hala yeterince anlaşılmış değil.
Kendi bilgi ve ilim telakkimizi ihya ve yeniden inşâ etmeliyiz. Aksi takdirde batının bilgi evrenindeki her çalışmamız, batının kültür havzasına yazılmakta, onu geliştirmekte, bizim yozlaşmamızı da derinleştirmektedir. Bu sebeple kendi ilim telakkimizi inşâ etmemiz, buna uygun şekilde ilimlerin tasnifini yapmamız gerekiyor. Mülakatın ekinde listesini verdiğimiz MEDENİYET AKADEMİSİ yayınlarında görüleceği üzere, yeni medeniyet hamlesini başlatacak çalışmalar başlamıştır.

3.İslam`ın kalesi diyelim bu topraklara. Genel olarak Türk ulusuysa bu dinin bayraktarı. Yıllardır hep böyle anlattık durduk. Peki, bu değerlerinden uzak, kimliğinden ırak bu gençlik nasıl yetişti?
Anadolu sömürge altına girmedi, işgal yönetimi kurulmadı. Dünyadaki belki de istisnai coğrafyalardan birisiydi sömürge yönetiminin kurulmadığı… Fakat ne hazindir ki, resmi olarak müstemleke valisinin yönetmediği bu coğrafyayı, kendi elimizle ve kendi okullarımızda müstemleke eğitim-öğretimini uyguladık. Kurtuluş savaşından sonra, kendisine karşı savaştığımız batılı ülkelerin hukukunu, kültürünü, dilini, eğitim-öğretim sistemini ila ahir her şeyini aldık. En önemlisi de bilgi ve bilim telakkisini aldık, bilim telakkisini aldığımız için insan telakkisini de oradan kopyaladık. Bütün bunları da maalesef devlet eliyle yaptık.
Modern batı, insan telakkisine sahip değildi, insanın hayvandan geldiğine inanıyordu, yani hayvan telakkisine sahipti, en iyimser tahminle gelişmiş hayvan olduğunu düşünüyordu. Kendi talim ve terbiye nizamımızı bırakıp, batının eğitim-öğretim sistemini aldık ve çocuklarımızı onunla eğitmeye çalıştık. İnsanın hayvan olduğunu düşünen bir bilgi telakkisinin eğitim-öğretim sistemini çocuklarımza tatbik edince, ortaya “insan” değil, bir çeşit hayvan çıktı. Zaten batılılaşmak, özü itibariyle hayvanlaşmaktı, biz de ne kadar batılılaştıysak, o nispette hayvanlaştık.
Yeniden kendimizi, kendi şahsiyet ve cemiyetimizi, devlet ve medeniyetimizi inşâ etmenin başlangıç noktası, kendi talim ve terbiye nizamımıza, yani “Hz. İnsan” yetiştirecek maarif anlayışımıza dönmektir. Bununla ilgili MEDENİYET AKADEMİSİ bünyesindeki çalışmaları ekteki listede görebilirsiniz.

4.Fikir ve düşünce hayatında, cemiyetin tefekkürü açısından bizlerin yerini ve işlevini tanımlar mısınız? Medeniyet ve kültür kavramları bizlere ne kadar yakın?
Medeniyet mefhumu, özü itibariyle bizim malımız. Osmanlinin son dönemlerinde batıyı ifade etmek için kullanılmış olmasından dolayı biraz yabancılık hissi verse de, mefhum tam manasıyla bize aittir ve yabancı işgalinden kurtarıp kullanmamız gerekir. Kültür kavramı (mefhum haline gelmemiştir) bize ait değildir, ne var ki dilimize girmiştir. Bizim merkeze alacağımız mefhum ise medeniyettir.
Fikir hayatındaki insanların temel meselelere yönelmesi, tüm meselelerimizi medeniyet çapında ele alması gerekiyor. Medeniyet mefhumu; İslam’ın en hacimli anlaşılması ve en hacimli tatbik edilmesidir. Zira medeniyet dediğimizde tüm bilgi alanlarıyla birlikte tüm faaliyet ve tatbikat sahaları da içine girmektedir. Bu kadar derin ve geniş boyutlu tefekkür faaliyetinde bulunmak tabii ki zordur. Fakat bu zorluk, aynı zamanda gerçek fikir adamlarıyla müsveddelerini, sahtelerini, istismarcılarını birbirinden tefrik eden turnusol kağıdı gibidir. Bu sebeple tefekkür faaliyetini medeniyet çapında gerçekleştiren fikir adamlarını görmek, tanımak ve itibar göstermek şarttır.
Mütefekkir ve alimlerimiz, meselelere medeniyet çapında bakmaz, izahlarını bu çapta yapmaz, tatbikat tekliflerini bu çapta sunmazsa, “parça fikirlere” mahkum hale gelir. Parça fikirler, eklektik anlayışları ilzam eder, bünyesinde tezatları barındırır ve büyük fikir ve hareket seferberliğinin başlamasına mani olur.

5.Kimliğimizi tertib ederken nelere dikkat etmeliyiz? Özellikle 15 Temmuz`dan sonraki süreçte bu oluşum nasıl sürmeli?
Öncelikle bir “Medeniyet Tasavvurumuz” olmalı. Medeniyet tasavvuru, her meseleye dair izah ve tekliflerimizin nizami çerçevesini ve tezatsız terkibini ifade eder. Medeniyet tasavvurumuz içinde “ilimlerin tasnifini” yapmalı, bilginin başıboş kalmasına müsaade etmemeli, bir bilgi evreni inşâ etmeliyiz. Bu büyük çerçeve ve terkip içinde olmak üzere; ferdi sahada şahsiyet, içtimai sahada cemiyet, siyasi sahada devlet telakkilerimizi ortaya koymalı ve bunların inşâ sürecini başlatmalıyız.
Kadimden beri batının hepsinin bize düşman olduğu malumdu. Fakat Osmanlının yıkılmasından sonra resmi hüviyet kazanan batı hayranlığı ve batılılaşma süreci, batının dostumuz olduğuna dair zihni evrenimize bir vehim yerleştirdi. 15 Temmuz darbe teşebbüsüyle açıkça görüldü ki, batının tamamı bize düşmandı ve bir müddettir “kendimizi” inşâ etme çabamızı durdurmak, akamete uğratmak, yeniden eski Türkiye’ye döndürmek için büyük bir koalisyon kurulmuştu. 15 Temmuz darbe teşebbüsünün vitrininde Fettan Gülen terör örgütü görünse de, onlar bir maşaydı ve maşayı tutan el, tüm batıydı.
15 Temmuz bir milad olarak alınmalı, batının dostluğunun olmadığı bilinmeli, kendi dünyamıza, kendi bilgi evrenimize, kendi medeniyet havzamıza dönmeliyiz. Bu meseleler çok hacimli mevzular olduğu için burada kısaca izah etme imkanımız yok. Medeniyet Akademisinin çalışmalarını mülakatın sonuna eklememizin bir sebebi de bu, zira bu meselelerde yüz elliye yakın kitap neşrettik ve hala yüzlerce dosya üzerinde çalışmaktayız.

6.Türkiye`nin nerdeyse ana gündem maddesi FETÖ terör örgütü ve onun çöreklenmesi. Bu çöreklenme o kadar düzenli ki. Batı da, diğer empartyalist güçler de destekliyor bu yapılanmayı. Nasıl gelindi bu günlere?
Kendi bilgi ve ilim telakkimizden uzaklaştık, kendi bilgi evrenimizi terk ettik. Kendi bilgi evrenimizden çıkınca, paralel din kurulması için uygun bilgi kaosu oluştu. Fetö, bilgi kaosumuzda yeşeren ve zehirli meyve veren bir oluşumdur. Batının bilgi evreninde İslam’ı öğrenmeye ve yaşamaya çalışmak, kaçınılmaz olarak bu tür sapmaları ve savrulmaları doğurur.
Batılı emperyalist güçlerin en büyük başarısı, kendi bilgi evrenimizi dağıtmak ve bizi kendi bilgi evrenlerine taşımak oldu. En hazini de bu taşıma işinin seksen yıldır devlet eliyle yapılmasıydı. Kendi bilgi evrenimizi terk edince, bu tür savrulmaların olmasını beklememiz gerekiyordu.
İslam’ın bilgi evreni, kadimden beri Ehl-i Sünnet mecrası tarafından inşâ ve muhafaza edilmişti. Ehl-i Sünnet havzası, bizzat İslam’ın bilgi evreniydi. İslami tedrisat müesseselerinin devlet tarafından kapatılması ve batı bilgi evrenine taşınma çabası, İslam’ı doğru anlamanın altyapısını çökertti. Fetö, bu kaostan faydalanarak once bir paralel din inşâ etti, sonra da onun üzerine bir örgüt bina etti. Meseleler bu derinlikte anlaşılmadığı için, Fetö’nün paralel din ve ihanet örgütü olduğunun anlaşılması, darbe teşebbüsünü bekledi. Ülkemizin fikir ve ilim adamlarının, muhteva cihetiyle erken teşhis etmesi gereken bu tehlike, maalesef kendi bilgi telakkimiz ve evrenimiz kaybolduğu için, münevverlerimiz tarafından da teşhis edilemedi. Teşhis edilmesinin darbe teşebbüsüne kalması çok hazindir ve ülkemizdeki fikir ve ilim seviyesinin ne kadar aşağılarda olduğunu gösterir.
Fetö deşifre oldu ve meşruiyetini kaybetti. Meşruiyetini kaybeden ve hain yaftasıyla maruf hale gelen bir örgütün başarı ihtimali sıfırlanır. Bu mânada Allah Azze ve Celle’nin izniyle Fetö tehlikesi esastan bitmiştir, geriye kalan kılıç artıklarının temizlenmesidir.
Fakat tek tehlike Fetö’den ibaret değil. Kendi bilgi ve ilim telakkimiz, kendi bilgi evrenimiz, kendi medeniyet tasavvurumuz yeniden inşâ edilmediği her saniye doğacağı ve büyüyeyeceği unutulmamalıdır. Şu anda Türkiye’de, örgütleri Fetö kadar büyümediği için tehlike arz etmeyen ama muhteva bakımından paralel din ve ihanet örgütü olan çok sayıda oluşum bulunmaktadır. İslam’ın bilgi evreni (Ehl-i Sünnet) dışına çıkan her fikir ve hareket, paralel din teşebbüsü ve istikbalin ihanet hareketidir.
Fetö’nün teşhis ve imhası, medeniyet karargahımız olan Anadolu’ya pahalıya patladı. Muhtevaları (fikirleri) farklı görünse de, bilgi evrenimiz dışına çıkan diğer paralel din ve ihanet örgütlerinin erken teşhis edilmesi ve imhası, yeni medeniyet yürüyüşümüz için elzemdir.

7.İstesek de, istemesek de politikanın içindeyiz. Bu dönemeçte milli siyasetin oluşumu nasıl gerçekleşebilir?!
Siyaset, hayatın mühim sahalarından birisidir, özellikle iktidar ve kuvvet unsurlarını uhdesinde tuttuğu için ehemmiyeti artmaktadır. Bu kadar mühim bir sahanın boş bırakılması düşünülemez. Ne hazindir ki, iktidar ve kudret alanı olan siyaset, nefslerin kavga alanı haline gelmiştir. Siyaseti ve siyasi sahayı yeni bir anlayışa kavuşturmak, yeni anlayışla o sahayı temizlemek zaruret halini almıştır.
Siyaseti nefslerin kavga alanı olmaktan çıkarmak ve medeniyet yürüyüşümüzün lokomotifi yapmak için “ENDERUN MEKTEBİ”nin kurulması şarttır. Siyasetçilerde ruh merkezli bir şahsiyet inşâ edilmeden, yeni siyaset anlayışı oluşturmak ve tatbik etmek kabil değildir. Bu sebeple Enderun Mektebinin kurulması ön şarttır.
Dünyada artık bir siyaset kalmadı. Batı, siyaseti, iktisadi menfaatlerin manivelası haline getirdi. Siyaset, özü itibariyle iktisadın bir kolu değildir fakat batı, insanı once hayvan olarak gördü, sonra “homo-ekonomikus” haline getirdi, bunların neticesi olarak iktisadın bir şubesi yaptı. Bu durum, birkaç asırlık emperyalist süreçte tüm dünya tarafından anlaşıldı. Artık dünyada bir siyasetin kalmadığı, bir siyasi ölçüler manzumesi bulunmadığı anlaşılmaya başlandı.
Yeni medeniyet yürüyüşümüzün mühim işlerinden birisi de, dünyaya dönük bir siyasi beyanname yayınlamaktır. Dünyanın siyasetsizleştiği, batının insan hakları, hukukun üstünlüğü gibi değerlerinin emperyalist uygulamalarının propaganda malzemesi olduğu anlaşıldı. Dünyanın bir siyaset beyannamesine, bir ahlak beyannamesine, bir medeniyet beyannamesine ihtiyacı var. Anadolu’nun, medeniyet karargahı haline gelmesi için bu beyannameleri yayınlaması ve arkasında durması şarttır. Bunların yapılabilmesi için ENDERUN MEKTEBİNİ kurmak açıkça görülen bir ihtiyaç…

8.Bu değerler birikiminde “Azerbaycan” ismi geçtiğinde aklınıza neler geliyor acaba?
Azerbaycan; Türkistan İslam medeniyet havzası ile Anadolu (Selçuklu-Osmanlı) medeniyet havzası arasındaki kavşaktır. Bu kavşağın, iki medeniyet havzası arasında istasyon haline gelmesi, her iki havzaya olan ünsiyet ve yakınlığından dolayı onları birbirine bağlaması gerekiyor. Türkistan havzası ile Anadolu havzası arasındaki irtibat ve intikal vazifesini uhdesine alabilecek ve böyle bir tarihi mesuliyeti yerine getirebilecek başka bir ülke yoktur.
Azerbaycan, yeni medeniyet hamlemizin kilit noktasında bulunuyor. Azerbaycan bu vazife ve salahiyeti üstlenemezse, iki medeniyet havzamız bir araya gelemeyecektir. Mesele bu iki medeniyet havzasından ibaret değil, Hint (Hindistan, Pakistan, Bangladeş) medeniyet havzası, Malay (Endonezya, Malezya) medeniyet havzası, Arap-Afrika medeniyet havzası sırada beklemektedir. Anadolu ile Türkistan medeniyet havzaları, Türk-İslam havzasıdır ve bu iki havzanın medeniyet verimleri birleşemezse, diğer havzalara açılmak zorlaşacaktır. Bu sebeple Azerbaycan, iki medeniyet havzasını birleştirmekte bir “numune”, bir emsal teşkil edecek, bu başarıldığı takdirde diğer medeniyet havzalarıyla irtibat ve münasebet bu misal üzerinden kolaylaşacaktır.
Azerbaycan, iki medeniyet havzasının verimlerini harmanlayacak, mayalayacak, yeni bir emsal üretecek bir geçit noktasındadır. Sırtını kuzeye dönüp, sağ eliyle Anadolu havzasının verimlerini, sol eliyle Türkistan havzasının verimlerini devşirecek, göğsünde terkip ederek yeni bir numune inşa edecek noktadadır. Bu zaviyeden de çok şanslıdır. Azerbaycan bunu yapabilirse, iki medeniyet havzasına emsal olur. Bunun çok büyük bir mesele olduğunu biliyoruz, gerçekleştirilmesinin zor olduğunu da… Fakat öncelikle ufkuna girmesi, istikametinin belli olması, tefekkür hamlesinin bidayeti haline getirilmesi için, fikren de olsa bunları söyleme ihtiyacı hissediyoruz. Bunu yapamazsa, iki havza arasındaki geçişi sağlayacak bir istasyon olmalı, iki havzanın verimlerini dökümante etmeli, iki havza arasındaki akışın sevk ve idaresini üstlenmelidir.

9.Yarınlarını nasıl görüyorsunuz coğrafyamızın?!
Öncelikle coğrafyamızın geleceğinin parlak olduğunu söylemeliyim. İzahına gelince;
Dünya son bir-iki asırdır batının işgali altına girdi, özellikle de batının bilgi evrenine taşındı. Batının bilgi evrenine taşınmak, tüm değerlerini oradan almak manasına gelir. Bugünkü (modern) batı, materyalist felsefe, evrimci (hayvancı) insan telakkisi ve bunların tabii ve zaruri neticesi olarak pozitif bilgi ve bilim telakkisinden oluşur. Batı, son bir-iki asırdır dünyaya dönüp, “ben hayvanım” diye bağırdı. Bu kadarla kalsaydı umursamaz, kendileri için ikrar sayar ve yolumuza devam ederdik. Batının dünya hakimiyeti, özellikle bilgi ve bilim sahasında olunca, insanlığın tamamına da “siz hayvansınız” dedi ve batılılaşan coğrafyalar ve kavimler de bunu tekrar etti.
Batı, en derin şekliyle hayvanlaştı, dünyayı Batılılaştırdığı nispette de insanlığı hayvanlaştırdı. Sadece İslam dünyası, İslam’ın muhkem imanıyla bu hayvanlaşmadan kurtuldu. Sürekli İslami terör propagandası yaparak, bu propagandayı inandırıcı hale getirmek için Müslüman kisveli terör örgütleri kurup vahşet manzaraları çizerek, kendilerinin insanlığı, İslam’ın ve Müslümanların ise hayvanlığı temsil ettiğini dünyaya göstermeye çalışıyorlar. Oysa gizli ve derin mahfillerde köpek gibi biliyorlar ki, dünyada tamamen hayvanlaştıramadıkları sadece Müslümanlardır.
İnsan, kendi haline bırakılsa, insiyaki olarak bile “insan” olduğunu fark eder. Batı, her yolu deneyerek insanlığı hayvanlaştırma projesi yürüttü. Buna rağmen en az etkilenen İslam coğrafyasıdır. Şu anda dünyada insanlığı Müslümanlar, hayvanlığı ise batı temsil etmektedir. Bize düşen iş, batı bilgi evreninde çıkıp, kendi bilgi evrenimize taşınmak ve o evrende yeniden bir medeniyet inşasını başlatmaktır.
Dünya (insanlık), batının bilgi ve bilim baskısı sebebiyle başını kaldıramasa da, batının hayvanlaştırma sürecini hissetmeye başlamıştır. Yakın gelecekte bunu anlamaya başlayacak ve müthiş bir fikir ihtiyacı ortaya çıkacaktır. Öyle ki dünyada hiçbir kültür coğrafyası, batıdan bir kelime bile almayacak, almak istemeyecek, onun hayvanlaştırma projesi olduğunu bilecektir. Tüm dünyayı ve insanlığı taşıyacak çapta bir mefkure telifi ise sadece İslam coğrafyasında ve medeniyet silsilemizin son karargahı olan bu coğrafyada mevcuttur.
İnsanlığın ruhi-kalbi ve zihni-akli süreçlerinin geldiği nokta, coğrafyamızın sadece İslam alemi için değil, tüm dünya için karargah haline gelmesini bir ihtiyaç ve zaruret haline getirmiştir. Batı, insanlığın tarihinde hiç olmadığı kadar insanı tahkir etmiş, hiç olmadığı kadar insanlıktan uzaklaştırmış, hiç olmadığı kadar insanlığa ihanet etmiştir. Bu sebeple tüm insanlık, “sen insansın” diyecek bir nefesi bekliyor. Bu nefesi üfleyecek dünyada bir kültür coğrafyası yok, bizden başka…
Şimdi soru şu; biz yeni medeniyet yürüyüşünü ne kadar derinden ve ne kadar hacimli başlatabiliriz?

MEDENİYET AKADEMİSİ BAŞKANI
HAKİ DEMİR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir