BAŞBAKANIN CEMAATE KARŞI STRATEJİSİNİN TEMELİ

BAŞBAKANIN CEMAATE KARŞI STRATEJİSİNİN TEMELİ

Cemaat, kanalizasyon çukurlarında gözlerden uzak şekilde hazırladığı planlarını, devletin çeşitli organlarında (mesela yargıda) usulsüz ve hukuksuz şekilde operasyona dönüştürüyor. Kanalizasyon akan beyinlerden çıkan planlar, iğrenç uygulamalara dönüştürülürken, cemaatin medyası ise telif hakkını üstlenmiyor ve yolsuzluk naraları atmayı sürdürüyor.

Şimdi herkes şu soruyu soruyor; Hükümet meseleyi doğru ve derinliğine teşhis etmesine rağmen neden karşı operasyonlar başlatmıyor? Hükümetin karşı operasyon yapacak gücü tabii ki var, mesele bu gücün olup olmaması değil. Hükümet, ülkeye, ülkedeki atmosfere hakim oldu, 17 Aralık operasyonundan kısa süre sonra meseleyi teşhis etti ve tedbirlerini almaya başladı. Şu anda cemaatin lağımlarda saklanan kamikazelerine rağmen duruma hakim. Karşı operasyon yapmak için kafi gücü de olduğuna göre neden başlatmıyor beklenen operasyonları? Şimdilerde, cemaat de dahil tüm kamuoyunun merak ettiği bu sorunun cevabı, meseleyi izah etmek için doğru bir başlangıç noktasıdır.

Başbakanın stratejisinin temeli, cemaatin kanalizasyon şebekesinin karanlık dehlizlerindeki planlamalardan uzak durmak, cemaate benzememek, cemaatin aksine yapacağı işi kamuoyu önünde yapmak gibi bir özellik taşıyor. Bunun anlamı da, hesaplaşmayı yeraltında değil, siyaset arenasında ve açıktan yapmayı tercih etmesidir.

Meselenin alamet-i farikası bu… Başbakan, hesaplaşmayı siyasi arenada ve açıkça yapıyor. Yeraltında yaşayanlar, niyetlerini gizleyenlerdir, takiyye yapanlardır. Yeraltında yapılan planlar, hiçbir zaman nihai maksadının ne olduğu, arkasında kimlerin bulunduğu bilinmez, bu sebeple de sürekli olarak şüphe ve tereddüt üretir.

17 ve 25 Aralık operasyonlarını cemaatin planladığı ve uygulamaya koyduğu sağır sultan tarafından duyuldu, kör sultan tarafından görüldü, ahmak sultan tarafından anlaşıldı. Buna rağmen cemaat medyası bu operasyonları üstlenmedi, üstlenmiyor. Bilinmesine rağmen üstlenmemeleri, cemaatin tamamı hakkında en derin şüpheleri doğurdu ve güçlendirdi.

Bir işi yapıyorsunuz ama yaptığınızı kabul etmiyorsunuz. Bu ne demek? Kendi elinizle yaptığınızı kendi ağzınızla inkar ettiğinize göre, siz takiyye yapıyorsunuz, siz yanlış iş yapıyorsunuz, siz ihanet içindesiniz. İşte başbakanın peşine düştüğü nokta burası, ihanet içinde olduklarını anlatıyor, kamuoyunun önünde anlatıyor, açıkça anlatıyor. Cemaatle hesaplaşmasını yer altına indirmemesi, bazı tayinlerin hukuka aykırı olduğu iddialarına rağmen açıkça yapması, başbakanın güvenilirliğini artırıyor, cemaatin etrafındaki şüpheleri ise güçlendiriyor.

Cemaatin, yaptıklarını inkar etmesi, mertçe ortaya çıkamaması, açıkça mücadele edememesi, faaliyetlerinin yeraltına indiğini, aslında ise hep yer altında olduğunu gösteriyor. Yer altında büyüyen ve yer altında faaliyet gösteren yapılar, her zaman darbecidir, her zaman hukuksuzdur, her zaman art niyetlidir. Ve bunlar asla yerli değildir, mutlaka milletlerarası işbirlikçileri vardır.

Başbakan, ne yapıyorsa kamuoyu önünde yapıyor. Yanlışlarını da kamuoyu önünde yaptığı için, en azından gizli niyetlerinin olduğundan şüphelenilmiyor. Bu nokta çok önemli, insan yanlış yapabilir ama bunu da açıktan yapıyorsa en azından yanlış yaptığı görülür ve düzeltilebilir. Fakat yer altında yaşıyor ve faaliyet gösteriyorsanız, doğru da yapsanız şüpheden kurtulamazsınız.

Başbakanın cemaatle mücadelesinin temel stratejisi, hesaplaşmayı siyasi alana taşımış olmasıdır. Cemaat, üyelerine talimatları özel ulaklarla iletiyor, medyasında bile takiyye var, örgüte talimatlarını kendi gizli ağı üzerinden gönderiyor. Halk, cemaatle ilgili bir sürü dedikodu duyuyor, çünkü cemaatin iç haberleşmesinden sızıyor. Haber birkaç ravi silsilesine ulaşınca dedikodu haline geliyor belki ama ravi silsilesinin birinci ve ikinci halkasında mesele çok açık. İnsanlar cemaatin haberleşme ağından sızan bilgileri, cemaatin gazete ve televizyonlarında bile göremeyince, kaçınılmaz olarak illegal bir örgütle karşı karşıya olduklarını anlıyor. Oysa başbakan söyleyeceklerini açıkça ve kameralar karşısında söylüyor.

Yeraltında örgütlenen cemaat, kendi özel ağıyla yaydığı bilgi ve talimatların hiçbirini kamuoyu önünde dillendiremiyor. Başbakana rahatlıkla firavun diyen ve ona karşı şiddetli bir mücadele yürüten örgüt, bütün bunları özel talimatlarla tabanına yayıyor. Bu talimatlar ise bir şekilde sızıyor ve halk haberdar oluyor. Cemaat üyeleri de, özel ulaklarla gelen talimatları kamuoyunda hatta kendi medyasında göremeyince, zorunlu olarak illegal örgüt formatına savruluyor. İşte kırılma noktalarından birisi…

Bir şeyi kamuoyunda söyleyemiyor ama yeraltında söylüyorsanız, gayrimeşrusunuz. Kendi cemaatinizi, cemaat tabanınızı koruyabilirsiniz belki ama halk nezdinde gayrimeşrusunuz. Başbakan ne kadar sert bir dil kullanırsa kullansın, bunu kamuoyu önünde ve halka açık şekilde yapıyor. Bu sebepledir ki “meşruiyeti” başbakan temsil ediyor, illegaliteyi de cemaat…

Meşru olan hakim olur, meşru olan güçlü olur. Başbakanın temel stratejisi, meşruiyeti kendi uhdesinde tutma hedefine yöneliktir. Bu güne kadar bu hedefe ulaştığı, o hedefi koruma altına aldığı anlaşılıyor.
Mücadelenizi halka açık şekilde yapabilmeniz, halka açıkça anlatabilmeniz fevkalade mühim. Cemaat, güya zekice olduğunu zannettiği bazı planlama ve operasyonlarla hükümetin meşruiyetini hedef almıştı. Yolsuzluk imajı oluşturacak ve hükümetin halk nezdindeki meşruiyetini imha edecekti. Yaptığı operasyonları üstlenmeden hükümetin meşruiyetini hedef alması, operasyonları kendilerinin yaptığı bilindiği için ters tepti ve kendi meşruiyetlerini vurdu. Bir müddet herkes cemaatin zekice manevralar yaptığını zannetti, bir ay gibi kısa bir zamanda cemaatin hamlelerinin zekice değil ahmakça olduğu anlaşıldı. Hala aynı “zekice” operasyonlarına devam ediyorlar. Anlamadıkları mesele ise şu, başbakan yerüstünü zapt etti, kendilerine de yeraltı, yeraltındaki kanalizasyon şebekeleri kaldı.

Kendini yeraltına mahkum eden, buna mukabil rakiplerine yerüstünü teslim eden bir hamleye zekice planlama diyecek kimse kaldı mı?

Aslında yıllarca yeraltında yaşadıkları için, burunlarının koku alışkanlığı kanalizasyon kokusuyla oluştu. Bundan dolayı 97 İslami cemaatin müşterek beyanname yayınlamasından etkilenmediler, çünkü burunlarının koku alışkanlığı gül ile değil kanalizasyon ile oluşmuştu. Gül kokusundan tiksinir hale geldiler. Ehl-i Sünnet alimler birliğinin yayınladığı beyannameden tiksinmelerinin başka bir açıklaması olabilir mi?
Başbakan sahayı (yerüstünü) zapt altına aldı, cemaati de yeraltına (kanalizasyona) mahkum etti. Cemaatin güçlü olduğundan bahsedenler meseleyi hala anlamadılar. Kanalizasyonda ne kadar güçlü olduğunuzun ne önemi var? Mahkum olduğunuz hayat alanı, kubur farelerinin hayat alanından daha feci, dünyanın en güçlü örgütü olsanız neye yarar?

Savaş bitmedi ama neticesi belli oldu. Savaşın galipleri, yerüstünde yaşayan, yanlış yapsa da (kire bulansa da) düzeltme (temizlenme) imkanı olanlardır yani hükümet ve başındaki şahsiyettir. Kanalizasyona mahkum olanlar ise, doğru yapsalar da kire bulanırlar, kirlendiklerini farketseler de orada yaşamayı sürdürdükleri müddetçe temizlenemezler. Cemaatin hali, genelevde çalışıp da namaz kılmaya benzer, dışarıda temiz mekanlar bulunduğu müddetçe genelevde kıldığınız namazın bir manası olmasa gerek. Kendini geneleve mahkum eden bu kafa, ne kadar huşu içinde namaz kıldığını iddia ederek bizi aldatamaz.

Son olarak şu soruyu soralım; hükümet cemaate karşı operasyonları ne zaman başlatır? Hükümet, yerüstüne hakimiyetini tescil edeceği 30 Martı bekliyor, sandık bu hakimiyeti tescil ettiğinde cemaat kanalizasyonu ebedi yurt edinmiş olacak. Operasyonlar da o zaman başlayacak ve adı da “temizlik” olacak.

NURETTİN SARAYLI

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir