BAŞKANLIK TARTIŞMALARI

BAŞKANLIK TARTIŞMALARI
Başkanlık rejimi ile ilgili tartışmalar önemlidir. Meselenin düşünce kırıntılarıyla geçiştirilmesi, hafifmeşrep tavırlarla yanında veya karşısında mevzilenilmesi doğru değil. Ülkede kurulacak olan yeni siyasi sistemin üzerinde kafa patlatmak, mümkün olduğunca her ihtimali öngörmek ve değerlendirmek şarttır. Mevzuu ile ilgili ihtimal taraması ve problem araştırması, kılı kırk yararcasına yapılmalı, muhtemel faydaları kadar muhtemel zararları da dikkatli şekilde teşhis edilmelidir. Ortaya çıkacak fayda-zarar listesinin hangi tarafının ağır bastığına bakılarak karar verilmemeli, muhtemel zararların telafi edilebilmesi için “sistem araçları” devreye sokulmalıdır. Başka ülkelerdeki başkanlık sistemi misalleri üzerinde çalışmak tabii ki faydalı olacaktır fakat yabancı misaller üzerinde çalışmanın sınırı, onlardaki tecrübenin naklidir, fikrin değil… Siyasi rejimin ana unsurlarından biri olan “yürütme kuvveti”, başka bir ülkeden ithal edilemez, çünkü fikir ithal edilebilir bir kıymet değildir. Bu sebeple meselenin konuşulması, müzakere edilmesi, tartışılması yabancı ülkelerdeki siyasi sistem modelleri üzerinden yapılmamalı, kendi tefekkür havzamızda gerçekleştirilmelidir.
*
Siyasi rejimlerin iskeleti malum; bunlar yasama, yürütme, yargı kuvvetleridir. Devletin çatısı tabii ki bu üç kuvvet üzerine bina edilir, mesele (tartışma konusu) bu üç kuvvetin birbiriyle irtibatındadır, irtibat ağındadır. Zaten siyasi sistem dediğimiz hadise, bu üç kuvvet arasındaki münasebet tarzından ibarettir.
Yasama, yürütme ve yargının kuvvetler ayrılığı ile birbirinden muhtar hale getirilmesi, nazari çerçevede de tatbiki sahada da doğrudur. Bu doğru aynı zamanda İslam devlet nizamı için de caridir.
Kuvvetler ayrılığı prensibi, kuvvetlerin birbirinden bağımsız olması şeklinde anlaşılıyor. Nihayetinde devletten bahsediyorsak, üç kuvvetin birbirinden müstakil hale getirilmesi (bağımsızlaştırılması) sözkonusu bile değildir. En ileri nokta, birbirine karşı muhtar kılınmasıdır.
Tartışma tam bu noktada ortaya çıkar. Kuvvetler ayrılığının “ayarı” nasıl yapılacak, hangi sınırda tutulacak, devlet terkibi hangi merkezde kurulacaktır. Başkanlık müessesesi de meselenin bu safhasında kendini gösterir.
Gözden kaçan nokta, kuvvetler ayrılığı prensibinin, üç kuvvetten her birinin kendi içinde parçalanması değil, üç kuvvetin birbirine karşı muhtar hale getirilmesidir. Her kuvvetin kendi içinde bütünlüğü olmalıdır, aksi takdirde bu kuvvetlerden beklenen fayda elde edilemez. Hem kuvvetleri birbirine karşı muhtar kılmak hem de her kuvveti kendi içinde muhtar bölgelere ayırmak, sistem üretmez aksine dağınıklık, tıkanıklık, fonksiyonsuzluk üretir. İşleyişi tıkar, idareyi aksatır, üretimi kısar. Kuvvetler ayrılığını “atomize” olmak şeklinde anlamak, her kuvveti kendi içinde parçalara bölmek, ancak “hususi maksatlar” için yapılabilecek bir iştir.
Hususi maksat, halkın menfaati değil başka menfaatleri siyasi sistemin içine yerleştirmektir. Mesela belli bir ideolojiyi muhafaza kaygısı (Türkiye’de olduğu gibi), siyasi sistemi atomize ederek halkın siyasi taleplerini engellemek şeklinde zuhur edebilmektedir.
Başkanlık sistemi, siyasi sistem içinde “kuvvetler ayrılığı” prensibini en iyi tatbik sahasına indiren siyasi mekanizmadır. Türkiye’nin mevcut siyasi rejiminde olduğu gibi Parlamenter rejim diye tesmiye ettikleri model, kuvvetler ayrılığını gerçekleştirmekten uzaktır. Bir parti yalnız başına iktidar olacak kadar oyu aldığında hem yasama kuvvetini hem de yürütme kuvvetini ele geçirmektedir. Başkanlık sisteminde de bu neticenin zuhur etmesi mümkündür tabii ki ama o sistemde başkan adaylarının önü özel olarak kesilmediği takdirde parti dışından başkan seçilmesi mümkün olabilir. Veya halk, yürütmeyi (başkanı) bir partiden yasamayı başka bir partiden seçebilir. Şimdiki siyasi rejimde yasama ile yürütmeyi ayrı partilerden seçmek istediğimizde mümkün olmamaktadır.
*
Başkanlık sisteminin diktatörlüğe yol açacağı korkusu (ihtimali), üzerinde kafi derecede düşünülmemesinden kaynaklanıyor. Ucuz taraf seçimi veya Akparti düşmanlığı üzerinden tavır geliştirmek, insanları mesele üzerinde tefekkür etmekten uzaklaştırıyor. Siyasi rejimlerde diktatörlüğü önlemenin birinci şartı, kuvvetler ayrılığı prensibinin tatbik edilebilmesidir.
Yasama ve yargı üzerinde salahiyet veya tesir sahibi olamayan hiç kimse diktatör olamaz. Yasama ve yargı üzerinde salahiyet veya en azından tesir sahibi olmanın yolu da, kuvvetler ayrılığı prensibinin tatbikatta işlevsiz kılınmasıdır. Mevcut parlamenter sistem, yürümenin, yasama ve yargı üzerinde tesir sahibi olması için tüm şartlarını oluşturmuştur. Bu sebeple mevcut siyasi rejim zaten diktatör üretmektedir. İsmine parlamenter sistem ve yürütmenin başındakine de başbakan denildiğinde diktatörlükten kurtulduğunu zannedenler, aklı gözünde olan, tefekkürden nasibini almayan küçük akıllılardır. Siyasi rejimi sadece ismine göre değerlendirmek, buna göre taraf seçmek çok seviyesiz bir durum.
*
Türkiye’deki mevcut siyasi rejim ile mukayeseli olarak konuya bakıldığında garip bir durum görünür. Kemalist siyasi düşünce, halka rağmen ve halka karşı kurulduğu için, siyasi rejimi de halkı zapt altında tutmak için oluşturmuştur. Adına parlamenter siyasi rejim dedikleri mevcut durum, yürütmeyi ikiye ayırmış, iki başlı hale getirmiştir. İkiye ayırmasının temel sebebi, siyasi sistem kaygısı değil, halkın seçtiği hükümeti, siyasi rejim (kemalizm) lehine frenlemektir. Ülkenin daha iyi yönetilmesi, halkın problemlerinin daha iyi çözülmesi gibi idealist kaygılar yerine, kemalizmi ilelebet sürdürmek üzere inşa edilmiş bir fren sistemidir. Cumhurbaşkanını yürütmenin üzerine çıkarmak, hükümet üzerinde tasarruf ve salahiyet sahibi yapmak, devletin bazı birimlerini onun uhdesine sunmak gibi yetki kompozisyonu, halktan hükümete doğru yükselecek olan talepleri, son mevzii olan Cumhurbaşkanlığında durdurmak, yok etmek ve rejimi korumak düşüncesine dayanır. Son referandumdaki değişiklikten önce Cumhurbaşkanının meclis tarafından seçildiği hatırlanırsa, askeri vesayetin yetmiş milyonluk halk yerine beş yüz elli üyeli meclisi tasarrufu altına aldığı ve bugüne kadar da istediğini cumhurbaşkanı seçtirdiği malum. Yani sistem istedikleri gibi işlemişti. Kemalist siyasi rejim ilk defa Abdullah Gül’ün seçilmesinde inkıtaa uğradı, Gül’ün seçim sürecinin de ne kadar ağır geçtiği malum.
Mevcut siyasi rejimin faydalı veya zararlı olmasından önce Kemalist muhtevayı tasfiye etmek için değiştirilmesi lüzumu açıktır. Mevcut siyasi rejim, Kemalist muhtevanın tortusunu taşıyor, değiştirilmezse, siyasi sistem düşüncesi üretmek, geliştirmek, zenginleştirmek kabil olmaz. Öncelikle mevcut siyasi rejim tasfiye edilmelidir, bu yapıldığında ülkede siyasi düşünce havzası oluşmasının önü açılmış olur. Kemalist siyasi rejim tasfiye edilip, yerine yeni bir siyasi rejim inşa edilirse, yanlış olması halinde onun da değiştirilmesi mümkündür. Ama mevcut siyasi rejim tortulaşmaya devam eder, tortu kuvvetlenirse, ülkede siyasi düşünce oluşmaz ve gelişmez. Sadece bu sebeple bile mevcut siyasi rejimi tasfiye etmek şart.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir