BAŞYÜCELİK AKADEMYASI-AKADEMYA AZALIĞI-

BAŞYÜCELİK AKADEMYASI-AKADEMYA AZALIĞI

Üstad, Akademya azalarının nasp ve tayin salahiyetini Başyüce’ye vermiştir. Mevzuu, İdeolocya Örgüsünde şöyle ifade edilmiştir; “Başyücelik Akademyası’nın azasını, kemmiyet haddiyle kayıtlı olmayarak, doğrudan doğruya Başyüce tayin eder.” (Sahife 274) Nakibü’l Eşraf müessesesinin olmadığı bir devlet ve cemiyet tasavvurunda bu tanzim doğrudur. Fakat Nakibü’l Eşraf teşkilatını raptettiğimiz devlet ve cemiyet tasavvurunda Akademya azalarını tayin salahiyeti Başyüce’ye verilmemelidir.

Nakibü’l Eşrafı raptettiğimiz devlet ve cemiyet tasavvurunda, bazı salahiyetlerin Nakibü’l Eşrafa verilmesine Üstadın itiraz etmeyeceği zannındayız. Bu sebeple mevzuu (devlet tasavvuru ve teşkilatı) üzerinde rahat çalışıyoruz,

Nakibü’l Eşraf devletten tamamen müstakildir ve devletin üzerinde bir müessesedir ve doğrudan manevi sahayı temsil eder. Başyücelik Akademyası da, herhangi bir devlet müessesesi olmayıp, tüm devlet cihazı tarafından ihtiyaçları karşılanacak olan “medeniyet mimarları ve muhafızlar” teşkilatıdır. İslam medeniyeti, İslam devletinden çok daha kıymetlidir ve tabii olarak da devlet cihazının homurtulu işleyen dişlileri arasına yerleştirilemez.

Başyücelik Akademyası, Nakibü’l Eşrafın manevi himayesi ve devletin maddi muhafazası altındadır. Devletin maddi muhafazası, Akademya üzerinde amirlik salahiyeti vermez. Üstad, Akademya’yı Başyüceliğe bağlamıştır ama bu bağ, serkeşliğe mani olmak ve nazari faaliyetlerini manevi istikamette, asıl hedefine yönelik çalışmasını temin için yapmıştır. Zaten Üstad bu hususu sarahaten beyan etmiştir; “Teşkilat ve hedeflerini bizzat planlayacak ve bu mevzuda tam bir hürriyet ve istiklal sahibi bulunacak olan Başyücelik Akademyası ancak Büyük Doğu idealinin ulvi prensiplerini mahfuz tutmak bakımından Başyüceliğe ve o vasıtayla Yüceler Kurultayına karşı mesul ve bu kayıt dışında sonsuz serbesttir.” Üstadın tasavvurundaki esaslara riayet ettiğimizi gösteren bu iktibas, devlet fikrine Nakibü’l Eşrafı raptetmekten kaynaklanan bazı yeni tanzim ihtiyaçlarını münakaşa mevzuu olmaktan çıkaracaktır.

***
Akademya, reisini kendisi seçer, teşkilatlanmasını kendisi yapar. Akademya reisinin ve şube reislerinin seçimi kendi bünyesinde gerçekleştirileceği için, mevzuun mühim noktası, aza seçim ve tayinidir. Akademya teşkilatı, kendi bünyesinde ihdas edeceği bir şubeyle aza namzetlerini tespit ve Nakibü’l Eşrafa arzeder. Nakibü’l Eşraf, hem Akademya’dan gelen namzetleri hem de kendi kaynakları tarafından tespit edilen namzetleri değerlendirir ve münasip olanları aza olarak tayin eder.

***
Akademya azalığı iki çeşittir, biri ülke içindeki azalardır ki, asli aza mevkiindedir, diğeri ülke dışındaki azalardır ki, fahri aza mevkiindedir.

Büyük Doğu devleti, kurulduğu coğrafyanın siyasi sınırlarına sahiptir ama İslam coğrafyası ondan ibaret değildir. Büyük Doğu devleti, bir ülkede kurulmak zaruretinden dolayı sınırları belli bir coğrafyayı siyasi çerçeveye alır. Ne var ki bu bir başlangıçtır, Büyük Doğu Devleti, İslam’ın siyasi ve kültürel sınırlarına ulaşana kadar “nihai devletini” kurmuş olmaz. Devlet olarak üzerinde kurulduğu ülkenin sınırlarını dikkate alır ama belli müesseseleri o sınırlar ile mukayyet değildir. Nakibü’l Eşraf ve Başyücelik Akademyası, hiçbir siyasi sınırla mahdut değildir, bir adet Müslümanın yaşadığı ülke bile alaka alanındadır.

İslam Medeniyetini inşa etme mükellefiyetini ve temsil salahiyetini uhdesinde tutan Akademya, Büyük Doğu Devletinin siyasi sınırlarına mahkum edilemez. Dünyanın her neresinde olursa olsun, Müslüman fikir, ilim ve sanat adamlarını arar, bulur ve onlara “Akademya fahri azalık nişanı” verir. Onlarla vasıtasız ve kesif bir münasebet içindedir, onların çalışmalarından haberdar olur, kendi çalışmalarından haberdar eder.

İslam Medeniyeti, herhangi bir İslam devletinin yalnız başına inşa edebileceği küçük bir iş yekunu değildir. Ümmetin tüm eserlerini cem edecek, müşterek bir anlayış mihrakına bağlayacak, müşterek bir istikamete sevk edecek, inşa faaliyetinde istidat ve maharet kesb edecek bir merkez ihtiyacı açıktır. Kim ki bu merkezi inşa ederse, ümmet orasını mihver edinir. Üstadın büyük dehası bu mevzuu görmüş ve Akademya’yı, devlet ve cemiyet tasavvurunun mutena bir mevkiine yerleştirmiştir.

***
Akademya müessese olarak, azaları ise akıl ve tefekkür olarak, İslam Medeniyetine kilitlidir. İslam Medeniyeti, nihai hedeftir, ara menzillerde çok sayıda iş ve mesuliyet mevcuttur. Mesela Yüceler Kurultayı azaları, içtihat şuralarının insan deposudur. Bu ve benzeri sebeplerle, Üstad, “… üzerinde herhangi ahlaki bir leke olan şahıs, Başyücelik Akademyasına seçilemez.” şartını getirmiştir. Ahlak, İslam’ın, Müslüman şahsiyetin, İslam cemiyetinin, İslam devletinin, İslam medeniyetinin tayin edici unsurlarındandır.

***
Aza seçiminde tatbik edilecek kıstasların başında ahlak gelir, ahlaktan sonra şahsiyetin meşgul olduğu sahada münhasır eser sahibi olmasına dikkat edilir. Eser, keşif, fikir sahibi olmayan bir şahsiyet, azalığa tayin edilmez, edilemez. Eserin sayısı değil, seviyesi ve hacmi mühimdir, bazen tek eser azalık için kafidir bazen ise çok sayıda eser gerekir.

***
Nakibü’l Eşrafın hariciye niyabeti, teşkilatlandığı İslam ülkelerindeki devlet ve hükümetlerin meseleye müspet yaklaşmaları halinde, o ülkelerde Akademyanın nüvesini oluştururlar. O ülkelerdeki Müslüman fikir, ilim ve sanat insanlarına Akademyanın fahri aza nişanını verirler, bununla beraber şartlar münasip olduğunda Akademyanın nüvesini oluşturur, inkişafı için gayret ve merkez ile irtibatını tahkim eder.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir