BAŞYÜCELİK AKADEMYASI-MUKADDİME-

BAŞYÜCELİK AKADEMYASI-MUKADDİME-

Başyücelik Akademyası, devlet teşekkülü değildir. Üstad, meselenin sahipsiz kalmaması ve başıboş mecralara dökülmemesi için tanzim edilmesi ve muhkem bir mevzie raptedilmesi zaruretini görmüştür. Bu zarureti yerine getirmek için de Akademiyi devletin içine de koymamış, dışına da çıkarmamıştır. Akademyanın devlet cihazı içinde göründüğüne dair ifadeler mevcut ama bu meselenin ehemmiyetinden kaynaklanan hassasiyetin tezahürüdür.

Başyücelik Akademyası, müstakil bir müessesedir, devlet bu müessesenin ihtiyaçlarını karşılamakla mesuldür, belli başlı durumlarda da murakabe salahiyetine sahiptir. Bu manada Akademya, devlet teşkilat cihazı içinde değildir. Mevzuu İdeolocya Örgüsünde şu şekilde tayin edilmiştir; “Teşkilat ve hedeflerini bizzat planlayacak ve bu mevzuda tam bir hürriyet ve istiklal sahibi bulunacak olan Başyücelik Akademyası ancak Büyük Doğu idealinin ulvi prensiplerini mahfuz tutmak bakımından Başyüceliğe ve o vasıtayla Yüceler Kurultayına karşı mesul ve bu kayıt dışında sonsuz serbesttir.” (Sayfa 275)

Başyücelik Akademyası’nın Başyüce’ye karşı mesul olması, devlet teşkilatı olduğunu göstermez, buradaki mesuliyet, Başyücelik devletinde yaşayan ve devlet cihazı içinde veya dışında olan her ferdin, mevcut haliyle ve mevcut mesuliyetleriyle Başyüce’ye bağlı olmasıdır. Başyüce, Büyük Doğu Devlet Mefkuresinde (yani İslam devletinde) sadece devlet salahiyetlileri ve memurlarının değil, tüm cemiyetin (ve milletin) başıdır, tüm millet her ferdiyle Başyüce’ye karşı mesuldür. İslam devletinde halife, devlet teşkilatlarının zirvesindeki reis değil, tüm ümmetin riyaset salahiyetine sahiptir ve ümmet ferd ferd ona bağlıdır.

Büyük Doğu Devletinde, cemiyet dendiğinde aynı zamanda devlet kastedilmiş, devlet dendiğinde aynı zamanda cemiyet kastedilmiş olur. Cemiyet dendiğinde devletin kastedilmemiş olduğu haller, devlet teşkilatlanmasını ve salahiyet kullanılmasını gerektirmeyecek mevzu ve hadiselerdir. Devlet dendiğinde cemiyetin kastedilmemiş olduğu haller ise, ihtisas isteyen bazı hususi durumlar ve teşkilatlanma zaruretini ifade eden ihtimallerdir. Başyüce, devletin reisidir, cemiyetin reisidir, ülkenin reisidir.

Başyüce’nin bu hususiyeti, sadece Başyücelik Akademyası için değil her mevzuda caridir. Başyüce, salahiyet sahibi olmakla birlikte, aynı zamanda “temsil” mesuliyetini de üstlenmiştir, bu cihetle tüm devlet teşkilatı ile tüm cemiyeti temsil etmekte, tüm devlet teşkilatı ve tüm cemiyet de ona vekalet etmektedir. Ülke içinde ve ülke dışında yaşayan her vatandaş, bulunduğu iş ve hal üzerinde Başyüce’nin vekilidir, yaptığı her iş, aldığı her karar cemiyeti temsilen Başyüce’ye vekaletendir, kendi hususi işinde de aynen böyledir. Çünkü Başyüce, “Başyüce, milletini tek şahıs içinde yekunlaştıran baş örnek…”tir. (İdeolocya Örgüsü Sahife 262)

Başyücelik Akademyası’nın devlet teşkilatı olup olmaması mühim bir farktır. Üzerinde durma sebebimiz de bu ehemmiyettendir. Hem Büyük Doğu Devlet Mefkuresinden anladığımız ve hem de İslam tarihindeki tecrübelerden elde ettiğimiz kanaat odur ki, ülkenin “kültür erkan-ı harbiyesinin” müstakil olması zarurettir. Mevzuu bu cihetten tetkik edilmelidir.

Akademyanın devlet ile alakalı görünen kısmı, Başyüce’ye karşı mesuliyetle teçhiz edilmesi ve azalarının Başyüce tarafından tayin edilmesidir. Bunların dışında, maişetlerinin yüksek seviyede olmak üzere devlet tarafından karşılanması mevzuu var ki bunun tatbikatta ihtiyaç olmayacağı bilinmelidir.

Azalarının tayin salahiyetinin Başyüce’ye ait olması, tatbikatta bazı meselelerin zuhuruna sebep olarak görülebilir. Hakikaten de Başyüce fevkalade salahiyetler ile teçhiz edilmiştir, zaten Üstad, İdeolocya Örgüsünde bunu sarih şekilde beyan etmiştir. “Bütün salahiyetler beşeri haddin en üstüniyle eline teslim edilmiş kamil ferdin…” (Sahife 262) Hiçbir devlet reisine bu kadar salahiyet tevdi edilmez, mevzuun sırrı Üstadın muhayyilesindeki “Başyüce” tarifinde gizlidir. Başyüce’nin sahip olacağı vasıfları, samimiyeti, idrak istidadını cemiyetin zirvesi olarak tasavvur ediyor, o hata yaparsa hata yapmayacak başka kimse yok şeklinde düşünüyor. Mevzuu izah için şu ifade ne kadar berrak; “Başyüce, milletini tek şahıs içinde yekunlaştıran baş örnek… Onun içindir ki, salahiyeti, hak ve hakikate karşı bu yekuna eş, kendi öz nefsine karşı da bu yekunun en ufak parçasından daha küçük…” (İdeolocya Örgüsü sahife 262)

Böyle bir Başyüce tasavvuru, onun salahiyet deposu haline getirilmesi için münasip. Fakat tatbikatın ne kadar zorlu olduğu ve olacağı düşünüldüğünde, bu çapta bir salahiyet deposu haline getirilmesi doğru olmayabilir. Gerçi Üstad, Başyüce olacak şahsiyeti, Yüceler Kurultayına seçilme sürecinde kesif bir murakabeye tabi tutuyor, ondan önce de Yüceler Kurultayı Namzet kadrosuna seçilmesi ve bu kadroda geçireceği sürede ciddi bir teftişe tabii tutuyor. Bu süreçlerin sonunda seçilen Başyüce’nin, Üstadın tarifindeki vasıfları taşıyacağı kabul edilebilir ama tarihteki çürüme misallerine bakınca insan temkin ve tedbiri elden bırakamıyor.

Üstadın bahsini etmediği, bizim devlet ile cemiyet arasında yerleştirdiğimiz Nakibü’l Eşraf teşkilatı, bu tür ihtimaller için fevkalade imkanlar oluşturuyor. Başyücelik Akademyası azalarını Nakibü’l Eşrafın nasp ve tayin etmesi, hem doğrudan devlet cihazı içinde olmamasından hem de manevi idare merkezi olmasından dolayı daha doğru görünüyor. Akademya azalarının Nakibü’l Eşraf tarafından tayin edilmesi, aynı zamanda ilim, fikir, sanat alanlarındaki faaliyetlerin hududunu tayin cihetinden mühimdir, bu hududun devlet eliyle değil de manevi mimarlar tarafından tayini ise ayrıca elzem. Azaların tayini mevzuu bu şekilde tanzim edildiği takdirde, Akademyanın devlete karşı müstakil olma imkanı fevkalade artacaktır.

Akademyanın Başyüce’ye karşı mesul olduğu ve raporlarını ona arzedeceği mevzuu yerinde kalabilir, sadece şu eklenebilir, “…hem Başyüce’ye hem de Nakibü’l Eşrafa arzederler”. Azalarının devlet dışı bir merkez tarafından tayin edilmesi ve hem devlet riyasetine hem de Nakibü’l Eşrafa karşı mesul kılınması, devlet karşısındaki istiklalini perçinler. Mevzuun bakiyesi, azaların maişetinin devlet tarafından karşılanması meselesidir ki, tayin salahiyeti başka bir mercide olduğu müddetçe bu husus istiklaline zeval getirmez. Zaten Akademya azalığı o kadar muteber bir makamdır ki, bunların verecekleri eserlerin satış rakamları ve telif ücretleri, maişet konusunda devlete ihtiyaç duymayacakları bir mali altyapıyı ortaya çıkarır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir