BAŞYÜCELİK HÜKÜMETİ-BAŞYÜCELİK HÜKÜMETİ TEKLİFİMİZİN İZAHI-

BAŞYÜCELİK HÜKÜMETİ-BAŞYÜCELİK HÜKÜMETİ TEKLİFİMİZİN İZAHI-

Büyük Doğu’da (İdeolocya Örgüsünde) Başyücelik Hükümet reisi olan Başvekil, Yüceler Kurultayı azaları arasından Başyüce tarafından seçilir. Başvekil, tamamı Yüceler Kurultayı dışından olmak üzere hükümet azalarını seçer ve Başyüce’nin tasdikine arzeder. Başyüce’nin tasdiki ile birlikte hükümet kurulmuş olur. Özet olarak Başyücelik Hükümeti böyle oluşur.

Başyücelik devlet nizamında, seçime tabi kılınabilecek tek müessese, Başyücelik Hükümetidir. Başyüce de seçimle tespit edilmektedir ama oradaki seçim, Yüceler Kurultayında gerçekleşir, seçimden kastımız, halkın seçimidir. Büyük Doğu Devlet Nizamı, terkip olarak harikuladedir, ana bünyeyi, terkip mimarisini bozmak, yeniden bir nizam teklif etmektir. Böyle bir fikir üzerinde çalışılacaksa, Büyük Doğu’dan bahsetmek gerekmez, yeniden ve başka bir nizam fikri üzerinde gayret gösterilir. Büyük Doğu üzerinde çalışmayı esas alıyorsak, ana mimariyi muhafaza etmekle mükellefiz.

Büyük Doğu Devlet Nizamında, nizamın merkezi unsurunu ve temel esaslarını tespit ve tayin eden merciler; Başyüce, Yüceler Kurultayı, Yüce Din Dairesidir. Başyücelik Hükümeti, bu üç sütun üzerinde yükselen ve İslam tarafından çatısı kurulan muhafaza altına alınmış alanda, yine bunlar tarafından tespit edilmiş anlayış, ölçü ve hikmetleri tatbik merciidir ve salahiyeti bundan bir milim ileri de değildir. Hükümet, devletin ana mizacını tayin hususunda tek kelimelik bir salahiyete sahip olmadığı gibi, tek kelimelik bir değişiklik teklifinde dahi bulunamaz.

Hükümet, hem üzerinde hem de çevresinde olmak üzere, kendinden daha salahiyetli merciler tarafından ihata edilmiş, zapt altına alınmıştır. Emir, murakabe, muhasebe ile çerçevelenmiş olan Başyücelik Hükümeti alanı, nefsin de ölçülü şekilde hareket ve rekabetine açılabilir. Zirvede Başyüce, iki tarafta da Yüceler Kurultayı ve Yüce Din Dairesi tarafından çevrelenmiş olan Hükümet alanı, nefsin bitmez tükenmez hareket istidadından ve rekabet maharetinden faydalanılabilecek sahadır. Ana ölçülerin tatbikatı ile ilgili farklı fikirlerin ve muhalefetin boy atacağı, zuhur edeceği, birbirini kamçılayacağı bir sahaya olan ihtiyaç açıktır. Üstadın, her şeyi ruhi kaynağa bağlama ve tüm hareket enerjisini oradan devşirme cehdi ve tefekkürü, saf İslam’ın saf tatbikatı zaviyesinden bulunmaz hind kumaşıdır. Üstad da bilir ve takdir eder ki nefs, öldürülmesi gerekmeyen, terbiye edilmesi ve zapt altına alınması mecburi olan bitmez tükenmez bir enerji kaynağıdır. Devlet Nizamı içinde buna bir saha açmak ve bundan faydalanmak gerekir.

***
Halk devlet ile ilgili fazla hareketsiz kılınmış, İslam Devletinde tedrisat meselesi, halkın ciddi bir kısmını münevver haline getirecektir. Türkiye misalinde mevzuu düşünüldüğünde, milyonlarca münevver insan yetişecektir. Bu sayıda bir kadronun, devlet bahsinde hareketsiz kalması/kılınması, hareketi değil ataleti besler. Halkın hareket halinde olması şarttır, halkın hareketsiz kalması, atalete sevkedilmesi, mesuliyetten uzaklaştırılması ağır zararlar doğurur. Büyük Doğu Devlet Nizamı, birçok bahiste çalışmaya, çalışkanlığa atıf yapar, bunu gerçekleştirmek için gerekirse devlet cihazının tamamını vazifelendirir. Nizamın tamamı ve ruhu dikkate alındığında ataletin artması ve çalışkanlığın azalması beklenmez. Lakin bir sahanın (siyasi alanın) halka kapatılmış olması, halkın o sahaya dönük ruhi ve akli faaliyetlerini akamete uğratır, münevver camiayı köreltir veya nizam muhalefetine yöneltir. Tüm halkın hatta tüm münevver camianın ruhi kaynaklarını diri tutabileceği fikri, idealdir. Fakat ideal olanın bir gün yakalansa bile sürdürülebilir olmasını beklemek, insanın ve hayatın tabiatına mugayirdir.

Halk hareket halinde olmalıdır, halk akış halinde bulunmalıdır, halk diri tutulmalıdır. Her nasıl bir nizam kurulursa kurulsun, nihai muhafızı halktır. Bir ülkede halkın rıza göstermediği bir siyasi nizamın ayakta kalması muhaldir, ayakta kalmak için askeri tedbirlere müracaat etmek zorunda kalır. Halka karşı askeri tedbirlerle ayakta kalma mücadelesi verilmeye başlandığı andan itibaren o siyasi nizam ölmüştür. İslam Devleti, halkla savaşarak ayakta kalmayı “hayal” bile etmez. Öyleyse halkı diri tutmaktan başka bir yol yoktur. Halkın diri tutulabilmesi için siyasi sahada mecralar açılmalı, bu mecralarda yoğun bir akış teşvik edilmelidir.

Bunu yapabilmek için, mevcut Büyük Doğu Devlet Nizamını bozmamak, esas mimariyi zedelememek, terkibi bünyeye zarar vermemek gerekiyor. Arayışımız bu esaslar dairesinde gerçekleşecektir.

Seçim dendiğinde akla ilk gelen partilerdir. Seçim meselesi demokrasilerle öğrenildiği, demokrasilerin de partisiz olmayacağı gibi bir akıl ve anlayış itiyadı, bu meseledeki arayış ve imal-i fikir çabalarının zor kısmını oluşturuyor. Günümüzde geçerli siyasi nizamın demokrasi olması, farkına varmadığımız tefekkür itiyatları edinmemize, akıl terkibimizde farkına varmadığımız zafiyetlere sebep oldu. Ya demokratik bir siyasi tefekkür itiyadına savruluyoruz veya demokrasi dışındaki totaliter (ve seçimsiz) yollara teveccüh ediyoruz. Üçüncü yol yokmuş gibi, olamazmış gibi, keşfedilemezmiş gibi tıkanıp kaldık. Aklımızın gözümüzde olduğunu gösteren bu gerçeği kabul etmekte zorlanıyor, kendimize bile itiraf edemiyoruz. Saf İslami tefekküre ulaşamamanın sıkıntıları bunlar… Saf İslami tefekküre ulaşan az sayıdaki insan da, o tefekkür ile insan ve hayatı doğru anlamamak, İslam’ın emir ve teklif ettiği hayatı inşa edememek gibi bir marazilik içine düştü. İdeal ile gerçek arasındaki tahterevallinin bir ucundan diğerine zıplayıp duruyoruz.

Partisiz bir seçim yolu açmalı, bunu da halka yayabilmeliyiz. Böyle bir yolun mümkün olduğunu düşünenler, ister demokrasi taraftarı olsun isterse demokrasi düşmanı olsun, her iki ihtimalde de demokratikleşmiş kişilerdir. Sadece demokratikleşmiş kişiler olsa zarar nispeten az olur, bunlar aynı zamanda tefekkür istidat ve kudretini de kaybetmiş kişilerdir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir