BATI “AKIL KRİZİNDE”

BATI “AKIL KRİZİNDE”.
Batı yirminci asrın başlarında “felsefi krize” girdi. Felsefi kriz, sistem krizini tetikledi. Sistem çökünce akıl dağıldı. Şu anda batı tam manasıyla “akıl krizi” yaşıyor. Bir sonraki safhada ise “medeniyet krizi” var. Felsefi kriz, sistem krizi ve akıl krizini topladığınızda, medeniyet önlenemez şekilde çöker.
Akıl krizinin alametlerinden biri, bir problemi çözmek için üretilen “formülün”, çözüm değil problem kaynağı olmasıdır. Çözüm üretmek isterken problem üreten, çözüm ürettiğini zannederken problem ürettiğini fark etmeyen, ürettiği çözümü problemden daha maliyetli ve zararlı olan akıl, krize girmiştir.
2009 yılındaki krizden çıkmak için alınan tedbirler, krizi daha da derinleştirdi. Bu günkü kriz 2009 yılındaki krizin devamıdır ama o zaman alınan tedbirlerin de katkısı ile daha da büyümüştür. Hala aynı girdapta debeleniyorlar. Yunanistan’ı kurtarmak için hazırladıkları pakette, Yunan tahvillerini alan banka ve finans kuruluşlarının, alacaklarının yarısından vazgeçmelerini istediler, bir yatırım kuruluşu iflas başvurusunda bulundu. Kurtarma paketi karşılığında Yunanistan’ın kemer sıkma tedbirlerini taahhüt etmesi istenince Yunan hükümeti referandum kararı aldı. Çözüm için attıkları her adım, ya problemi derinleştiriyor ve büyütüyor veya yeni problemler üretiyor. Akıl krizi devletin her müessesine, cemiyetin her ferdine sirayet etmiş halde. Referandumdan da hayır oyu çıkar. Çünkü akıl krizi, ilginç bir şekilde problem çözmek değil problem üretmek için çalışır.
Akıl krizinin başka bir alameti, bir problemin çözümsüz hale gelmesine mani olmamak, olamamaktır. Sıhhatli aklın alameti, problemin çözümsüzleşmesine mani olacak tedbirleri almaktır. Bir problemin, çözülebilir sınırını bilmek ve çözülemez alana geçmesine fırsat vermemek esastır. Hiçbir problem, bir anda ortaya çıkmaz. Uzun süreçlerden geçerek hayatın ve aklın önüne gelir. Aklın mahareti, o süreçleri görmek, bilmek ve erken teşhis ve tedbir almaktır. Orta halli bir akıl, problemlerin doğması, gelişmesi ve büyümesi süreçlerini fark eder. Fakat akıl tutulması ve akıl krizi varsa, problemin doğumu, gelişmesi, büyümesi ve çözümsüz alana geçmesi sadece seyredilir. Çözme çabasına girdiğinde ise, aldığı tedbirler problemi çözmez aksine azdırır ve yeni problemlerin kaynağı haline gelir.
Büyük iktisadi kriz, sessiz sedasız gelmedi, nara atarak geldi. Ahmaklardan başka herkes gördü, iktisadi krizin geldiğini. Erken müdahale, kolay ve ucuz çözüm değil miydi? Geldiği görülmesine rağmen neden müdahale edilmedi, gerekli tedbirler neden alınmadı? Kangrenleşmesini ve derinleşmesini beklemenin bir izahı var mı? Hiçbir izahı yok, akıl krizinden başka… Müdahale etmek ve tedbir almak için harekete geçtiklerinde kriz, çözülebilirlik sınırını aşmış ve çözümsüzlük alanına girmişti. Bundan sonra çırpınmanın bir faydası yok, artık cenaze hazırlıklarına başlama vakti geldi.
Akıl krizinin üçüncü alameti, sistemi göremez hale gelmesidir. Sistemi görememek, topyekun bakış zafiyetidir. Sistemin tamamını göremeyen akıl, sistemin krize girdiğini de anlamaz. Anladığında da sistemik tedavilere değil, parça parça meselelerle ilgilenmeye devam eder. Sistem krizi başladığında hiçbir problemin çözümü, sistemden bağımsız değildir. Sistem ıslah edilmediği takdirde hiçbir problemin yalnız başına çözülmesi mümkün olmaz.
Sistem çapında düşünebilen, sistemleri ıslah edebilen veya onları yeniden kurabilen akıl ile sistem içinde faaliyet gösteren akıl birbirinden farklıdır. Sistemin kendinden doğduğu akıl ile sistemden doğan akıl arasındaki hacim farkı müthiştir. Sistem üreten akıl, sistemin hastalıklarını tedavi edebilir veya yeni sistemler inşa edebilir. Sistemin eseri olan akıl ise sistemin hastalıklarını kendi bünyesine taşır. Batılı akıl, Rönesans ve Reform hamleleriyle sistem kuran çapa ulaşmıştı. Yirminci asır boyunca, sahip olduğu sistemin mükemmel olduğuna o kadar iman etti ki, artık sistemin ürünü haline geldi. Sistemin aklı, sistemin krizini kendi bünyesine aynen aldı ve daha da derinleştirdi.
Sistemi (bütünü) göremeyen akıl, “parça” ile meşgul olmaya başlar. Parça ile meşguliyet ancak “parça fikir” üretmeyi mümkün kılar. Parça fikir ise aklın ufkunu daraltır. Aklın ufku daraldığında sistem tabii olarak daralmaya (küçülmeye) başlar. Küçük olan büyük olanı taşıyamaz. Aklın ufku daraldığında sistem dağılmaya başlar. Osmanlının son zamanlarındaki Türkçülük cereyanı bunun en güzel misalidir. Osmanlı anasırından sadece birine yoğunlaşmak, aklın ufkunu daraltmaktır ve asla Osmanlıyı kurtarmaz, aksine sistemi dağıtır. Aynı akıl krizine şimdi batı kendi ikliminde yakalandı. Bunların ölüsünün arkasından Fatiha okuyan da olmaz.
Akıl krizinin başka alametleri ve başka neticeleri de var. Fakat anlayana bu kadar kafi olmalı. Meselenin tüm boyutlarını anlatmak bir makale için fazla gelir.
*
Bu izahlardan sonra şu soruyu cevaplayalım, neden meşhur tabiriyle “akıl tutulması” değil de “akıl krizi” tabirini kullanıyoruz? Çünkü batının aklı tutulmadı, çalışıyor. Akıl tutulması, aklın donması ve mevcut halini tekrarlamasıdır. Batının aklı yeni şeyler üretmeye devam ediyor. Dolayısıyla doğru teşhis akıl tutulması değil, akıl krizidir. Akıl krizi, aklın kendini inşa ettiği kültürel iklimin tüm teorik kaynaklarını bitirmesidir. Bu sebeple akıl krizi, sistem krizinden sonra ortaya çıkar. Sistem, teorik kaynaklarını (felsefi kaynaklarını) tüketmeden krize girmez. Sistem tüm teorik kaynaklarını tükettiğinde akıl kendini meydana getiren iklimden (sistemden) beslenemez hale gelir.
Batının aklı çalışmaya devam ediyor. Fakat çalışma alanı kendini inşa eden iklimdir (sistemdir). Sistem nihayetine ulaştı, nihayeti ise devasa bir kriz. Bu kriz, sistem içi kriz değil, sistemin nihai krizi. Bu güne kadar sistem içi tüm krizler çözüldü, bu kriz sistemin tabiatından kaynaklanan krizdir ve çözümü yok. Çünkü bu krizi üreten sistemin kendisidir. Akıl sistem içinde kaldığı müddetçe, krizi çözmek bir tarafa, yeni krizler çıkarmaktan başka bir işe yaramaz.
Akıl krizi, aklın kendini oluşturan ufkun sonuna varmasıdır. Sistem, tabiatı gereği bir ufuk oluşturur. Hiçbir varlık kendi tabiatını aşamaz. Akıl, kendini üreten sistemin sonuna vardığı için o sistem içinde çözüm üretme imkanını kaybeder ve krize girer.
Bunun çözümü var mı? Yok. Sistemi değiştirmekten başka çözümü yok. Fakat hiçbir varlık, kendini meydana getiren özden vazgeçemez. Dolayısıyla sistemi değiştiremez. Sistemi değiştirmek, kendini inkar etmektir. Kendini inkar etmek, kurtulmak değil, intihardır. Bu sebeple sistemin (ufkun) sonuna gelen her medeniyet çökmüştür. Ufkun sonuna gelindiğinde çöküş mukadderdir, ya kendini inkar ederek intihar yoluyla veya kendini beğenmeye devam ederek yobazca… Yobazca çünkü Sistemin sonuna gelmesine rağmen o sisteme bağlılık, akli bağlılık değil, irrasyonel bağlılıktır.
HAKİ DEMİR
demirhaki@gmail.com

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir