BATININ EPİSTEMOLOJİK İŞGALİ

BATININ EPİSTEMOLOJİK İŞGALİ

(Terkip ve İnşa dergisi 3. sayı)

Batının dünya üzerinde kurduğu hakimiyetin altyapısı epistemolojik işgaldir. Batının can alan askeri işgalleri, kaynakları sömüren iktisadi işgalleri, iktidarları yöneten siyasi işgalleri, dezenformasyonla husumet ve çatışma üreten istihbarat işgalleri az ya da çok göze çarpmakta, farkına varılmakta, bunlara karşı ferdi ve içtimai sahalarda bazı tedbirler alınmaya çalışılmaktadır. Dünyadaki her kültür coğrafyası kendi hususiyetlerine uygun bazı tedbirler alsa da, neticeye bir türlü ulaşamamakta, batının hakimiyeti kırılamamakta, istiklal mümkün olmamaktadır. Çünkü sayılan emperyal metotların altyapısını oluşturan epistemolojik işgal gözden kaçmakta, dünya bu işgali fark etmemekte, fark edenler ise önce kendi ülkelerinde derdest edilmekte ve itibarsızlaştırılmaktadır.

Batı gibi düşünerek, batı gibi bilgi üreterek, batı gibi ilmi ve fikri çalışmalar yaparak batı ile hesaplaşmak, batıya karşı istiklal kazanmak imkansızdır. Batı gibi düşünerek batı ile hesaplaşmak için, batılı düşünceyi bir batılıdan daha iyi anlamak ve tatbik etmek gerekir ki, bu durumda batıyı yenmenin bir anlamı yoktur, zira artık siz batılılaşmışsınızdır. Bu ihtimalde batıyı batı yenmiş olur ki, galip yine batıdır ve siz “kendiniz” olmaktan uzaklaşmışsınızdır. Geriye kalan sadece pastanın paylaşılmasından ibarettir, bunu maksat edinmek ise tam olarak batılılar gibi “gelişmiş hayvan” derekesine düşmektir.
*
Batının bilim anlayışı, pozitivist felsefenin tesirinin ağırlık taşıdığı devirde oluştu ve gelişti. Rasyonalizm ve pozitivizmin tesiriyle oluşan bilim anlayışı, pozitif bilim mecrasını yerleşik hale getirdi. Felsefeden bağımsızlaşan bilimlerin kendi sahalarından felsefeyi kovmasıyla tetiklenen felsefi kriz, batı bilim telakkisinin daha sonraki devirlerinde pozitivizmin tesirini kıramadı. Böylece batı bilim telakkisi, materyalizm, rasyonalizm, pozitivizm limanına demir attı ve orada yerleşik hale geldi.
Batının ve aslında her kültür ikliminin ilim telakkisi, kendi hususiyetlerine sahip tefekkür mecrasında oluşur. Her kültür iklimi, kendine has bir akıl formuna, kendine has bir inanç sistemine, kendine has temel tefekkür alanlarındaki kanaatlerine göre ilim telakkisi geliştirir. Batının “bilim” diye dünyaya sunduğu, “objektiflik” kisvesiyle maskelediği, insanlığı da buna inandırdığı bilim telakkisi, temelindeki materyalist, rasyonalist, pozitivist felsefenin eseri ve neticesidir.
Materyalist felsefi cereyan, maddeyle kayıtlı ve sınırlıdır. Maddeci bakış, ruhu kabul etmenin zihni altyapısına sahip değildir. Ruhu inkar ettiğinde insanı bedenden ibaret görür ve merkezini “beyin” olarak anlar. Maddeden (bedenden) ibaret insan telakkisi, kaçınılmaz olarak evrimcidir ve insanın olmadığını, insan olarak varolmadığını, hayvanın gelişerek (evrimleşerek) insana dönüştüğünü kabul etmek zorundadır. Bunların tabii ve zaruri neticesi olarak batı, “hayvan uygarlığı” kurmuştur.
Dünyadaki kadim kültür ve medeniyet havzalarından hiçbirinde insanın hayvan olduğu (hayvandan geldiği) kabul edilmemesine rağmen, hayvan uygarlığının (madde uygarlığının) bilim telakkisi kabul edilmiştir. Materyalizmi, evrimci yaklaşımı reddeden Müslümanların da, batı bilim telakkisini kabul etmeleri, buna karşı ciddi bir tenkit yöneltememeleri, neticede batının bilim anlayışına teslim olmaları, on dört asırlık İslam tarihinin en büyük felaketidir ve içinde bulunduğumuz kaos çağının temel sebeplerinden biridir.
*
Batının en büyük operasyonu ve başarısı, kendi felsefi ve kültürel ikliminin tabii neticesi olan bilim anlayışını dünyaya kabul ettirmek olmuştur. Dünyanın bunu kabul etmesi, batıyı bilginin efendisi yaptı. Böylece batı, bilgiye hükmetmeye başladı.
Bilgiye hükmetmek, bilgiye kendi mührünü vurmak, bilgiyi kendi inhisarına almasına yol açtı. Bilgi ve bilim, batının “özel mülkiyetine” girdi, kim ki bilgi ve bilimden bahsedecekse, batıdan referans aramak ve göstermek zorunda kaldı. Epistemolojik işgal o kadar derinleşti ki, sadece bilgi ve bilim değil, ahlaktan siyasete kadar her mesele, “batıda var mı?” sorusuyla birlikte gündeme geldi ve tefekkürün malzemesi olma hakkını kazandı.
Bilginin karargahı olan batı, kendi insan telakkisini, kendi varlık telakkisini, kendi hayat telakkisini, kendi siyaset telakkisini ila ahir, “evrensel değerler” olarak dünyaya sundu. “Evrensel değerler” ifadesi, sırlı ve tılsımlı bir tesire sahipti, hiç kimse bunun karşısında duramıyordu. Arkaik hale gelen kültür ve medeniyetlerin bu işgale karşı mukavemet edememesi anlaşılabilirdi belki ama hala kaynakları sahih şekilde muhafaza edilen, tarihte kaç tane medeniyet kuran Müslümanların bu taarruz karşısında afallaması ve bir kısmının teslim olması tam bir felaketti.
*
Müslüman bilim (ilim değil) adamları, batının kurduğu üniversitelerde, batının bilim telakkisine teslim olmuş şekilde bilim yapmaya (üretmeye değil) başladılar. Sadece Avrupa ve Amerika’daki üniversitelerden bahsetmiyoruz, Türkiye’deki ve İslam ülkelerindeki üniversiteler de batı bilim telakkisiyle kurulduğu için onların mührünü taşıyor. Batı bilim telakkisinin karargahı olan üniversitelerde İlahiyat Fakülteleri açılmış olması ise tamamen oryantalist projedir.
Batılı üniversitelerde bilim yapan Müslüman bilim adamları, materyalist, rasyonalist, pozitivist temel telakkinin metot ve ölçüleriyle İslam’ın on dört asırlık müktesebatını hesaba çekiyor. Batıyla hesaplaşması gereken Müslüman bilim adamları, batının bilim anlayışıyla İslam ilim müktesebatını kendi tabirleriyle kritik ediyor, “yanlışlarını” buluyor, iyi niyetli oldukları iddiasıyla “tashih” ettiklerini düşünüyor. Oysa yaptıkları iş tam olarak, İslam’ın her sahadaki müktesebatını, batının epistemolojik evrenine taşımak, bunu yaparken de batı kriterlerine uymayanları “hurafe” başlığı altında “temizlemek”… Ümmet, İslam tarihinde böyle bir ihanet görmedi.
Hadis-i Şerifleri, Asr-ı Saadetten intikal eden “yazılı belge” olmadığı için reddedenler bir kısım nasipsizler, batı bilim telakkisine göre “bilimsel” davrandıklarını düşünüyorlar. Batı bilim telakkisinin “objektif” olduğuna iman eden bir kısım nasipsizler, batılı bilim adamlarına itimat ettikleri kadar ümmetin tarihteki büyük alimlerine itimat etmiyorlar. Eski Yunan filozoflarının eserleri ve fikirleri ile ilgili tek kayıt, Müslümanların bir zamanlar tercüme ettikleri ve Müslüman müelliflerin kaleminden çıkan metinlerdir ve batı buna itimat ederek kendi tarihi müktesebatını muhafaza altına alır. Buna mukabil bazı Müslüman bilim adamları, batının kendine uygulamadığı ve oryantalist projelerin bilim kisvesiyle Müslümanlar arasına zerkettiği bazı kriterleri “bilimsel inanç” haline getirmektedir.
Bu nasıl bir savruluş? Epistemolojik işgalden kurtulmalıyız. İslam medeniyet tasavvuru, ilimlerin tasnifi, mevzu ve ıstılah haritası gibi büyük ufka yürümezsek çırpınır dururuz.
ALİHAN HAYDAR

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir