BATIYA KARŞI ÜMMİLEŞMEK ŞART

BATIYA KARŞI ÜMMİLEŞMEK ŞART…
Batının dünyayı siyasi, askeri ve iktisadi işgalinden daha derin ve daha vahim olanı, kültürel işgalidir. Ruhlar, zihinler, akıllar işgal edilmiştir, üniversitelerdeki binlerce profesörün “bilim tarifi” bile batıdan kopyalanmış haldedir. İnsanın ruhu ve aklı işgal edildikten sonra, askeri işgale ihtiyaç kalır mı?
Müslümanlar yeni bir çağ başlatabilmek için, öncelikle batıdan aldıkları “zehirli telkin ve tesirleri” akıl, zihin, ruh ve kalp dünyalarından söküp atmalıdır. Bu hamle, maalesef sadece kelami bir mesele değil, aynı zamanda fiili bir çabayı da gerektiriyor. Herkes batıya karşı ama herkes batılı akıl çeşidiyle düşünüyor. Bir insan için “akıl terkibi” neredeyse o insanın ta kendisidir. Onunla bakıyor, onunla anlıyor, onunla karar veriyor, dahası hislerini bile onunla değerlendiriyor, ne hissettiğini bile onunla tarif ediyor. Akıl terkibi bu kadar mühim olunca, onu bir anda kaldırıp atması muhal, bunu yapabilecek olsa bile geriye koskoca bir boşluk kalıyor. Yeni bir akıl terkibini bir anda gerçekleştirip, hayatına kaldığı yerden devam etme imkanı yok, bu iş bir süreç ve zaman işi…
İnsanın akıl terkibini baştan sona yenilemesi, batıdan edindiği pozitif akıl terkibini kaldırıp atması ve yerine İslam’dan hareketle inşa edeceği “akl-ı selimi” ikame etmesi ne kadar zor. Üstelik bunu arzu ederek teşebbüse geçmesi halinde bu kadar zor, oysa Müslümanlar sahip oldukları pozitif akıl terkibinden memnun görünüyor ve “akl-ı selimi” gündemlerine bile almıyorlar. Sürekli yazıyoruz, hatırlatmaya çalışıyoruz, akl-ı selim yoksa Müslümanca düşünme imkanı yok. Ne var ki bunun için büyük teşebbüsler gerek, bizim elimizdeki imkanlarla konuyu gündeme bile getirmek mümkün değil.
Zaman zaman ümitsizliğe kapılmaktan kurtulamıyor insan. Fakat akl-ı selim, asla ümitsizliğe geçit vermez, çünkü akl-ı selim, tek kudret kaynağı olan Allah Azze ve Celle’ye inanıyor. Mesele bir türlü gündeme getirilemiyor ama Allah Azze ve Celle bir hadiseye müsaade ediyor ve milyonlarca tebliğcinin milyarlarca para harcayarak belki de yüzlerce yılda yapamayacağını birkaç ayda gerçekleştiriveriyor. İşte Mısır hadisesi tam olarak bu tür vakalardan biri…
Mısır’daki darbe, darbeye karşı mukavemet, mukavemet güçlerine karşı katliam İslam dünyasında batıya karşı “kin” ve “nefretin” zirve yapmasına sebep oldu. Bir türlü yapamadığımız, anlatamadığımız mesele, bir ay içinde devasa boyutlarda (hayalimizi aşan hacimde) gerçekleşiverdi. Batının, çapulcu olduğu, menfaati için yırtıcı hayvanlardan daha aşağı derekeye indiği, insan tabiat haritasının “belhüm adal” diye isimlendirilen dip bölgesinde ikamet ettiği geniş halk kitleleri tarafından bir ayda anlaşıldı. Dünyaya ihraç ettiği değerlerin (insan hakları, hukukun üstünlüğü, demokrasi) içinin boş olduğu, sadece jan janlı bazı ifade kalıplarından ibaret bulunduğu, buna rağmen onları da menfaati için istismar ettiği görüldü. Hangi profesyonel kadro, sınırsız imkanlarla bile olsa bu kadar kısa sürede batıyı bu kadar açık şekilde ve sokaktaki insanın bile anlayacağı biçimde deşifre edebilirdi? Allah’ın kudreti sonsuz…
Şimdi mesele şu, cereyan eden hadiselerin muhtevasını doğru okumak ve mevzuu derinliğine anlamak… Batıya karşı ümmileşmeliyiz, batının içinde bulunduğu mevcut durum bu iş için biçilmiş kaftan, bunu doğru anlamalı ve anlatmalıyız. Bu tarihi fırsatı kaçıramayız, kaçırmamalıyız.
Batının tüm değerlerinden kurtulmalı, tüm tefekkür şekillerinden uzaklaşmalı, akıl terkip unsurlarını reddetmeliyiz. Kendimiz olmalıyız, kendimize gelmeliyiz, kendi kaynaklarımıza dönmeliyiz. Bunun için yapılacak ilk iş akl-ı selimi inşa etmek…
Batının her şeyini itmeli, atmalı, kendimizden uzaklaştırmalıyız, tam anlamıyla ona karşı ümmileşmeliyiz. Geçici süreyle batının “az sayıdaki doğrularına” bile gözlerimizi kapatmalıyız. O kadar ümmileşmeliyiz ki, yeryüzünde batı kültür ve uygarlığına dair hiçbir şeyi görmemeli, bunun için gerekirse “renk körü” haline gelmeliyiz. Onları tenkit ederken bile kendi gerekçelerini kullanmaya ihtiyaç duymamalıyız, bunun geçerli olduğu vehminden kurtulmalıyız. Bina olan arsaya bina yapılmaz, önce mevcut binayı yıkmalıyız, bunu ise ümmileşmek yoluyla gerçekleştirmeliyiz. Batıya karşı ümmileşerek zihni arsamızı boşaltmalı, batıdan alınan aslında molozdan başka bir mahiyeti olmayan malzemeyi temizlemeliyiz. Temiz ve saf bir zihinle işe başlamalı, tasavvur ve tefekkürümüzün temelini kalbimize atmalıyız. Temelleri kalpte, gövdesi zihinde olan, merkezinde ruhun bulunduğu bir akıl binası inşa etmeliyiz. Bu akıl (akl-ı selim), ruhun sevk ve idaresinde, iman yoluyla İslam’a ve Allah’a bağlanmış, dünyayı ve içindeki her şeyi O’na göre anlayan, hisseden ve gören bir bünyeye sahip olmalıdır.
Müslümanlar hızlı şekilde bu hedefe yönelmelidir. Allah, bir taraftan kendisine yönelmemiş, yönelmekte yavaş davranmış Müslümanları musibetlerle kendine getirmek istiyor, diğer taraftan insanların fevkalade çabalarıyla onlarca yılda yapamayacakları işleri birkaç ayda anlamalarını ve yapmaların mümkün kılan bir yardım ve ihsanda bulunuyor. Bir taraftan sabırla, tevekkülle cezamızı çekmeli ve arınmalıyız (ümmileşmeliyiz) diğer taraftan gayretle, samimiyetle akl-ı selimimizi inşa etmeliyiz.
Tarihe bakıldığında asırlar isteyen işler, bugün birkaç hafta veya ayda gerçekleşebilmektedir. Zamanın akış hızı artmış, Allah’ın rahmet ve ihsanı sağanak halinde inmeye başlamıştır. Öyleyse vaktimiz yok, öyleyse vakit dar, öyleyse acele etmeliyiz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir