Bî-haberden 1 Haber!

“Kitap’ı okuyup durduğunuz halde kendinizi unutur da başkalarına mı iyilikle emredersiniz? Düşünmez misiniz?” -BAKARA/44-

Başkalarını iyiliğe çağırıpta çağrıya uymamak veya çağrıya muhalif işlerde bulunmak insanların vicdanlarında büyük soru işaretleri bırakır. Bu soru işareti sadece “söyleyen” için olsa sorun yok. Sorun şu ki bu soru işareti, itikadî olarak nasihata konu edilen mevzuyu da yıpratacaktır. Din adamları bağlamında düşünürsek bu tarz soru işaretleri din adamlarına olan inancı zayıflatmakla kalmayacak dine olan yaklaşımlarda da bozulmalara yol açacaktır. “Söyleyene değil söylenene bak” sözü aklınıza gelmiş olabilir ama bunu yapabilenler yüce ruhlu şahsiyetlerdir ve onların yekûne oranı \%1 bile değildir.

Kulun Rabbi ile olan hukukunda Rabb’inin merhametine sığınması ve affolması kuvvetle muhtemeldir. Ama topluma mal olan ve olumsuz tesiri kendisiyle sınırlı kalmayan etkileşimler muhakkak sorgulanır çünkü kul hakkı kapsamına girmiştir.

Hz. Muhammed (sav) bir hadis-i şeriflerinde:

“İnsanlar helâk oldu, alimler müstesna.

Alimler de helâk oldu, ilmiyle amel edenler müstesna.

İlmiyle amel edenler de helâk oldu, ihlâs sahibi olanlar müstesna.

İhlâs sahibi olanlar da büyük bir tehlike içindedirler.” (Bkz. Aclunî, Keşfü’l-Hafa, 2/280 no: 2795)

Sahibine fayda vermeyen ilim kime fayda verir? İlminden kendi faydalanamayan alim kimi faydalandırabilir?

Kurtulan ve kurtarıcı potansiyeli olan güruh bellidir; bildikleriyle ihlas ve samimiyet çerçevesinde amel eden insanlar. Dikkat edin mühim olan kesret değil kemiyet. Zira denir ki: “Bir inci binlerce boncuktan yeğdir.” Ne ilim çokluğu ne amel çokluğu taltif edilmiştir. Tek mesele amellerin ihlas aşısıyla aşılanmasıdır. Bu yapıldığında ne söze ne kaleme ne kelama gerek kalır. İnsanlar gördükleri “üsve-i hasene”lerden hakikatları alır.

Şayet sözle olsaydı bu konuda çok zenginiz. O kadar vaiz, hatip bütün kitle iletişim araçlarını seferber edip insanlara iyiliği emr kötülüğü nehy ediyorlar ama başarı oranı ortada. Herkes çevresinden değerlendirsin. Binlerce çağrıya birlerce dönüt.

İletişimin ‘dönüt-geri bildirim’ unsuru gönderi ile ileti arasındaki uyum oranınca pozitiftir. Mevzu bahis pozitifliği artıracak yegane faktör: Samimiyet.

Teori-pratik uyumsuzluğu eğitimcilerin başarısızlık sebeplerinin başında gelir. Bu uyumu yakalayabilen eğitimciler öğrencilerinin ruhlarına hitap ederler ve hedefe ulaşırlar.

Darende’li Es-Seyyid Osman Hulusi Efendi bir cuma günü Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan gönderilen ağaç dikme konusundaki hutbeyi o hafta okumamış, bir hafta süresince ağaç diktikten sonra hutbeyi irad etmiş. Neden böyle yaptığı sorulduğunda ise: “Nefsime tatbik etmediğim şeyi insanlara tavsiye etmekten hayâ ederim” buyurmuşlardır. İşte ihtiyacımız olan Müslüman profili.

Nefsimize tatbik etmediğimiz şeyleri söylemekten hayâ etmeye başladığımız zaman kemâlât güneşi tüm göz kamaştırcılığıyla üzerimize doğacaktır.

Vesselam.

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir