BİLGİ VE FİKİR

BİLGİ VE FİKİR

(Terkip ve İnşa dergisi 3. sayı)

İnsan zihninin faaliyetleri; ezberleme, öğrenme ve anlama şeklinde derinleşerek devam eder. Ezberleme ve öğrenme faaliyeti, ortalama zeka seviyesinin bile yapabileceği iştir. İdrak etme (anlama) faaliyeti ise ezberleme ve öğrenmeden çok farklıdır ve çok derindir.
Ezberleme, bilginin “olduğu gibi” zihni evrene, özellikle de hafızaya naklidir. Ezberleme neticesinde elde edilen bilgi, olduğu gibi tekrarlanabilir, üzerinde başka bir işlem yapılması imkansızdır. Ezberlenen bilgi tekrarlamaktan başka şekilde kullanılamaz, faydalanılmaz. Bu sebeple ezberleme, yabancı dildeki metinler için de mümkündür.
Öğrenme de aslında bir ezberleme türüdür ama öğrenme yoluyla elde edilen bilgi, kullanma boyutunu da ihtiva eder. Öğrenilen bilgi kullanılabilir, çünkü kullanım yolu da ezberlenmiştir. Öğrenilen bilgiden faydalanılır, zira faydalanma yolu da ezberlenmiştir.

İdrak etmek ise bilginin mahiyetine nüfuz edilmesidir. Bilginin tahlil edilebilmesi (cüzlerine ayrılması), bilginin terkip (bilginin kendisiyle veya cüzleriyle başka bilgi vahitlerinin terkip) edilebilmesidir. Bilgi, idrak yoluyla mülkiyete geçirilir.
*
Türkiye’deki okullarda talim ve terbiye olmadığı, eğitim-öğretim yapıldığı için, ezberleme ve öğrenmeden ibaret bir tahsil hayatı mevcuttur. Okullarda kazanılan bu itiyat, maalesef hayat boyu devam etmekte, bilgi sadece ezberlenmekte ve öğrenilmektedir. Üniversiteler dahil okullarda “idrak etme” faaliyetinin mevzu başlığı ve tarifi bile bulunmamaktadır. İdrak etmenin ne olduğuna dair bir paragraflık talim ve terbiyenin bulunmadığı okullarda, talebelerin idrak ettiğini, yani tefekkür faaliyetinde bulunduğunu kabul etmek için hiçbir sebep yoktur.
Ezberleme ve öğrenme zihni faaliyet ile mümkündür, idrak etmek ise tefekkür faaliyeti ile ancak mümkün olur. İdrak etmenin ne olduğuna dair bir başlık bile olmadığı için, üniversitelerin doçentlik tezlerinde bile ezberleme ve öğrenme usulleri kullanılır. Kendi cehdiyle tefekkür istidadı kazananlar mahfuz olmak üzere, tahsil yoluyla tefekkür istidadını kazanma ihtimali yoktur.
Üniversitelerde bile ezberleme ve öğrenme cari olduğu, idrak etmenin başlığı bile bulunmadığı için, Türkiye’de cahillik tahsil yoluyla kazanılır. Zira cahil olmak bilgi sahibi olmamak değil, herhangi bir şekilde ezberlere mahkum olmak, ezber dışına ise kör kalmaktır. Türkiye’de cahillik doktora tezleriyle kazanıldığı için, kendisiyle mücadele edilebilir mahiyet taşımaz. Bu sebeple halkın cahilliği, irfani bir cahilliktir ve bilgiye tahsillilerden çok daha fazla değer verir. Tahsilliler sadece ezberlediği ve öğrendiği bilgilere değer verir ve onların dışındaki tüm bilgi çeşitlerine karşı dipsiz bir cehalet içindedirler, yani kapalıdırlar. Bu sebeple Türkiye’de üniversite, ilim ve tefekkürün motor gücü değil, frenidir. Ve tabii ki bu durum oryantalistlerin operasyonudur, başarı oranı ise yüzde doksanın üzerindedir.
*
Müslümanlar bir taraftan Cumhuriyet Türkiye’sinin okullarında pozitivist eğitim-öğretimin ezberleme ve öğrenme temrinlerini yapmakta ve bunun itiyatlarını oluşturmakta, ilginçtir diğer taraftan da o itiyatların tabii neticesi olarak İslam’a muhatap olma bahsinde de aynı yaklaşımı sergilemektedir. Her cemaatin sadece kendi kaynaklarını okuması ve diğer kaynaklara kör kalması, Kemalist Cumhuriyetin okullarındaki pozitivist eğitim-öğretimin aynısını tekrarlamaktır. Pozitif eğitim-öğretim, öncelikle inşa ettiği “pozitif aklın” ufkuna mahkumdur ve onun dışına kördür. Bu şablon, bütün Müslüman cemaat ve guruplarda aynı şekilde tekrarlanır ve dar bir çerçeve içindekiler ezberlenir ve öğrenilir, onun dışındakilere ise dönüp bakmaz.
*
Bilgi, mananın tespit edilmiş yani sübut bulmuş halidir. Fikir ise mananın, muhtevanın kendisidir. Her fikir, birçok bilgi tertibi ile ifade edilebilir.
Fikir, bilginin harekete geçmiş halidir, hareketli halidir. Bilgi, donmuş halde bulunur çünkü bilgi zaten mananın sübut bulmuş halidir. Fikir, mana nizamıdır, bilgi ise mananın zapt edilmiş hali…
Esas olan fikirdir, zira fikir muhtevadır. Bilgi ise fikrin (muhtevanın) bir şekilde ifade edilmiş halidir. Oysa fikrin birçok ifade edilebilme ihtimali ve imkanı vardır. Her ifade şekli ve ihtimali, farklı bilgi vahitlerini oluşturur. Bu sebeple bir cümlelik fikir, bir kitaplık bilgiye denktir.
Bilgi malzemedir, fikir ise esastır.
Bilgi ezberlenebilir, öğrenilebilir, bu sebeple tekrarlanabilir. Fikir ezberlenemez, öğrenilemez ancak idrak edilebilir. Meselenin kritik noktası tam olarak burasıdır.
İdrak (tefekkür) faaliyeti neticesinde elde edilen fikir, kayıt altına alındığında “bilgi” haline gelir. Müellifi için fikir olmaya devam eder ama nakli kabil değildir. Nakli için söz veya yazı ile kayıt altına alındığı andan itibaren fikir olma hususiyeti kaybolur ve “bilgi” haline gelir. Bu sebeple fikir, müellifi için fikir, muhatabı için bilgidir. Dolayısıyla fikir ezberlenemez, öğrenilemez, ezberlenmesi veya öğrenilmesi için metin haline getirildiği andan itibaren bilgi mahiyetine inkılap ettiği için, ezberlenen ve öğrenilen bilgidir.
Fikir ile ilgili tespitler, ilim için de aynıyla caridir.
*
Bilgi ve fikir, öğrenme ve idrak etme bahisleri anlaşılamadığı için, fikri ve ilmi eserleri okuyanlar, onları ezberlemek veya öğrenmek yoluyla idrak ettiklerini zannediyorlar. Hal böyle olunca, mesela lebalep fikirle dolu olan Necip Fazıl’ın eserlerini okuyanlar, ezberleyerek veya öğrenerek “fikir sahibi” olduklarını zannediyorlar. Oysa Necip Fazıl Üstadın fikriyatı (her müellif gibi), kitaplaştığı andan itibaren bilgi haline gelmiştir, bilginin ezberlenmesi ise idrak edildiğini göstermez.
Tabii ki bilgi çeşitleri mevcuttur, her bilgi çeşidinin de kıymeti farklıdır. “İlmi bilgi” ve “fikri bilgi”, diğer bilgi çeşitlerinden mukayesesiz daha kıymetlidir. Herhangi bir bilgiden “mefkure” sahibi olmak fevkalade zordur ve dehaların işidir, buna mukabil fikri bilgiden mefkure sahibi olmak daha kolaydır. Bu manada Necip Fazıl’ın eserlerini okumak, sadece ezberlenmiş olsa bile “fikri bilgi”ye yani kıymetli bilgiye muhatap olmak bakımından önemlidir.
*
Tefekkür ve idrak faaliyeti, insanın enfüsi dünyasına aittir. Bilgi ise nispeten afakidir, enfüsi dünyanın dışında varlığını muhafaza eder. Bu sebepledir ki bilginin intikali mümkündür. Fikir enfüsi dünyaya ait olduğu için nakli kabil değildir, bu sebepledir ki nakledilmesi için kayıt altına alınmakta ve “bilgi” haline getirilmektedir.
Bilginin afaki dünyada varlığını muhafaza edebilmesi, onun ezberlenmesini ve öğrenilmesini mümkün kılar. Bundan dolayı fikir ne kadar kıymetli olursa olsun, bilgiye azami derecede muhtacız. Bilgi olmadığında, fikir ve ilim bilgi haline getirilemediğinde nakledilemediği için, bilginin tedavül istidadına fikrin de ilmin de ihtiyacı sınırsızdır.
*
Tefekkür ve idrak için talim ve terbiye zarurettir. “Üstatsız ilim olmaz” hikmeti, tefekkür istidadının hususi bir talim ve terbiye ile iktisap edilebilmesindendir. Bu sebeple sadece tasavvuf ehlinin değil, fikir ve ilim adamlarının da talebeleri olmalıdır.
İdrak etme istidadı talim ve terbiye ile kazanıldığı için, Cumhuriyet okullarında pozitif bilim şablonunun eğitim-öğretiminden geçen Müslümanların, “Mutlak İlim” olan Kur’an-ı Kerim ve Sünnet-i Seniyye’yi, İslami tedrisattan geçmeden ve mealinden okuyup anlama çabası, kavanozu yalayarak aldığı cam tadını balın tadı zannetmekten ibarettir. Bunlar, ukala ukala camın tadını bal tadı olarak anlatan, bu sebeple de kadim müktesebattaki bal tadını reddeden, gerçek bal tadının cam tadı olduğunu iddia eden, içine düştükleri komiklikleri de bir türlü anlamayan kişilerdir.
Akl-ı Selim ve onun tabii cehdi olan tefekkür faaliyeti, bunların neticesi ve eseri olan idrak ve fikir bahislerinde tek kitap olmayan bir ülkede, Mutlak İlmi anlama iddiası ne tuhaf bir edadır? İdrak etmek nedir ki, Mutlak İlmi idrak ettiğin iddiasında bulunuyorsun?
EBUBEKİR SIDDIK KARATAŞ

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir