BİLGİYE MÜHÜR VURMAK; “İLİMLERİN TASNİFİ”

BİLGİYE MÜHÜR VURMAK “İLİMLERİN TASNİFİ”

(Terkip ve İnşa dergisi 5. sayı)

Çerçevesinden koparılmış bilgi serseri mayın gibidir. Akl-ı Selimi kaybeden Müslümanlar, İslam’ın ilme verdiği kıymetten dolayı, hiçbir idrak usulü ve bilgi süzgeci kullanmadan her türlü bilgiye meyletmeye başladılar. Hiçbir tertip ve tasnif kaygısı çekmeden, çerçevesinden koparılmış bilgilere muhatap olanlar, ukala ukala “Hikmet müminin yitik malıdır, Çin’de de bulsa alır” mealindeki mukaddes ölçüyle her türlü bilgiyi makbul hale getirdiler. Oysa bilgi kaosu en büyük kaoslardan biridir ve halli de kolay ve ucuz yoldan mümkün değildir.

Bir makaledeki bilgiyle fikir sahibi olmak gibi ucuzculuklar arttı. Makaledeki bilgi, önce dahil olduğu ilim dalının çerçevesine aittir. O çerçeveye dair bilgi, fikir ve idraki olmayan bir insan, o makaleden hareketle iddia sahibi olabilmektedir. Oysa makale, dahil olduğu ilmi çerçevenin ürünüdür, o ilim ise dahil olduğu bilgi telakkisinin eseridir. Silsile bidayetine kadar takip edilmediğinde, suyunun suyu cinsinden bilgiler, temel telakkilerle ilgili istikamet sapmasına sebep olmaktadır. Misal üzerinden anlatmak gerekirse; “beyin” ile ilgili bir makale veya kitap çapındaki bir çalışma, önce psikoloji, psikiyatri, biyoloji bilimlerden birine veya birkaçına dahildir. Bu bilimler, “pozitif bilim mecrasına” dahildir. Pozitif bilim mecrası batının bilgi ve bilim telakkisine aittir. Batının bilgi ve bilim telakkisi ise varlık ve insan telakkisine aittir. Batının varlık telakkisi saf materyalisttir, insan telakkisi ise evrimci yaklaşımla “gelişmiş hayvan” türünden bir hayvan anlayışıdır. “Beyin” ile ilgili bir makale veya kitap, bu silsile takip edilmeden kabul edilir ve ona göre insana dair fikir geliştirilirse, ruh, nefs, kalb gibi İslam’ın insan telakkisinin kaynakları inkar veya ihmal edilmiş, materyalist bilim tasavvuruna teslim olunmuş demektir. Elinde bilgi şeması, ilimlerin tasnifi, mevzu haritası gibi temel meselelere dair fikriyatı olmayanlar kaçınılmaz olarak bilgiyi kaynağına kadar takip etmenin zihni kudret ve istidadına da sahip olmadıkları için, Müslüman olmalarına rağmen ucube düşüncelere (fikir değil, fikriyat hiç değil) sahip olmaktadır. Mesela zihin kontrolü gibi, temeli materyalist ve pozitivist olan mevzuların, aslında beyne müdahale anlamına geldiği, beyne müdahalenin ise iradeyi tasarruf altına alamayacağı, iradenin ruhi bir keyfiyet olduğu gibi sayısız bahisleri atlayıp, tüm yığınağını telegram üzerine kurabilmesi dikkat çekicidir.
Mesela mealciler gibi, ilimlerin tasnifi ve benzeri hiç bir bahisle asla ilgilenmeyen, bilgi üretimini hiçbir usule bağlamayanlar, kadim müktesebatı da reddettikleri için bilgi ihtiyacını kaçınılmaz olarak batı bilgi müktesebatından kullanmak gibi bir yanlışa savruluyorlar. Kadim müktesebatımızdaki dev şahsiyetleri bir cümlede silen ahlaksızlar (bu, fikirden önce ahlak meselesidir), batı kaynaklı bilgilere yani batılı filozof ve bilim adamlarına daha fazla itibar ve itimat ediyorlar. İslam’ın iki kaynağı olan Kur’an-ı Kerim ve Sünnet-i Seniyye’den yani “Mutlak İlim”den ümmetin ilim, irfan ve tefekkür adamları tarafından on dört asırdır imal ve telif edilen uçsuz bucaksız müktesebatı reddedenler, batının evrim yoluyla hayvandan geldiğine inandıkları “hayvan-insan” hakkındaki bilgilere itibar etmek gibi bir ihaneti, “Sahih İslam” adıyla pazarlamaya çalışıyor.
*
Son birkaç asırdır dibine kadar yuvarlandığımız kaosta, bilgi telakkisine, ilimlerin tasnifine, mevzu haritasına ve bunlarla ulaşılacak büyük terkibe (medeniyet tasavvuruna) dair bir fikri ve teklifi olmayan veya en azından bu konuda çalışması ve gayreti bulunmayanlar İslam hakkında ne söyleyebilir ki. Söylenecek her şey parça parça dağılmıştır ve bütüne dair fikriyatı olmayanlar için “cüz küllün habercisi” değildir.
Bilgiye mühür vurmak, ilimlerin tasnifi ile mümkündür. İlimlerin tasnif ve tertibi yapılamadığında “bize ait” bilgi yoktur. Bu mesele o kadar vahim ve mühimdir ki, son asırda yaşadığımız hadiseler, Kur’an-ı Kerim’in pozitif akılla oryantalist okumalara mevzu edinildiğini gösteriyor. Kur’an-ı Kerim’i ve Sünnet-i Seniyye’yi “nasıl ve neyle okuyacağını” bilmeyenler, Kemalist siyasi rejimin okullarındaki pozitif bilim müfredatına ve metoduna bağlı eğitim-öğretim (talim ve terbiye değil) neticesinde elde ettiği bilgi ve pozitif akıl formuyla İslam’ı anlayacağı vehmine savrulmuştur. Kur’an-ı Kerim’i, ona aykırı şekilde okumak ve anlamak, İslam’ın kitabı olmaktan çıkarmaktır. Mutlak İlim, içine düştüğümüz derin bilgi kaosunda, bilgi telakkisi olmadan, ilimlerin tasnifi yapılmadan, mevzu haritasının hiyerarşik şeması çıkarılmadan okunduğunda (tetkik edildiğinde), “Peygambersiz İslam” gibi, “İlimsiz İslam” gibi, “Sosyalist veya anti-kapitalist İslam” gibi neticelere ulaşılmakta, sadece İslam’a ulaşılamamaktadır.
Yeryüzündeki bilgi müktesebatının tamamının İslam karşısında saf tutmasının, boy boy kıymet ve ehemmiyet sırasına girmesinin, her birinin tek tek ve toplu olarak hakikati ifşa ve ilan etmesinin yolu ilimlerin tasnifidir. Yapacağımız tasnif, bizatihi bilginin muhtevasına kendi mana yekunumuzu zerk etmektir. Her bilgi vahidi, kendi başına bir kıymet ifade ediyorsa da, esas ehemmiyeti inşa ettiği büyük terkiptir ve asıl manasını oradan alır. Bir taşın yalnız başına kıymet ifade etmesiyle, bir sarayın kabul salonunun duvarını inşa etmesindeki kıymet farkı anlaşılmalıdır. Kaldı ki taş, yalnız başına kaldığında tuvalet taşı olma ihtimali de vardır, bu manada esas kıymetini terkip malzemesi olarak ifade eder. İlimlerin tasnifini yapmadan, mesela Mutlak İlim-Nispi İlim mikyasını bilginin zirvesine oturtmadan Kur’an-ı Kerim okumak, doğru anlaşılsa bile onunla ancak gecekondu inşa etmeyi mümkün kılar, bu durum ise bizzat İslam’a zulümdür. Zengin mermer ocağına sahip olabilirsiniz ama sadece kazma kürekle çalışıyorsanız eğer, saray inşa edecek kadar mermer çıkaramazsınız. La teşbih, uçsuz bucaksız mermer ocağı karşımızda duruyor, kullandığımız usul ve alet faydalanma miktarını tayin eder. İdrak melekesi olarak akl-ı selim değil de pozitif aklı kullanıyorsak, idrak yolu olarak kadim usulü ve bugün için ilimlerin tasnifi, mevzu haritası, medeniyet tasavvuru gibi mecraları kullanmazsak, elde ettiğimiz mana ve hikmet, medeniyet kurmak bir tarafa köy bile kurmaya fırsat vermez.
*
Bilginin muhafızı ilimdir çünkü ilim, bilginin tertip ve tasnif edilmiş, belli bir sahaya ait ve belli bir maksada matuf halde örülmüş halidir. İlmin muhafızı, ilimlerin tasnifidir çünkü ilimlerin tasnifi, ilmin yerini, kıymetini, maksadını tayin eden ana haritadır. İlimlerin tasnifinin muhafızı medeniyet tasavvuru ve mefkuresidir, çünkü medeniyet mefkuresi, İslam’ı en hacimli şekilde anlama ve tatbik etmenin adıdır. Bazılarının kadim müktesebatımızdaki sayısız ilmi tahkir ve tahfif etmelerinin bir sebebi ahmaklık ise diğer sebebi ilimlerin tasnifindeki zafiyetimizdir.
Medeniyet tasavvuru ilimlere, ilimler bilgiye vurulmuş mühürdür. Medeniyet tasavvuru mührünü taşımayan ilim, bu ilimlerin mührünü taşımayan bilgi Müslümanlar için muteber değildir, olmamalıdır. Televizyon alırken markasına bakan Müslümanlar, bilgi alırken mührüne bakmayı akledemez hale geldi, bir de ukala ukala Kur’an-ı Kerim’i anlayacaklarını iddia ediyorlar. Hayret verici olan nokta ise, bilgide mühür olmayacağını vehmetmeleri… Ne dipsiz bir cahillik…
İBRAHİM SANCAK

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir