Bin miligramlık şiir böyle olur efendiler!

Bin miligramlık şiir böyle olur efendiler!

Hem içtimaî, hem ferdî yanımıza dokunmayan, derûnunuza inemeyen, yüreğimizin üstünden geçmeyen, “Havalar yağmurluydu / ayaklarımı sahile vurdum/ güneş başımı çarptı / çakıl taşları ayaklarımı okşuyor / havalarda bozdu nedense…” tarzı Ümit Yaşar Oğuzcan şiirleri kol geziyor piyasada. Nane ruhu davul tozu kabilinden saçma sapan mısralar yazılıyor. Yazılanların da çoğu birbirine benziyor.

Yeni nesil kusura bakmasın, bir kısım şiir heveslileri, şâirâneliği tutup, bu neviden mısraları edebî kamuya takdim ediyorlar. Okuyanlar şifa bulsun, kendinden geçip “ah!” desin. Bu tür naylon şiirlerin devri geçti, boşa uğraşıyorlar.

Şimdi onlara şiir nasıl olurmuş takdim edeceğim. Şair Memduh Atalay’ın “Yakıştım Ben Aşka” adlı son şiiri. Her bir mısrada edebî geleneğin zamanın şartlarıyla ifade edildiği, yine her mısrada edebî mazmunlar, tedailer ve telmihlerin bütün gücüyle kendini gösterdiği bin miligramlık fikirli çağrışım ve söyleyişin yer bulduğu bir şiir bu. Zamanın kirini, acısını, kötüsünü, iyisini, dramını, trajedisini anlatıyor ve dolayısıyla sarsar.

İnanın, halkıma hizmetten, yâni ağır maişet mesaimden yorgun döndüğüm şu vakitte bu şiiri defalarca okudum vecde geçtim. Baş ağrılarım gitti, kelimelerin gücünü hissettim. Cemiyet, ferd ve her içtimai ve derûnî mesele dimağımı sarıp uyandırdı. Şiir böyle olur, diyeceğim şiirle iştigal edenlere. Gönlünüzün kapısını açık tutarak, yüreğiniz toplayıp, hakkaniyetinizi elden bırakmadan okuyun ve diyeceğiniz bir söz varsa söyleyin fakire…

İşte Memduh Atalay’ın yürek, gönül, fikir, acı, iyi, kötü hâllerin kendi mazmunlarımızla şiirleşmiş kelimeleri:

“YAKIŞTIM BEN AŞKA

Ben bir yalnızlığa yakışıyorum, bir korkuya
Ben bir türküye yakışıyorum, bir yola
Ben bir küskün ve kırgın ırmağa akıyorum
Ben bir…
Sana.

Ben bir çaresizliğe yakışıyorum bir küsmüşe
Ben umut diyarından kaç kez dönmüşe
Geceye yakışıyorum en çok, kül olan cana
Ben bir…
Kurbana.

Ben bir talana yakışıyorum savaş sonrası
Ben bir ölüme yakışıyorum, bir zindana
Ben bir şehir körebesi, bir itiraz tekkesi
Ben bir…
Dağa.

Ben bir yine mi kız diyen babanın dudağına
Ben bir askerin tabutuna yakışıyorum
Ucu telli mektuplara, saçak altlarına
Ben bir…
Eski zamana.

Ben bir barakaya yakışıyorum, bir gecekonduya
Ben bir sürgüne yakışıyorum bir yokluğa
Trenlere ve kamyon kasalarına
Ben bir…
Tahta bavula.

Ben bir muratsız giden yiğitlere
Babasız bayram eden çocuklara yakışıyorum
Ben bir hüzün bulutuna yakışıyorum, bir dolunaya
Ben bir…
Rüyaya.

Ben bir Maraş’a yakışıyorum, bir Bitlis’te beş minareye
Ben Erzurum’a yakışıyorum, Sivas’ın ayazına
Ben bir gençlik ölümüne yakışıyorum
Ben bir…
Celal Oğlan’a.

Ben bir Kerbela’ya yakışıyorum bir Yemen türküsüne
Ben bir sevdaya yakışıyorum Türk İslam ülküsüne
Hıra Dağı’nın çakıl taşlarına yakışıyorum, Tanrı Dağı’nın eteklerine
Ben bir…
Ölümlerin en önüne.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir