BİR DEMİREL PORTRESİ; ÇIPLAK ZEKANIN DANSI

BİR DEMİREL PORTRESİ, ÇIPLAK ZEKANIN DANSI
Demirel’i nasıl bilirsiniz? Bu soruya verilecek cevabı olan var mıdır? Verdiği cevabın Demirel’i, doyurucu şekilde ifade ettiğine kanaat getiren kaç kişi var? Gerçekten Demirel’i çerçeveleyecek bir portre teklifi olan varsa bir adım ileri çıksın. Demirel ile ilgili söylenecek hiçbir söz onu ifade etmeye kafi gelmez. Demirel’in portresini hazırlamak kabil değildir, çünkü o, “her şey”dir. Her şey, yani hiçbir şey… Malum, her şey olmaya çalışan, hiçbir şey olur. Hem en hızlı demokrat hem de en keskin darbesever… Hem en büyük halkçı hem de en derin seçkinci… Bunun gibi misalleri çoğaltmak mümkün, Demirel’in hayatındaki bu tür çelişkileri listelemekle zaman kaybetmeyelim.
Çelişki diyoruz ama bizim için çelişkidir bu tür davranışlar, Demirel için değil… Gerçekten de Demirel çelişkiler kumkumasıdır ama dışardan bakanlar için böyledir. Bize çelişki olarak görülen davranışların hiçbiri onun için çelişki teşkil etmez. Nereden mi biliyorum? Bu kadar çok sayıda davranış ve vasıfları çelişki olarak gören bir adamın akıbeti, ya intihar, ya çıldırmak veya benzeri hallerden biri olur. Demirel, hala sıhhatli bir zihne sahip olduğuna göre, bize çelişki gibi gelen hadiseler ve davranışlar toplamı onun için asla çelişki değildir.
Öyleyse nedir?
Demirel portresini çizebilmek için sayısız çelişkinin aynı zihni evrende nasıl varolabildiğini ve şu kadar yıl boyunca varlığını nasıl devam ettirebildiğini anlamak gerek. Sayısız çelişkiyle birlikte sıhhatli bir akli ve bedeni hayat yaşamanın nasıl mümkün olduğuna dair fikri olmayanlar, Demirel’in portresini yazmaya teşebbüs etmesin.
*
Demirel, çok zeki bir adam… Çok zeki fakat hafif akıllı… Zeka, yalnız başına bir “kıymet” ifade etmez, alet gibidir, nötrdür, hangi maksatla kullanmak istenirse ona hizmet eder. Ahlak, hassasiyet, vicdan, ölçülülük, nizam akla bağlı hususiyetlerdir. Zeka için “iyi”, “doğru”, “güzel” veya bunların zıttı olan “kötü”, “yanlış”, “çirkin” yoktur. Bu hususiyetler ve hasletler ahlak ve onunla imtizaç etmiş olan akılda mevcuttur.
Yüksek zeka sahibi insanların yakalanabileceği bir “zeka hastalığı” var. Keskin zekanın ağır baskısı altında “akıl” ve “ahlak” güdük kalır. Yüksek zeka sahibi insanlardaki temel muvazene (denge) problemi, zeka ile akıl arasında, bunun zımnında ise zeka ile ahlak arasındaki muvazenenin kurulma zorluğudur. Zekanın parlaklığı, aklın gözünü kör, ahlakın merkezini imha eder. Tarihin en büyük ahlaksızları, dehalardan çıkmıştır. Dehaları ve yüksek zekaları ahlak ve akıl çerçevesine alamamış medeniyetlerin ömrü çok kısa sürmüştür.
Zekanın temel fonksiyonu keşiftir. Keskin zekalardaki keşif istidadı, aklın yerleşik nizama kavuşmasını engeller, ahlak inşasını ve ona riayetini imkansız hale getirir. Bu sebeple yüksek zekaların ve dehaların özel eğitim usulleri vardır, olmalıdır. Türkiye Cumhuriyet Eğitim sistemi, yüksek zekaları eğitecek özel sistemler geliştirmek bir tarafa, böyle bir meselenin olduğunu bile daha farkedemedi.
Nötr olan zeka, kişinin benliğine bağlı olarak “menfaate” yönelir. Akıl kafi derecede gelişmediği, güçlenmediği, zihni evrenin merkezi haline gelemediği için zeka tek başına insanı yönetir. Yüksek zekalardaki sürekli keşif istidadı, kişinin menfaati peşinde koşarken, aklın nizam ve kural altyapısını engelleyeceği için, ortada “çıplak zeka” kalır. Çıplak zeka, çıplak menfaat demektir. Bu durum yüksek zekalarda sözkonusu olduğu için, çıplak menfaat, hacimli menfaat olarak tezahür eder. Çünkü yüksek zekanın tatmin sınırı çok yüksektedir, küçük menfaatlerle bu adamları tatmin etmek kabil olmaz.
Buraya kadar anlattıklarımız Demirel’in hikayesi değil, teorik tespitlerdir. Fakat Demirel’e ne kadar benziyor değil mi? Çıplak zeka olarak ülkenin kırk yılına damga vurdu. Kırk altı yıllık hayatımda kendimi bildiğimden beri karşımda duran bu siyasi figür, çıplak zekanın maharetleriyle ülkede, insanın zihni altyapısı olan “anlayışı” ve hayatın altyapısı olan “nizamı” imha eden birisidir. Anlayış ve nizam, akıl ve ahlak ile kaimdir. Çıplak zeka, akıl ve ahlakı imha edecek kadar tehlikelidir.
“Dün dündür, bu gün bugündür” ifadesini tebessümle karşılayan bu halk, akıl ve ahlakın kafasını kesen bu keskin kılıca karşı isyan etmeliydi. “Dün dündür, bu gün bugündür” ifadesi, “dün”, “bugün”, “yarın” gibi mefhumları, yani “zaman” mefhumunu bilmeden yaşayan “hayvanlar” dünyasının temel şiarıdır. Dün, bugün, yarın arasında kaim ve daim olan hiçbir şey yoksa, hayatın insani altyapısı yok edilmiştir. Çıplak zeka, “insan suretinde” yaratılmış varlığı, insan yapmaya kafi gelmez. Sadece şahsi menfaatine kilitlenmiş olan çıplak zeka, tüm insani “kıymetleri” imha eder. Adam politikacı, halktan şu kadar oy almış, şu kadar zaman başbakanlık ve cumhurbaşkanlığı yapmış, şahsi menfaati için, “halka nasıl tesir eder?” demeden, umursamadan böyle lafları kullanabiliyor. Pes…
Düşünün ki, bir adam dün borç aldığı şahıs alacağını istediğinde, “dün dündür, borcu dün aldım, bu gün başka bir gün, beni rahatsız etme” diyor. Veya mahkeme bir adamı sanık sandalyesine oturtuyor ve dün serbest olan bir fiili dün işleyen zavallıyı bu gün yürürlüğe girmiş kanunla yargılayıp ceza veriyor, gariban sanık, “ama dün o fiil suç değildi” diye itiraz ettiğinde ise, “dünden bana ne be adam, bu gün o fiil suçtur ve bende sana cezanı verdim” diye paylıyor. Tarihi süreçleri birbirinden ayırıp bağımsızlaştırmayı bir tarafa bırakın, iki günü birbirinden bağımsızlaştırdığınızda tüm hayat çöker, dehşet bir kaos ve çatışma ortamı doğar. Sadece şahsi menfaat peşinde yaşayan insanlar, hayatı ayrıştırır ve imha eder. Bu türden insan cemiyette çoktur da, orta zekalı oldukları için hayatın ve cemiyetin baskısı ile zapt altında tutuluyorlar. Yüksek zekalı biri, hele de siyasete girmiş ve etkili olmuş biri, hayatı sadece şahsi menfaat merkezinde yaşarsa, tesirleri yıkıcı oluyor. Bu milletin ahlaksızlaşmasında Demirel’in katkısını milimetrik hesaplarla tespit edemeyiz tabii ki ama ciddi bir katkısı olduğunu kim inkar edebilir?
*
Ülkenin ve milletin menfaatini hiç gözetmemiş midir? Gözetmiştir tabii ki fakat bir şartla, şahsi menfaatine uygun olduğunda… Demokrasi havarisi kesilebilir, kendisi yasaklı olduğunda… Darbeseverlerin önde gideni haline gelebilir, cumhurbaşkanlığı makamını muhafaza etmesi gerektiğinde… Şahsi menfaatini, ülke ve millet menfaati içine gizlemede mahirdir.
Kırk yıllık siyasi hayatı açıkça göstermiştir ki, ülke ve millet menfaatini, kendi menfaatine aykırı olduğunda bir defa bile muhafaza etmemiştir. Bu nasıl bir “benlik”, bu nasıl bir zeka tazyiki, bu nasıl bir akıl formu, bu nasıl bir hırstır. Ahlak mı? Hadi canım sizde…
Demirel hakkında ne yazarsanız yazın, neticede bir “hüküm cümlesine” ulaşamazsınız. “Çıplak zekanın dansı” ifadesi muhtemelen en uygun cümle olacaktır. Başka şekilde konuya yaklaştığınızda, sayısız çelişkiyi bir insan zihninin taşımasını izah etmek imkansızdır. İnsan zihni, birçok çelişkiyi, “makullaştırarak (rasyonalize ederek) kendini ikna edebilir fakat Demirel’in hayatındaki çelişki yekununu hiçbir ruh dolandırıcısı rasyonalize edemez. Bu sebeple zihni evrendeki “makullük” (rasyonalite) altyapısını imha etmek gerekiyor. Demirel’in zihni evreninin zemini, makullük ile döşenmemiş, bakir halde bırakılmıştır. Zeka da bu bakir alanda, keyfine göre at koşturmaktadır.
Vaa mı başka izah tarzı? Başka izah tarzı vardı da biz mi gizledik? Belki dün vardı ama artık bugünde yaşıyoruz. Tüm beddualarımız seninle Demirel…
*
Yazının başında ifade ettiğimiz, bize çelişki gibi gelen söz ve davranışların, Demirel için çelişki olmadığını kaydetmiştik. Bunun sebebi anlaşıldı mı? Çelişkiyi farkeden, çelişki anlamlandırması yapan, çelişkiye tahammül edemeyen zihni merkezler akıl ve ahlaktır. Nötr özelliğe sahip olan zeka, çelişki tespiti yapmaz, menfaat talebinde bulunur. Şahsi menfaatine uygun olan her şey, aklın tüm muhalefetine rağmen, tek merkeze ve gerçeğe bağlıdır. Aynı merkeze (şahsi menfaate) bağlı olan farklılıkları, çelişki olarak değil zenginlik olarak görebilecek kadar umursamazdır zeka.
Evet, çelişkiler kumkuması olan Demirel, gayet rahat bir vicdanla hayatına devam ediyor. Derdi ise bize düşüyor. Çelişki dediklerimiz sadece bizim “sanal gerçekliğimiz”. Demirel için sayısını unuttuğumuz miktardaki çelişkiler, zekanın maharetinden ve başarısından başka bir şey değil. 12 Eylül darbe davası ile ilgili açıklamalarını okuyanlar meramımızı anlar. “Ben 12 Eylül ile hesaplaştım, çünkü ondan sonra başbakan da cumhurbaşkanı da oldum” mealinde sözler sarfetti. 12 Eylül başbakanlığı elinden almıştı, kendisi daha sonra başbakanlığı tekrar elde ettiği gibi üstüne bir de 28 Şubat darbesi pahasına cumhurbaşkanı da oldu ya, 12 Eylülle hesaplaşmış oldu. Adam gayet pişkin… Şahsi menfaatini millet ve ülke menfaatine tercih etmede bu kadar rahat ve pişkin davranabilmesi hala zekasına güveninin tam olduğunu göstermiyor mu?
Fakat artık dans bitti, çünkü müzik durdu, şimdi yeni bir müzik başlıyor fakat Demirel’in tanıdığı müziklerden değil, yeni bir dansa başlıyor ülke. Yeni dansın adı “hukuk”, icra edildiği sahne ise mahkeme… Vatana ihanet suçundan hakim karşısına çıktığında, hukukun ne olduğunu hayatında ilk defa göreceksin ve asla intibak edemeyeceksin, “Büyük Adam”! Sana kırk yılın hesabını sormak gerekiyordu ama kader böyle tecelli etti, hadi zor gelsin.

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir