BİYOLOJİ YAZILARI -3-

MADDECİLERİN UZUV BELİRTİLERİ İLE İSTİDLÂLLERİNİN BÂTIL OLMASI

Şurası iyi bilinmedir ki, kaydedilen uzuv belirtilerinin cinslerin değişmesine delâletini esas tutarak onarın yaratma usulüne uygun düşmemesiyle tuttuğunuz yola delil iddiasında bulunmaları, dikkatsizce bir düşünme ile pek parlak görülürse de aslında zandan başka bir sonuç veremiyor. İhtimal kabul etmesi sebebiyle kesinlik derecesinden uzak düşüyor. Çünkü bu istidlale karşı denilebilir ki: Uzuv belirtilerinin de bir faydası ve sizin keşfedemediğiniz bir hikmeti olabilir. Nasıl ki bitkilerin ve hayvanların cisimlerinde pek çok şeylerin faydaları hala keşfedilememiştir. Mesela: Fizyoloji kitaplarına başvuracak olsak görürüz ki, hayvan bedenindeki renkli madde bir çok kısımlara göre neye yaramaktadır bilinmiyor ve yalnız göz yuvarlağında bulunan siyahlığın hikmeti ortadadır ki, ışığın fazla çizgilerini emmeğe bu renk daha elverişlidir.

Bunun benzerleri daha pek çok olup, bunlardan anlaşılıyor ki, maddeciler henüz âlemin her birindeki faydaları kavramış  değiller. Bu durumda ne yüzle iddia edebiliyorsunuz ki, uzuv belirtilerinin hiç bir faydası yoktur? Faraza bunların faydası olmadığı kabul edilse bile sonlarını teşkil ettikleri neyin değişmesine delâlet ederler değil mi? Bu durumda diyoruz ki: Mâdem ki bu uzuv belirtileri yalnız bazı hayvan cinslerinde bulunuyor, her neviden değil ve hattâ cinslerin yarıdan çoğunda dahi bulundukları görülmemektedir; varsın onların bulundukları bazı cinslerde Allah’ın koyduğu sebeplere göre nevi değişmeleri meydana gelsin. Onların bulundukları geri kalan cinsler ise yine müstakil olarak yaratılıp, değişmelerle var olmuş olmazlar.

Bu takdirde de bütün neviler hakkında umûmi olarak kabul etmekte olduğunuz gelişme görüşü sabit olamıyor. Meselâ: Bu uzuvları kendilerinde gördüğünüz bir nevi yılanlarda böyle bir değişme olabilir. Bunlar önce büyük kertenkeleler gibi ayaklı olup da insan veya başka bir hayvan bunların zararlı ve tehlikeli olduklarını fark ederek her nerede rastlarlarsa öldürmeyi elden bırakmadıkları için içlerine düşen korkularından dolayı yerin deliklerinde gizlenmeleri ve toprakta sürünmeleri ile ayakları kullanmadan kalıversin. Zamanın da ilerlemesiyle Allah, bu normal sebebe dayanarak yaratılışlarını değiştirmiş olsun. Artık bu değişiklik sonrakilere geçerek ayakların yok olması onlarda da bulunup sonunda şimdiki durumları gibi yalnız ayak belirtileri görülsün.

Hazreti İbn-i Abbas ile İbn-i Vehb ve diğer müfessirlerin rivâyet edilen sözün sahih olabileceği de bundan anlaşılıyor ki, şöyle demişlerdir; Yılan dört ayaklı ve güzel biçimli olarak cennette yaratılmış ve Hazreti Adem’e vesvese vermek düşüncesiyle cennete giren İblîs’e aracılık etmiş olduğundan yeryüzüne indirilmiş ve şekli değiştirilerek derecesi düşürülmüştür. Kenzü’l-Esrar kitabında bu şekilde kayıtlıdır.

Uzuv belirtilerinin görüldüğü diğer neviler hakkında da buna benzer bir söz bulunabilir. Ama diğer nevilerde böyle bir değişiklik olmadığından onlar yaratıldıkları gibi kalmışlardır ki, pek çok cinsler böyledir.

Şu durumda bütün nevilere değişiklikle hükmetmeniz ve bundan gelişip türeme yolunu çıkarmanız kesin ilim ifade etmeyen eksik kıyastan doğan bir zanna dayanıyor.

Düşünün ki, göllerden ve denizlerden uzak bir takım çöllerde oturan milletler, sularda yaşıyan hayvanlarda haberleri olmayıp yalnız kara hayvanlarını görmüş olduklarından, onları inceleyip kıyaslayarak hükmedebilirler ki, hayvan cinslerinin hiç biri suda yaşıyamaz. Fakat bunların kıyasları eksik ve bu hükümleri yanlış olduğu için deniz sahillerine veya ırmak kenarlarına gelecek olsalar bu eksiklik ve yanlışlığı hemen anlarlar.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir