BOŞANMADIK, NİKAH TAZELİYORUZ

BOŞANMADIK, NİKAH TAZELİYORUZ
Cumhuriyet döneminde başlayan Kürt isyanlarının sebebi, Türkçülük ve batıcılık hastalığının ülkede hakim siyasi kültür haline gelmesidir. Türkçülük ideoloji ve siyasetinin Kürtçülüğü tetiklediği artık herkes tarafından anlaşıldı ama batıcılık siyasetinin Kürtçülüğü tetiklediği hala farkedilemedi. Batıcılık siyaseti Kürtçülük cereyanını iki cihetten etkiledi, birincisi, ülkede uygulanan ateist laiklik, Müslüman kimlikli Türkü de Kürdü de isyan ettirdi. İkincisi, batılılaşmayla beraber canlanan, meşru altyapı bulan batı kaynaklı ideolojik hareketler Kürtçülük cereyanını tetikledi. PKK’nın ideolojik kimliğine bakıldığında mesele anlaşılır, PKK, hem Kürtçü hem de sosyalist bir örgüttür. Batılılaşma, bu ülkede batının felsefe ve kültürüne karşı olan Türk ve Kürt unsurlar tarafından reddedilirken isyan siyasi rejime yöneldi, ilginçtir Batılılaşmış Türk ve Kürt unsurlar ise bazen siyasi rejime karşı isyan etse de, umumiyetle bu coğrafyada yaşayan milletin, Türk ve Kürt kavimlerinin asli kimliğine, İslam’a isyan etti. Kısaca Batılılaşmış ve batıcı siyaset, bu ülkeye, derinliğine bir bölünme ve parçalanma, husumet ve düşmanlık getirmiştir.
Yeni bir Türkiye kurulurken bu durum devam edebilir mi? Cumhuriyet döneminin birçok özelliği tasfiye edilirken, halka sirayet etmiş, sirayetinin neticesi sadece parçalanma meydana getirmiş batılı dil ve üslup tasfiyeden kurtulabilir mi? Ulus devlet diye diye Kürtleri isyan ettiren, “geçerli ve doğru olan “ulus devlet” ise, bizim de bir ulus devlet hakkımız var, bu hakkımızı istiyoruz” diye dağa çıkmalarına sebep olan, özünde batıcı bir dil hangi sebeple tasfiyeden kurtulabilir? “Türkçülük ve Kürtçülük nasıl oluyor da batılı ve batıcı bir dil oluyor?” diye soracak kadar sığ idrakliler hala var mıdır bu ülkede? Milliyetçilik ve ırkçılık batıda doğan ve dünyaya bela getiren siyasi cereyanlardır, Türkiye’ye (Osmanlıya) oradan gelmiş ve bizi tüketmiştir.
*
Son Kürt açılımı; İmralı görüşmeleri, BDP’nin tavrı, hükümetin yaklaşımı, CHP’nin katkısı gibi birçok unsuru ihtiva ederek gelişiyor. Mesele bu çerçevede düşünüldüğünde, çok ciddi bir teşebbüs gibi görünüyor. Netice almaya kilitlenen iradeler, mümkün olan en iyi anlaşmayı yapmaya yönelen niyetler, tüm imkanlarını seferber eden taraflar, provokasyonlara bile direnecek çapta bir dirayet sergiliyorlar. Bu çok iyi… Özlenen tablo, güzel manzara…
Bu sürecin müspet neticeye ulaşması için dikkat edilecek ilk husus, dil ve üsluptur. Dil yarası kurşun yarasından daha ağırsa eğer, dil ve üslup, bu süreci ayakta tutacak yegane araçtır. Dil, niyeti izhar eden vasıta ise eğer, kullanılan, kullanılacak olan dil ve üslup, birlikte yaşama niyetini her şartın üstünde tutacak kadar sağlam ve nezih olmalıdır.
Son günlerde Kürt siyasetçilerin bazılarının kullandıkları dil ve üslup takdire şayan. Kürt milletvekili Aysel Tuğluk, Paris’teki infazları değerlendirirken, “Bazı güç odakları, Kürt meselesini çözmüş güçlü bir Türkiye olmasını istemiyor olabilir” demiş. Devamında ise şunları söylemiş; “Özellikle İmralı görüşmelerinin başladığı böyle bu süreçte cinayetin işlenmiş olması Kürt ve Türk kardeşliğini istemeyenlerin işidir”. İşte bu… Yani “birlikte yaşayacağız, birlikte yaşamamıza kimse engel olamayacak, bunun için ne tür provokasyon yapılırsa yapılsın, niyetimiz, irademiz, istikametimiz budur” şeklindeki dil ve üslup deklarasyonu, meseleyi çözmek için ilk şarttır. Benzer ifadeleri, Diyarbakır büyükşehir belediye başkanından da duymuş olmak, yeni Türkiye’yi kurmak için zamanın geldiğini gösteriyor.
Kürt siyasetçilerin bu dil ve üslubu kullanmaya başlaması, Türk siyasetçilerin de aynı hassasiyet ve mesuliyet içinde olmasını gerektirir. CHP’nin görüşmelere ve çözüm sürecine liderlik (genel başkan) seviyesinde katkı sağladığı görülüyor ama MHP liderliğinin aynı hassasiyeti göstermemesi bir kayıp. İki taraftan her birinin, fedakarlığı sadece karşıdan beklemesi, böyle bir dil ve üslup kullanması süreci zehirler. CHP’nin bile çözüm sürecini desteklediği bir vasatta, MHP’nin, gerekirse “kızılcık şerbeti içtim” deme pahasına bir defalık da olsa destek vermesi, destek vermiyorsa bile “konuşmaması” gereken bir safhadayız.
*
Seksen yıllık cumhuriyet dönemindeki Kürt isyanlarından ve bu dönemin son otuz yıllık kısmındaki isyan yoğunluğundan hala tecrübe kazanamamış olmak tahammül edilebilir bir durum değil. Sadece milliyetçi ve ulusalcı Türklerin değil, aynı zamanda milliyetçi ve ulusalcı Kürtlerin de tecrübe kazanmamış olması kabul edilebilir olmamalıdır. Tekrar tekrar aynı delikten sokulmak, tekrar tekrar aynı çamura batmak, tekrar tekrar aynı hatayı yapmak, aynı hatada ısrar etmek, af edersiniz eşeklerin dahi yapmayacağı bir iştir. En azından hataları değiştirmek, farklı yanlışlar yapmak bile akıl edilmez mi? Akıl sahibi olmayan hayvanların bile tecrübe kazandıkları, aynı hatayı tekrar tekrar yapmadıkları bir dünyada, aynı hatayı seksen yıl yapmak, seksen yıl aynı hatada ısrar etmek nasıl mümkün olabilir? Bir insan sürekli hatalar yapabilir ama sürekli aynı hatayı yapmaz, yapmamalıdır. Bir hatadan kurtulmak için başka bir hataya savrulabilir ama bu durum bile hatadan kurtulmak için gayret ettiğini gösterir. Anlaşılan o ki, aynı hatada seksen yıl ısrar etmek, ancak Kemalist akıl ile mümkün olabiliyor.
Kürt meselesinin çözümü için başlatılan sürecin “yanlış” olduğunu düşünenler, bu arada özellikle MHP, en azından seksen yıllık yanlıştan vazgeçildiği için sevinmeli değil mi? Seksen yıllık yanlıştan kurtulmaya çalışırken tabii ki yeni bir hataya düşmeyelim. Fakat öncelikli problemimiz, seksen yıldır tecrübe edilmiş ve yanlışlığı sayısız defa ispatlanmış olan siyasi tavrımızdan vazgeçmektir. Son otuz yılın can maliyeti elli binlerde seyrediyor, cumhuriyetin önceki dönemlerini de eklediğimizde yüz binlik sayıya ulaşıyoruz. Yapabileceğimiz hangi yanlış, bu yanlış kadar pahalı olabilir?
Meselenin en vahim tarafı, seksen yıllık tatbikatın “yanlış” olduğunun bazıları tarafından hala anlaşılmaması… İşte bu durum tahammülün ötesindedir. On yaşındaki çocukların bile anladığı, zaten anlayabileceği bir yanlışta ısrar etmek, milliyetçilikle nasıl telif edilebilir? Bu ülkedeki milliyetçilik ve ulusalcılığın en uzak olduğu konu, bu ülkede yaşayan millet veya halktır. Mevcut statükonun sürdürülemez olduğu açık, sürdürme maliyetinin ne olduğu malum, yeni bir teklifleri de yok. Buna rağmen milliyetçilik ve ulusalcılık seksen yıllık yanlışta ısrar edilmesini istiyor. Bu milliyetçilik, bu ulusalcılık, kendini hangi milletin, hangi ulusun müdafi olarak görüyor?
*
Türk ve Kürt unsurlar, boşanmamış çiftlerin birbirine sevgisini göstermek için “nikah tazelemesi” gibi tekrar ve daha muhkem bir şekilde birlikte yaşama kararı almalıdırlar. Bu gün gelinen nokta, eski kavgalarımızı devam ettirmek değil, o kavgalarda kimin haklı kimin haksız olduğunu tartışmak değil, birbirimizi sevdiğimizi tekrar hatırlamak, boşanmamış olduğumuza şükretmek ve boşanmamış olmamıza rağmen sevgimizi izhar ve ilan etmek için “nikah tazelemek”tir.
Evlilik kurallarında değişiklik yapabiliriz, tüm şartları yeniden konuşabiliriz, bunlar mümkün. Mesele, evliliğin bitmemesi, bitmemiş evliliğin nikah tazeleyerek daha muhkem hale getirilmesidir. Nikah tazelemek, mahrem bir iştir, yabancıların burnunu sokması gerekmez. Tarafların da, yabancıların burnunu sokmasına müsaade etmemesi, özellikle evliliğin bitmesi için ellerinden geleni yapan, her türlü nifakı sokan yabancıların bu süreçten uzak tutulması şart. Hatta, evlilik birliğine zarar verecek olan “akrabaların” bile bu konudan uzak tutulmasında azami fayda var, varsın bu düğün MHP’siz olsun, Kamber mi ki olmazsa düğün dernek kurulamasın.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir