BU KAVGADA TARAFIZ

BU KAVGADA TARAFIZ
Fethullah Gülen ve müfsit tetikçilerinin başlattığı kavgada açıkça tarafız. Bu kavgada “itidal”, tam olarak taraf olmaktır, taraf olmayanlar “mutedil” bir yol takip ediyor değillerdir. İtidal, hak ile batılın arasındaki yol değildir, mutedil yol, hak ile batılı toplayıp ikiye bölerek elde edilmez. İtidal, dinin ölçülerine riayet bahsinde, ifrat ile tefrit arasındaki yoldur. Bir tarafta dinin emirleri, diğer tarafta dinin dışına savrulma sözkonusuysa, itidal, doğrudan doğruya hakkın yanında yer almaktır. Mutedil bir yol takip etmek için bu kavgada tarafız.
*
Buradaki hadise, Müslümanlara savaş açılmış olmasıdır. Müslümanlar, Müslümanların yanındadır, Müslümanlara karşı savaş açılmışsa, o savaşta Müslümanların yanında yer almamak muhaldir. Müslümanlara savaş açanların da Müslüman olması (rivayet öyle), neticeyi ve ölçüyü değiştirmez. Biz, Müslümanlara karşı açılan savaşta, Müslümanların tarafındayız.
*
ABD de ikamet eden, orada kimlerle görüştüğü ve ittifak yaptığı bilinmeyen, uzak olduğu için de tetkiki mümkün olmayan bir adamın, Türkiye’de Müslümanlara savaş açması, her feraset ve basiret sahibi Müslümanın karşılarında olmasını gerektirir. Ferasetimizin gereği olarak bu savaşta tarafız.
*
Cemaat denilen ne olduğu belirsiz organizasyon, hiçbir zaman Müslümanların yanında olmadı ama her zaman kafirlerin yanında olmaktan çekinmedi. İşin tahammül edilmez tarafı, Müslümanlara karşı kafirlere destek vermeyi gizleme ihtiyacı bile duymamasıdır. Biz, her zaman Müslümanların yanında olduğumuz için bu savaşta tarafız.
*
Tüm Müslüman guruplar, cemaatler, tarikatlar “Milli İrade Platformu” ismiyle beyanname yayınladılar. Bir ülkedeki Müslümanların (ümmetin) yüzde doksanının yanlışta birleşeceğini düşünmüyoruz. Böyle bir birlik karşısında, “biz nerede yanlış yapıyoruz” diye nefs muhasebesine girmesi gereken cemaatin ve Fethullah Gülen’in, hakikatin tek temsilcisi gibi hareket etmesi ve tüm Müslümanlara savaş açması karşısında tarafımız bellidir, biz Müslümanların tarafındayız.
*
Türkiye’nin doksan yıllık Cumhuriyet tarihinde, ilk defa bir hükümet zamanında emniyetli bir uyku uyuduk. Biz kafirlerle dost olmadığımız için kendimizi onların karşısında hiçbir zaman emniyette hissetmedik. İçte ve dışta bol miktarda kafir dostu ve müttefiki olanlar, kendilerini her dönemde emniyette hissetmiş olabilirler. Biz, kafirlerle dost olmayacak ve kafirlerin ahdine sadık olmadıklarını bilecek kadar Müslümanız. Bu sebeple, din, can, namus ve mal emniyetimizi temin edeceğine itimat ettiğimiz bir hükümete karşı savaş açıldığı için tarafız, Tayyip Erdoğan’ın tarafındayız.
*
Kafirlerle ortak cephede savaşan Müslümanların yaralanması halinde, başucunda bir Fatiha bile okunmayacağını, yanı başındaki kafirin, can çekişen bir Müslüman yaralıyı ayağıyla iteleyeceğini biliyoruz. Biz yaralandığımızda başımızı bir Müslümanın dizleri üstüne koymayı ümit ederiz, o dizin sahibinin “mümin gözlerine” bakarak, bize telkin ettiği şehadet kelimesini tekrarlayarak ruhumuzu teslim etmeyi nimet biliriz. Müttefik kafirin ayakları altında çiğnenirken can vermek üzere olan bir Müslümanın pişmanlığının ne kadar ağır bir ceza olduğunu bildiğimiz için Müslümanların tarafındayız, Erdoğan hükümetinin yanındayız.
*
İki asırlık mağlubiyetten, bir asırlık yokoluştan sonra, ilk defa Müslümanların kendine gelmeye başladığı, diriliş çağını başlattığı, varoluş mücadelesinin mehter marşını çaldığı bir zaman diliminde, ümmete ve onun karargahı olan Türkiye’ye karşı başlatılan sonuncu haçlı seferine karşı tarafız. Bu haçlı seferinin ana hedefinin, ümmetin karargahı ve son kalesi olan Türkiye’yi ve onun başındaki şahsiyeti, Erdoğan’ı bertaraf etmek olduğunu bildiğimiz için, bitaraf değil tarafız. Haçlı seferlerine karşı direnen Kılıçaslanların yanında olduğumuz gibi, son haçlı seferine karşı mevzi kazan ikinci kurtuluş savaşı kumandanı Tayyip Erdoğan’ın arkasındaki birinci saftayız.
*
Ümmetin, Filistin’de, Suriye’de, Mısır’da, Afganistan’da, Çeçenistan’da, Arakan’da, Şarki Türkistan’da ve daha birçok yerde ağır ve zor durumda olduğunu biliyor ve görüyoruz. Erdoğan’ın, kendine karşı haçlı seferi başlatılmadan önceki nispeten rahat dönemlerinde, Arakan’daki Müslümanlara sahip çıkan tek hükümet, Mısır’daki darbecilere karşı çıkan tek lider, Filistin’e destek veren tek şahsiyet olduğunu, bu ve benzeri maksat ve gayretlerinden dolayı karargahı (Türkiye’yi) basmak ve karargahı düşürmek için son haçlı seferinin tertip edildiğini düşündüğümüz için, kendimizi Erdoğan’a çelik zincirlerle bağladık.
*
Biz, herhangi bir şahsın ve Erdoğan’ın adamı değiliz, biz hakikatin peşinde koşan insanlarız. On bir yıldır, hakikate doğru aktığına inandığımız mecrada Erdoğan’ı da gördük, bazen önde, bazen arkada, bazen yan yana ama mutlaka o mecradaydı. Hala o mecrada maraton koşusuna devam ettiğini gördüğümüz Erdoğan’ın yanında olmamak, güzergahı kaybetmek, istikameti şaşırmak manasına gelir. Biz istikametimizi, Tayyip Erdoğan için de, Fethullah Gülen için de bozmayız, değiştirmeyiz, şaşırmayız. Bizim imanımız ve istikametimiz her şeyimizden kıymetlidir, onu hiçbir şeye satmayız, vermeyiz. İşte bu sebeple aynı istikamette koşmaya devam eden Tayyip Erdoğan’ın yanında, Fethullah Gülen’in karşısındayız.
*
İmanda tevhid, ümmette vahdet esastır. İmanda tevhidi kaybeden ümmette vahdeti, ümmette vahdeti kaybeden bir müddet sonra imanda tevhidi kaybeder. Ümmette vahdeti kaybeden, ümmet ile yollarını ayırmış demektir, ümmetle yolunu ayıranlar başka bir güzergah ve başka bir istikamet üzeredirler. Ümmete rağmen kafirlerle birlikte olmak, hatta ümmete karşı kafirlerle ittifak yapmak, nasıl olur da tevhidin teminatı zannedilir? Ümmete karşı savaş açanlar, dilleriyle iman ettiklerini iddia ederek kurtulacaklarını nasıl ümit edebilirler? Biz, tevhidi, vahdet çerçevesinde arayan Müslümanlarız, böyle olacağına inananlardanız, bu sebeple Müslümanların üzerinde ittifak ettiği Tayyip Erdoğan’ın tarafındayız.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir