BÜLBÜLZADE VAKFI-1-TAKDİM

BÜLBÜLZADE VAKFI-1-TAKDİM
G.Antep’de kurulan ve faaliyetlerini devam ettiren “Bülbülzade Eğitim Sağlık ve Dayanışma Vakfı” dikkatlerden kaçmaması gereken bir müessesedir. Yaptığımız tetkiklerden anladığımız kadarıyla Bülbülzade vakfının alamet-i farikası, bir şehirde sivil inisiyatifin nasıl ele geçirilebileceği, nasıl kullanılabileceği konusunda gösterdiği maharettir. Gerçekten de Türkiye’de, sivil inisiyatifi ele alabilmenin prototipini oluşturmak bakımından muhtemelen birkaç teşekkülden biridir.
Sivil inisiyatif meselesi ihmal edilmemelidir. Bir ülkede her şeyi devlet belirlediğinde, devleti kontrol etme imkanı kalmaz. Devlet dışı müesseselerin bulunması, devletin iç denetiminden daha tesirli neticeler verir. Devletin kendini ve hayatı kontrol etmesi, tek otorite (veya iktidar) haline gelmesi sağlıklı değil. Devletten bağımsız, devlete karşı bağımsız, devlet iktidarlarına karşı bağımsız kuruluşlar olmadığı zaman, devlet müesseseleri ne kadar iyi olursa olsun, tek iktidar olmanın tabii neticeleri var. “İktidar yozlaştırır” vecizesi, devletin münhasır iktidar olmasındandır. Veya siyasetin tek iktidar alanı olmasındandır.
Sivil toplumun en önemli özelliği, devlet (siyaset) alanının dışında iktidar (sosyal otorite) üretmesidir. Devletin kendi içinde iktidar paylaşımı, iktidar dengeleri, kontrol mekanizmaları var ama bunlar aynı alanın (siyasi alanın) ürünleri olduğu için, birbirlerini koruma ve kollama mekanizmalarını hızlı şekilde kuruyorlar. Devletin devlet dışı (devlete karşı bağımsız) merkezler ve otoriteler tarafından kontrol edilmesi, bir ülkedeki devlet-halk dilemmasının en sıhhatli altyapısıdır.
Mesele sadece devletin kontrol edilmesinden ibaret değil tabii ki. Cemiyetin kendi kendine karşı mesuliyetleri var. Devlet, cemiyetin meseleleri ile ilgilenmek için kurulmuştur muhakkak lakin bu durum cemiyetin kendi kendine yönelik mesuliyetini ortadan kaldırmamalıdır. Bir ülkede halkın meseleleriyle sadece devletin ilgilenmesi, devlet dışı müesseselerin olmaması, halkın kendi teşkilatlarını kurarak kendi meseleleriyle doğrudan ilgilenmemesi, siyasi rejimin yapısı ne olursa olsun, devlet fetişizmi üretiyor. Siyasi rejimin diktatörlük olmasından şikayet ederken devleti kutsamak, farkına varmadan bir çeşit diktatörlüğün yolunu açıyoruz. Bu, sıhhatli bir düşünce olmasa gerek.
Halk, ihtiyaçlarını karşılamak, problemlerini çözmek, ihtilaflarını gidermek, meseleleriyle ilgilenmek konusunda devlete ne kadar az ihtiyaç duyuyorsa o nispette medenidir, o nispette gelişmiştir, o nispette reşittir. Tabii ki devletin lüzumsuzluğundan bahsetmiyoruz ama devletten bahsederken, halkı “köle” haline getiren, bunun için halkın ve hayatın kılcal damarlarına kadar sirayet eden, her şeyi ve her hadiseyi kontrol eden bir “büyük cihazdan” bahsetmiyoruz. Halkın devlete olan ihtiyacı, velayet, vesayet ve reşit olmak gibi seviyelere sahip… Devlet, halk üzerinde velayet derecesinden ihtiyaç haline gelmiş, halk üzerinde velayet yetkilerini kullanmaya başlamışsa, o ülkede “cemiyet” değil, kalabalık yaşıyor demektir. Kalabalık, içtimai bünyeye sahip olmak bakımından “çocuk” seviyesindedir, bu sebeple devlet kalabalık üzerinde velayet yetkilerini kullanır. Halkın reşit olması, devlete en az ihtiyaç duymasıdır, bu seviyede devlete duyulan ihtiyaç ise, “büyük teşkilatlanma” lüzumuna dayanır. Adalet gibi, savunma gibi ila ahir… Bunlar, cemiyetin kendi kendine teşkilatlanması ile karşılanabilecek ihtiyaçlar olmadığı için devlet lüzumludur.
Devlet-halk dilemması uzun bir bahistir. Takdim yazımızda bu meseleye gömülmek niyetinde değiliz. Dikkat çekmek istediğimiz husus, Bülbülzade Vakfı’nın, bu meseleyi çok ileri seviyede anladığı ve tatbik ettiğidir. “Anadolu Araştırmaları” çerçevesinde yaptığımız çalışmalar, reklam ve tanıtımdan ibaret bir işçilik değil, aynı zamanda meselenin fikri cihetine işaret etmek, dikkat çekmek, fikir ile fiil beraberliğini sağlamaktır. Araştırmamıza konu edindiğimiz müesseselerin, merkezlerin, teşkilatların, şahsiyetlerin; fikri kaynaklarını ve faaliyet tarzlarını tetkik ederek, hem faydalarına işaret etmek hem de başka şehirlerde muadillerinin kurulabilmesi için yol göstermektir. Başarılı bir müessesenin başka bir şehirde kurulabilmesi ve orada da başarılı olabilmesi için, kopyalamak, tekrarlamak gibi yollar işe yaramaz, özündeki fikir anlaşılmadır. Devlet-halk dilemmasını tatbikatta Bülbülzade üzerinden anlatmak, hem bu meseleyi izahta kolaylık sağlayacak hem de Bülbülzade Vakfını hakkıyla anlatmış olacağız.
Devlet-halk dilemması ile ilgili sitemizde (www.fikirteknesi.com) muhtelif çalışmalar var. Haki Demir’in “İslam ve Teşkilat” isimli eseri, “Değişim Süreçlerinin Tabiatı”, “Sosyal Muhalefet Projeksiyonu”, “Sosyal Hareketler ve Devrimler” yazı serileri bu meseleye doğrudan konu edinmektedir. Bunların dışında da çeşitli çalışmalar mevcut, özellikle Anayasa ile ilgili yazılar bu meseleye dikkat çekmektedir.
Bülbülzade Vakfı ile ilgili çalışmalara, İFAM ile ilgili çalışmalarımız bittiğinde başlayacaktık. Ne var ki Bülbülzade Vakfı ile ilgili çalışmalar aciliyet kesbetti. Özellikle Suriye ile ilgili çalışmaları çok mühim ve acil, bu sebeple İFAM ile ilgili çalışmalar devam ederken (ki sonuna yaklaştık) Bülbülzade Vakfı ile ilgili çalışmalara da başlamak gerekti.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir