BÜYÜK İSYAN

Açlık, fakirlik, işsizlik, yolsuzluk gibi sebeplerle açıklanmaya çalışılan Arap halk ayaklanmaları, başka bir safhaya girdi. Libya ve Bahreyn ayaklanmaları, açlık, işsizlik gibi gerekçelerle izah edilecek gibi değil. Bahreyn ve Libya’da açlık ne gezer?
Açlık, fakirlik, işsizlik gibi sebepler, ayaklanmalar için çok ciddi gerekçelerdir. Bu cihetten bakıldığında, birçok hadiseyi açıklıyor gibi görünüyor. Ne var ki, konuya derinliğine bakılmadığında veya araştırmalar yapılmadığında hazır gerekçelere sarılmak gibi “fikri ucuzluğa” savrulmak mümkün oluyor.
Dünya ihtilaller tarihinde incelemediğim bir ayaklanma, isyan, başkaldırı yok. Üniversite yıllarımda bu konunun üzerinde özel olarak çalıştım. Bu çalışmaların neticesi olarak, “ihtilal”, “ihtilal liderliği” ve “ihtilal tekniği” isimli üç adet eser meydana geldi. Sonuncu hariç, ikisi yayınlandı.
Son aylarda temaşasına durduğumuz Arap halk ayaklanmaları, tarihteki hiçbir ayaklanma veya ihtilal ile mukayese edilebilir özellikler taşımıyor. Hiçbir halk ihtilalinin veya halk ayaklanmasının diğerine benzemediğini ve kendine has özellikler taşıdığını ve taşıyacağını bilirim. Fakat Arap halk ayaklanması, yeni tür bir ayaklanmadır.
Nüfusu küçük olan yerlerde halk ayaklanmasının imkansız olduğunu, refah seviyesinin yüksek olduğu yerlerde isyanın muharrik kuvvetinin bulunmadığını biliriz. Tarihteki halk ayaklanmalarında bu kıstasları ıskalayan bir misale rastlanmaz. Her ihtilalin kendine özel şartları olsa da bunlar gibi müşterek kıstaslara tabi olduğu malum. Fakat Arap halk ayaklanmaları, bu kıstasları çöpe atmaya başladı.
Nüfusu küçük yerlerde, rejimlerin (ve iktidarların) halkı zapt altına almakta zorlanmayacağı malum… Ayaklanmayı mümkün kılacak büyüklükte kalabalıkların bir araya gelmesini engellemek mümkün. Diğer taraftan fakirlik, ayaklanmanın muharrik kuvvetidir. Fakirlik bir seviyenin altına iner ve geniş halk kitlelerini kuşatırsa, halkı zapt etmenin mümkün olmadığını biliriz. Fakat refah seviyesi fakirlik sınırının üstünde olan ülkelerde (hele de bu ülkeler az nüfuslu ise) ayaklanmanın altyapısı yok demektir. Hayatı normal bir seviyede yaşayabilen insanların, ölümle neticelenmesi muhtemel olan bir ayaklanmaya teşebbüs etmelerini izah etmek kolay değil. Bu ihtimal sadece, organize siyasi hareketlerin geniş halk kitlelerini harekete geçirebilecek kadar büyümesi ile mümkün olabilir. Arap coğrafyasında bu çapta siyasi hareketlerin bulunduğunu gösteren işaretlere rastlanmıyor.
Öyleyse Arap halk ayaklanmasını yeniden değerlendirmek mecburiyeti hasıl oldu.
İslam tarihinin bidayetinde, büyük devletler kurmuş, medeniyet havzaları oluşturmuş bir halkın, yaklaşık bin yıllık mahrumiyetinden bahsediyoruz. Bin yıldır hakim olamayan, bin yıldır vakur olamayan, bin yıldır kendi şahsiyetini bulamayan, bin yıldır dünyanın büyük güçlerinin üzerinde tepindiği bir coğrafyaya mahkum olan bir halktan bahsediyoruz. Konuya nasıl bakılırsa bakılsın, bin yıllık birikimi görmemek kabil değil.
On yıllık fakirliğin insanı isyan ettireceğini düşünüyoruz ama bin yıllık mahrumiyetin neleri tetikleyeceğini düşünmüyoruz. Yeniden düşünme vakti geldi. Yeni ölçülerle hadiselere bakma vakti geldi. Dünyada birçok şeyin zamanı doldu, birçok şeyin zamanı yeni geldi. Aslında yeniden geldi.
Bu ayaklanma başka bir ayaklanma… Bu ayaklanma, büyük ayaklanma… Bu ayaklanma bin yıllık bir ayaklanma… Bu ayaklanma, bin yıldır ertelenen bir ayaklanma… Bin yılın tetiklediği bir ayaklanma.
Neler olacağını kim bilebilir ki? Bin yıllık mahrumiyet tüm Arap coğrafyasını yakar. Hatta tüm dünyayı yakar.
Arap coğrafyasındaki küçük ve müreffeh ülkelerin isyan ateşinden korunabileceği düşüncesi vardı başlarda. Anlaşıldı ki bu ateşin yakıtı fakirlik değil. Fakirlik, yakıtı tutuşturacak çıra görevini gördü ve fonksiyonunu icra etti. Artık ateş büyüdü, kıvılcıma ihtiyacı yok. Arap coğrafyasında uğramadığı ülke, yıkmadığı rejim bırakmayacak. Suudi rejimini de yıkacak, Cezayir’i, Fas’ı da yıkacak. Ürdün’ü ve Suriye’yi de yakacak.
Bu ateşin nasıl bir şey olduğu daha anlaşılmadı. “Hüsnü Mübarek gitti fakat yerine aynı türden bir rejim, Hüsnü’süz kurulacak ve devam edecek” türünden değerlendirmeler yapılıyor. Yanlış… Yeni kurulacak rejim aynı türden olduğunda onu da yıkar. Tekrar tekrar yıkar. Bu ateş, kendi yakıtını kendisi üretmeye başlayacak bir müddet sonra. Ve kurulacak her rejim, halkın istediği gibi olmadığında tekrar alevlenecek ve tekrar yakacak, yıkacak.
Şimdi asıl soru şu; bu ateş, Arap coğrafyası ile sınırlı kalacak mı yoksa başka iklimleri de yakacak mı? Kuvvetle muhtemeldir ki, batı medeniyetine, siyasetine, kültürüne, işgaline karşı global bir direnişi tetikleyecek. Üzerinde durmamız gereken konu bu. Yakın zaman sonra, bu konuyu konuşuyor olacağız.
HAKİ DEMİR
demirhaki@gmail.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir