BÜYÜK VE DERİN HAMLE-5-İNSAN HAKLARI BEYANNAMESİ-3-

BÜYÜK VE DERİN HAMLE-5-İNSAN HAKLARI BEYANNAMESİ-3-
İslam insanları zorla Müslüman yapmak niyetinde değildir ve bu yolu men etmiştir. Öyleyse insanların Müslüman olmadan yaşamasını mümkün kılan bir “insani çerçeve” fikrine de sahiptir. Bir türlü anlaşılamayan noktalardan birisi burasıdır. İslam, insanların Müslüman olmadan yaşamasını kendi siyasi hakimiyeti altında bile kabul etmiştir, öyleyse bir “insanlık beyannamesine” maliktir.
İslam, insanlığa iki muhteva (veya teklif) ile hitap eder; birincisi Müslüman olmalarını talep eder, bu hitap bizzat kendisini izahtır, ikincisi ise insanları “insanlık çerçevesinde” tutmaktır, insani hitaptır. Bu iki hitap birbirine karıştırıldığı (aslında insani hitap hiç anlaşılmadığı) için, Müslümanların gayrimüslimlerle münasebet altyapısı tamamen çökmüştür, daha vahim olanı ise, kendileri dışındaki insanlık alemiyle ilgili hiçbir fikirleri yokmuş intibaı oluşturmaktadır. Bu hal, “ya Müslüman olacaksınız ya da canınız cehenneme…” türünden bir duygu ve düşünce mecrası oluşturuyor. Böyle bir duygu ve düşünce altyapısı, “insanlık” ile ilgili fikir imalini imkansızlaştırıyor, bunun neticesi olarak da gayrimüslimlere hitap etmenin zemini kayboluyor.
İslam’ın, “insanlık” hakkında bir fikrinin olmadığını düşünmek, İslam’ın “insan fikri” olmadığını kabul etmektir. İnsan fikri olmayan bir din olur mu? İnsan fikri, insanlık fikri, insanlığa dair fikri olmayan bir dünya görüşü, insanlığa ne teklif edebilir ki? İslam’ın insan tarifi de (fikri de), insanlık tarifi de (fikri de) mevcut, mesele bunu keşfetmek, çerçevesini tespit etmek, ilan etmekte.
İnsan tabiat haritasının uçsuz bucaksız coğrafyasında “insani bölge”, İslam tarafından tespit ve ilan edilmiştir. Bu meseleyi de her meselede olduğu gibi, sadece İslam, vazıh şekilde ortaya koymuştur. İnsan cinsi, tabiat haritasında, en vahşi hayvandan daha vahşi bir tabiat alanına da sahiptir, kendi başına bırakıldığında “hududu” tespit etme ve orada ısrar etme imkanı yoktur. En vahşi hayvandan daha vahşi tabiat özellikleri mevcut olduğuna göre, o özelliklerin gereğini yapmaktan haz alacak mizaç teçhizatına da sahiptir. “İnsan bunu nasıl yapar?” şeklinde hayret etmek, insan fikrine sahip olmayanların şaşkınlığıdır.
“İnsan fikri”, insanın ne olduğu ile ilgili temel fikirler mecmuasıdır. İnsanın “ne olması gerektiği”, “hangi menzile yönelmesi gerektiği” hususu, dünya görüşlerinin teklifidir, bu tekliften önce insanın ne olduğu bilinmelidir. Bir dünya görüşü, teklifte bulunacağı varlığı (insanı) tanımıyor olamaz, olmamalıdır. Özellikle de yirminci asırdaki ideolojilerin temel hatası buradadır, bir fikir yekununu teklif ettikleri varlığa dair “temel fikir” sahibi değillerdir, sadece teklifte bulunmaktadırlar. İnsan fikri oluşturulmamış ve insan tabiat haritası keşfedilmemişse, tekliflerinizin doğru olduğunu bilme imkanınız da yoktur. İnsan nedir ki ona bir teklifte bulunulmaktadır.
İslam’ın insan hakkındaki şu beyanı bile meseleyi hangi derinlikte tespit ettiğini göstermeye kafidir; “İnsan, meleklerden üstün olabilme, hayvanlardan aşağı düşebilme istidadı olan bir varlıktır”. “Eşref-i Mahlukat” ve “Esfele Safiliyn” tabirleriyle üst ve alt sınırı tespit edilmiş ve bu sınırlar içinde bir çerçeve oluşturulmuştur. İnsanlık tarihinin her sayfası bu tespiti ispatlamamaktadır.
İnsanlık tarihinin her sayfası tarafından ispatlanan bu beyan, her nedense insanlık tarafından hala anlaşılamamıştır. İnsanın alt sınırının da “insani bir çizgi” olduğu düşüncesi hala hakimdir ve bu sebeple de insanların yaptıkları vahşi tatbikatlara hayret edilebilmektedir. İnsan tabiatının alt sınırının “insani sınır” olduğu düşüncesinin kabul görmesinden dolayıdır ki, insanın yaptığı her işin (fiilin, tatbikatın) insani özellik taşıdığı düşünülmektedir. Tam da bu düşüncedir ki, insan tabiat haritasındaki “insani alan” bir türlü tespit edilememekte, faili insan olan her işin insani mahiyet taşıdığı zannedilmektedir. Fiilin mahiyetini failin cinsine göre tayin eden bu anlayış, insandan sadır olan her fiilin “insani” hususiyet taşıdığını düşündüğü için, insanlığın toplam müktesebatına rağmen “insanı başıboş” bırakmıştır. Başıboş bırakılan insanın, tabiat haritasındaki hayvani alana hatta daha aşağılara düşmesi mukadderdir.
İnsan tabiat haritasının, hayvani alanı ve daha aşağısını ihtiva ettiği kabul edilmeyince, bu çerçevede bir “insan fikri” geliştirilmeyince, o haritadaki “insani alan”da kalmanın bir cehd işi olduğu anlaşılamıyor. İnsan olarak doğulması, insanlaşma istidadı (potansiyeli) taşımaktan başka bir mana ifade etmez, insanlaşmak bir süreç neticesinde elde edilir, bu ise yeryüzündeki en zor işlerden biridir. İnsan tabiat haritasının “insani bölgesine” yerleşebilmek, hayat boyunca orada kalabilmek, o bölgenin gereğini yapmak, kendiliğinden (başıboş) mümkün olacak işlerden değildir.
Beşeri düşünce ve ideolojiler, tarih boyunca insan tabiat haritasının farklı bölgelerinde gezinmekten başka bir şey yapmış değildir. Yeryüzünde söylenmiş her söz, insan tabiat özelliklerinden kaynaklanmıştır ve sarfedilen her sözün insan tabiat haritasında bir mevzie veya bölgeye tekabül ettiği doğrudur. Her varlık gibi insan da tabiatını aşamaz, hissi veya fikri mecrada imal ettiği her bilgi, ilim ve fikir, tabiat haritasındaki bir veya daha çok özelliklerden kaynaklanmakta veya onlara atıf yapmaktadır. Bu manada her ideolojinin de her felsefi cereyanın da, her dünya görüşünün de bir “gerçeklik” payı mevcuttur, ne var ki bir şeyin gerçek olması, “doğru” olduğunu göstermez. Bu sebepledir ki mesele gerçeklik değil, hakikattir.
Yüz lira için adam öldürmek, üç beş öğün yemek ihtiyacına tekabül ettiği için hastalık değil hayvanlıktır, zira hayvanlar, hayvanları acıktığında öldürür ve yer. Fakat bu özellik insan tabiat haritasında da bulunduğu için, insan bunu yapabilir, yapması tabiatına aykırı değildir. Zevk için insan öldüren bir kişi, tabiat haritasında hayvandan daha aşağı olan bölgeye inmiştir fakat o bölge de insan tabiatına aittir. Bu cihetten bakıldığında, fiili failine göre tavsif etmek çok manasız ve ölçüsüzdür. Keza zevk için insan öldüren bir kişi, “temel insan fikri” olmayan batı kültür ve bilim ikliminde, “hasta” olarak kabul edilir, bunu yapan bilim ise psikiyatridir. İlginçtir ki, “insan tabiat haritasını” çıkaramayan batı ve orada vücut bulan psikiyatri, psikiyatrik hastalıklar olduğu iddiasındadır. Hastalık, en umumi tarifi ile şudur; varlığın tabiat nizamında (tabiatında değil) olmayan arızi bir haldir. İnsan tabiat haritası keşfedilmeden, o haritadaki muvazene (nizam terkibi) anlaşılmadan hastalık teşhisi kabil değildir. İnsandaki tabiat haritası ve o haritadaki “insani bölge” teşhisi, psikiyatrinin değil, fikrin mevzusudur. Hal böyle olunca, “insani bölge” tespit edildiğinde mesele psikiyatrik olmaktan çıkar ve talim ve terbiye bahsi haline gelir. İnsanı, “insani bölge”de tutmak, ona verilecek talim ve terbiye müfredatı ile kabildir. Talim ve terbiye marifetiyle, “insani bölgede” inşa edilecek olan zihni bünye ve o bünyede vücut bulacak olan akıl, öncelikle “insani bölgeyi”, yani üzerine inşa edildiği alanı muhafaza altına alır. Bu manada psikiyatri yoktur, en iyimser ihtimalle psikiyatri, maarif anlayışının (talim ve terbiye ilimlerinin) mütemmimidir.
Tabiat haritasının insani bölgesinde inşa edilecek olan zihin ve aklın orada kalması için ihtiyaç duyacağı kudret (enerji) kalbi evrendedir, kalpte ve ruhtadır. Ruhu harekete geçirecek ve kudreti (potansiyel enerjiyi) kuvvete (kinetik enerjiye) çevirecek olan ise imandır. İman, imanın faili olan ruh, ruh ve imanın evreni olan kalp “insani bölge” için harekete geçmezse, insan tabiatının kalın damarlarından olan zevk ve menfaat, zihni ve aklı, “insani bölgenin” dışına kolaylıkla taşır.
İnsan tabiat haritası sadece bizde (Müslümanlarda) var. Bu haritanın genişliği İslami ilimler tarafından tespit edilmiştir ve nispeten kolaydır, derinliği ise fevkalade zordur ve sadece Tasavvuf tarafından keşif ve teşhis edilebilmiştir. Genişliğine ve derinliğine doğru uçsuz bucaksız insan tabiat haritasının kaşifleri sadece İslam tarihinde mevcuttur, bunların eserleri de sadece İslam İrfan Müktesebatında intişar etmiştir. Bu imkan, Müslümanlara, gayrimüslim insanlık alemi için de çok büyük bir mesuliyet yüklemektedir. İnsanlık tabii ki İslam’a muhtaçtır ve Müslüman olmalıdır. Ama İslam’ın varlık telakkisine (ontolojisine) ait bahislerden biri olan “insan fikri” bile, insanlık için bir kurtuluş reçetesidir. Müslüman olmak, dünya ve ahiret kurtuluşu içindir, İslam’ın “insan fikri”ne mensup olmak ise dünya için kurtuluştur, yani dünyada “insan” olabilmenin, insan hayatı yaşayabilmenin altyapısıdır. İnsan, Müslüman olmasa da, tabiat haritasındaki “insani bölgeye” ulaşmalı, yani haritanın zirvesine kendi imkanlarınca çıkmalıdır. Çünkü her varlık, kendi tabiat haritasının alt sınırlarında değil, üst sınırında yani ufkunda yaşamalıdır. İnsanlığa bu hizmeti (fikri) sunacak olan sadece Müslümanlardır ve bu bir mesuliyettir.
Bunu neden yapalım, “adamsa (akıllıysa) Müslüman olsun” denilebilir. Bu yaklaşım birkaç zaviyeden doğru bir İslami anlayış değil. Birincisi, insan cinsini “insani bölgede” tutabilmek, Müslüman olmanın eşiğine getirmektir. “İnsani bölgede” bir müddet yaşayan, o bölgenin (insan olmanın) zevkini alan kişi, eğer İslam’ı biliyorsa veya bir şekilde tanışırsa, Müslüman olmaktan başka çaresi kalmaz. İkincisi, İslam sadece Müslümanları mevzuu edinmez, İslam, tüm varlığı kendine mevzu edinir. Gayrimüslimlere karşı da adil olma mükellefiyeti, onlara “insani bir hayat fikri” sunmakla başlar. İslam’ın adalet tarifi, “her şeyin kendi merkezinde bulunmasıdır”. Öyleyse insan cinsinin, “insani merkezde” yani tabiat haritasının “insani bölgesinde” bulunmasını temindir. Bunu silah zoruyla yapamayacağına göre, fikriyatını örmeli ve insanlığa sunmalıdır.

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir