“BÜYÜKLERE” SORULAR-10-BİRİNCİ KISIM YEDİNCİ SORU

“BÜYÜKLERE” SORULAR-10-BİRİNCİ KISIM YEDİNCİ SORU
SORU
7-“Yokluk deminde” bir tecelli mevcut ise, bu tecelliyi mümin ve kafir insanların hepsinin ruhu müşahede edebilir mi? Tüm ruhlar, “Alem-i Ervah”ta iman ettiği için, kafirlerin ruhunu da mümin olarak kabul etmek mümkün müdür, mümkünse onların ruhları da tecelliyi seyredebilmekte midir?
SORUNUN AÇIKLAMASI
Ruhun kudret ve istidatlarının ne olduğu mühim mevzulardandır. Meselelerin kilitlendiği noktalardan birisi ruhtur. Ruh, Allah Azze ve Celle’nin ebedilik ihsanına nail olmuş varlıktır ve bu kıymet de insanın içine gömülmüştür. Allah Azze ve Celle ile varlık arasında bulunan, “emr aleminden” olan, diğer varlıklara benzemeyen, insanı Allah Azze ve Celle’ye ulaştırması mümkün olan tek varlık çeşididir.
Ruh meçhulün anahtarıdır ama kendisi de bir meçhuldür. “Hakkında az şey bildirilmiştir” dolayısıyla az şey bilinecektir. Hakkında az şey bilinenin ile ilgili çok şey anlaşılması mümkündür ama ruh bu kaidenin istisnasıdır. Tehlikeli olan noktalardan birisi de, hakkındaki bilginin “azlık” ölçüsünü bilmiyor olmamız.
Her şeyi kendisiyle gördüğümüz ruhu göremiyoruz, dolayısıyla bir şekilde iktisap ettiğimizi zannettiğimiz bilginin doğru olup olmadığını da anlayamıyoruz. Ruh mevzuu, “müphem saha” meselesinin ilk sıralarında yer alıyor. Kesin olarak söylenebilecek hususlar sadece beyan edilenlerdir ve onların da hakikatini anlayana aşk olsun.
*
Ruh hakkında, tahkik ve tefekkür faaliyetinde bulunmamak, tüm meselelerin başlamadan bitmesi manasına geliyor. Çok sığ bir tefekkür faaliyetine mahkum kalıyoruz. Hakkında tahkik ve tefekkür faaliyetinde bulunmak için ihtiyaç duyduğumuz bilgi ve fikir ise elimize geçmiyor.
Ruh hakkında temel bilgiler ve derin bir anlayış olmadığında, insan telakkisini imal edemiyoruz, insan telakkisi yoksa talim ve terbiye anlayışı yok, siyaset nazariyesi yok, iktisadi teşekküllerin inşası paydos ila ahir…
*
Ruhun kendini tahkik edemiyoruz, beyan edilen bilgileri de tetkik edemediğimiz için anlamıyoruz. Bu sebeple ruh hakkındaki tetkiklerimizi, mecburi istikamet halinde, tezahürlerinden, hamlelerinden, eserlerinden ila ahir anlamaya çalışıyoruz. Bu cihetten yapılan tetkiklerle elde edilen bilgiler de hafife alınacak gibi değil. İçlerinde muhkem bilgiler de var, mesela ruh bedeni terkettiğinde ölüm gerçekleşiyor ama ruh bedeni terk etmediğinde bedene ne olursa olsun ölüm gerçekleşmiyor, bu sebeple de tıp ilmi sürekli ölçülerini (standartlarını) değiştiriyor veya hayret edip duruyor. Demek ki bedene can veren ruhtur. Kati bilgi değil mi? “Nasıl veriyor?” diye sorulana kadar bu bilgi sıhhatli olmaya devam eder.
*
Bu sorudaki meselenin özü, kafirlerin ruhlarından ziyade, ruhun istidatları ile alakalı husustur. Sorunun, kafirlerin ruhları üzerinden sorulması, ruhun tabiatını tahkik içindir, çünkü müminlerin ruhları, iman ve salih amel ile bazı hususiyetler iktisap ediyor. Ruhun dünyada hiçbir şey iktisap etmemiş hali değil midir, sahibinin kafir olması? Öyleyse “kafirlerdeki ruhların istidat ve iktidarları nelerdir?” sorusu, doğrudan ruhun istidadına yönelen tecessüsün neticesidir. Lakin burada da başka bir mesele var; müminin ruhu bazı hususiyetler iktisap ediyorsa, kafirin ruhu da inkar ettiği için bazı tabii hususiyetlerini kaybediyor mu? Bu soru esas sorunun mühim bir mütemmimidir.
*
Ruhun kendisi bizzat ihsandır. Kainattaki (yaratılmışlar alemindeki) en kıymetli varlıktır, alem-i ervahta da iman etmiştir, tüm bunlardan sonra ruhun münkir olması kabil midir? Kafirin inkarı, ruha mı atfedilmektedir yoksa nefse veya akla mı? Ruh her daim mümin ise, inkar nefs veya akla nispet ediliyorsa, kafirin ruhu da, nefsin ve aklın haberi olmaksızın müminin ruhunun tabii istidatlarıyla yaşadığı hadiseleri yaşayabiliyor mu?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir