“BÜYÜKLERE” SORULAR-11-BİRİNCİ KISIM SEKİZİNCİ SORU

“BÜYÜKLERE” SORULAR-11-BİRİNCİ KISIM SEKİZİNCİ SORU
SORU
8-Tasavvufta sürekli bahsi edilen “yokluk”, varlığın “yokluk anı” mıdır? “Varlıktan geçmek” ifadesinin müntehası, varlık-yokluk deveranındaki varlık safhasından çıkıp, yokluk deminde yaşamayı mı kastediyor?
SORUNUN AÇIKLAMASI
Tasavvufta çok yakıcı ifadeler var, her şeyi terk etmekten bahsederken, “terki de terk et” gibi bir noktaya kadar ulaşıyor. Terk etmeyi de terk etmek, normal insanın zihni evreninde, tefekkürün de terkedilmesidir. Netice olarak, bu hal, insanın kendini terk etmesi manasına gelmez mi? Böyleyse, insanın “kendisi” ruhun dışındaki her şeyi midir? Eğer böyleyse, ruhun yalnız başına kalmasıdır ki, ancak varlık-yokluk deveranının “yokluk” deminde mümkünmüş gibidir, böyle midir?
O noktaya kadar terk edebilmek ama “kendinizden” geçip diğer “kendinizde” kalabilmek, yani şuuru kaybetmemek, “yokluk demi” dışında mümkün olabilir mi? İnsanın kendini kaybetmesi başka bir şey, “kendini” terk ederek diğer “kendine” geçmesi çok başka bir şey. Tamam da böyle midir?
*
Ruhun bedenden ayrıldığını biliyoruz, rüya veya başka hallerde bedenden ayrılıyor lakin beden ile münasebetini kesmiyor. Beden ile münasebetini kesmiş halde ayrılmasına ölüm diyoruz. Dünyadaki hayattan bahsettiğimize göre, ölüm dışı hallerle ilgileniyoruz. Öyleyse ruhun bedenden tamamen müstakil hale gelmesi, ölüm dışında, “yokluk deminde” mi gerçekleşiyor?
Bu sorunun şöyle bir ehemmiyeti olsa gerek; ruh beden ile temasını devam ettirdiği müddetçe alemler arası seyahat yapamaz, böyle midir gerçekten? Ruh, bedenle temasını kesmediği yani insan diri olduğu müddetçe ruh başka alemlere gidemiyor mu? Bu sorunun cevabı “evet” ise, ruhun bedenle temasını tamamen kestiği an, “yokluk demi” mi oluyor?
*
Parapsikolojinin kırk-elli yıldır tetkik ettiği bazı ruhi haller var, parapsikoloji ile ilgilenenler meselenin ne olduğunu bilmeden ve anlamadan “vakıa” üzerinde çalışıyorlar. İslam irfanında asırlarca bilinen ve tatbik edilen, bir ismi de tecrübi ilim olan tasavvuf tarafından ulaşılan bilgi ve müşahedeler, batının pozitif aklının ve hayalinin milyonlarca kat ilerisindedir. Fakat artık ortada şöyle bir soru var; “Batının pozitif aklıyla bile ulaşılan bazı ruhi haller ve hadiseler, bizde, asırlarca öncesinden beri bilinmesine ve yaşanmasına rağmen, hala tasavvufun inhisarında mı tutulacak?”. Soruyu doğru soramamak gibi bir meselemiz olduğu vaka… Bir de şöyle sormayı deneyeyim; “Batıda, pozitif bilime iliştirilmeye çalışılan parapsikoloji tarafından ulaşılan noktalar, ruhun tabii istidatlarına dair hususiyetlerdir ve kafirler de dahil herhangi bir insanın yaşayabileceği fevkalade hallerdendir. Tasavvufun, en azından parapsikolojinin ulaştığı seviyeye kadar ki ilmi ve tatbikatı, kendi inhisarından çıkarıp piyasaya sunma vakti gelmedi mi?”. Sorunun kendi içinde tezat teşkil ettiğini biliyorum, tasavvuftan bahsederken, bir hadisenin zamanın gelip gelmediğini onların yerine tespit etme edepsizliği muhtemelen cürüm ağırlığında bir hatadır. Ama tecessüs insanı haline bırakmıyor işte…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir