“BÜYÜKLERE” SORULAR-15-BİRİNCİ KISIM, ONİKİNCİ SORU

“BÜYÜKLERE” SORULAR-15-BİRİNCİ KISIM ONİKİNCİ SORU
SORU
12-Ruh, varlığın, “yokluk deminde” yaşamaya başladığında, varlık-yokluk deveranına şahit olabiliyor mu? Şahit olabiliyorsa, bu durum aynı zamanda “yaratma fiiline” de şahit olduğu manasına geliyor mu? Böyleyse “kün” emrini duyuyor mu? O irtifa “kün” emrini duyacak yükseklik midir?
SORUNUN AÇIKLAMASI
Ruhun varlık-yokluk deveranına şahit olma hali (ihtimali), birçok meseleyi başka şekilde düşünmemizi gerektirir. Bu imkan ve istidat aynı zamanda bir çok meselenin izahıdır.
“Kün” emrinin duyulacağı irtifa o kadar engin olmasa gerek, muhtemeldir ki “kün” emri çok daha yükseklerdedir. Lakin varlığın tamamı “kün” emrinin neticesi olduğuna göre, her mertebede bir tecellisi olmalıdır. Varlık-yokluk deveranı, aşağıdan bakınca ulaşılmaz bir yükseklik gibi görünüyor, ruh, o irtifada yaratma fiilinin tecellisine şahit oluyor mu?
Aslında mesele “yaratma fiilinin” aşağılara doğru tecelli mertebeleriyle ilgili. Yaratma fiilinin anlaşılabilir veya müşahede edilebilir mertebesinin ne olduğu sorusu daha sıhhatli olsa gerek. Lakin varlık-yokluk deveranı, bir çok meselenin sır olarak gizlendiği nokta gibi görünüyor. Muhtemeldir ki yaratma fiilini anlamak veya müşahede etmek için en uygun vakıa demeti ordadır.
Varlık-yokluk deveranındaki hal ve hadiseler mecmuu, yaratma fiilinin sanki son tecelli basamağı gibidir. Sanki o basamaktan sonra varlık ortaya çıkmaktadır. Böyleyse eğer, yaratma fiilinin bize en yakın olduğu nokta orasıdır. Bunu bilsek iyi olur.
Yaratma fiilinin bize en yakın tecelli seviyesi orasıysa, oradan aşağısı varlık kumkumasıdır. Varlık kumkuması, yani bizim hayat ve alaka sahamız… Yani bocaladığımız, çırpındığımız, kafamızı taşlara vurduğumuz yer… Aynı zamanda müspet ilimlerin faaliyet alanı…
Hal böyleyse varlık-yokluk deveranı, tabiri caizse, müspet ilimlerin “sidretü’l müntehası”dır. Bunu bilmemiz gerekmiyor mu? “Hangi ilim mecrasının müntehası (ufku, nihai sınırı) neresidir?” sorusunun cevabı lazım değil mi? İslam İrfanı, ilimlerin ve ilim mecralarının müntehasını biliyor, hangisinin nerede bittiğini, o noktadan sonra hangisinin başladığını biliyor.
Müspet ilimler mecrasının müntehası orasıysa, bilmeli ve ona göre davranmalıyız. Bilmezsek, ufkuna vardığımızda patinaj yapmaya başlarız ve boşuna çırpınırız.
“Müspet ilimlerin neresindeyiz ki müntehasından bahsediyoruz?” diye dellenmeye gerek yok, İslam İrfan Müktesebatı o sınırın çok ötesinde. Bize düşen, irfan müktesebatından, bugünkü müspet ilimlerin verilerini karşılayacak kısmını anlamak…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir