“BÜYÜKLERE” SORULAR-8-BİRİNCİ KISIM BEŞİNCİ SORU

“BÜYÜKLERE” SORULAR-8-BİRİNCİ KISIM BEŞİNCİ SORU
SORU
5-Varlık her an yeniden yaratılmaktadır, bu sebeple bir an var, bir an yoktur. Varlık-yokluk deveranının (ritminin) hızı yüksek olduğu ve gözümüz de bedeni (maddi) göz olduğu için varlığı daimi zannediyor, sadece varlığı görüyor, yokluğu farketmiyor, hissetmiyoruz. Ruhun ebediliği, varlığın her an yeniden yaratılma kaidesinin istisnası ise, ruh, yokluğu farkediyor olmalı. Böyleyse, nefis terbiyesinin müntehasına ulaşıldığında, ruh (kalp) gözü açılıyor, ruh vasıtasız görmeye başlıyor. Bu noktada ruh yokluğu yaşamaya başladığında, Allah ile halvet olma imkanı mı buluyor? Yokluk görülemeyeceği için, “yokluk deminde” Mutlak Varlık olan Allah’ı mı görüyor? Yani, varlığın yokluk deminde, Allah ile ruh baş başa mı kalıyor, böyle bir imkan mı buluyor? Yokluk deminde Allah ile ruh arasındaki mesafe sıfıra mı iniyor? Nasıl oluyor?
SORUNUN AÇIKLAMASI
Bu soru, önceki sorunun cevabının, “ruh kesintisiz varlıktır, varlık-yokluk deveranının dışındadır” şeklinde cevaplanması halinde geçerlidir. Ruh kesintisiz varlık değilse, varlık-yokluk deveranına dahil ise, yokluk deminde Allah Azze ve Celle’den başka hiçbir şeyden bahsetmiyoruzdur. Bu durumda soru tüm altyapısını kaybediyor.
Ruh kesintisiz varlık ise…
Yokluk deminde ruhun ne halde bulunduğu, ne yaptığı, neler yapabileceği bilinebiliyor mu? Varlık anı ile yokluk anının eşit olmasından mı bahsediyoruz? Böyleyse, varlık anında kainatta sayılamayacak kadar varlık ve vakıa meydana geliyor, varlık anında bunlar meydana geliyorsa, yokluk anında da ruh için farklı olabilir. Bu hallerin en mühim olanı, Allah Azze ve Celle ve ruhtan başka bir varlığın olmadığı o demde, ruhun Allah Azze ve Celle’ye vasıl olma imkanı mevcut mudur? Mevcut ise bu imkan (veya ihsan) tüm ruhlar için mi sözkonusudur yoksa sadece mümin insanların ruhları için mi? Mümin insanların ruhlarının bu ihsana malik olma bakımından dereceleri ve makamları var mıdır?
Allah Azze ve Celle ile ruhun başbaşa kalma ihtimali mevcut ise, bu umumi olarak varlık yekunu için hususi olarak da insan için en muhteşem vakadır. Bunu bilmeliyiz, buna ulaşmanın yolunu bulmalıyız, insana bu irtifada bahşedilen ihsanı farketmeden boşa harcıyor olmak çıldırtıcı bir hal…
Varlık aleminde herhangi bir varlığın ve insanın Allah Azze ve Celle’ye uzaklığı sonsuz mesafe kadar değil mi? Allah Azze ve Celle insana “şahdamarından yakındır” fakat insan O’na sonsuz uzaktır. “Yokluk deminde” Allah Azze ve Celle ile başbaşa kalma istidat ve imkanı olan bir mücerret kıymet taşıyorsak, varlık-yokluk deveranının “varlık deminde” sonsuz uzağa düşüyor, “yokluk deminde” sonsuz yakına geliyoruzdur. Buna bigane kalmamızı kim isteyebilir?
*
Ruhumuz, iç alemimizdeki uçsuz bucaksız hacmin içine gömülmüş gibidir. Onunla yaşıyor, onunla görüyor, onunla duyuyor, onunla zevk alıyor, onunla ıstırap çekiyoruz. Fakat onu görmüyoruz, onu bir türlü elimize geçiremiyoruz. İnsanın asıl ıstırabı, kendi ruhuna ulaşamamasıdır. Kendi ruhuna ulaşamadığında, “Kendini bilen rabbini bilir” hikmetinin manasını anlamıyor, imkanlarını iktisap edemiyoruz.
Varlık-yokluk deveranının “yokluk deminde” ruhun Allah Azze ve Celle ile başbaşa kalma imkanını, bu imkanın hakikat olma ihtimalini bir an tahayyül eden insan, ömrü boyunca bu bahsin etrafında tavaf eder durur. Bigane kalmak ne demek, bu ihtimalin hayali bile, bu ihsanı yaşamak için ihtiyaç duyduğu ruha ulaşma ameliyesini yapmak için tüm hücrelerini cımbızla tek tek söker, ta ki ruhu müstakil hale gelsin de o “an”a vasıl olsun. Yolu bu değil tabii ki. Ruhu beden elbisesinden soyup mücerret hale getirmek ve o haliyle yaşamak için takip edilecek usul ve ilim ihtiyacı nasıl karşılanacak? Ah tasavvuf…
*
İzahı zor… Bilen bilir, bu bahislerin tefekküründe akıl sıkışır, uçsuz bucaksız zihni evren küçülür ve nokta haline gelir. Zihni evrenin küçülmesi, sayısını bilmediğimiz kelimelerin birbirine girmesidir, tüm kelimeler önce en yakın manadaki diğer kelimelerin içine girer, sonra onlar yakın manadaki diğer kelimelerin, tek kelime kalana kadar tüm lisan mezcolur, bakiye kalan kelime, baki olan Allah lafzıdır. O her şeyin bidayeti ve nihayetidir ya, eğer bidayetine Allah lafza-i celalini almamışsanız, nihayetinde O’na ulaşmak zor olur ve mücerret bir el ruhunuzun boğazını sıkmaya başlar. Bilen bilir, bilmeyene halini arzetmek ne mümkün…
Kainattaki en kıymetli varlık ruh değil midir? Allah Azze ve Celle, insana en büyük ihsanını, ona ruh üflemekle yapmamış mıdır? Mükafat olarak cennetten bahsedenler, esas mükafattan habersiz yaşayanlar, kendinize gelin, uyanın. Cennet, ruhun lalezarıdır, “mekanı şereflendirenler mekanın sakinleridir”. Bahçe insandan daha kıymetli olur mu, cennet ruhtan daha kıymetli kılınır mı? Ruha sunulmuş olan en büyük mükafat, maşuka vasıl olma imkan ve istidadıdır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir