“BÜYÜKLERE” SORULAR-9-BİRİNCİ KISIM ALTINCI SORU

“BÜYÜKLERE” SORULAR-9-BİRİNCİ KISIM ALTINCI SORU
SORU
6-Varlığın yokluk deminde, Allah Azze ve Celle’den başka bir varlık kalmadığına göre, isim ve sıfatlarının tecellisi mi yoksa zatının tecellisi mi mevcuttur, yoksa hiçbir tecelliden bahsetmeyeceğimiz bir hali mi konuşuyoruz?
SORUNUN AÇIKLAMASI
Bu soru, varlık-yokluk deveranında ruhun varlığını devam ettirmesi halinde kıymet ve lüzum kazanır. Ruhun varlığı kesintisiz ise ve “yokluk deminde” varolmaya devam ediyorsa, tecelliyi müşahede edebilme imkanı var mıdır? Ruh tecelliyi müşahede edebiliyorsa, sadece Allah Azze ve Celle’nin isim ve sıfatlarının tecellisini mi müşahede edebilir yoksa zatının tecellisini de müşahede edebilir mi? Ruh, tabiatı gereği Allah’ın zatının tecellisini müşahede etme imkan ve istidadına (bu hal hangi şartlarda mümkün olursa olsun) malik midir? Ruh, zat tecellisini de müşahede edebilme istidadında ise, varlık-yokluk deveranının “yokluk demindeki” tecelli, zat tecellisi midir? Varlık yekunu, Allah Azze ve Celle’nin isim ve sıfatlarının tecellisi değil midir, böyleyse, “yokluk deminde” isim ve sıfatları tecelli etmediği için mi varlık yaratılmıyor ve varolamıyor? “Yokluk demi”, isim ve sıfatlarının tecellisinin kesilme anı ise, “yokluk deminde” zatı mı tecelli ediyor?
“Yokluk deminde” isim ve sıfatların tecellisi kesiliyor, zatının tecellisi başlıyorsa (veya zaten devam eden tecelliler içinde sadece bu tecelli kalıyorsa), ruh, “zat tecellisini” müşahede edebiliyor mu? Bu ihtimalde, ruh Allah Azze ve Celle ile başbaşa kalmıyor da, tecellileriyle mi muhatap oluyor?
Zat tecellisini bir an yaşayabilmek, ona muhatap olmak, o lezzeti bir dem de olsa hissetmek için neler yapılmaz… Bu menzile ulaşmak için tüm kainatı yakmak gerekse, büyük bir bedel ödenmiş olur mu? Ne mümkün… Hadi öyleyse, kainatı yakalım… Ama çılgınlığın lüzumu yok, tasavvuf bu yolun adı değil mi?
*
“Yokluk deminde” isim ve sıfatların tecellisi kesiliyor ve sadece zat tecellisi devam ediyorsa, esas varlık anı, “yokluk demi” değil midir? Arifler, varlık için “gölge” dememişler miydi? Modern dille söylemek gerekirse, bizim varlık zannettiğimiz mevcudat, “sanal gerçeklik” değil mi?
“Yokluk demi” zat tecellisinin (muhalfarz) saf haliyse, içinde bulunduğumuz “aşağıların aşağısına” bu kadar kıymet vermenin ne manası var?
*
“Yokluk demi” sadece zat tecellisine mazharsa, ariflerin bahsettiği binlerce alemin bir kısmı da o demde mi vücut buluyor? Ruhun alemler arası seyahati, “yokluk demini” yaşaması istidadıyla mı mümkün hale geliyor?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir