CAMİLERİ TEDRİSAT MEKANI HALİNE GETİRMEK

CAMİLERİ TEDRİSAT MEKANI HALİNE GETİRMEK

(Terkip ve İnşa dergisi 20. sayı)

Batılılaşmanın, devletin temel siyaseti, cemiyetin ana mecrası, fertlerin zihni merkezi haline gelmesiyle birlikte, İslam’a ait her kıymet, maksadının hilafında bir mahiyete inkılap etmiştir. ALLAH’ın halifesi olan insanın kendisine lütfedilen değeri idrak nispetinde kulluğunu izhar ve tatbik edeceği camiler, esas mahiyetinden uzaklaştırılmıştır. İslam dairesinde yer alan bir millet için cami, merkezi bir hüviyet ihtiva eder. ALLAH’a kulluk etmek için yaratılan insan, ibadetle mükelleftir.
“İbadetin zirvesi namaz, namazın zirvesi ise secdedir.” Cami, Müslümanlar için ibadetin zirveleşmesi, bu zirvenin, yani ibadetin “remzi”dir. İbadetle boyanan insan İslam’ın muhteva yekununu anlama cihetinde ilk önemli adımı atmıştır. İbadete sarılan Müslüman kendisinde saflaşan iman muharrik kuvvetiyle “İslam irfanını” kendisinde ve hayatta gerçekleştirebilmenin kudretine ve ufkuna sahip olacaktır.

Müslüman şahsiyet için cami “ibadet için toplamak veya toplanmaktan çok ileri bir manayı” ihtiva eder. Cami mahiyeti icabı hem ibadetin hem İslam’a ait birtakım meselelerin hem de İslam maarif anlayışı minvalinde tedrisatın mekanıdır. Batılı aklın Müslümanları esareti altına aldığından beri “İslami hayatın” merkezi yok olmuştur. İslami hayatın merkezini oluşturan cami de, asli vazifesinin dışında şekillenmeye başlamıştır. Seküler anlayışın, hayatı baştan başa şekillendirdiği modern zamanlarda, “hayatı ve cemiyeti kendine çekmeyen, kendinde toplamayan, kendinde harmanlamayan cami”, asli mecrasından koparak sadece birer namazgah haline dönüşmüştür”. “Tevhid imanına, vahdet anlayışına sahip olan İslami hayatın” merkez üslerinden biri olan cami, birer manevi karargah haline getirilmelidir. Medeniyete uzanan güzergahta bu düşünceyi hayata tatbik cehdi hayati önem taşımaktadır. Cami, insanın ruhi, ahlaki ve itikadi olarak inkişaf edeceği mahfiller haline getirildiğinde İslami tedrisatın mekanı haline gelecektir. Camiler ferdi, şahsiyete dönüştürecek tedrisat usülunun tatbik sahalarından biridir. Seküler hayatın müslümanları kimliksizleştirdiği vasatta cami, tedrisat mahfili olarak Müslümanın asli kimliğine rücu etmesini sağlayacaktır. Cami, tedrisat usüllerinden sohbetin uygulanabileceği bir yapıya sahiptir. “Tedrisat usullerinin şahikası” olan sohbet, cami merkezinde halkın İslam dairesinde terakkisini gerçekleştirecektir. Efendimiz Aleyhisselatü Vesselamın tedrisat usulünün kahir ekseriyeti sohbettir. Sohbette husule gelen “tesir gücü ve verimlilik seviyesi, hiçbir tedrisat usulünde” vaki değildir. Medeniyetimize ait olan bu kıymetli tedrisat usulünün yeniden hayatta ikamesi Müslüman şahsiyetin yeniden inşasında önemli bir vazife görecektir. Tedrisat usulünden sohbetin camide işler hale getirilmesi camiyi yeniden cemiyetin ve hayatın merkez karargahı yapacaktır. Ehli sünnet alimlerinin Kur’an ve Sünnetten anladıklarının müktesebatını oluşturan İslam irfanına ait güzide eserler muhakkak camilerde teşekkül ettirilecek kütüphanelerde yer almalıdır. Oluşturulacak sohbet halkalarının yanında, İslam irfan müktesebatına ait eserler de cami cemaatinin hakiki manada tedrisini sağlayacaktır. Bu iki muharrik kuvvetle birlikte camiler, bir de sistemli şekilde her yaş grubuna hitap edecek mahiyette Kur’an-ı Kerimin indirildiği lisanın öğrenildiği merkez haline getirilirse camiler tedrisat mekanı haline gelecektir. Hayatın İslam’a taşınmasında camiye de büyük mesuliyet düşmektedir. Camiler tedrisat mekanları haline gelince, merkez karargah olarak ferdi şahsiyete dönüştürecektir. Şahsiyete dönüşen fertler İslam’a muhatap bir cemiyeti oluşturacaktır. Sıhhatli bir cemiyetin inşası hakikat merkezli bir devlet anlayışını da beraberinde getirecektir. Böylece cami şahsiyet, cemiyet, devlet güzergahından medeniyet zirvesine ulaşabilmenin muharrik kuvvetlerinden biri olacaktır.
Müslümanların beş vakit toplandığı camiler tedrisat mekanı olarak faaliyet gösterdiğinde, Müslümanlara müspet cihette nüfuz edeceğinden, hayat İslam’a akacaktır. İslam’a akan hayat batının ifrazatı olan seküler anlayışın yıkılmasını kolaylaştıracaktır. İslam medeniyetini yeniden inşa etmek istiyorsak, İslam’a ait her kıymetli müesseseyi asli vazifesi cihetinde tedrisat mekanları yapmalıyız. Cami de biz Müslümanların asli kimliğine yeniden rücu edeceği tedrisat mekanları olmalıdır.
*
Cami aslına rücu etmediğinde Müslümanlar asli hüviyetine rücu edemez. Camiler aslına rücu etmediğinde Müslüman cemiyet inşası muhaldir. Camiler aslına rücu etmediğinde Medeniyet devleti kurmak hayal bile edilemeyecektir. Camiler aslına rücu etmediğinde İslam medeniyetinin inşa süreci başlamış olmayacaktır.
Cumhuriyet döneminde hayatın her sahasında olduğu gibi camiler de zapt altındaydı. Müslümanların, Kemalist rejimin zaptı altında olan camilerin dışında müesseseleşme ve merkezleşme çabaları tabii ve lüzumluydu. Artık o devrin şiddetinin azaldığı, ülkeyi Müslümanların idare ettiği bugün, ya Diyanet işleri başkanlığı marifetiyle “Camilerin müesseseleştirilmesi” projesi hayata geçirilmeli ya da Müslümanlar camilerine vaziyet etmelidir. Cami dışındaki merkezleşme ve müesseseleşmeler, zaruretten dolayı makuldü ama meselenin aslı itibariyle arızi mahiyet taşıyordu. Camilerimizi zapt altına alabilme imkanına kavuştuğumuz bugün, arızi olanı aslına irca etmek mükellefiyetiyle karşı karşıyayız.
Bu sayımızda yayınlanan “Caminin müesseseleştirilmesi” projesi, Medeniyet Akademisi kadroları tarafından meselenin fikriyatının telif edilmeye başlandığını gösterir. Diyanet İşleri Başkanlığına da sunulduğunu bildiğimiz bu proje; Müslümanların akil, arif, alim ve mütefekkirleri tarafından tetkik ve tenkit edilmeli, tekliflerde bulunulmalı, her şekilde üzerinde çalışılmalı ve kemale erdirilerek tatbikata geçilmelidir.
Hala eski Türkiye alışkanlıklarının devam ettiği ülkemizde, bir meselenin sadece siyasetçi ve bürokratlarca düşünülebileceğine dair yanlış ve yaygın akıl tutulması devam ediyor. Diyanet işleri başkanlığına sunulan proje ve aynı mevzuda başkanla mülakat talebi, haftalardır derin bir sükunetle kuşatılmış durumdadır. Proje üzerinde Diyanet kadrolarından başka kimsenin çalışamayacağı mı yoksa çalışmaması gerektiği mi düşünülüyor, bilmiyoruz.
“Her şeyi ben bilirim ve ben yaparım” anlayışı, bu ülkede Kemalist kafa tarafından temsil edilir. Diyanetin bu anlayışa sahip olmadığını göstermesini sabırla beklediğimiz bilinmelidir. “Bu ülkeye komünizm gerekirse onu da biz getiririz” diyen Kemalist kafanın iktidar hasisliği, Eski Türkiye ile Yeni Türkiye arasındaki turnusol kağıdıdır. Unutulmaması gereken bu konunun, öncelikle Diyanet gibi bir kuruluş tarafından anlaşılması ve hayata geçirilmesi elzemdir.

Not: İktibasların kaynağı, Haki DEMİR in İslam Maarif Anlayışı ile Şehir ve Medeniyet adlı eserleridir.
ÜNAL YILMAZ

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir