CAN ATAKLI-1-VASIFSIZ ADAM

CAN ATAKLI-1-VASIFSIZ ADAM
Can Ataklı, bazen kendini aşıyor. Nadir gerçekleşiyor bu durum ama duran saatin günde iki defa doğruyu göstermesi gibi her gün yazan birinin arada bir kendini aşma misali denk geliyor. 26.12.2011 tarihli, “Türkiye’de artık yeni bir anlayış gerekli” yazısı, başlığı itibariyle Can Ataklı’nın kendini aştığını gösteriyor. “Yeni anlayış gerekli…” sözü büyük bir laf, ne dediğini bilen biri için. Can Ataklı’nın ne dediğini bildiğini, “farz-ı muhal” kaydıyla bile kabul etmek mümkün değil tabii ki. Peki mesele ne öyleyse, aynı duran saatin günde iki defa doğruyu göstermesi, fakat ne zaman doğruyu gösterdiğinin bilinmemesi gibi. Çünkü duran saatin ne zaman doğruyu gösterdiğini bilmeniz için çalışan bir saate ihtiyacınız var, çalışan saatiniz varsa, duran saatin doğruyu göstermesi, ancak espri konusu olabilir. Can Ataklı da, bu yazıda kendini aşmış ve başlık olarak da doğru söylemiş fakat söylediklerinin hangisinin doğru olduğunu ölçmek için bir bilirkişi lazım.
Yazının başlığında isabet kaydetmesine bakmayın, onun ki peyniri, rakıya meze yapmak için istemesi gibidir. Peynir, helal bir gıdadır ama rakıya meze yaptığınızda, o sofrada ne varsa diğer kategoriye atlar. Doğru başlığı, peyniri rakıya meze yapmak misalinde olduğu gibi, yanlış anlamlar üretmek için kullanmış. “Yine de kendini aşmış mıdır?” diye sorulursa, evet aşmıştır. Çünkü Ataklı gibi adamlar, kendilerini ancak bu kadar aşar.
Fakat yazıyı okumaya devam ettiğinizde görüyorsunuz ki, “yeni anlayış” meselesi, kendinin söylediği bir söz değil, Baykal’dan iktibas. “Baykal Türkiye’nin yeni bir anlayışa doğru gidebileceğini umut ettiğini söyledi.” Anlaşılan o ki, kendini aşma hamlesi başka bir bahara kaldı. Başlığa böyle cümleler yazıp, insanı şaşırtıyor.
Yazıyı sonuna kadar okuduğunuzda, “yeni anlayış” ile ilgili tek satır göremiyorsunuz. Baykal’dan nakledilen bir söz… Hepsi bu kadar… Can Ataklı, ayıp oluyor ama… Yahu yazının başlığı ile ilgili birkaç cümle yazsan da seviyeni (afedersiniz, seviyesizliğini) öğrensek.
Bunlar köşe yazarı. Ne demek köşe yazarı? Sadece Vatan gazetesine bakarsanız eğer, köşe yazarı olmak, köşe kapmaca oynamaktır. O köşe senin, bu köşe benim, oynaşıp eğleniyorlar. Türkçeyi bile bilmeyen adamlar bunlar. Öyleyse neden tenkit ediyoruz? Tenkit etmeye değmezler de, tenkit etmediğinde de kendilerini bir şey zannediyorlar. Sığ adamların kendilerini dev aynasında görmesi ne kadar tehlikelidir bilir misiniz? Hah işte o sebeple tenkit ediyoruz.

*
İnsan bir konuda bin ile bin beş yüz karakterlik yazı yazamaz mı? Yazamıyor. Bir yazıda 16 ara başlık var, birçoğu da birbiriyle alakasız. Her ara başlığın altında bir paragraf yazı. Bu kadar sığ ve kısır insanlar. Sadece bu yazısı değil, sürekli böyle yazıyor. Herhangi bir konuda, bir sayfa yazı yazmaktan aciz insanlar, nasıl olmuş da gazete köşelerini işgal etmişler?
Neler yazdığını iktibasla vereceğim, utanıyorum. Her ara başlık altında bir paragraflık yazı var, paragrafların birçoğunda da çelişki. Yahu bir paragrafta çelişki olur mu? Uzun yazılarda haydi neyse… Vicdanınız nerede sizin? Aynı paragraf içinde çelişkiye düşen adam köşe yazarı… Hem de bunu istikrarlı şekilde sürdürmesine rağmen. İktibas yapmayacaktım ama bir paragrafta düştüğü çelişkiyi göstermek bakımından yapayım.
“Erdoğan’ın en büyük başarısı, her şeye rağmen makro ekonomiyi ayakta tutması. Türkiye son 8 çeyrekte hep büyüdü. Bu halk tarafından çok hissedilmese de, ortada dönen para, özellikle inşaat alanındaki yatırımlar ve yoksullara yapılan yardımlar nedeniyle oluşturulan sanal ortam, toplumsal tepkiyi frenliyor. Geniş kitleler her şeye rağmen umut taşıyor ve iktidara olumlu mesaj vermeye devam ediyor.”

Makro ekonomiyi ayakta tuttuğunu, son 8 çeyrekte büyüdüğünü söylüyor fakat arkasından halkın bunu hissetmediğini ekliyor. Hadi “halka yansımıyor” lafı bunların ezberi diyelim fakat adam aynı paragrafta şunu da söylüyor, “Geniş kitleler her şeye rağmen umut taşıyor ve iktidara olumlu mesaj vermeye devam ediyor.” Halka yansımasa, on yıl sonra hala umut taşır mı insanlar be adam? İktidarın birkaç yılında umut taşır, tamam ama on yıl sonra, kendine bir şey yansımayan insan umut taşır mı?
Liselerdeki mantık derslerinde, çelişkiye misal olarak anlatılmalıdır. Zaten bunlardan ancak böyle faydalanılır. “Doğru”yu anlatmak için “yanlış”a ihtiyacınız olduğunda bunları misal verebilirsiniz. “İyi”yi anlatmak için “kötü”yü göstermek gerektiğinde, bunları işaret edin kafi… “Tutarlılığı” izah etmek için bunların yazılarını ve hayatlarını okutun, öğrenciler için fevkalade faydalı olur.
İBRAHİM SANCAK
ibrahimsancak2011@gmail.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir