Kategori arşivi: AKTÜEL

CHP Hakkında Kısa Bildiri “CHP TASFİYE EDİLMELİDİR”

CHP TASFİYE EDİLMELİDİR

TAKDİM
Osmanlı, İslam Medeniyet silsilesinin son halkası ve Sahabe-i Kiram’dan sonraki zirvesidir. Osmanlı, Batılılaştırarak asli hüviyetinden koparılmak istenmiş, bu gerçekleştirilemediği için yıkılması tercih edilmiştir.
Osmanlıyı yıkmak isteyenlerin İngiltere başta olmak üzere Batılı güç merkezleri olduğu malumdur. Bu operasyonu dahilde gerçekleştiren örgütün adı ise CHP’dir. CHP, yeni bir devlet kuran siyasi parti değil, dünyadaki son “medeniyet devleti” olan Osmanlıyı tasfiye eden örgüttür.
Osmanlı sadece bir devlet değil aynı zamanda bir medeniyettir; daha veciz bir ifadeyle Osmanlı, bir “medeniyet devleti”dir. Hedef, sadece Osmanlı devletinin yıkılmasından ibaret değildir, esas maksat İslam Medeniyetinin tasfiyesidir.
Osmanlının yıkılması, Türk-İslam tarihini durdurmuştur, bu kadar büyük bir felakettir. Türk-İslam tarihinin yeniden başlaması ve tarihi akışın asli mecrasına avdet etmesi için CHP’nin tasfiyesi şarttır.
*
CHP ile ilgili yazılacak tenkitler bir külliyat çapına ulaşır, burada temel teşhisleri ifade ettik.

CHP’NİN İLKELERİ

CHP’nin asli hüviyetini teşhis ve hedeflerini tespit için kullanılacak on sekiz ilke mevcuttur; bunların altısı husumet, altısı muhabbet, altısı ise hareket ilkeleridir… CHP’nin “altı ilkesi-oku”, kendini tarif etmeye kafi değildir, altı oktan mülhem, üç sahada sahip olduğu altışar temel ilke tespit edilmiştir.
Husumet ilkeleri; İslam düşmanlığı, millet düşmanlığı, devlet düşmanlığı, tarih düşmanlığı, gelenek düşmanlığı ve aile düşmanlığıdır.
Muhabbet ilkeleri; yobaz Batıcılık, sapkın laiklik, suni ideoloji, sahte kahramanlık, bohem hayat ve müfsit akıldır.
Hareket ilkeleri; ezberci kadro, ithal kibir, ahlaksız tavır, zalim idare, yıkıcı hareket ve kültür ajanlığıdır.

Husumet ilkeleri

1-İslam düşmanlığı
CHP’nin asli hüviyeti İslam düşmanlığıdır. Varoluşunu İslam düşmanlığı ile göstermiş, bunun için elinden gelen her şeyi yapmıştır. Yapmak istedikleri yaptıklarından ibaret değildir, yapmadıkları yapamadıklarıdır, yani güç yetiremedikleridir. Kuvvet ve fırsat bulduklarında İslam’ın tasfiyesi için yapabilecekleri işler, İslam tarihinde görülmemiş derecede ağır ve vahşidir. Hilafet ve Şeriat’ın ilga edilmesi, İslam tarihinde emsali olmayan bir husumettir.
CHP ve arkasındaki karanlık mahfiller, İslam’ı tasfiye edemeyeceklerini anladıkları için onu tahrif etmeye yönelmiş, asli mihrakından koparmayı ve anlamsızlaştırmayı tercih etmiştir. Kur’an-ı Kerim’in ve ezanın bile asli hüviyetinden koparılarak tahrif edilmesi maksadını ifşa etmiştir.
CHP’nin asli hüviyeti İslam düşmanlığıdır. İslam dışındaki tüm husumetleri, İslam’a olan düşmanlığının tezahürü ve tatbikatıdır.

“Sen onların dinlerine-milletlerine tabi olmadıkça ne yahudiler, ne de hıristiyanlar senden asla hoşnud ve razı olmayacaklar.” (Bakara suresi, 120. Ayet)

2-Millet düşmanlığı
Türkler Müslümandır, hem de İslam’ın muhafızı olacak kadar iman ve ceht sahibidir. İslam’ın zuhurundan birkaç asır sonra bu ulvi vazifeyi “mefkure” kabul etmiştir. Osmanlının yıkılması, milletin İslam’ın muhafızı olma hususiyetini ortadan kaldırmaz. Bu sebeple CHP millet düşmanıdır. Zira Osmanlının tasfiyesi kafi gelmemiş, milletin kalbini sökmeyi amaç edinmiştir.
Milletin kalbine ve hayatına yerleşen İslam’ı tamamen tasfiye etmek, dehşetengiz bir millet düşmanlığı halini almış, milletin sahip olduğu tüm kıymet ölçülerini önce yasaklamış, sonra tahkir etmiştir. İslam, bu milletin kalbinden sökülüp atılmadığı müddetçe Batının en büyük düşmanı olmaya devam edecektir, ne tesadüftür ki CHP de için de durum aynıdır.

3-Devlet düşmanlığı
Türk-İslam tarihinde üç kıymet birbirinden ayrılmamıştır; İslam, millet, devlet… İslam milletimizin ebedi mefkuresidir, millet İslam’a ebediyen teslim olmuştur, devlet ise bu ikisini muhafaza eden büyük kuvvet terkibidir. Bu üç kıymet arasındaki imtizaç devam ettiği müddetçe CHP, en büyük devlet düşmanlarından birisidir.
CHP, bir müddet devleti ele geçirmiş, İslam ve millet düşmanlığını devletin tüm kodlarına işlemiş, bu ülkede devlet ile milleti birbirine düşman etmiştir. Devlet, İslam’a ve millete düşman olduğu müddetçe CHP’nin dostudur, İslam’a ve millete dost olduğu müddetçe CHP’nin düşmanıdır.
CHP tarafından devletin kodlarına işlenen İslam ve millet düşmanlığı devam etmektedir. Kodların devamına rağmen “ehl-i salat” birinin iktidar olması, CHP’nin devlet düşmanı olması için kafi gelmektedir. Devletteki CHP kodlarını devam ettiren iktidarlara bile düşman olması, asli hüviyetini göstermesi bakımından ibretamizdir.

4-Tarih düşmanlığı
Milletimizin Müslüman olması bin yılı aşmıştır. On iki asırlık iman, insanın ruhu ile birlikte bedenine de sirayet eder, etmiştir de… Mesela bu milletin dini hassasiyeti olmayan fertleri bile domuz eti yiyemez, yediğinin domuz eti olduğunu söylediğiniz anda gayriihtiyari olarak kusar. Bin yıllı, bir milletin ruhen ve bedenen Müslüman olması için kafi ve hatta fazladır. CHP’nin tarih düşmanlığı, milletimizin İslam ile imtizaç etme sürecini dikkatlerden uzaklaştırmak içindir.
Milletimiz, Müslüman olduktan sonra medeniyet inşa etmiştir, bu sebeple medeniyet tarihimiz İslam tarihidir. Zaten “millet” olmak, bir medeniyete mensup olmakla kabildir. Türkler, Müslüman olduktan sonra İslam medeniyetine mensup olmuş, bin yıldır o medeniyeti inşa ve muhafaza yoluyla devam ettirmiştir. Keza İslam ile dünyanın en büyük devletini kurmuştur.
Batı, İslam’a ve İslam medeniyet ve devletine düşmandır. Zira Batının menfaatlerinin önündeki tek engel İslam ve dünya çapındaki İslam devletidir. CHP, milletimizin İslam’dan uzaklaşmasını ve dünya çapında bir devlet kurmasını engellemek için Batılı mahfillerin içimizdeki muhafızlarıdır. CHP’nin tarih düşmanlığı, İslam düşmanlığının bir tezahürüdür, zira tarihimiz, İslam ile dünya çapında devlet kurduğumuzun misalidir.

5-Gelenek düşmanlığı
Gelenek; kıymet ölçülerinin, yüksek tatbikat yoğunluğunda nesiller arası nakil yoluyla milletin ruhuna sirayet etmesidir. Gelenek, milletin her ferdine ve hayatın her sahasına şamil olmak bakımından nazariyat ile tatbikatı muhtevi kıymet ölçüleri haznesidir.
İslam, bin küsur yıldır gelenekleşerek milletimizin mizacına ve hayatına sirayet etmiştir. Milletimiz, İslam’ı, gelenekleştirerek ruh dünyasında ve hayatında derinleştirmiş, tahkim etmiş ve kalıcı hale getirmiştir. Atasözlerimizin ciddi bir kısmı bile ayet-i kerimelere ve hadis-i şeriflere dayanmaktadır. Gelenek, ateisti bile Müslüman reflekslere sahip kılmış, İslam’ın tasfiyesini imkansızlaştırmıştır.
Batı, geleneklerin tasfiye edilmediği takdirde milletimizin İslam ile irtibatının koparılamayacağını anlamış, bu sebeple geleneklerimizi resmi olarak yasaklatmak ve içtimai olarak tahkir etmek yoluna gitmiştir. Bu operasyonun dahildeki Truva atı CHP’dir. CHP’nin gelenek düşmanlığının hedefi, geleneklerimizin temelinde ve kaynağında bulunan İslam’dır.

6-Aile düşmanlığı
Aile, cemiyetin (milletin) tohumudur, tohum ne kadar sağlam ve sıhhatliyle cemiyet de o derecede sıhhatlidir. Topyekun cemiyete dönük ifsat hareketlerinin tesirsiz kalması, aile müessesesini imha ve ifsat etmeyi gerektirmiştir.
İslam, gelenekler marifetiyle ailede yaşamakta, aile vasıtasıyla yeni nesillere intikali sağlanmaktadır. Batı, aile efradını birbirinden ayırmak ve tek tek avlamak için aile müessesesine dönük ağır ve yoğun bir kültürel operasyon yürütmektedir. Aileyi oluşturan erkek ve kadın birbirinden bağımsızlaştırılmakta, evlat ile ebeveyn birbirine yabancılaştırılmaktadır.
Aile müessesesi, İslam’ın, milletin ve geleneklerin merkez üssüdür. Aile müessesesinin çözülmesi ve dağılması, İslam’ın tasfiyesi için milletin merkez üssüne yönelik saldırıdır. CHP’nin aile düşmanlığı, Batılı dostlarıyla paraleldir. CHP, kültür emperyalizmini sürdürebilmek ve kültür işgalini gerçekleştirebilmek için aile müessesesini dağıtmakla vazifeli dahildeki işbirlikçidir.

Muhabbet ilkeleri

1-Yobaz Batıcılık
CHP, sadece Batıcıdır, Batıyı anlamak için en küçük bir çaba sahibi olmaksızın… Batıda her ne varsa bu ülkeye taşımayı amaç edinmiştir. O kadar Batıcıdır ki, Batının marazlarını (hastalıklarını, problemlerini) bile taşıma gayretindedir. Batının kendi içinde çözmek için uğraştığı problemleri, Batıda olduğu için problem olarak dahi görmeyen ve olduğu gibi ithal etmeye çalışan bir zihni köledir.
Batıyı sorgulamayan, sorgulamanın lüzumuna bile inanmayan, Batılı metinleri ezberleyerek Türkiye’ye taşımaya çalışan yobaz Batıcılık hastalığına yakalanmıştır. Her milletin farklı bir hayat anlayışı ve altyapısı olduğunu bile görmeyen, umursamayan, tek vazifesi Batılı efendilerine hizmet etmek olan bir yobazlık türüne sahiptir.
Batılı metinleri ve davranışları “tekrarlamaktan” zevk alan bir zihniyete sahiptir. Batılı metinlerin ve davranışların ülkemizin gerçekleriyle çatışmasını umursamayan, kültür çatışması zuhur ettiğinde ise milletimizi tahkir eden bir “yabancı”dır. Milletine yabancılaşmaktan rahatsız olmayan, tam aksine suni şekilde zevk alan bir duygu dünyasına savrulmuştur.

2-Sapkın laiklik
Laiklik, din ile devlet (ve dünya) işlerinin birbirinden ayrılması ve dinin devlet ve dünya işlerine müdahalesinin önlenmesidir. Dinin, devlet ve dünya işlerinden tamamen uzaklaştırılmasının kabulü, onun tamamen yanlış olduğuna inanmayı gerektirir. Zira “yanlış” olmadığına inanılan bir ölçüler manzumesinin devlet ve hayattan uzaklaştırılması muhaldir. Dinin “mutlak yanlış” olduğunun kabulü, onu şeytanlaştırmaktır, zira tamamen yanlış olan ve yanlışı temsil eden şeytandır.
Laiklik, Avrupa’da, muharref Hıristiyanlığın tamamına yakınının yanlış olmasından kaynaklanmıştır. Avrupalı için Hıristiyanlığı devlet ve hayattan uzaklaştırmak zaruret haline geldiği için laiklik bir ihtiyaçtır. Buna rağmen Avrupa da bile, tam laik olan tek ülke Fransa’dır, diğer ülkeler, Hıristiyanlıktaki az sayıda doğrudan vazgeçmemiş ve Türkiye’ye ihraç ettikleri laiklik anlayış ve tatbikatını hayatlarından uzak tutmuştur.
CHP, Batıda Hıristiyanlığa dönük itiraz metinlerini tetkik etme ihtiyacı duymaksızın, yerine İslam yazarak ithal eden, İslam’ı “mutlak yanlış” olarak gören ve bu sebeple devlet ve hayattan uzaklaştırmayı hedef edinen yobaz laikçidir. Laiklik, dine karşı değil, muharref Hıristiyanlığa karşı geliştirilmiştir ama CHP için bu önemli değildir, zira o, genetik olarak İslam düşmanıdır.

3-Suni ideoloji
CHP’nin bir dünya görüşü yoktur, hatta herhangi bir mevzuda küçük bir fikir kırıntısı bile yoktur. Hiçbir CHP’li, kendine ait keşif ve telif ettiği (onların diliyle orijinal) bir fikre sahip değildir. CHP’nin ve CHP’lilerin beyanlarındaki her cümle ithaldir. Altı ok ile ifade edilen ilkeleri de kendilerine ait değildir, onları da Batıdan ithal etmişlerdir.
Türkiye’de sol hareket CHP’yi ele geçirerek ona “fikir aşısı” yapmayı denemiştir. Fakat ülkemizdeki sol hareket de ithalcidir ve tamamen Batılı metinlere bağlıdır ve onları ithal etmekten başka bir becerileri yoktur. CHP, kuruluşunda sadece Batıcıdır, sol ile izdivacından sonra Batının sosyalist metinleriyle harmanlanmaya çalışılmıştır. Ne var ki CHP ile sosyalist metinlerin harmanlanması sıhhatli olmamış, ikisinin müşterek hususiyeti olan Batıcılık hakim şekilde devam etmiştir.
Sosyalist metinlerin “enternasyonal” mahiyetine rağmen CHP ulusalcıdır. Ulusalcılık, ırkçılığın (faşizmin) perdelenmiş ifade şeklidir. Netice itibariyle CHP, hiçbir dünya görüşüne sahip olmayan, orijinal tek bir fikri (cümlesi) bile bulunmayan suni ideolojiye mahkumdur. Suni ideoloji, eklektik (ve tabii ki tezatlarla malul) bir ezbercilik ve ithalatçılıktır.
CHP, suni ideolojisini tabanına kabul ettirmiş, tabanında “suni zihin” inşa etmiştir. İktidarda olduğu dönemlerde suni ideolojisini tüm millete kabul ettirmek için ağır zulümler yapan CHP, kendi tabanıyla birlikte milletten ayrışmış ve suni bir gerçeklikle yaşamaya devam etmiştir.

4-Sahte kahramanlık
Suni ve tezatlarla malul bir ideolojinin insanları ikna etmesi beklenemez. CHP, bir proje örgütü olarak kendini kabul ettirmek, bir zamanlar iktidarını sürdürmek, şimdi de varlığını korumak için etkili bir şeylere ihtiyaç duymuştur. “Kahramanlık” hikayesi uydurmak bu ihtiyacı karşılamak içindir.
İstiklal Harbi, kahraman milletimizin tarihe geçen şanlı bir mücadelesidir. Bu mücadeleyi sadece bir kişiye mal etmek, tüm milletin hakkını gasp etmektir. Atatürk’ün, millete rağmen ülkeyi kurtardığını bile söyleyecek kadar saçmalayan CHP, ölçüyü aştığı oranda “sahte kahraman” üretmiştir.
İstiklal Harbi, Batılı işgalcilere karşı kahraman milletimizin tarihi mücadelesidir. CHP, İstiklal Harbinden sonra, kendilerine karşı savaştığımız Batılı ülkelerin tüm değerlerini namluyla bu millete kabul ettirme yolunu seçmiştir. Savaştıklarımızı “efendi” mevkiine koyan CHP, insan tabiatının bu tezadı kabul edemeyeceği ve taşıyamayacağı gerçeğini, tatbikatını namluyla yaparak kırmaya çalışmıştır.

5-Bohem hayat
Suni ideoloji ve suni zihin ile hayatı sıhhatli ve doğru yaşamak muhaldir. Suni ideoloji, sayısız tezat ihtiva eder, insan tabiatı o kadar çok tezadı taşımaz. CHP, suni ideolojine uygun bir suni zihin inşa etmiş, onunla hayatını sürdürmeye çalışmıştır. Bu kadar derin tezatlarla yaşamak ancak bohem hayatı ile mümkündür.
Bohem hayat, tezatların zorladığı insan zihninin, kuralsız bir hayata savrulmasıdır. Mesela CHP’nin ve CHP’lilerin içkisiz bir hayatı yaşaması, hatta hayal bile etmesi imkansızdır. Zira akıl ve iradenin birbiriyle mütenasip şekilde çalışması, tezatların telafi edilmesi şartına bağlıdır. CHP, bohem hayatına mecburdur.
Bohem hayat, tabiatı itibariyle tezatlardan zevk almaktır. Tezatlardan kurtulamayan CHP, varlığını ve hayatını sürdürebilmek için onlardan zevk almayı tercih etmiştir. Bohem hayat bağımlılığı, içki veya uyuşturucu bağımlılığından daha beterdir, zaten onları da ihtiva eder.
Bohem hayatı kendiyle sınırlı şekilde yaşayanlar sadece kendilerini helak eder. CHP, insanlık tarihinde belki de ilk defa bohem hayatı siyaset tarzı haline getirmiştir. Bu sebeple CHP’nin bohem hayat bağımlılığı ve muhabbeti, milletimizi çürüten bir kültürel misyonerlik halini almıştır.

6-Müfsit akıl
Kültürel Batı köleliği, suni ideoloji ve zihin, sahte kahramanlıkla malul bir siyaset, kendi milletine yabancılaşma ve düşmanlık, kaotik bir akıl yapısı ortaya çıkarır. Neyi neden istediğini bilmeyen, zıt talepleri aynı anda ileri sürebilen, bohem hayat ile zehirlenmiş bir akıl, siyasi ve içtimai altyapıyı ifsat etmekten başka bir yol izleyemez.
CHP aklı, mahkum olduğu tezatları anlamaktan aciz, kaçınılmaz olarak ezberciliğe mahkum, İslam ve millet düşmanlığından başka bir dayanağı olmayan hezeyan kumkumasıdır. Genelevini savunacak kadar ne dediğini bilmez bir ifsat merkezidir ama aynı zamanda kadın haklarını savunur. Bunların birbiriyle tezat teşkil ettiğini hem anlamaz hem de umursamaz.
CHP aklının dayandığı tek merkez vardır; İslam düşmanlığı… İslam’a aykırı olan her şeyi savunan CHP aklı, insanlıktan ne kadar uzağa düştüğünü bile dert etmez.

Hareket ilkeleri

1-Ezberci kadro
CHP’nin siyasi kadroları ezbercidir fakat kötü bir ezbercidir. Batı değerlerini ezberleyen, onları da yarım ezberleyen, Batının kendi içindeki tezatları da umursamadan ezberleyen bir kadroya sahiptir. Batının kendi içinde çözmeye çalıştığı tezatları birer çözümmüş gibi ezberleyen CHP’nin siyasi kadroları, ülkemize çözüm yerine problem ithal etmektedir.
CHP’nin arka bahçesini oluşturan kültür kadrolarının siyasi kadrolardan tek farkı, Batıyı biraz daha fazla okumuş olmasıdır. Batıyı daha fazla okumuş olmak, kültür kadrolarını daha fazla ezbere sahip hale getirmektedir. CHP’nin siyaset ve kültür kadroları arasındaki tek fark; ezber miktarındaki farklılıktır.
Sadık birer misyoner gibi sadece Batılı değerleri tekrar eden CHP, onların bu ülkedeki problemlere çözüm yerine yeni problemler ürettiğini fark etmeyecek kadar ezbercidir. Problemlerin teşhisinden bile habersiz olan CHP kadroları, teşhis olmadan tedavi yapılamayacağını anlamaktan acizdir.
Ezberci kadrolarla meseleleri konuşmak, çözüm yolları aramak, birlikte çalışmak imkansızdır. Bu sebeple CHP’yi tasfiye etmekten başka yol yoktur.

2-İthal kibir
Batı, önce ahlaksızdır, ahlaksızlığı nispetinde tezatları umursamayan ve tezatlardan kuvvet (iktidar) üreten bir vahşidir. Ahlaksızlığı ve maddi kuvvet yığınağıyla asırlardır insanlığa karşı işlediği suçları “zafer” dünyaya kabul ettirmiştir. Milletlerin kültürel bünyelerini tahrif etmekte hiçbir sınır tanımayan Batı, tahrif ede ede kuvvet yığınağını artırmış ve bundan vahşi bir “kibir” üretmiştir.
CHP, Batının vahşi kibrini ithal eden bir köledir. Batının milletimize karşı sergilediği vahşi kibri, ondan ezber yoluyla alan ve kendi milletine karşı Batıdan daha vahşi uygulamalarla gösteren bir kibir budalasıdır. Batıda her şeyin mükemmel olduğu hezeyanını, kendi milletini tahkir etmek için kullanan, bunu da kendi üretemediği ancak ithal ettiği kibirle yapan bir yabancıların yerli misyoneridir.
CHP, bohem hayatını kibirle ifade edebilen bir cüretkardır. Siyaset ve kültür kadrolarının, orijinal hiçbir fikir ve keşfi olmadığı halde ülkenin en kibirli insanları olabilmesi, ancak ithal kibirle mümkündür. Kendilerine karşı İstiklal Harbi yürüttüğümüz ülkelerin kibrini ithal ederek benimseyebilen bir örgüt, kendi milletine yabancıdan daha yabancıdır.

3-Ahlaksız tavır
Milletimiz Müslümandır, tabii olarak ahlak anlayışı da İslam ahlakıdır. Batının yerli kültür misyonerleri herhangi bir “ahlak anlayışı” teklif etmez. Zira sadece ezbere dayalı kültür ithalatçılığı, bizzat ahlaksızlıktır.
CHP, bir ahlak anlayışı teklif etmez, edemez. Suni ideoloji ve suni zihin, ahlakı bilmez ve umursamaz. CHP’nin bohem hayatı sevdasının bir sebebi de ahlak teklif edememektir. Ahlak anlayışı teklif etmeyen CHP, ahlakın muharrik ve müessir kıymetine karşı mücadele ve mukavemet edemeyeceği için, milletimizin ahlak anlayışını ifsat etmekten başka yol bulamamıştır.
CHP, bir ahlak anlayışı teklif edemediği ve tabiatı İslam düşmanlığı ile yoğrulduğu için İslam ahlakına saldırmakta ve onun yerine “ahlaksızlığı” ikame etmek çabasındadır. Zira “ahlaksızlık” ithamı karşısında dayanması muhaldir. Bu ithamın ağır taarruzunu, ahlak anlayışımızın karşısına bir ahlak anlayışı teklif etmek yerine, “özgürlük” hezeyanına savrulmuştur. Hürriyet muhakkak ki büyük bir kıymettir ama ahlakın alternatifi değildir. Ahlak anlayışı olmayan bir özgürlük teklifi, muhakkak ki hezeyandır ve yıkıcıdır.
CHP kadroları, ahlaksızlığı “kişilik” olarak kabul eden ve sunan bir güruhtur. Doğrudan “Batı ahlakı” bile teklif edemeyecek kadar ucuz ve ezberci bu güruh, kaçınılmaz olarak İslam ahlakının zıddı olan her şeye sahip çıkmaktadır.

4-Zalim idare
Ezberci kadrolar, meseleleri teşhis edemez ve çözüm aramaz, bunu yapamadıkları için ithal ettikleri şablonları (çözüm zannettikleri hezeyanları) silah zoruyla tatbik etmek yolunu seçerler. Yobaz Batıcı ve sapkın laikçi olan CHP, Batı kültürünün ürettiği şablonları, milletimize uyup-uymadığına bakmaksızın uygulama vahşetini göstermiştir.
CHP, iktidar olduğu dönemde “zalim idare” tarifini tam anlamıyla karşılamıştır. Bundan sonra iktidar olması halinde de zulmetmekten başka çaresi yoktur, zira başka şekilde idare etme mahareti bulunmamaktadır. Ezberci, sapkın ve yobaz Batıcı bir suni zihin, Müslüman bir halkı zulmetmeden yönetemez. CHP, zihniyetini değiştirmediği müddetçe aksine tüm iddiaları yalandır, zihniyetini ise değiştiremez, zira ezberci ve yobaz bir zihin değişemez.

5-Yıkıcı hareket
Milletin dinine, diline, örfüne düşman olan CHP, her tavır ve edasıyla, her hareket ve tatbikatıyla milletin asli hüviyetini yıkmayı hedeflemektedir. Mazideki zalimane tüm tatbikatlarını reddetmedikleri ve onları hala övmeye devam ettikleri müddetçe, bugünkü takiyye ve riya ile süslenmiş tüm beyanları yalandır. Mazideki zalim tatbikatlarını reddetmeleri ise muhaldir, zira onlar tam olarak hüviyetlerini göstermektedir, onların reddi, varlıklarının inkarı olur.
CHP, tabiatı itibariyle yıkıcıdır. İdeolojik varoluş gerekçesi, bu milletin manevi kıymetlerine düşmanlıktır. Gerçekten değişmek istese bile asli hüviyetini reddetmesi muhal olduğundan, milli bünyemize tehdit olmaktan çıkması imkansızdır. CHP için tek yol, tasfiyedir.
CHP, Türkiye’deki en büyük “yıkıcı hareket” özelliği taşıyan örgüttür. Bu mahiyeti itibariyle CHP, “milli güvenlik” meselesidir. CHP’nin altı okunu, milli güvenlik siyasetinin temeli ve kaynağı olarak kabul etmek; milli güvenlik sorununu, milli güvenlik ilkeleri haline getirmektir ki, CHP’ye karşı hezimeti baştan kabul etmektir.

6-Kültür ajanlığı
CHP, Batının bu ülkedeki kültür misyonudur. Bu özellik, bizzat CHP tarafından hem de kibirli şekilde ifade ve ikrar edilir. Batıyı “muasır medeniyet” olarak gören, onu kutsallaştıran, iktidar olduğu dönemlerde “ulusal hedef” kabul eden CHP, Batının kültür ajanlığını gönüllü olarak üstlenmiştir.
Yabancı bir kültürün bu ülkedeki misyonerliğini üstlenmek, “milli benlik” için tabii ki bir yıkıcı harekettir. Zira Batı, bizim asırlarca savaştığımız baş düşmanımızdır. CHP, baş düşmanımızı “baş tacı” eden kültürel bir ihanet hareketidir.
Batı, sömürge ülkelerinde doğrudan yapamadığı hamleleri, o ülkelerde kurduğu yerel hareketlere yaptırmaktadır. Bir milletin kültürünün sömürge güçleri tarafından tahkir edilmesi, milli hassasiyetleri tahrik eder ve sömürge karşıtı istiklal hareketlerini başlatır. Sömürge ülkelerindeki milli hareketleri akamete uğratmak için bulunan emperyalist metot, yerli kadrolardan müteşekkil “kültür ajanlığı” örgütleri kurmaktır. CHP, Türkiye’deki milli mukavemeti engellemeyi ve milli hareketleri kendi merkezinde boğmayı hedefleyen bir kültür operasyonudur.

ÇAĞRIMIZ

CHP bir etiket değil suni bir zihniyettir, CHP zihniyetini benimseyen, CHP’lidir. CHP ile mücadele etmenin yolu, onun ilkelerini elinden almak ve sahiplenmek değil, bilakis o ilkeleri devlet ve cemiyet hayatından tasfiye etmektir.
CHP ilkelerini benimsemek, CHP’yi meşrulaştırmaktır. Meşrulaştırıldığı oranda CHP’ye karşı mücadele zorlaşmakta, ilkeleri benimsendiği nispette imkansızlaşmaktadır. Mesela daha fazla kemalist olmak, CHP’ye karşı mücadele etmek değil, bizzat ona hizmet etmektir.
CHP’nin ilkelerini benimseyen her parti, farklı isim ve etiket altında yeni bir CHP’dir. Milletin kurtuluşu, CHP’nin yenilenmesinde veya aynı ilkelere sahip yeni partilerin kurulmasında değil, bilakis CHP’nin zihniyet ve etiket olarak tasfiyesindedir.
CHP’ye ve CHP zihniyetine karşı “Milli Cephe” kurulmalıdır. Milli Cephe, CHP’ye ve CHP zihniyetine benzeyen tüm partilere karşı tavır almalıdır. Sadece CHP’nin etiketine karşı olmak, CHP zihniyetini (ilkelerini) benimseyen diğer partilerin, aslında CHP adına milleti aldatmasına müsaade etmektir.
03.01.2021
MEDENİYET AKADEMİSİ BAŞKANI
HAKİ DEMİR

MÜSLÜMAN MÜNEVVERLERİN MÜDAFAASI

MÜSLÜMAN MÜNEVVERLERİN MÜDAFAASI
Müslümanların birinci vazifesi İslam’ı asli hüviyetiyle muhafaza etmektir. Zira tahrif edilmiş bir İslam’ın tatbik edilmesi (ve yaşanması) zaten ilahi murada mugayirdir. İslam’ın asli hüviyeti Ehl-i Sünnettir ve on dört asırdır İslam’ı tüm iç ve dış saldırılara karşı Ehl-i Sünnet kadroları muhafaza etmiştir.
Türkiye’de, birçok şeyin “dokunulmaz” kabul edildiği ve büyük kuvvet yığınaklarıyla koruma altına alındığı malumdur. Hukuk, medya, para ve siyaset tarafından koruma altına alınan birçok şeye mukabil, İslam’ın “dokunulmazlığı” sağlanamamıştır. İslam’ın dokunulmazlığı (ve muhafazası), önce Hz. Allah Azze ve Celle’ye sonra da Müslümanların dirayet ve cesaretle yürütecekleri mücadeleye emanettir.
İslam’dan ve İslami hakikatlerden bahsetmek, insan ve hayata dair meselelere İslami zaviyeden bakmak ve izah etmek, İslami hayatın ihtiyaçlarını ve taleplerini dile getirmek, medyada galiz küfürler ve hakaretlerle karşılaşmakta, siyaset ise tüm unsurlarıyla birlikte Müslüman Münevverleri linç etmek için seferber olmaktadır. Müslüman Münevverlere saldırmak için tüm kuvvet merkezlerinin ittifak etmesi hazindir ve sabır sınırını aşmıştır.
Müslüman milletimizin ve İslam’ın ana vatanı olan Anadolu’nun muhafızları, Müslüman Münevverlerdir. İlim, irfan ve tefekkür kadrolarının İslam’ı muhafaza cehdi (cihadı), cephede canını namlunun önüne atan yiğitlerden daha mukaddes bir faaliyettir. İslam muhafaza edilemediğinde hiçbir kıymetin muhafazası kabil değildir, zira İslam, bütün kıymetlerimizin nihai ve yegane kaynağıdır.
Milletimizin “Akl-ı Selim”ini temsil eden Müslüman Münevverler, İslam’ın dokunulmazlığının temin ve muhafazası için mücadelenin sancaktarlarıdır. Onların müdafaası, aynı zamanda İslam’ın müdafaasıdır.
*
İslam’da reform yapmaya teşebbüs eden, hatta Kur’an-ı Kerim’in Allah Azze ve Celle’nin kelamı olmadığını iddia edecek kadar cüretkar saldırganlar korunmakta, İslam’ı asli hüviyetiyle müdafaa edenler tahkir ve tecrit edilmektedir.
Saldırıların hedefi şahıslar değil bizzat İslam’ın kendisidir. Saldırıların Müslüman Münevverlere yönelmesi, İslam’ın asli hüviyetini müdafaa etmelerinden kaynaklanmaktadır. Ehl-i Sünnet kadrolarına yönelmiş her saldırıyı, İslam’ı tahrif etmek isteyen yerli ve yabancı mahfillerin yaptığından eminiz.
*
Bu hissiyat ve fikriyat ile milletimizi; İslam’ın ve imanın mücadelesini yürüten Müslüman Münevverlerin çevresinde kenetlenmeye, onları dirayet ve cesaretle müdafaa etmeye çağırıyoruz. 20.12.2020
MEDENİYET AKADEMİSİ BAŞKANI
HAKİ DEMİR

“El vurup yaramı incitme” doktor!

“El vurup yaramı incitme” doktor!

Eskiden hastalar, “Tabibin elinde sümbül yaprağı gibi letâfet bulurdu.” Şimdiki zamanda tabib sıfatını haiz olmayan doktorun elinde inşirah bulan var mı?

Devâ bulmaz dertlerin sancıları sarmışsa yüreğinizi doktora mı, şifa ehli tabibe yahut hikmet sahibi bir hekime mi gidersiniz? Nesimi’nin sözüyle, “Her tabib aşka yâr olmaz / ondan sorma ilacı / Lokman Hekim’e sor.”

“Hasta-i gamdır, şifa ister gönül / Dost elinden bir devâ ister gönül” diyerek dertleşebilir misiniz doktorla. Dertten anlar mısın? Dermân nedir bilir misin, sualinin cevabını alabilir misiniz doktordan?

Reçete yazma, gönül ve hikmet diliyle yaz ilaçlarını, Latince tahlil terimleri anlatma. Şifa nedir, nerededir, onu anlat bana, diyebilir misiniz?
“El vurup yaramı incitme” doktor! yazısına devam et

Hapishâne risâlesi-4

Hapishâne risâlesi-4

Genç yaşta hapis donları giyen dost! Bu mektubumda hapishâne çilesine eyvallah etmeyen, hepimizin bildiği ve imrendiği dâva adamlarının ve yazarların hapishânede inançlarını daha da kavîleştirdiklerini, boş durmayıp dâvalarına hizmet ettiklerini anlatacağım.

Evlâd-ı fâtihan Bosna’nın Bilge Kralı Aliya İzzetbegoviç 1949-1954 yılları arasını ve 1983 yılını mütevazı ve hikmet sahibi dâva adamı olarak en tefekkürlü hâllerini hapishânede geçirerek Bosna’nın millî dâvasını yazar ve etrafına tebliğ eder. “Hapis, insana son derece acı bir bilgi takdim ediyor. İnsan, yer eksikliği ve zaman çokluğu sıkıntısını çeker” diyen Aliya’nın “Özgürlüğe Kaçış” kitabı, zindanda fikir tâliminin nasıl yapıldığını öğreten bir kitaptır.

MAHPUSLUĞUN ALPERENİ FENA FİZ-ZİNDAN OSMAN ABİ
Hapishâne risâlesi-4 yazısına devam et

Hapishane risâlesi-3

Hapishane risâlesi-3

Genç yaşta hapis donları giyen dost! Bu mektubumda da, ulaşıp yanlarına varamadığımız Türk dünyasından birkaç fikir ve dâva adamının hapis hayatını anlatacağım.

Doğu Türkistan “Maarif Hareketinin” lideri şair ve İslâm âlimi Abdulhekim Mahsum Hacı (1925 – 1993)1959’da Çin hapishânelerinde müebbet hapse mahkûm edilir. Domuz bakıcılığı yaptırılır, azılı katil ve hırsızların koğuşuna atılarak dövdürülür. Günde 50 gram ekmekle hayatta kalmaya çalışır.

Hapishânede bir vakti bile terk etmeden teyemmümle namazlarını eda eder. Ağır şartlarda dahi mahkûmlara İslâm’ı tebliğ ederek sabır ve inançlarını korumaları için telkinde bulunur. Ziyaretine gelen talebelerine dinî eğitim faaliyetlerine devam etmelerini tembih eder. Onun sâyesinde birçok mahkûm hapishânede ilim ve hizmet ehli olup çıkar. (Doğu Türkistan.Net./ Doğu Türkistan Maarif Hareketinin Önderi Abdulhekim Mahsum Hacı, 12 Nisan 2011)

Yine Doğu Türkistan’ın efsanevî İslâm önderlerinden Barat (Berat) Hacı (1910-
2003) 1960’larda ikinci hapisliğinde yirmi yıl “pantürkizm” suçlamasıyla Çin zindanlarına atılır. 1981’e kadar aralıksız hapiste kalır. Yıllarca seksen santim eninde, yüz elli santim boyunda beton bir hücrede, elleri ayakları zincirlenerek tek başına tutulur ve işkence görür. İyice zayıflar, takatten düşer.
Hapishane risâlesi-3 yazısına devam et

Sanatçı pespâyeliğiyle askere “moral” verilmez

Sanatçı pespâyeliğiyle askere “moral” verilmez

Hatay sınır karakolunda sözde sanatçı kafilesiyle aralarında bir zamanlar HDP muhibbi olan ciğeri beş para etmez birkaç hanım gazeteci müsveddesinin Mehmetçiğe pespâye bir şekilde “moral verme” showları milletçe kınanmış, başkomutanların da orada bulunmaları hiç mi hiç yakışık olmamıştır. Etrafındaki kriptolara, yanlış yönlendirenlere dikkat etmeli…
Hakk’a tapan Türk askerine böyle lâubali bir şekilde moral verilmez. Hemen her gün şehit haberleri gelen bir savaşın sürdüğü sırada millî kültürümüzü temsil bakımından hiçbir özellikleri olmayan sözüm ona bir takım sanatçı bozuntularının asker ve devlet ricalinin etrafında “laklak”, “şakşak” yapması utanç vericiydi.
Vakar yoktu o karelerde. Dua, hüzün ve acı yoktu… Yüzü nurlu, abdestli sanatçılar yoktu… Millî insan vasıflarından uzak dekolte sanatçılar o mücadele mıntıkasını “Yeşilçam” veya gazino sahnesi zannetmiş olmalılar ki gayet sulu, cıvık ve şuh bir şekilde askerlerimizin arasında “poz” veriyorlardı. Mehmetçik ve ailelerinin nâmına yüzümüz kızardı bu vakarsız manzara karşında. Sanatçı pespâyeliğiyle askere “moral” verilmez yazısına devam et

Bâtıl Türkçünün hezeyanı: “Troyalılar Türk’tür”

Bâtıl Türkçünün hezeyanı: “Troyalılar Türk’tür”

Atatürkçü iktidarların Cumhuriyet kutlamalarında icra edilen senfoni konserleri, tiyatro ve oyunlar, Millî Mücadele’de kovduğumuz Yunanlıların pagan atalarına ait “mitolojik tanrıların” övgüleriyle dolu utanç verici programlardı.

Kuvva-yı Milliye’yi (İslâmî güçler demektir) oluşturan askerlerle ve Hakk’a tapan Türk milletinin tarihiyle hiçbir ilgisi olmayan bu konser ve gösterilerde âdeta bayraklaştırılan uydurma “Troyalı Türk” yavesine bugün Bâtıl Türkçüler sahip çıkıyor.

Meselâ “Hektor’un İntikamı” oyununun, din-i İslâm şiarıyla yapılan Millî Mücadele’ye ve Hakk’a tapan Türklere ağır hakaret taşıdığını bilmemek gaflettir.
Bâtıl Türkçünün hezeyanı: “Troyalılar Türk’tür” yazısına devam et

Kim İslâm üzere milliyetçiyim diyorsa makbuldür

Kim İslâm üzere milliyetçiyim diyorsa makbuldür

Milliyetçi fikirlerde İslâm’ın esas alınıp alınmadığına bakmak lâzım. Milliyetçi olduğunu söyleyenler, milliyetçiliğin İslâm’la meczolan Türk milletini sevmek ve ihya etmek mânasına geldiğini bilmekle sorumludurlar.

Türkiye’nin “din ü devlet mülk ü millet” olarak payidar olmasının “Milliyetçilikle” mümkün olduğunu söyleyenlere, milliyetçiliği İslâm zemininde anlayıp anlamadığını sormalı. İslâmî mânada “milliyetçiyim” diyenlere “şeriat yolunda olduğunu” söylemeli.

Bu istikâmeti reddedip, Cumhuriyetin modern seküler anlayışıyla “milliyetçiyim” diyenlere de “siz milliyetçi değil, ulusçusunuz” demek gerek.
Kim İslâm üzere milliyetçiyim diyorsa makbuldür yazısına devam et

AHLAK VE İSTİKLAL BEYANNAMESİ-İNGİLİZCE-

DECLARATION OF INDEPENDENCE & MORALITY

1. The world has been captivated by a “Dark Mind” that betrays the human race.
2. The Dark Mind takes decisions in the hazy climate of circles that has no divine light, and injects the people in the dark laboratories of parapsychology and rules the world from dark tunnels.
3. The Dark Mind has invaded and destroyed people’s souls, minds, intellects, morals and eventually lives, and then placed the animal instincts of its satanic nature in their stead.
4. The mind of every person infiltrated by the Dark Mind is rapidly demonised and becomes the adversary of the “human”. People who have the dark mind are fooled by the disillusion that they have freedom and independence and they do not realise that they are in fact submitting to the owners of the Dark Mind.
5. The Dark Mind presents itself as doing what is required by animal instincts as freedom and independence. The animal instincts that have been injected by the Dark Mind into the concepts of rights, freedom and independence cause continuous conflicts and war among people.
6. The Dark Mind gains strength and power from the inevitable war of animal instincts and enslaves humanity through those who have been turned by the Dark Mind into violent gunmen that can kill people for a hundred dollars.
7. The Dark Mind has entered all secluded parts of humanity, infiltrated into all the important institutions of states, and invaded countries by military or cultural means.
8. By encouraging same-sex relations, the Dark Mind wants to cause humanity’s extinction; by ensuring that wars occur outside the regions it rules continue uninterruptedly, it wants to make an attempt against humanity, and; by exploiting all values and resources of humanity, it wants to sentence them to poverty and eventually make its own sovereignty permanent.
9. The Dark Mind has separated men and women, individual and society, people and the state and injected all of them with the idea of being an entity on its own. Through these, it has planted the seeds of continuous conflict. By turning each of these notions/concepts into individual ideologies, it has flooded the world with blood.
10. Humanity is facing the deepest invasion and threat in history.
11. Humanity is dying.
12. “The Dark Mind” is deepening its satanic rule.
13. You cannot fight the Dark Mind by weapons, because bullets cannot harm the mind. The only way one can fight the Dark Mind is by forming a new mind, that is to say forming the “Moral Mind”.

So then listen O Mankind…
AHLAK VE İSTİKLAL BEYANNAMESİ-İNGİLİZCE- yazısına devam et

AHLAK VE İSTİKLAL BEYANNAMESİ-ARAPÇA-

إعْلَاَنُ الْأخْلَاقِ وَالْاِسْتِقْلَالِ
١- الدُّنْيَا: تَمَّ أَسْرُهَا مِنْ قِبَلِ ” عَقْلٍ مُظْلِمٍ ” يُهِينُ الْجِنْسَ الْبَشَرِيِّ.
٢- عَقْلٌ مُظْلِمٌ: يَأْخُذُ قَرَارَتِهِ فِي الْمَحَافِلِ الضَّبَابِيَّةِ الْمُظْلِمَةِ، وَيَحْقِنُ أَفْكَارَهُ مِنَ الْمُخَتَبِرَاتِ التَّخاطَرِيَّةِ السَّوْدَاءِ لِلْبَشَرِيَّةِ، وَيُدِيرُ الْعَالَمَ مِنَ الْمَمَرَّاتِ الْمِطْلِمَةِ.
٣- عَقْلٌ مُظْلِمٌ: اِحْتَلَّ روحَ وَعَقْلَ وَأخْلَاقَ الْبَشَرِ وَدَمَّرَ حَيَاتَهُمْ، وَاِسْتَبْدَلَهَا بِطَبِيعَتِهِ الشَّيْطانِيَّةِ وَغَرَائِزِهِ الْحَيَوَانِيَّةِ.
٤- سُرْعَانَ مَا تَتَشَيْطَنَ الْعُقُولُ الْمُخْتَرِقَةُ مِنْ ” الْعَقْلِ الْمُظْلِمِ ” وَتَتَحَوَّلُ إِلَى عَدُوٍّ ” الْإِنْسَانِ”. إِنَّ الْأَشْخَاصَ ذَوِي الْعَقْلِ الْمُظْلِمِ مَوْهُومُونَ بِأَنّهُمْ أَصحَابُ حَرِيَّةٍ وَاِسْتِقْلَالٍ، وَلَا يُدْرِكُونَ أَنّهُمْ يُطِيعُونَ مَالِكِي ” الْعَقْلِ الْمُظْلِمِ ”
٥- وَإِطَاعَةِ الْغَرَائِزِ الْحَيَوَانِيَّةِ، تُقَدَّمُ عَلَى أَنّهَا حَرِيَّةَ وَاِسْتِقْلَالٌ. وَتَتَسَبَّبُ الْغَرِيزَةُ الْحَيَوَانِيَّةُ الَّتِي حَقَنُوهَا فِي مَفَاهِيمِ الْحَقِّ وَالْحُرِّيَّةِ وَالْاِسْتِقْلَالِ فِي حُروبٍ وَصِراعَاتٍ دَامِيَةٍ بَيْنَ الْبَشَرِ.
٦- الْعَقْلُ الْمُظْلِمُ: يَكْتَسِبُ الْقُوَّةَ وَالسُّلْطَةَ مِنَ الْحُروبِ النَّاتِجَةِ عَنِ الْغَرِيزَةِ الْحَيَوَانِيَّةِ، مُسْتَغِلًّا المُحَفِزَات ِ الْوَحْشِيَّةِ الَّتِي أَوْصَلَتْ الْبَعْضُ لِقَتْلِ إِنْسَانٍ مِنْ أَجْلِ مِائَة دُولَارٍ فِي اِسْتِعْبَادِ الْإِنْسَانِيَّةِ.
٧- العقل المظلم : دخل إلى جميع النقاط الحساسة للإنسانية، تسلل إلى المؤسسات الهامة للأمم، واحتل الدول بالوسائل العسكرية والثقافية.
٨-الْعُقُلُ الْمُظْلِمُ: يُشَجِّعُ عَلَى الشَّذُوذِ الْجِنْسِيِّ لِتَجْفِيفِ الْعِرْقِ الْبَشَرِيِّ، يُحَافِظُ عَلَى نِيرَانِ الْحَرْبِ فِي الْمَنَاطِقِ الَّتِي لَا يَحْكُمُهَا مُشْتَعِلَةً مُسْتَهْدِفًا بِذَلِكَ الْجِنْسَ الْبَشَرِيِّ وَالْإِنْسَانِيَّةِ، يَسْتَعْمِرُ قِيَمَ الْبَشَرِ وَيَحْتَلُّ مُصَادِرُهُمْ لِيُقَوِّدَهُمْ إِلَى الْعَدَمِ الْمُحَتَّمِ، سَاعِيَا بِكُلِّ ذَلِكَ لإدَامَةِ هَيْمَنَتِهِ.
٩-الْعَقْلُ الْمُظْلِمُ: فَرَّقَ بَيْنَ الرَّجُلِ وَالْمَرْأَةِ وَبَيْنَ الْفَرَدِ وَالْمُجْتَمَعِ وَبَيْنَ الشَّعْبِ وَالدَّوْلَةِ وَفَصْلِهِمْ عَنْ بَعْضِهِمْ الْبَعْضَ لِيَحْقِنَ بَيْنهُمْ فِكْرَةَ الْوُجُودِ الْفَرَدِيِّ، وَيَزْرَعُ بِذَلِكَ نُوَاةَ الصِّراعَاتِ طَوِيلَةَ الْأَمَدِ، وَحَوَّلَ الْعَالَمَ إِلَى مَجْرَى دَمٍ بِنَشْرِهِ لِلْإيدُيُولُوجِيَّاتِ الْفَرْدِيَّةِ.
١٠- الْإِنْسَانِيَّةُ: تَحْتَ أَعْمِقِ اِسْتِعْمَارٍ وَأُخْطِرِ تَهْدِيدٍ فِي التَّارِيخِ.
١١- الْإِنْسَانِيَّةُ تَمُوتُ.
١٢-” الْعَقْلُ الْمُظْلِمُ ” يُرَسِّخُ الْحُكْمَ الشَّيْطَانِيَّ.
١٣- ” الْعَقْلُ الْمُظْلِمُ ” لَا يُحَارِبُ بِالسِّلَاحِ، لِأُنَّ الْعَقْلَ لَا يَتَعَامَلُ مَعَ الرَّصَاصِ، إِنَّ النِّضَالَ مَعَ الْعَقْلِ الْمُظْلِمِ مُمْكِنٌ بِإِنْشَاءِ عَقْلٍ جَديدٍ، عَقْلٍ ذُو أَخلَاقِ.

لِذَا اِسْمَعْ يا بَنِي الْإِنْسَانِ…

AHLAK VE İSTİKLAL BEYANNAMESİ-ARAPÇA- yazısına devam et

15 TEMMUZ PROGRAMININ TAKDİMİ

15 TEMMUZ PROGRAMININ TAKDİMİ

15 Temmuz destanının fikriyatını konuşmak, insanlığın istiklali için bir beyanname yayınlamak, milletlerarası bir ŞURA oluşturmak için çağrı…

A-İnsanlığın istiklali için batının karanlık işgal ordularını deşifre etmeliyiz
1-Milletimizin, 15 Temmuz tarihindeki mukavemeti, istiklal mücadelesidir fakat bu mücadele, milletimizle sınırlı değildir, insanlığın istiklalinin bidayetidir
2-Bu çerçevede, batının karanlık işgal ordularının Türkiye şubesi olan FETÖ’ye karşı mücadele, insanlığın istiklal mücadelesinin bir şubesidir
3-Her ülkede, batının karanlık işgal ordularının farklı kisvelerle örgütlenmiş şubeleri vardır
4-Türkiye’de FETÖ ile diğer ülkelerde karanlık işgal ordularının tamamını konuşmak üzere bir sempozyum tertip edilmektedir

B-İnsanlığın istiklali için bir beyanname yayınlanmalıdır
1-Müzakere başlangıcı olmak üzere bir “Ahlak ve İstiklal Beyannamesi” hazırlandı
2-Bu metin üzerinden, 01.07.2018 tarihine kadar müzakere süreci devam edecek ve nihai metin hazırlanacak
3-Nihai metin, imza sahipleriyle birlikte basın toplantısıyla dünyaya duyurulacak
15 TEMMUZ PROGRAMININ TAKDİMİ yazısına devam et

15 TEMMUZ PROGRAMI MEVZU HARİTASI

15 TEMMUZ PROGRAMI MEVZU HARİTASI

A-“Karanlık Akıl” çeşidi olarak Fetö
*Fetö’nün karanlık itikadi altyapısı
*Fetö’nün karanlık zihni altyapısı
*Fetö’nün karanlık örgüt yapısı
*Fetö’nün ihanet derecesi
*Fetö’nün “yabancılık” derecesi
*Fetö’nün ahlaksızlaştırıcı tesiri

B-15 Temmuzun Türkiye için anlamı
*Fetö’den arınma bakımından anlamı
*Darbe geleneğinden arınma bakımından anlamı
*Millet hakimiyetinin tesisi bakımından anlamı
*Yeniden kuruluş sürecini başlatması bakımından anlamı
15 TEMMUZ PROGRAMI MEVZU HARİTASI yazısına devam et

AHLAK VE İSTİKLAL BEYANNAMESİ

AHLAK VE İSTİKLAL BEYANNAMESİ

1-Dünya; insan cinsine ihanet eden bir “Karanlık Akıl” tarafından esaret altına alınmıştır.
2-Karanlık Akıl; nursuz mahfillerin puslu ikliminde karar almakta, parapsikolojinin karanlık laboratuvarlarında insanlara zerk edilmekte, dünyayı karanlık dehlizlerden yönetmektedir.
3-Karanlık Akıl; insanların ruhunu, zihnini, aklını, ahlakını ve nihayet hayatını işgal ve imha etmiş, yerine kendi şeytani tabiatının hayvani içgüdülerini yerleştirmiştir.
4-Karanlık Aklın nüfuz ettiği her insan zihni, hızlı şekilde şeytanlaşmakta ve “insan” düşmanı haline gelmektedir. Karanlık akla sahip olan insanlar, hürriyet ve istiklal sahibi oldukları vehmine kapılmakta, karanlık aklın sahiplerine itaat ettiklerinin farkına varmamaktadır.
5-Karanlık Akıl; hayvani içgüdülerin gereğini yapmayı, hürriyet ve istiklal olarak sunmaktadır. Hak, hürriyet ve istiklal mefhumunun muhtevasına zerk ettiği hayvani içgüdüler, insanlar arasında mütemadi çatışma ve savaşın sebebi olmaktadır.
6-Karanlık Akıl; hayvani içgüdülerin kaçınılmaz savaşından kuvvet ve iktidar devşirmekte, yüz dolar için insan öldürecek hale getirdikleri vahşi tetikçilerle insanlığı köleleştirmektedir.
7-Karanlık Akıl; insanlığın tüm mahrem noktalarına girmiş, milletlerin mühim müesseselerine sızmış, ülkeleri askeri veya kültürel yolla işgal etmiştir.
8-Karanlık Akıl; hemcinsler arası beraberliği teşvik ederek insan neslini kurutmak, hakim olduğu coğrafyanın dışında savaşların kesintisiz devamını sağlayarak insanlığa kastetmek, insanlığın tüm kıymetlerini ve kaynaklarını sömürerek onları yokluğa mahkum etmek ve nihayetinde kendi hükümranlığını daim kılmak arzusundadır.
9-Karanlık Akıl; erkek ile kadını, ferd ile cemiyeti, halk ile devleti birbirinden ayırmış, her birine yalnız başına varlık iddiası zerk etmiş, böylece mütemadi çatışmanın tohumunu atmıştır. Bunları tek tek ideoloji haline getirerek dünyayı kan deryasına çevirmiştir.
10-İnsanlık; tarihin en derin işgal ve tehdidi altındadır.
11-İnsanlık ölüyor.
12-“Karanlık akıl”, şeytani hakimiyetini derinleştiriyor.
13-Karanlık Akla karşı silahla mücadele edilmez, zira akla mermi işlemez. Karanlık Akla karşı mücadele, yeni bir akılla, “Ahlaklı Akıl” ile mümkündür.

Öyleyse dinle, ey insanoğlu…
AHLAK VE İSTİKLAL BEYANNAMESİ yazısına devam et

Ali Hocam yazısı

Ali Hocam yazısı

Ali isminin çağrışımı her insan ve cemiyette farklı olabilir. Kimine göre bir mübarek zâtın, bâzısına göre bir gönül dostunun ismidir. Bazen de gönülden bağlanılan sâhil-i selâmet âlim ve fâzıl bir kişidir. Hz. Peygambere ümmet olmuş, İslâm medeniyetinin içinde erimiş Türk, Kürt, Arap, Acem, Pakistanlı, Afganlı, Mağribli ve Habeşli olarak Ali isminde insanlar vardır. Herkes bir cihetten Ali ismindeki kişilere bir ünsiyet ve bir kurbiyetle bağlıdır.

Malûmdur ki, Ali isminin necip milletimizde ilim, irfan ve fazilet sahipliği bakımından isim ve sıfat olarak nice değeri vardır. İlk dönem Müslüman ceddimizden neşet eden Ali isminin hususiyetlerine gönül bağı vardır milletimizin. Bu millet Ali ismine meftundur. Sâlih ameliyle temayüz etmiş Ali ismindeki her kişiye meftun olunabilir, yakınlık duyulabilir.

Hz. Ali Efendimiz’den başlar bu sevgi ve ta’zim. Mescid-i Haram’ın kırk yedi giriş kapısından biri de “Ali Kapısı”dır. Ali ismi, ilmin ve sadâkatin kapısı olarak O’nun yüce şahsiyetinde sembolleşmesiyle ümmet mensupları, mürüvvet sahibi olsun, Ali gibi cömert ve murtaza olsun, âliabâ’nın ve ehlibeyt’in mânevî sulbünü taşısın, faziletli, haysiyetli ve ilim sahibi olsun diye çocuklarına Ali ismini koymuşlardır. O’nun mübarek vasıflarından dolayı “cömertlikte Ali’sin sen” mânasında sayısız mısralar yazılmıştır.
Ali Hocam yazısı yazısına devam et

Muhsin Beğ’imizden hamiyet kaldı bize

Muhsin Beğ’imizden hamiyet kaldı bize

Sene iki bin dokuz, soğuk mart ayının yirmi beşiydi. Gökte ecel dolaşıyordu. Ölüm gelip konmuştu karlı dağların yamaçlarına. Bir sızı bir sızı alperenlerin yüreğinde. Bir hüzün bir hüzün alperenlerin dilinde:

Şol karlı dağlarda Muhsin Beğ’imiz kaldı / Yüreğimiz kaldı / El vurup yâramızı inciten dağlardan haber gelmedi / Çıkalım dağlara dağlara!

Alperenler gözü yaşlı düştüler dağlara. Yandılar kavruldular karlı dağların soğuğunda. Ateşe kesildiler, ateşlerinden dağlar ürktü. Gözyaşları sel oldu, gözyaşlarından dağlar eridi. Yüreklerinden sayha kopuyor, dillerinden dua:

Ne yamandır şu karlı dağlar hiç aman vermiyor / Yıkılası dağlar, verin Muhsin Beğ’imizi!

Geceler gündüzlere, gündüzler gecelere hüzünle bağlandı. Alperenlerin feryadı göklere erişti. Dağlarda her yer hüzün, her yer Muhsin Beğ’imizdi. Dağlar ses vermeyince yüreklerinde figan koptu:
Muhsin Beğ’imizden hamiyet kaldı bize yazısına devam et

Bâtıl Türkçüye göre Türkler “Araplaşıyor”muş-1

Bâtıl Türkçüye göre Türkler “Araplaşıyor”muş-1

“Arap hayranlığı Türk milletinin kimliğini yozlaştırıyor” diye feveran eden Bâtıl Türkçü, Batı hayranlığının ve lâdinî Kemalist ulusallaşmanın Türklüğü yozlaştırdığını görmezlikten geliyor; çünkü zihniyetinin bir kolu bu taraftadır.

Bâtıl Türkçünün endişesi sadece bu değil. “Milletleri din değil, dil ayakta tutar, devlet ve milletin temel harcı dildir” diyor. Dil kaybolursa birlikte ağlayamaz ve gülemezmişiz.

Bu endişesinden(!)dolayıdır ki, Türkiye’deki Kur’an harfli tabelaları, ikamet eden Arapları ve Arapça lisan üstüne yapılan kültürel faaliyetleri “Sessiz ve derin tehlike: Araplaşma” olarak görüyor.

BÂTIL TÜRKÇÜNÜN TÜRKÇESİ DİNLİ MİDİR DİNSİZ MİDİR?
Bâtıl Türkçüye göre Türkler “Araplaşıyor”muş-1 yazısına devam et

Kitap müptelâlarının hayatından kısa hikâyeler

Kitap müptelâlarının hayatından kısa hikâyeler

Kitap tiryakilerini yakından tanımışlığı kadar çok zengin malûmatı da olan kültür tarihçisi Seyfettin Sağlam’ın anlattığı (Bir Kitapseverin Anatomisi, Türk Yurdu dergisi, Mayıs 1999) birkaç vak’a daha var ki, düşmanım da olsa bir kitap tiryakisinin başına gelmesin, derim. Onların hayatını gerçek isimleriyle değil, lakaplarıyla hikâye ederek anlatıyor. Biz de hülâsa ederek nakledelim:

KİTAP HASTASI TEKAÜT RIZA EFENDİ’NİN AKIBETİ

Bundan yarım asır önce Ankara’da yaşayan kitap tiryakisi Tekaüt Rıza Efendi’nin akıbeti dramatiktir. Öldüğünde cenazesi memleketine götürülür. Kocasının kitap müptelâlığından memnun olmayan karısı cenaze evden çıkar çıkmaz, kocasının birinci karısı ve kendisinin kuması olan kitaplarını etrafta fırsat kollayan kitap avcılarına alelacele satarak evden uzaklaştırır. Böylece dünyanın en tatlı şeyi olan intikam alma zevkini tattığını söyler. Artık ev genişlemiş ve toz derdi de ortadan kalkmıştır.
Kitap müptelâlarının hayatından kısa hikâyeler yazısına devam et

Kur’ân, Hz. Peygamber ve Osmanlı’sız Türklük olmaz

Kur’ân, Hz. Peygamber ve Osmanlı’sız Türklük olmaz

“Türk milleti” derken üç şeyi dimağ ve kalbinizde tutmalısınız: Kur’ân, Hz. Peygamber ve Âl-i Osman. Bu üç unsur olmadan Türk milleti olmaz.

Kavimler üstü kültürel, medenî ve siyasî bir hüviyet olan Türklüğün fikir ve inşa merkezi, bizi dört başı mamur ölçülerimizle temsil etme kabiliyet ve idrakini haiz olmayan Asya Türklüğü değil, Anadolu’dur.

Türk milleti lafzını, amigo ve futbol seyircisi seviyesinde ağzında sakız gibi çiğnemekten başka mârifeti olmayan ulusalcı bâtıl Türkçülere deriz ki:

Alparslan Gâzi Hazretleriyle bütünüyle islâmlaşan, Osman Beyle irfan ve fütüvvet ehli olan, Yavuz Sultan Selim’le Mekke ve Medine’nin hâdimi olan şanlı asırların mayaladığı Türk milletinden olduğumuzu gökle yer arasında her varlık “bildim ve kalbimle kabul ettim” diyecek ve dahi her amel ve fikrimizin yüreğimizden fışkıran İ’lâ-yi Kelimetullah üzere olduğunu gür nâramızdan işitip duyacak.
Kur’ân, Hz. Peygamber ve Osmanlı’sız Türklük olmaz yazısına devam et

Bâtıl Türkçünün Hakk’a tapan Türk’e zararları-4

Bâtıl Türkçünün Hakk’a tapan Türk’e zararları-4

Bâtıl Türkçü, Batı’nın pozitivist ve deist felsefesinden daha tehlikeli ve İslâm’ı gözden düşürücü bir sloganla başlıyor kafa karıştırmaya: “Ey Türk neye inanırsan inan ama önce Türk ol!”

Hakk’a tapan Türklük şuurunu kepkepi yılanlarının zehrinden daha zehirleyici ve yok edici bir söz bu… Napalm bombasından daha parçalayıcı… Masonluk felsefesinde olduğu gibi “inandığın din ne olursa olsun, bizim ölçülerimizle düşünen bir dünyaya inanıyorsan…” anlayışına benziyor.

“Türklüğü sadece İslâmlaşmış Türklük olarak görmemek gerek. Dinî telakkisi veya inancı ne olursa olsun kendisini Türk kabul eden herkesi içine alacak bir Türklük anlayışını…” savunan bâtıl Türkçüler şimdilik toplumda karşılık bulamasalar da, üniversite gençlerinin zihnini ifsad ediyorlar.
Bâtıl Türkçünün Hakk’a tapan Türk’e zararları-4 yazısına devam et

İstiklâl Marşı’nın başına gelenler

İstiklâl Marşı’nın başına gelenler

Ezanı Türkçe okutan, Kur’an-ı Kerîm’den laikliğe aykırı sûreler çıkarılıp, yerine uydurma sûreler ilâve edilmesini Millet Meclisi’ne sunan, Türkçe ibadet için “dinde reform” hazırlayan Atatürkçü Cumhuriyet’in, “laikliğe aykırı olduğu” gerekçesiyle yeni bir İstiklâl Marşı yazılması için tâlimat verdiği resmî tarih kitaplarında anlatılmaz.

Konya Bölge Yazma Eserler Kütüphânesi Müdürü Bekir Şahin’in “Mehmet Âkif Ersoy Araştırmaları Merkezi” sitesindeki “İstiklâl Marşı’nı Değiştirme Girişimleri ve Belgeleri (1925)” adlı yazısına göre, Cumhuriyet oligarşisi Âkif’in yazdığı İstiklâl Marşı’ndan pişmanlık duyar. Cumhurbaşkanı M. Kemal, Başbakan İnönü ve Maarif Vekili Mustafa Necati Bey’in imzalarını taşıyan tâlimatın ardından, Maarif Vekâleti Hars Müdürü Dr. Hamit Zübeyir Koşay tarafından “Yeni İstiklâl Marşı için Yarışma Şartnâmesi” hazırlanır.

M. KEMAL’İN ADININ GEÇMEMESİ KUSUR SAYILIYOR
İstiklâl Marşı’nın başına gelenler yazısına devam et