NECİP FAZIL, MAKİNE VE MEDENİYET

Necip Fâzıl, Makine ve Medeniyet

Makine mi üstündür, insan mı? Makine mi hayatımıza hâkim olacak, yoksa İslâm’dan neşet eden hikmet ve medeniyetimiz mi makineyi tanzim edecek? Ümitle beklediğimiz, yeniden kavuşacağımıza inandığımız İslâmlaşmış ruh ve fikrimiz makineleri kendi emrine ne zaman alacak?

Bu sualin cevabı birbuçuk asırdır hakkıyla verilemedi. Müslüman Doğu’nun bilgeliğinden bu sualin cevabı teorik de olsa beklenmektedir.

BATILI MAKİNENİN ALTINDA EZİLEN MÜSLÜMAN DOĞU

Batı’da başlayıp Müslüman Doğu’da da hızla artan makineye tapınmanın, her şeyi makineden beklemenin, dahası ruh hâkimiyetinin azalmasına nisbet makine fuarlarında “güç makinede!..” ayinlerinin çoğaldığı günümüzde makine mi insanın emrinde, insan mı makine emrinde suallerinin ağırlığı altında ezilen İslâm âleminin sesi soluğu çıkmıyor.
Okumaya devam et

Share Button

ALİ HIŞIROĞLU İLE MÜLAKAT

Konu: İslam Tefekkür Mecrası ve Necip Fazıl

Mülakat: Metin ACIPAYAM

Mülakat: 

Metin Acıpayam: İslam Tefekkür mecrasına şiddetle ihtiyacımızın olduğu aşikar. Tefekkür mecrası yoksa tefekkürün olmayacağı bedahet çapında hakikat. Tefekkürün olmadığı yerde ilim mecrasının akibeti vahimdir. Necip Fazıl bu gerçeği 30’lu yıllarda görerek tefekkür mecrasını tetiklemeye çalışmıştır. Bugün batıya mahkum oluşumuzun sebebi ilim telakkimizi oluşturmamızla alakalıdır. Üstadın o zamanlarda söylediği “felsefenin krize girdiği” gerçeğiyle beraber Batı’nın çöküşü başlamıştır. Batı’nın tek terkip maniverasını felsefe oluşturmaktadır. O halde felsefe çöktüğüne göre, Batı’da çöküyor demektir. O halde bu hengamede bize düşen ne olmalıdır? Batı’nın enkazı altında kalmak mı? Yoksa yeniden ayağa kalkabilecek medeniyet hamlesini başlatmak mı?

Okumaya devam et

Share Button

Mısır Suhac Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Doğu Dilleri Bölümü Türk Dili Hocası Dr. Sabri Tevfîk Hammâm ile Mülakat

Metin Acıpayam: Necip Fazıl’ı ilmi dünyanızda nereye koymaktasınız?

Doç.Dr. Sabri Tevfik Hammam: Necip Fazıl benim şahsımla beraber, Türkiye’nin ve İslam âleminin büyük şahsiyetlerindendir. Necip Fazıl’ın çalışmalarından tutunda her hareketi ve hamlesi İslam dünyasında geniş yankılar bulmuştur. O büyük bir edebiyatçıdır, kuru ve hissiz edebiyattan nefret eder, fikirden bağımsız hiç bir meseleyi ele almaz. En önemliside edebiyatını ve şiirini fikrinin hizmetkarı etmesidir. Yani o, zaman ve mekana müdahil olabilme istidadını fikrî ve ruhî edebiyatta görüyordu. Ruhi ve fikri edebiyat diyorum, dikkat buyurun lütfen… Edebiyatı ruhtan ve fikirden bağımsızlaştırmak demek, yeni doğan bir bebeği, anneden mahrum etmek kadar abes-i iştigal bir durumdur. Bebeğin anneye mahkûm olması gibidir, edebiyatın fikre ve ruha muhtaçlığı… Necip Fazıl’ın ilim dünyasını fikir yani tefekkür inşâ etmiştir. Derin bir mütefekkir, keskin bir zekadır  O.

Materyalizm, komünizm, ve ateizmin en güçlü olduğu dönemde, bunlara karşılık sağlam bir duruş sergilemiş, ve onlarla mücadele etmiştir. Şahsımın ilim hayatında önemli yere sahiptir. İlk okuduğum kitabı; Çöle İnen Nur idi. Sonra İdeolocya Örgüsü vesaire… İdeolocya Örgüsü isimli eseri, ümmete ekmek ve su kadar azizdir… Oradaki ideal islami devlet modeli Başyücelik Devletini Anadolu başlatmalıdır. Başlatmalıdır ki, bizde  kendimize tatbik edelim…

Okumaya devam et

Share Button

FİKİR VE DAVA ADAMI SERVET TURGUT İLE MÜLAKAT

SERVET TURGUT İLE MÜLAKAT

METİN ACIPAYAM: İslam Tefekkür mecrasına şiddetle ihtiyacımızın olduğu aşikar. Tefekkür mecrası yoksa tefekkürün olmayacağı bedahet çapında hakikat. Tefekkürün olmadığı yerde ilim mecrasının akibeti vahimdir. Necip Fazıl bu gerçeği 30’lu yıllarda görerek tefekkür mecrasını tetiklemeye çalışmıştır. Bugün batıya mahkum oluşumuzun sebebi ilim telakkimizi oluşturmamızla alakalıdır. Üstadın o zamanlarda söylediği “felsefenin krize girdiği” gerçeğiyle beraber Batı’nın çöküşü başlamıştır. Batı’nın tek terkip maniverasını felsefe oluşturmaktadır. O halde felsefe çöktüğüne göre, Batı’da çöküyor demektir. O halde bu hengamede bize düşen ne olmalıdır? Batı’nın enkazı altında kalmak mı? Yoksa yeniden ayağa kalkabilecek medeniyet hamlesini başlatmak mı?

SERVET TURGUT: Hiç konuşmayan bir Allah dostu… Ona soruyorlar: “Efendim neden hiç konuşmuyorsunuz?” diye… Cevap veriyor: “Evladım! İlme sırtını dönmüş bir halka yönelmek, arka dönenlerin döndüğünden daha çok arka dönülmeyi gerektirir!” Bir nevi, devrinde ilme karşı takınan lakaytlığa karşı gönül koyuyor… Sorunuzun tefekkür, tefekkür mecrası ve ilim şeklinde temayüz eden vasfını bu açıdan irdeleyecek ve müşahhas plana aktaracak olursak, at koşturmak için nasıl önce bir at, yetmedi onu koşturacak bir alan, o da yetmedi iyisinden bir süvari lazımsa, bugün için tefekkür yeleli atlar, tefekkür mecrası ufuksuz çayırlar ve şiir yazar gibi at sürecek ilim ehli süvarilerden yana ortalık tenezzülsüzlük baskınıyla basılmış durumdadır. Bu tenezzülsüzlük hali de, nemli ortamlarda peyda olan böcekler gibi, tefekkür çapımızı atlı karınca sırtına bindiren, insanımızı eğleyen-eğlendiren ve şahsına fil ebadınca nam, menfaat, saygı devşiren tefekkür düşmanı sahte alimcikler için doğal yaşama koşulları doğuruyor. Yani tefekkür cihetinden hal-i pür melalimiz şu; bir traktör kasasında, bindiği kürek sapını at gibi dört köşe kulvarında koşturan bir çocuk!

Okumaya devam et

Share Button

Türkiye Yazarlar Birliği Ankara Şube Başkanı MEHMET KURTOĞLU ile BÜYÜK DOĞU’DA İSLAM’A MUHATAP ANLAYIŞ Konulu Mülakat

TÜRKİYE YAZARLAR BİRLİĞİ ANKARA ŞUBE BAŞKANI MEHMET KURTOĞLU İLE BÜYÜKDOĞUDA İSLAM’A MUHATAP ANLAYIŞ KONULU MÜLAKAT

Röportaj: Metin Acıpayam


Necip Fazıl’ın yayınlamış olduğu Büyük Doğu,  bir okul işlevi gördü.

 METİN ACIPAYAM: 20. Asırda ümmetin bilgi üzerinde tetkik ve terkip süzgeci pörsümeye başladı. Bununla beraber terkip edemediğimiz bilginin yıkıcılığı yüz göstererek parça fikirde boğulduk. Bunlara karşılık Büyük Doğu; Bilgiyi toparlamanın yolunu gösterdi, Fikri terkip etmenin usulünü geliştirdi ve Külli anlayışın nizami alt yapısını keşfetti. Bu güzergâhta ne söylemek istersiniz?

MEHMET KURTOĞLU: 20. Asır iki büyük savaş sonrasında Müslümanların dağılma, Batının ise birleşmesine/bütünleşmesine tanıklık etti. İslam dünyasındaki dağılma mağlubiyetten, Batının birleşme bütünlemesi ise kendi içinde hesaplaşmasından sonra ortaya çıkmıştır. Bu süreçte Batı’da varoluş felsefesinin, İslam dünyasında ise yenilikçi hareketlerin tesirine girdi. Batı milyonlarca insanın öldüğü dünya savaşı travması yaşıyordu, İslam dünyası ise dağılmanın ortaya çıkardığı krizi… İslam dünyasında bu kriz halen devam etmektedir. İşte böyle bir noktada Osmanlı bakiyesi bir kuşaktan gelen ve batıyı tanıyan Necip Fazıl ve sistemleştirdiği Büyük Doğu fikri imdada yetişmiştir.

Necip Fazıl’ın yayınlamış olduğu Büyük Doğu,  bir okul işlevi gördü. Edebiyat sanattan uzak, özgüvensiz Müslümanlara edebiyat ve sanatı tanıttı, özgüven aşıladı. Binlerce yıldır İslam hâkim olduğu bu topraklarda göğsünü gere gere ben Müslümanım diyebilme cesareti aşıladı. Onun çıkarmış olduğu Büyük Doğu’nun en büyük özelliği Müslümanların içinde bulunduğu durumdan çıkabilmenin ancak ibda ve inşa ile olacağını göstermiş olmasıdır. Bunu Büyük doğu ile yaparken, sizin de belirttiğiniz gibi içinde boğulduğumuz fikirlere sarihlik getirdi, köklere dönmeyi salık verdi ve İslam düşüncesini belli bir terkip içinde sundu. Onun “Batı Tefekkürü ve İslam Tasavvufu” kitabı bu bağlamda güzel bir örnektir.

Özelliklede felsefi ve tasavvufi bilgiyi belli bir terkip içinde anlatması, onun bu alandaki ustalığını göstermektedir. Yine “İdeolocya Örgüsü”ne yalnızca bilgiyi terkip etme onu sistemleştirme olarak bakılmamalıdır. Aynı zamanda “İçselleştirilmiş İslam düşüncesinden hareketle külli bir anlayış ortaya nasıl koyulur?” sorusuna bir cevap netliğindedir. Dikkat edilirse bunlar Büyük Doğu’da yayınlanmış yazıların toplandığı kitaplardır.  Büyük Doğu yayınlamış olduğu yazılarla Müslümanların içinde bulunduğu krize parmak basmış, sorunların çözümü için çareler aramıştır. Aynı zamanda bir okul bir ekol işlevi görmüştür. Müslümanların kendi köklerine dönerek ancak ibda ve inşa edebileceklerini ortaya koyan Büyük Doğu, Türkiye’de İslami düşüncenin beslendiği güçlü bir damar bırakmıştır. Müslümanlara doğu ve batı kültürünü tanıtmış, Batı’nın içinde bulunduğu buhranı göstermiş, bunun ötesinde “ne yapmalı”, “nasıl yapmalı” bağlamında yol göstermiştir. Bilim dünyasında parçadan bütüne veya bütünden parçaya gitme diye ayrılan iki anlayış vardır. Özellikle batı parçadan bütüne giden bir anlayışa sahiptir. Bu anlayışı da İncil’de geçen “Şeytan ayrıntıda gizlidir” ayetinden almıştır. İslam olaylara parçadan değil, bütünden bakar. Sizin de dediğiniz gibi Müslümanlar İslam yüzyıllardır parça parça ele aldığından dolayı, ayrında boğulmaktadır ve bir türlü parçadan bütüne ulaşamamaktadır. Büyük Doğu, ne medreselerin içine düştüğü fıkıh-kelam ilmi içinde boğulmuş ne de reformist İslamcıların kompleksini saplantı yapmıştır. O İslam’a bütüncül yaklaşmış, bütün boyutuyla İslam’ın ne olduğunu ortaya koymaya çalışmıştır. Arap Emevi İslam’ı ile İran Şii İslam’ının dışında Anadolu Müslümanlığının sesi olmuştur.

  Okumaya devam et

Share Button

Büyük Doğu Fikir Ocakları Genel Başkanı Mehmet Kaya ile Necip Fazıl ve Büyük Doğu Başlıklı Mülakat

Büyük Doğu Fikir Ocakları Genel Başkanı Mehmet Kaya ile

Necip Fazıl ve Büyük Doğu Başlıklı Mülakat

Necip Fazıl, kaynağını İslam’dan aldığı İman, Fikir ve Aksiyon davasını mecrasına akıtan, içe dönük fert muhasebesi ve dışa dönük cemiyet mücadelesinin remz şahsiyetidir.

 METİN ACIPAYAM: Necip Fazıl ismini zihni ve kalbi dünyanızda nereye oturtmaktasınız?

MEHMET KAYA: Zihni ve kalbi derken her ikisini de birbirinden ayırmadan ya da birbiri ile irtibatlı şekilde cevap vermek daha doğru olur. Zira Üstad maddeye mana gözü ile bakmayı bizlere öğreten, eşya ve hadiseyi zapturapt altına alırken mana âlemine mahkûm eden bir dünya görüşünün sahibi. Ruh ve mana adamı Necip Fazıl. Bu minvalde iyi, güzel ve doğruyu topyekûn Allah ve resulü davasında toplayan bir manzumeyi örgüleştiren, anlayışı yenileme davasının son mimarı olarak takdim edilebilir. Eşya ve hadiseler karşısında İslam’ın hakikatine nispetle nasıl bir tavır alacağımızı gösteren adamdır Necip Fazıl.

Okumaya devam et

Share Button

Fikir Teknesi’nden peş peşe fikirli kitaplar…

Fikir Teknesi’nden peş peşe fikirli kitaplar…

Kitap müptelâları bilir ki, eskiden bu yana kitap neşriyatının hâkimiyeti İstanbul’un tekelindedir. Ne var ki plânlanan belli bir sürede külliyat çapında kitap neşretmeyi göze alan yayıncı nadir görülen bir hâdisedir.

İşte bu mânada İstanbul neşriyatçılığını kıskandıracak derecede fikirli kitaplar neşreden Fikir Teknesi Yayınları 9 ay içerisinde 93. kitabını yayınlamış bulunmaktadır. Şehr-i Maraş’ta Büyük Doğu fikriyatını külliyat hâlinde kitaplaştıran avukat Haki Demir’in sahipliği ve koordinatörlüğü ile Metin Acıpayam’ın editörlüğünde peş peşe kitaplar yayınlayan Fikir Teknesi Yayınları idealist gayretin bir numunesidir.

85 ayrı kitabı daha önce yayınlayan yayınevi haziran ve temmuz ayı içerisinde 8 yeni kitap daha yayınlayarak 93. kitaba imza attı. Önümüzdeki günlerde bu sayıya 4 ayrı kitap ekleneceği söyleniyor. Yayınlanan yeni kitaplar adından bile anlaşılacağı üzere fikirli ve temel kitaplardır:
Okumaya devam et

Share Button

BAŞYÜCELİK AKADEMYASI

BAŞYÜCELİK AKADEMYASI

(NOT: Bu yazı, “Büyük Doğu Devleti-3-Başyücelik Akademyası” isimli eserimizden nakledilmiştir)

İdeolocya Örgüsü’nde en çok dikkat çeken müessese, Başyücelik Akademyası’dır. Üstad, Başyücelik Akademya’sını, devlet cihazı içinde tetkik etmiştir, bu zaviyeden bakıldığında resmi bir müessese gibi görünür. Mesele dikkatli tetkik edildiğinde ise resmi bir müessese değil, sadece Başyüce’nin himayesinde teşkil edilmiş bir müessesedir.
Üstad, mütefekkirdir. Mütefekkir olması cihetiyle tefekkürün kıymetini bilir. Tefekkürün kıymetini bilmek için mütefekkir olmak gerekmez ama mütefekkirlerin dışında tefekkürün kıymetini bilenlere de pek rastlanmaz. Tefekkürün kıymetini sadece mütefekkirlerin bilmesi, aynı zamanda onları yalnızlaştıran bir vaziyettir ki, ülkenin ve milletin kendine gelememesinin temel sebeplerinden birisi de budur. Yalnızlaşmalarının en bariz neticelerinden birisi, hayattaki etkisizlikleridir.
Necip Fazıl, mütefekkir olduğu için kıymetini bildiği tefekkürü, Büyük Doğu coğrafyasında hususi bir yere oturtmuştur. Üstadın bu hassasiyeti, tefekküre ve mütefekkirlere torpil yaptığı manasına gelmez, sadece bir kıymeti, layık olduğu mevkie çıkardığını gösterir.
Okumaya devam et

Share Button

NİKABET TEŞKİLATININ MEVKİİ

NİKABET TEŞKİLATININ MEVKİİ

(NOT: Bu yazı, “Büyük Doğu Devleti-2-Nakibü’l Eşraf Teşkilatı” isimli eserimizden nakledilmiştir)

Nikabet Teşkilatı devlet cihazının içine girmez fakat onu, üç yüz altmış derecede mevcut olan tüm zaviyelerden tarassut altında tutar. Devlet ve cemiyetin tüm teşkilatlarındaki günlük işler ve ihtilaflara güneş kadar uzaktır lakin devlet cihazının her vahidi ve cemiyet kadrosunun her ferdi, yaşayabilmek için güneş ışığına ne kadar muhtaçsa o kadar yakındır. Gölgeye kaçmayanlar için her insana aynı miktar ve seviyede ulaşır.
Nakibü’l Eşraf, devlet teşrifat (protokol) listesinde yoktur, zira o, teşrifatın üzerindedir. Teşrifat listesine alındığında, hangi sıraya konulursa konulsun, asaletine denk düşmez, o, teşrifat ve devlet üstüdür.
Nakibü’l Eşrafın makamı, devlet teşkilat yekunundan müstakildir, hiçbir siyasi teamül ile kayıtlı değildir.
Okumaya devam et

Share Button

(PASKAL)

(PASKAL)

(NOT:Bu yazı “BATI TEFEKKÜRÜ VE İSLAM TASAVVUFU ŞERHİ-1-” isimli eserimizden nakledilmiştir)

Üstad, “(Paskal) üzerinde biraz duracağız.” ifadesiyle girer Paskal mevzuuna… Paskal (Üstad böyle yazar), cins kafadır, Necip Fazıl da cins kafa avcısıdır. Dehanın dehayı tanıması insiyakidir, bunun için ceht etmesi gerekmez.
Necip Fazıl, Paskal’ın kıymetini tespit ve teslim eder öncelikle; “(Paskal) üzerinde biraz duracağız. Bu adam evvela zekanın insanı tahrip edecek kadar üstün inkişafını ifade etmiş bir idrak… Marazi zeka… Dokuz yaşında riyazi kanunlar keşfetmiştir. (…….) Gitgide zekayı ve saf tefekkürü o hale getirmiş bir insan ki, artık zekanın kıymığı beynine batmıştır. Aklın son merhalesinde… Büyük bir buhran geçirir.” (Sahife-54)
Dehaların bir problemi var; saf zeka tezahürü olmaları… Dehalarda zeka o kadar yüksek ve keskindir ki, tüm zihni evrenlerini işgal eder. Necip Fazıl bunu hayatının ilk otuz yılında yaşamıştır ve aşina olduğu bir haldir. Merkezi iman, muhiti ahlak olan bir havza (zihni evren) olmadığında, dehaların zekası her şeyi kendine bağlayacak kadar güçlü ve keskindir. Felsefede zeka serazattır ve hiçbir tahdit edici ahlaki kaide ve hiçbir istikamet tayin edici deruni kuvvet bulunmaz. Necip Fazıl’ın, “Marazi zeka…” dediği nokta burasıdır, hiçbir kaide ile mukayyet olmadığı için, ilahlık iddiasına kadar varan bir kudrettir.
Okumaya devam et

Share Button

NECİP FAZIL’IN TECRİT VE TERKİP İSTİDADI

NECİP FAZIL’IN TECRİT VE TERKİP İSTİDADI

(NOT:Bu yazı, “Necip Fazıl” kitabımızdan nakledilmiştir)

Üstadın tecrit istidadı mı yoksa terkip istidadı mı daha güçlüdür sorusunun cevabını net bir şekilde bulamadım. Tespitin zorluğu, Necip Fazıl’ın sadece ruhi-akli süreçlerinin peşinde olan bir filozof olmayıp, yeryüzünde mühim bir vazifesi olan ve bunun mefkuresini örmeye çalışan bir mütefekkir olmasından kaynaklanıyor. Bir mefkurenin peşine düşmek, onu vazife ve mesuliyet edinmek, zaruri olarak terkip faaliyetinde yoğunlaşmayı gerektiriyor. Mefkuresinin temeli olan terkip faaliyeti mesaisinin burada yoğunlaşmasına sebep olduğu için terkip istidat ve mahareti daha fazla görünür haldedir.
Tecrit cehdi, dünya görüşü örmekle meşgul olan bir mütefekkirin umursamayacağı bir maharet ve faaliyet değildir muhakkak. Tecrit faaliyeti olmadan terkip faaliyeti imkansızdır, öyle ki tecrit güzergahında ne kadar mesafe alırsanız terkip faaliyetini o kadar yüksekte yaparsınız. Terkip faaliyetini ne kadar yüksekte yaparsanız, o nispette hacimli bir terkipten bahsetmek mümkün olur. Bu manada tecrit ve terkip, birbirinin mütemmimidir. Dikkat, birisi diğerinin mütemmim cüzü değil, her ikisi de birbirinin mütemmim cüzüdür ve hangisiyle meşgulseniz diğeri onun mütemmimidir. Hal böyle olunca Necip Fazıl’ın vazife edindiği mefkuresini örmesi ve onun mücadelesini yürütmesi için tecrit hamlelerini ihmal edeceğini beklemek onu tanımamak veya tecrit ve terkip bahislerini anlamamaktır.
Okumaya devam et

Share Button

YÜCE DİN DAİRESİ-MUKADDİME-

YÜCE DİN DAİRESİ-MUKADDİME-

Yüce Din Dairesi, Üstadın devlet tasavvurunda fazla bir yer işgal etmez. Şöyle ifade eder Üstad mevzuu; “Esasta Yüce Din Dairesinin hüviyet ve ruhu bütün iş dairelerine sindirilmiş olacağı için, böyle bir teşkilata lüzum, sadece mesleki ihtisas bakımındandır ve bu ihtisasın murakıplığından ibarettir.” (İdeolocya Örgüsü, sahife 270) Okumaya devam et

Share Button

KAZA TEŞKİLATI-İÇTİHAT ŞURASININ FAALİYET ESASLARI

İÇTİHAT ŞURASININ FAALİYET ESASLARI

İçtihat Şuraları daimi müessese olmayıp, ihtiyaç duyulduğunda teşkil edilir. Şura teşkil edildiğinde çalışma mekanı ve yardımcı kadroların hazır olması için, müessesenin binası, idari teşkilatı hazırdır, bu zaviyeden bakıldığında şura daimi bir müessesedir. Hulasa edersek, teşkilat bünyesi cihetinden daimi bir müessese, içtihat faaliyetlerini gerçekleştirecek aza cihetinden ise muvakkattir. Şura muvakkaten teşkil edilir çünkü muvazzaf müçtehit olmaz. Okumaya devam et

Share Button

KAZA TEŞKİLATI-İÇTİHAT ŞURALARININ TEŞKİLİ-

İÇTİHAT ŞURALARININ TEŞKİLİ

İçtihat Şuralarının teşkili ve faaliyetlerinin gözetimi, Nakibü’l Eşrafın salahiyetindedir. Nakibü’l Eşraf, bizzat şuraya reislik edebilir, bu halde bir muavin tayin eder, muavin şuranın teşkil ve içtimaı için icrai işleri yapar. Nakibü’l Eşraf, kendisi başkanlık etmek istemezse şuraya bir reis tayin eder.

*İtikadi ve İbadi İçtihat Şurası Teşkili

İtikadi ve ibadi içtihat şurası, Nakibü’l Esraf tarafından, tamamen kendi salahiyet ve ihtiyarında olmak üzere teşkil olunur. Bu şuraların teşkilinde Nakibü’l Eşrafın muavini, Yüce Din Dairesi Reisidir. Yüce Din Dairesi Reisi, şuranın teşkilinde, icrai bir vazifeye sahiptir.
Okumaya devam et

Share Button

İÇTİHAT ŞURASI-İÇTİHAT MEVZULARI VE ÇEŞİTLERİ

İÇTİHAT ŞURASI-İÇTİHAT MEVZULARI VE ÇEŞİTLERİ

İçtihatlar, muhtelif tasnife tabi tutulabilir. Bizim tercih ettiğimiz tasnif, mevzularına nispetle yapacağımız taksimi esas alıyor. Buna göre içtihatlar; İtikadi içtihatlar, İbadi içtihatlar, İlmi içtihatlar, Amme hukuku içtihatları ve Kazai içtihatlar olmak üzere beş çeşit olarak tetkik edilecektir.

*İtikadi içtihat
İtikada müteallik mevzularla ilgili içtihatlardır. İtikat mevzuu, itikadi mezheplerle inşa edilmiş, dairesi tamamlanmıştır. İtikada dair yeni içtihat ihtiyacı neredeyse yok gibidir, esasa müteallik olmamak üzere yeni bazı bahisler zuhur etse de, bunlar ana çerçeve içinde halli mümkün olan vakıalardır. İtikadi içtihatlar, mevcut çerçeveyi tahkim eder, yeni meseleleri o çerçeve içinde halleder.

Buna rağmen dünyada ve hayatta neler olacağı meçhuldür. Ciddi itikadi meselelerin zuhuru muhale yakın olsa da, muhal değildir. Meselenin ehemmiyetinden dolayı bu mevzuun boşlukta bırakılması düşünülemez.
Okumaya devam et

Share Button

KAZA TEŞKİLATI-İÇTİHAT ŞURASININ VAZİFELERİ-

İÇTİHAT ŞURASININ VAZİFELERİ

İçtihat Şurasının iki vazifesi var; içtihat yapmak ve devlet ricalini muhakeme etmek… İçtihat mevzuu teşri vazifesidir, devlet ricalinin muhakemesi ise kazai vazife… Teşri vazifesi mahiyetindeki içtihat yapma faaliyeti muhtelif başlıklar altında vuzuha kavuşturuldu, burada devlet ricalinin muhakemesi meselesi izah edilecektir.

İçtihat Şurasına bellibaşlı devlet ricalinin muhakemesi vazifesi verilmesinin sebebi, önlerine gelecek ihtilafların, amme hukukunu zenginleştirmesi içindir.
Okumaya devam et

Share Button

KAZA TEŞKİLATI-İÇTİHAT ŞURASI-

KAZA TEŞKİLATI-İÇTİHAT ŞURASI-

Cemiyetin (ümmetin) ve devletin hukuk ihtiyacını karşılamak, Şeriat’a uygun kanunlar çıkarmak, ilmi sahalardaki tatbikat meselelerinde nihai hududu tayin etmek için içtihat şurası teşkil olunmuştur. İhtilafların halli için acil olan kaza teşkilatı tatbikatlarındaki içtihat ihtiyaçlarından başlamak üzere, itikat, ibadet ve ilmi meselelerdeki içtihat ihtiyacını karşılayacak müessesedir.

İçtihadın ihtiyaç haline gelip gelmediğini, bir mevzuda veya sahada gerçekten içtihat ihtiyacının doğup doğmadığını bilmek ve anlamak gerekir. İçtihat mevzuu, dinde reform meselesi ile bitişik haldedir, küçük bir zaviye kayması, içtihat yaparken, reform yapmak tuzağına düşülmesine sebep olabilir. Ulemanın içtihat kapısını kapalı tutması, bu hassasiyetten kaynaklanan bir tedbir mahiyetindedir. Nazari manada içtihat kapısı asla kapanmaz ama reformcuların müçtehitlik iddiasına mani olmak gerekir.
Okumaya devam et

Share Button

KAZA TEŞKİLATININ ANA ŞEMASI

KAZA TEŞKİLATININ ANA ŞEMASI

Bir sahanın teşkilatını anlatmak veya inşa etmek için ilk lazım olan mevzuu, “ana şemadır”. Teşkilatın tüm unsurları en başta tespit edilen ana şema üzerinde işaretlenir, bu yolla nizami bir inşa faaliyeti gerçekleştirilebilir.

Büyük Doğu Devlet Mefkuresinde kaza teşkilatının ana şeması şöyle olmalıdır; zirvede “İçtihat Şurası”, onun altında “Temyiz Mahkemesi”, aşağıda mahalli mahkemeler. Bu mecranın haricinde bir de ahlak mecrası mevcuttur, aşağıdan yukarıya doğru şöyle bir silsile ve nizam ifade eder; hakem mercileri, istinaf mahkemeleri, Nakibü’l Eşraf Riyaseti…
Okumaya devam et

Share Button

KAZA (YARGI) TEŞKİLATI-MUKADDİME

KAZA (YARGI) TEŞKİLATI-MUKADDİME

Büyük Doğu devlet mefkuresinde kaza teşkilatı izah edilmemiş, umumi devlet nizamı içine yerleştirilmemiş, sadece riyasetinin Başyüce tarafından tayin edileceği kayıt altına alınmıştır. Üstad, “Başyücelikte Ceza Ölçüsü” başlığı altında “had suç ve cezalarına” kısaca temas etmekle iktifa etmiş, o bahiste de ceza hukuku fikriyatının hulasasını yapmıştır.

İdeolocya Örgüsündeki Devlet ve İdare Mefkuremiz kısmı, devlet cihazının zirvesini teşkil eden birkaç mevzuu hakkındadır ve onlar dahi hulasa cinsindendir. Büyük Doğu Devlet Nizamı üzerinde tetkik ve telif faaliyetinde bulunmak, ruhu ve fikri tayin edilen, umumi dairede tertibi yapılan bir mevzuu üzerinde çalışmaktır. Netice olarak; devlet cihazı, zirvesinden eteklerine kadar fikir ve şekil (şema) olarak telif edilmelidir. Kaza teşkilatı ise hiç temas edilmemiş olması münasebetiyle umumi hatlarından teferruatındaki şekil şartlarına kadar örülmelidir.
Okumaya devam et

Share Button

NAKİBU’L EŞRAF-HAKEM MÜESSESELERİ-

HAKEM MÜESSESELERİ

Hayatın altyapısı hukuk kaidelerinden ibaret değildir, hukuk yalnız başına, insan kalabalığını cemiyet haline getiremez. Hayatın “haklar” altyapısı hukuktur ve haklar katidir. Oysa hayat keskin ölçülerle yaşanamaz ve yaşatılamaz. Hukukun kati ölçülerinin yanında, munis esaslar manzumesi olan ahlakın da bulunması şarttır.

***
Ahlak, yazıya geçirilebilir ve karara bağlanabilir mi? Bu soruya “evet” cevabını vermek zor görünüyor ama aslında doğru cevap “evet” olmalıdır. Kaydedilen ve kararlara mevzu edilen ahlakın, ahlak olmaktan çıkıp hukuk haline gelmesinden endişe edilir, bu endişe yanlış değil. Bu endişe giderilmeli, ihtiyaç duyulan tedbirler alınmalı ve ahlak kayda geçmelidir.
Okumaya devam et

Share Button