Kategori arşivi: DUYURU

ŞARKİ TÜRKİSTAN BİLDİRİSİ

ŞARKİ TÜRKİSTAN BİLDİRİSİ

TAKDİM
Şarki Türkistan, kadimden beri Türklerin anavatanına dahil bir bölgedir. Türklerin Müslüman olmasıyla birlikte İslam beldeleri arasına girmiştir. Hiçbir zaman Çin ülkesine dahil olmamış, Çin, sadece işgalci olarak bulunmuştur.
Şarki Türkistan, milletlerarası hukuka göre Osmanlı Devletinin bir parçasıdır. Şarki Türkistan’da 1864 tarihinde kurulan “Kaşgariye Devleti”, Osmanlıya katılmış, Sultan Abdülaziz tarafından “sancak” gönderilmiştir. Kaşgariye Devleti, Osmanlıdan ayrılmamış, Çin tarafından işgal edilmiştir.
“Doğu Türkistan halkı, 1863 yılında Yakup Beg Bedevlet önderliğinde direniş başlatmış, bu direniş başarıya ulaşmış ve “Kaşgariye Devletini” (1864-1878) kurmuştur. Yakup Beg Bedevlet, Osmanlı’ya biat ederek Kaşgariye Devletinin Osmanlı Devletinin parçası olmasını kabul etmiş, devrin Osmanlı Sultanı Abdülaziz tarafından kendisine sancak gönderilmiş, askerî ve eğitim alanında yardımlar yapılmıştır. Kaşgariye Devleti, Osmanlı, İngiltere ve Rusya tarafından resmen tanınmıştır. İstilâcı Çin kuvvetleri, 1878 yılında Osmanlı devletinin bir parçası durumunda olan Kaşgariye Devletini ortadan kaldırmıştır.” (Alimcan Bugda)
Osmanlıdan sonra Şarki Türkistan, Çin’e karşı tekrar istiklal hareketi başlatmış, “12. 11. 1933 tarihinde Doğu Türkistan’ın Kaşgar ilinde “Şarkî Türkistan İslam Cumhuriyeti” kurulmuştur.” (Alimcan Bugda) Şarki Türkistan’ın Osmanlı sonrası siyasi ve hukuki temsiliyeti “Şarki Türkistan İslam Cumhuriyeti”ne aittir. Vahşi Çin tarafından bu devlet de işgal edilmiştir.
İşgal ve esarete razı olmayan Şarki Türkistan halkı, vahşi Çin işgaline karşı; “1943 senesinde büyük din adamı Alihan Töre önderliğinde başlatılan yeni istiklâl mücadelesinde, Osman Batur gibi mücahitlerin gayretleriyle Çinlilere karşı yine galip gelinmiş ve 12 Kasım 1944 yılında Gulca’da “Şarkî Türkistan Cumhuriyeti” kurulmuştur. 12 Kasım 1933’te Kaşgar’da kurulan Şarkî Türkistan İslam Cumhuriyeti’nin devamı mahiyetindeki bu devlet, yine ayyıldızlı gökbayrağı istiklâl sembolü olarak kabul etmiştir.” (Alimcan Bugda)
Açıkça anlaşılmaktadır ki Şarki Türkistan işgal edilmiştir. Şarki Türkistan halkı olan Müslüman Uygurlar, hiçbir zaman Çin’e dahil olmamış ve Çin işgaline rıza göstermemiştir.

BİLDİRİ

1-Manevi kıymetler, maddi kıymetlerden sonsuz kere daha yücedir.
2-İstiklal, kainat dolusu altına feda edilemez.
3-Müslüman kadınlara tecavüz edenlere destek olmak, İslam ile irtibatını kesmektir.
4-Soykırıma sessiz kalmak, insanlık ile irtibatını koparmaktır.

***

5-Şarki Türkistan coğrafyası, barbar Çin tarafından işgal edilmiş Müslüman-Türk vatanıdır.
6-Şarki Türkistan halkının ve vatanının meşru temsilcisi olan; “Kaşgariye Devleti”, “Şarki Türkistan İslam Cumhuriyeti” ve “Şarki Türkistan Cumhuriyeti” devletleri, vahşi Çin tarafından yıkılmıştır.
7-Şarki Türkistan’daki devleti yıkan, vatanı işgal eden vahşi Çin, şimdi de soykırım yapmaktadır.
8-Şarki Türkistan meselesi, bir istiklal davasıdır. Çin vahşeti; yaşamak için istiklalden vazgeçmenin yanlış olduğunu açıkça göstermektedir.
9-Şarki Türkistan davası, zalim Çin tarafından yürütülen soykırıma karşı bir isyan hareketidir.

***

10-Çin, işgal hareketini Şarki Türkistan coğrafyası ile başlatmış, bugün ise küresel işgal hareketini başlatacak cürete ulaşmıştır.
11-İnsanlık, barbar Çin tehdidi ile karşı karşıyadır, büyük Çin istilası başlamıştır.
12-Şarki Türkistan, insanlığın Çin istilasına karşı ilk müdafaa hattıdır.

***

13-Türkiye, Türk dünyası ve İslam alemi; Şarki Türkistan davasında, Çin’in yanında yer almakla tüm İslami ve insani iddialarından vazgeçmiştir.
14-Türkiye, Türk dünyası ve İslam alemi; Şarki Türkistan’ı, Çin’in vahşetine ve Batının istismarına terk etmiştir.
15-Şarki Türkistan mutlaka istiklalini kazanacaktır; Türkiye, Türk dünyası ve İslam alemi, Şarki Türkistan’ın istiklal mücadelesine destek vermediği takdirde, tarih boyunca utanç içinde yaşayacaktır.
16-Türkiye’nin, Türk dünyasının ve İslam aleminin; Şarki Türkistan davasında, acilen asli hüviyetine dönmesini talep ediyoruz.

MEDENİYET AKADEMİSİ BAŞKANI
HAKİ DEMİR

PDF KİTAP SATIŞI BAŞLADI

Fikirteknesi külliyatı PDF şekliyle okuyuculara sunulmaya başlanmıştır. Kitaplar hazırlandıkça listeye eklenecektir.

Kitapların listesine, sitemizin “PDF KİTAP” butonuna tıklayarak veya https://www.fikirteknesi.com/kitap-siparisi/ linkinden ulaşabilirsiniz.

İrtibat bilgileri de aynı yerde mevcuttur.

MÜSLÜMAN MÜNEVVERLERİN MÜDAFAASI

MÜSLÜMAN MÜNEVVERLERİN MÜDAFAASI
Müslümanların birinci vazifesi İslam’ı asli hüviyetiyle muhafaza etmektir. Zira tahrif edilmiş bir İslam’ın tatbik edilmesi (ve yaşanması) zaten ilahi murada mugayirdir. İslam’ın asli hüviyeti Ehl-i Sünnettir ve on dört asırdır İslam’ı tüm iç ve dış saldırılara karşı Ehl-i Sünnet kadroları muhafaza etmiştir.
Türkiye’de, birçok şeyin “dokunulmaz” kabul edildiği ve büyük kuvvet yığınaklarıyla koruma altına alındığı malumdur. Hukuk, medya, para ve siyaset tarafından koruma altına alınan birçok şeye mukabil, İslam’ın “dokunulmazlığı” sağlanamamıştır. İslam’ın dokunulmazlığı (ve muhafazası), önce Hz. Allah Azze ve Celle’ye sonra da Müslümanların dirayet ve cesaretle yürütecekleri mücadeleye emanettir.
İslam’dan ve İslami hakikatlerden bahsetmek, insan ve hayata dair meselelere İslami zaviyeden bakmak ve izah etmek, İslami hayatın ihtiyaçlarını ve taleplerini dile getirmek, medyada galiz küfürler ve hakaretlerle karşılaşmakta, siyaset ise tüm unsurlarıyla birlikte Müslüman Münevverleri linç etmek için seferber olmaktadır. Müslüman Münevverlere saldırmak için tüm kuvvet merkezlerinin ittifak etmesi hazindir ve sabır sınırını aşmıştır.
Müslüman milletimizin ve İslam’ın ana vatanı olan Anadolu’nun muhafızları, Müslüman Münevverlerdir. İlim, irfan ve tefekkür kadrolarının İslam’ı muhafaza cehdi (cihadı), cephede canını namlunun önüne atan yiğitlerden daha mukaddes bir faaliyettir. İslam muhafaza edilemediğinde hiçbir kıymetin muhafazası kabil değildir, zira İslam, bütün kıymetlerimizin nihai ve yegane kaynağıdır.
Milletimizin “Akl-ı Selim”ini temsil eden Müslüman Münevverler, İslam’ın dokunulmazlığının temin ve muhafazası için mücadelenin sancaktarlarıdır. Onların müdafaası, aynı zamanda İslam’ın müdafaasıdır.
*
İslam’da reform yapmaya teşebbüs eden, hatta Kur’an-ı Kerim’in Allah Azze ve Celle’nin kelamı olmadığını iddia edecek kadar cüretkar saldırganlar korunmakta, İslam’ı asli hüviyetiyle müdafaa edenler tahkir ve tecrit edilmektedir.
Saldırıların hedefi şahıslar değil bizzat İslam’ın kendisidir. Saldırıların Müslüman Münevverlere yönelmesi, İslam’ın asli hüviyetini müdafaa etmelerinden kaynaklanmaktadır. Ehl-i Sünnet kadrolarına yönelmiş her saldırıyı, İslam’ı tahrif etmek isteyen yerli ve yabancı mahfillerin yaptığından eminiz.
*
Bu hissiyat ve fikriyat ile milletimizi; İslam’ın ve imanın mücadelesini yürüten Müslüman Münevverlerin çevresinde kenetlenmeye, onları dirayet ve cesaretle müdafaa etmeye çağırıyoruz. 20.12.2020
MEDENİYET AKADEMİSİ BAŞKANI
HAKİ DEMİR

KÜLTÜREL KAPİTÜLASYONA HAYIR-İSTANBUL SÖZLEŞMESİNE REDDİYE-

KÜLTÜREL KAPİTÜLASYONA HAYIR
-İSTANBUL SÖZLEŞMESİNE REDDİYE-

TAKDİM

“Kadınlara karşı şiddetin önlenmesi” gibi bir başlık, muhtevasından bağımsız olarak ele alındığında çok masumdur. Hem dünyada hem de ülkemizde böyle bir meselenin olduğu aşikârdır. Bu meselenin üzerinde tetkik ve tefekkür faaliyetlerinin sürdürülmesi, “içtimai meseleler” üst başlığı altında lüzumlu ve faydalıdır. Fakat unutulmamalıdır ki tüm ifsat teşebbüsleri, meşru ve makul meseleler üzerinden sürdürülmekte, özellikle meşru başlık altında ifsat edici muhteva neşredilmektedir. Meseleler slogan seviyesinde ele alındığında sadece başlıklara dikkat edilmekte, muhtevanın tetkik ve tahlili ihmal edilmekte, böylece muhtevadaki ifsat operasyonu maksadına ulaşmaktadır. Malumdur ki en tehlikeli yanlış, “doğru” ile harmanlanmış olandır. KÜLTÜREL KAPİTÜLASYONA HAYIR-İSTANBUL SÖZLEŞMESİNE REDDİYE- yazısına devam et

RAPOR-13-LİDERLİK

TAKDİM

Ülkedeki mücerred tefekkür zafiyeti, akılları doğrudan müşahhas meselelere sevk ediyor. Fakat anlaşılmayan nokta şu; mücerred fikir olmadığında müşahhas meselelerin izahı da muhaldir. Sıhhatli silsile; mücerred fikir, tatbikat fikri ve tatbikattır. Mücerred fikir olmadığı için tatbikat fikriyatı da telif edilemiyor, tatbikat fikriyatı telif edilemediğinde tatbikat sıhhatli ve doğru şekilde gerçekleşmiyor.
Tatbikat fikriyatı, mücerred fikir (mefkure-dünya görüşü) ile tatbikatı birbirine bağlayan, tatbikatı fikriyata nispet eden, fikriyat ile tatbikat arasındaki mesafenin açılmasını engelleyen, “inandığınız gibi yaşamayı” mümkün kılıp, “yaşadığınız gibi inanmanıza” mani olan fikri ve fiili bir zarurettir.
Tatbikat fikriyatı telif edilemediğinde müşahhas meseleler dedikodu haline gelir. O şunu dedi, bu şunu yaptı ila ahir… Tatbikat fikriyatı olmadığında müşahhas meseleler, kaçınılmaz olarak fikri nispetini kaybeder ve şahıslarla hadiselerin konuşulduğu bir kahvehane havasına mahkum olur.
Tatbikat fikriyatı, tatbikatla da ilgilidir ama müellifleri mücerred tefekkür sahipleridir. Mütefekkirler tatbikat fikriyatıyla ilgilenmezlerse, tatbikat hayatın ve insanın tabiatındaki terbiye edilmemiş mecralara dökülür. Terbiye edilmemiş mecraların kaynağı, nefistir. Bu ihtimalde tatbikat, nefsin şehvetlerini fikir, bunların karşılanmasını da fikrin uygulaması haline getirir. Bu ihtimalde köşe yazarları mütefekkir, dedikodu da fikir muamelesi görmeye başlar. RAPOR-13-LİDERLİK yazısına devam et

RAPOR-14-MAHALLİ SİYASETİN YOZLAŞMASI

TAKDİM
Mahalli siyaset, dar manada parti il teşkilatları, belediye teşkilatları ve o şehrin milletvekillerini ifade ediyor. Bunların içtimai, iktisadi, siyasi irtibat ağlarıyla şehre yayılıyor. Bir şehirdeki siyasi kadroların irtibat ağı, o şehrin siyasetini, yani mahalli siyaseti belirliyor.
*
Bir şehirdeki parti ve belediye kadroları ile milletvekillerinin irtibat ağları ne kadar geniş ise o nispette sağlıklı, ne kadar dar ise o nispette sağlıksız bir mahalli siyaset oluşuyor. İrtibat ağı genişledikçe halka ve halkın meselelerine olan vukufiyet artıyor, irtibat ağı daraldıkça halkla irtibat kesiliyor ve meselelere aşinalık azalıyor.
Siyasi kadrolar, ne kadar geniş halk kesimlerine ulaşırsa, cemiyeti ve onların meselelerini o nispette dengeli şekilde anlama ve ihtiyaçlarını karşılama imkanına sahiptir. Tüm halka ulaşan bir irtibat ağına sahip siyasi kadrolar, hiçbir halk kesimini diğerine tercih etmek hatasına düşmez, zira onlarla karşılaşmakta ve onlara hesap vermek zorunda kalır. İrtibat ağı daraldıkça, şehrin bazı kesimleriyle irtibat kurulmakta ve onların menfaatlerinin takipçisi haline gelmekte, diğer halk kesimlerinin meselelerini umursamamakta ve dikkate almamaktadır. Anlaşılacağı üzere irtibat ağının daralması, aynı zamanda yolsuzluk, istismar, suiistimal gibi ahlaksızlıkların ana rahmidir. RAPOR-14-MAHALLİ SİYASETİN YOZLAŞMASI yazısına devam et

RAPOR-10-KEŞİF ÜNİVERSİTESİ

TAKDİM

Keşif Üniversitesi, mevcut üniversitelerden çok farklıdır. Derslerinden tedrisat usulüne, bilgi haritasından talebe kabul şartlarına kadar tamamen başka bir üniversiteden bahsediyoruz. Bu sebeple, Keşif Üniversitesini, mevcut üniversite şablonlarıyla değerlendirmek doğru olmaz.
Keşif Üniversitesi; varlık alemindeki (kainattaki) tabii ve inşai her ihtimal ile insan ve hayattaki tabii ve ahlaki tüm ihtimalleri keşfetmek, keşfi ilme tahvil etmek, ilmi hayata nakletmek üzere kurulan üniversitedir. Mevcut üniversitelerle mukayeseli olarak değerlendirmek ve tenkit etmek kabil değildir.
*
Dünyada nevi şahsına münhasır bir “Keşif Üniversitesi” kurmalıyız. Hiçbir ülkenin üniversitelerini esas alma ihtiyacı duymadan, kadim müktesebatımıza istinat eden, beynimizi çatlatırcasına düşünüp her meselesini derinliğine izah ettiğimiz bir üniversite…
Dünyada emsal olacak, kendi mecrasını açacak, o mecranın prototipi olacak ve yüksek itibarla insanlığın kaşiflerini kendinde toplayacak bir üniversite kurmalıyız. Emsal (prototip) inşa etmek, misaller ve teşbihlerle yürütülecek bir tefekkür ve tatbikat süreci değildir.
Keşif Üniversitesi, emsalsiz olur, olmalıdır. Emsalsiz bir üniversite kurmak, yüksek tefekkür mahareti ve faaliyetiyle mümkündür. Akademya’nın, bugüne kadar tahsil ve iktisap ettiği bilgi ve bilim yekunu, en fazla batıdaki misallerini taşır, oysa Keşif Üniversitesi kurmamızın sebebi, batı kopyacılığını bitirmek içindir. Muhakkak ki Akademya’nın içinde; Keşif Üniversitesinin kuruluş sürecine ve kurulduktan sonra çalışmalarına katılacak kıymetli akademisyenler mevcuttur. Fakat bunların sayısının fazla olmaması, dikkatli seçilmelerini şart kılar. RAPOR-10-KEŞİF ÜNİVERSİTESİ yazısına devam et

RAPOR-9-YENİ ÜNİVERSİTE ANLAYIŞI

TAKDİM
Bizim üniversitemiz yok, bize ait üniversite yok, bizimle ilgilenen üniversite yok, bizim için üreten üniversite yok… Tafsilatıyla birlikte ortaya konulduğunda bu tespitler, aynı zamanda çok ağır tenkitlerdir. Fakat durum o kadar vahim ki, mesele bu kadar ağır tenkitlerle ortaya konulmadığında yeni üniversite anlayışını teklif etmek muhal… Bu ağırlıkta bir tenkit ve itham, tercih değil, zarurettir; netice alıcı başka bir ihtimal olsa onu tercih ederdik.
Meseleleri en çetin tenkitlerle ortaya koyma zarureti, kültürel (zihni) işgalin derinliğinden ve yerleşik hale gelmesinden kaynaklanıyor. Kültürel işgal, neredeyse betonlaşmış (ve tabii ki kanıksanmış) durumda, yani naif tenkitlerle mesele halledilecek gibi değil. Bu sebeple, bu çalışmanın (raporun) sonuna kadar okunmasını tavsiye ederiz.
*
Üniversitede arıza varsa, her şeyimizde arıza vardır. Her şeyimizde arıza olsa ama üniversite sıhhatli olsa, arızaları gidermek mümkündür. Özet olarak üniversite, marazi bir yapıya sahipse her sahayı hasta etmek, sıhhatliyse her sahayı tedavi etmek imkanına sahiptir. Üniversitenin sıhhati de müessirdir, marazı da…
Üniversiteyi batıya teslim edemeyiz. Üniversite anlayışını batıdan alamayız. Her şeyi batıdan alsak bile temel birkaç meseleyi batıdan almamalıyız. Umumi manada maarif, hususi manada üniversite bunlardan birisidir. RAPOR-9-YENİ ÜNİVERSİTE ANLAYIŞI yazısına devam et

RAPOR-18-FETÖ’NÜN ŞİFRELERİ

TAKDİM

Raporumuz dört ana başlıktan oluşmaktadır; zihni örgütlenme, fiili örgütlenme, yeniden doğuş rezervi ve teklifler… Zihni örgütlenmeyle fiili örgütlenme meselenin teşkilat ve hareket cihetini, yeniden doğuş rezervi ise mücadelenin tamamlandığı kanaati ile bitirilmesinden sonra yeniden örgütlenebilme becerisini, teklifler kısmı ise neler yapılması gerektiğini ifade etmektedir.
Dini, siyasi, içtimai, iktisadi her yapı, temelde iki örgütlenmeye sahiptir ve iki örgütlenme şemasının birbiriyle mutabakat nispeti aynı zamanda teşkilat ve hareketin kuvvetini gösterir. Bunlar, zihni örgütlenme ve fiili örgütlenmedir. Meselenin esası, zihni örgütlenmedir, zihni örgütlenmede ne kadar mesafe alınmışsa, fiili örgütlenme o nispette gerçekleşir ve güçlenir.
Meselenin özü zihni örgütlenme olmasına rağmen, devlet sadece fiili örgütlenmeye karşı mücadele yürütmektedir. Zihni örgütlenmeye karşı mücadele yürütülmez ve başarılı olamazsa, fiili örgütlenmeye karşı yürütülen mücadelenin başarılı olma şansı yoktur. Fiili örgüt yapısı çökertilse bile zihni örgütlenme devam ettiği müddetçe hareketin ruhu devam eder, ruh devam ederse beden bulması zor değildir. RAPOR-18-FETÖ’NÜN ŞİFRELERİ yazısına devam et

RAPOR-17-BEŞERİ RİYAZİYE VE İSTİHBARAT İLMİ

TAKDİM
İstihbarat ilmi; beşeri ilimler havzasının tatbikat ilimlerindendir. Tatbikat ilimlerinden olması, “müstakil ilim” olmadığı manasına gelir. Müstakil bir istihbarat ilmi kurma çabası, ya tüm beşeri ilimleri kurmayı gerektirir veya akamete uğrar.
İstihbarat ilmi; hem beşeri ilimler havzasında hususi bir yere sahiptir hem de tatbikat ilimleri çeşitleri için özel bir yere sahiptir. Beşeri ilimler havzasının temel ve tatbikat ilimlerinden faydalanmasına mukabil, usul ve istimal bakımından çok bariz farklılıklara sahiptir.
*
İstihbarat sahasının ve faaliyetlerinin ilmi çerçeveye alınmadığı ve ilmi usullerin kullanılmadığı ülkemizde, meselenin sadece teknik boyutlarıyla ele alınması kaçınılmazdır. Sade bir ifadeyle, “istihbarat ilmi”nin kurulmamış olması, meseleyi “muhbirlik” seviyesizliğine mahkum etmiştir.
Bir bilgi ve faaliyet sahasının “ilmi” kurulmazsa, orada ciddiyet olmaz. İlmi çerçeve, ilmi nizam, ilmi terkip yoksa istismar kaçınılmazdır. İlmi çerçevenin olmadığı yerde, şahsi inhisar ve istimal önlenemez.
Meselenin sadece haber almak (bilgi toplamak) ve bunları işleyerek yetkili mercilere raporlamak, çok basit ve seviyesiz bir bakıştır. Sadece teknik kadroların istihdam edildiği bir istihbarat teşkilatı, istihbaratı, ilmi seviyede ele almak istidadına malik değildir. RAPOR-17-BEŞERİ RİYAZİYE VE İSTİHBARAT İLMİ yazısına devam et

RAPOR-15-BEŞERİ RİYAZİYE VE SİYASET

TAKDİM

Beşeri Riyaziyenin tatbik edilebileceği sahalardan birisi de siyasettir. Siyasetin her sahasında tatbik edilebilir mahiyettedir. Başarılı tatbikatları hayal bile edilemeyecek çapta neticeler ve faydalar doğurur.
Beşeri riyaziye, mevcut matematik gibi sadece “tespit” yapmaz, aynı zamanda siyasi faaliyetleri mümkün kılan muhteva ve usullere sahiptir. Denklemlere müdahale etmek demek, mevcut siyasi haritada, ilerleme (dostlar için), geriletme (hasımlar için), harekete geçirme, sevk ve idare etme anlamına gelir. Siyasi sahanın tamamı, belli bir karargahtan tetkik ve idare edilebilir.
*
Muhakkak ki beşeri riyaziyenin siyasetteki tatbikatı; yeni ruhiyat ilmi ve yeni içtimaiyat ilmi ile birlikte gerçekleştirilir. Zaten meselenin özü, bu üç ilmin tatbikatta birleşmesini gerektirir. Her biri nazari olarak ayrı ilimler olsa da, tatbikatta üçünün birlikte kullanılması zarurettir. Aksi takdirde, bu üç ilmin her birinden ayrı ayrı beklenen netice ve fayda elde edilemez.
* RAPOR-15-BEŞERİ RİYAZİYE VE SİYASET yazısına devam et

RAPOR-5-KARZ-I HASEN MÜESSESESİ

TAKDİM

Karz-ı Hasen, ihtiyacı olana borç vermek, borçluyu rahatsız etmemek, mali durumu iyi olmayan borçluya ihtiyacı kadar mühlet tanımak, onun şahsiyetini rencide etmemek… Istılahta bu ve benzeri şekillerde tarif ve ifade ediliyor. Kaynakları Kur’an-ı Kerim ve Sünnet-i Seniyye’dir. Her iki kaynakta zikredilen, tavsiye ve teklif edilen ahlaki, iktisadi, içtimai bir ibadettir.
Kuşatıcı (üst) mefhumlardan olan “İnfak” çeşitlerinden biridir. Günümüzde unutulmuş görünen infak türüdür. Günümüzde infak mefhumu sadece karşılıksız yardımlar (sadaka) şeklinde anlaşılır hale geldi. Bu durum, sistem çapında düşünme zafiyetinden kaynaklanan bir neticedir.
İnfakın çeşitlerinden biri olan “karşılıksız yardım” mahiyeti taşıyan sadaka, mağdur insanlar için söz konusudur. Çalışma imkanı olanlara karşılıksız yardım yapmak, ataleti (tembelliği) davet eder. Oysa atalet, İslam’ın şiddetle reddettiği bir mizaç ve ahlak özelliğidir. İslami müesseselerin içinde hususi bir yeri olan sadaka ile ataletin yaygınlaşmasını temin etmek, İslam ile İslam’a aykırı neticeler üretmektir. Buna sebep olmak, İslam’ı en seviyesiz ve en kötü şekilde anlamaktır. İslam’ı en çirkin şekilde anlamanın misali, İslami ölçülerle, İslam’ın maksadına muhalif neticeler elde etmektir. RAPOR-5-KARZ-I HASEN MÜESSESESİ yazısına devam et

EYLÜL AYI RAPOR LİSTESİ

EYLÜL AYI RAPOR LİSTESİ

Eylül ayında basılan raporlarımızın listesi aşağıdadır.

MEDENİYET ARAŞTIRMALARI MERKEZİ

Rapor-4-Hakem müessesesi
Rapor-5-Karz-ı Hasen müessesesi

STRATEJİK ARAŞTIRMALAR MERKEZİ

Rapor-15-Beşeri Riyaziye ve Siyaset
Rapor-17-Beşeri Riyaziye ve İstihbarat İlmi

RAPOR-4-HAKEM MÜESSESESİ

TAKDİM

Hakem müessesesi, özü itibariyle resmi müessese olmayıp, içtimai müessese mahiyetindedir. Halkın, kendi ihtilaflarını kendinin halletmesini mümkün kılan bu müessese, aynı zamanda halk tarafından kurulan bir içtimai müessese çeşididir. Halkın ihtilaflarını halletmek için devlete ve hukuka ihtiyaç duymadan kendi arasında meseleyi çözme iradesinin müesseseleşmiş halidir. Hakem müesseselerinde insanların aradığı kıymet, umumiyetle adalet değil, sulh olmak, helalleşmektir.
*
Hakem müesseseleri, hukuk değil, ahlak müesseseleridir. İhtilafları, hukuka (mahkemeye) müracaat etmeden, karşılıklı rızaya (yani ahlaka) dayalı şekilde halledebilmenin müessesesidir.
*
Ahlaki mahiyet taşıyan Hakem Müessesesi, her zaman hakların tespit ve tevziini yapmak çabasına girmez, bazen de tarafların ahlak temelli feragat ve fedakarlığa dayalı rızai anlaşmalarını temin eder. İhtilafların halli her zaman hakların tespit ve tevziine dayalı olarak gerçekleştirilemz, taraflardan birisi mükellefiyetini yerine getirmekten aciz hale gelmiş olabilir. Bu ihtimallerde ahlak, taraflara feragat ve fedakarlık tavsiye etmektedir. Hakem müessesesi, tarafların kudret ve acziyetini de tespit ederek, istismar edilmesini engeller ve taraflara mevcut imkanlar içinde bir mutabakata varmasını teklif eder. Tarafların bu teklif metni üzerinde anlaşmaları halinde mutabakat zaptı hazırlanır ve ihtilaf intaç edilir.
RAPOR-4-HAKEM MÜESSESESİ yazısına devam et

RAPOR-8-İL BELEDİYE SEÇİM PLANI

TAKDİM

Malum olduğu üzere belediye seçimleri, mahalli özelliklerin ve mahalli kadroların önemli bir tesir sahibi olduğu seçim çeşididir. Belediye yetkililerinin seçmenle aynı şehirde yaşaması ve belediye faaliyetlerine halkın günlük muhatap olması, başka bir ifadeyle seçilen ile seçenlerin yakın mesafede yaşaması, mahalli kadroların tesirini artırmaktadır.
*
Mevcut belediye yetkililerinin ve belediye başkanlarının; yolsuzluk, ahlaksızlık, kibirlilik gibi çirkin özellik ve davranışları ayyuka çıkmış durumdadır. K.Maraş’ta, belediye yetkilileriyle münasebete geçip de bunlardan şikayet etmeyen tek kişi yoktur. Belediyelerin ve belediye başkanlarının itibar kaybı, parti teşkilatı ve teşkilat yetkililerinin itibar kaybıyla birleşince, mahalli seçimlerde ağır oy kaybının olması bekleniyor. Sokaktaki vatandaşın bile bildiği ve konuştuğu bu durum, belediye ve teşkilat yetkililerinin hiç umurunda değil…
*
RAPOR-8-İL BELEDİYE SEÇİM PLANI yazısına devam et

RAPOR-7-PARTİ İL TEŞKİLATI-Siyasi Hedefler-

TAKDİM

Meselenin özü, otuz milyonu örgütlemektir. Teşkilattan maksat, otuz milyon insanı bünyesine alacak bir irtibat örgüsü kurabilmektir.
Kamil manada teşkilat kurabilen partiler, teşkilat mensuplarından bahseder; kuşatıcı çapta teşkilat kuramayanlar ise sürekli “parti tabanı” üzerinde durur. Başarılı ve hacimli bir teşkilat kuran partiler, taban diye ifade ve tarif edilen halk kesimini teşkilat bünyesine alarak, teşkilat mensubu yapabilir. Mesele tam olarak budur; otuz milyonluk teşkilat…
Milyonlarca insan var, hem de tankın altına yatacak, namlunun üzerine yürüyecek kadar sadık ve fedakar… Ama teşkilat, sadece seçim zamanında bu insanların binde birine bile ulaşamıyor. Oysa teşkilat bunların tamamını bünyesine almalı ve bunları harekete geçirerek diğer yüzde elliyi ikna etmeye çalışmalı.
Taraftar var ama teşkilat yok… Taraftar hacmince teşkilat yok… Allah Allah… Anlaşılır gibi değil… Asgari yirmi milyon insan kütlesi, teşkilatın kendilerine ulaşmasını bekliyor. Teşkilat bunlara ulaşmadığı gibi, kendi kendine teşkilatlanan insanları da “fitne çıkarmakla” itham ediyor. Hem milyonlarca insanı atıl halde bırakıyor hem de harekete geçen insanları engellemeye çalışıyor. Akıl alır gibi değil…
RAPOR-7-PARTİ İL TEŞKİLATI-Siyasi Hedefler- yazısına devam et

RAPOR-3-ŞEHİR ŞURASI

TAKDİM

Halk boşlukta, istinat noktaları kalmadı. Hayat boşlukta, itibar mercileri kalmadı. Münevver camia boşlukta, faali-yet ve tatbikat sahası kalmadı. İlim ve tefekkür boşlukta, kıymet ve müessiriyeti kalmadı. Özet olarak söylemek gerekirse; hayatın içtimai altyapısı çöktü, tüm dikkatler maddi altyapıya çevrildi. Hedef, “fahişe ama zengin” türünden bir insan tipi değilse eğer, bugünkü hal, tam bir felaket… Maddi altyapıdaki iyileşmelerin bedeli manevi kıymetler ise, iktisadi gelişmenin neticesi, “zengin fahişe” demek-tir. Manevi inkişaf, maddi gelişmeyle mütenasip olmadığı gibi, tam aksine araların-da ters orantı kurulmaya başladı. Maddi gelişme, manevi inkişafın gerilemesine sebep oluyor.
***
Şehir anlayışını maddi altyapıya kilitleyen, maddi altyapıyı da bina ve yol ile sınırlayan cahil ve kibirli, kifayetsiz ve ahlaksız mahalli idareciler ve yetkililer, halkı ve hayatı uçuruma doğru götürüyor. Mahalli idarecilerin yolsuzluk ve yağma batağına saplanmış olmasından bahsetmiyoruz daha… “Halka hizmet” dedikleri ve kamu kaynaklarını ziyan ettikleri işler bile, “Medeniyet Şehri” seviyesinde meseleye bakıldığında tam bir felaket…
RAPOR-3-ŞEHİR ŞURASI yazısına devam et

RAPOR-2-MEDENİYET ŞEHRİ

TAKDİM

Kanun, faaliyetin muhtevasını tespit etmez, mesuliyetin (yetki ve sorumluluğun) sınırlarını tayin eder. Bir kanunun öngördüğü işlerin, “doğru”, “iyi”, “güzel” şekilde yapılması, ilim ve fikirle mümkündür. Türkiye’de belediye idaresi, mevzuata bakıp belli başlı işleri yapmaktan ibaret bir cahillik ve basitliğe mahkum olmuştur. Burada bahsini ettiğimiz mevzu; hukuksuzluk, yolsuzluk, usulsüzlükle ilgili değildir, bunlar ayrı birer meseledir. Bahsini ettiğimiz husus, hukuka tamamen riayet eden kadroların bile içinde debelendiği cahillik, kibir, kifayetsizlik gibi marazlardır.
Belediyelerin tüm faaliyetleri için bir muhteva yekununa ihtiyaç var, “Medeniyet Şehri Fikriyatı”… Yolsuzluk ve usulsüzlük yapanların muhatabı hukuk ve yargıdır, idrak ve tefekkür sahibi olmayan yetkililerin muhatabı ise münevver camiadır. Ne var ki cahillik, münevver camia ile muhatap olmak, onlarla istişare etmek, bir muhtevaya bağlanmak gibi asil davranışlara manidir.
RAPOR-2-MEDENİYET ŞEHRİ yazısına devam et

RAPOR-1-MEDENİYET AKADEMİSİ RAPOR HARİTASI

TAKDİM

Rapor haritası… Birinci rapor olarak bu dosyası hazırlamamızın sebebi; “ne düşünüyoruz?”, “ne yapmaya çalışıyoruz?”, “hangi sahalarda ve meselelerde rapor hazırlıyoruz?” sorularının cevabını, toplu olarak ve bir liste halinde vermek istememizdir. İlgili mercilere ve kuruluşlara haftada bir rapor vermek üzere altyapımızı hazırladık ve çalışmaya başladık. Her hafta bir rapor verirken, çalışmalarımızın devamının ne olduğunu bir harita halinde görmelerinin doğru olacağını düşündük. Böylece ilgili merci ve kuruluşlar, rapor haritasını tetkik edip, acil ve mühim kodlu ihtiyaçlarını tespit ederek, “Şu meseledeki raporunuz talep ediyoruz” deme imkanına kavuşacaktır. Çalışmalarımızın, sadece bizim acil ve mühim gördüğümüz meselelerle sınırlı kalmaması, devletin de acil ve mühim gördüğü meseleleri öne alması, sıhhatli ve karşılıklı bir çalışma olacaktır.
*
Medeniyet Akademisi bünyesinde altı tane “araştırma merkezi” kurulmuştur. Merkezlerin her birinin bir “mevzu haritası” mevcuttur. Merkezlerin üzerinde çalıştığı mevzu haritaları nihai şeklini almış değildir. Bir taraftan mevzu haritaları üzerinde çalışmalar devam ediyor diğer taraftan raporlar hazırlanıyor.
Mevzu haritası; bir sahadaki nazari çalışmaların ilmi ve fikri çerçevesi ve muhteva listesidir. Mevzu haritası hazırlamak ve yayınlamak, ülkemizde alışkanlık değildir. Bu sebeple de ilmi ve fikri çalışmalar sığ kalmakta ve mütemadiyen istikameti değişmektedir. İlim ve tefekkür kadrolarının bir çeşit “hüviyeti” mahiyeti taşıyan mevzu haritaları yayınlamak, hem fikrinizi hem de niyetinizi ilan etmektir. Bunun alışkanlık haline gelmesi önemlidir.
RAPOR-1-MEDENİYET AKADEMİSİ RAPOR HARİTASI yazısına devam et