İSLAM CEZA HUKUKUNA GİRİŞ -14- ‘İslam Hukuku Bölgesel Hukuk Değildir’

İslam Hukuku Bölgesel Hukuk Değildir

 

Geçen yazılarımızda İslam hukukunun evrensel hukuk olduğunu belirtmiştik. İslam hukuku evrensel hukuktur. Fakat günümüzde tatbikatı sınırlı olduğu için bölgesel olması neticesini doğurduğunu, bu yüzden sadece dâr’ül-islâmda tatbik zemini bulduğunu belirtmem gerekiyor.

İslam hukukunun bölgeselliği hakkındaki sınırları tetkik etmeye çalışalım. İslâm hukukunun hükümleri islam ülkelerinde yaşayan herkese mi uygulanır, yoksa bir kısmına uygulanır bir kısmına uygulanmaz mı? İslâm hukuku dâr’ül-islamda işlenen suçlara uygulanırsa dâr’ül-islamın ahalisinin dâr’ül-harbde bulundukları sıraada bu suçları işlemeleri halinde onlara yine islam hukuku tatbik edilir mi edilmez mi?

Okumaya devam et

Share Button

TRABZON ORTAHİSAR DÜŞÜNCE ARAŞTIRMA DERNEĞİ SEKRETERİ ARSLAN BALTA İLE MÜLAKAT

ARSLAN BALTA: KUR’AN İSLAMI KANAATİMCE PROJEDİR

GEÇMİŞTEKİ BİLGİLER REDDEDİLEMEZ

METİN ACIPAYAM: Hadis ve Sünnet inkarcıları yerli oryantalistler midir? Bu inkarın tabii neticesi olarak Hz. Peygambersiz bir İslam anlayışı istenildiği aşikar. Bu konudaki görüşleriniz nelerdir?

ARSLAN BALTA: Hiçbir zaman bir başkasını kendi öznel düşüncemden yola çıkarak tanımlama taraftarı değilim. Ben sadece bugün hadis ve sünnet çerçevesinde var olan düşünceye karşı kendi düşüncelerimi olabildiğince ilmi boyutta ortaya koymaya çalışıyorum. Kim kendisini nasıl tanımlamak istiyorsa öyle tanımlasın. Benim usulüm böyle. Ben var olan tüm düşüncelerin bir ön yargı olmaksızın anlaşılmaya çalışılması gerektiğini düşünüyorum. Anlamaya çalıştıkça önceden önyargıyla baktığım birçok düşüncenin, hiçte düşündüğüm gibi olmadığını görmüşümdür. Eleştirilerimiz makaleler üzerinden olmalıdır. Birbirimizi inkâr ederek hiçbir yere varamayız. Tam aksine düşünce dünyamızı fakirleştiririz. Batıya eleştirel gözle bakmakla birlikte, düşünce dünyalarındaki renkliliğin, bilgiyi üretmede kendilerine ciddi katkılar sağladığını görmek gerekir. İslam düşünce tarihinde çok önemsediğimiz bazı alimlerin birbirini eleştirmek yerine, tekfir etme gibi bir yol seçmeleri bence iyi olmamıştır. Bu gelenek maalesef bugün değişik bir boyutta devam etmektedir. Birbirimiz hakkında hüküm verme yerine, düşünce planında seviyeli bir tartışma ortamı hazırlamalıyız. Genç kuşaklara bizler böyle bir zemini miras bırakmalıyız.

Okumaya devam et

Share Button

İSLAM CEZA HUKUKUNA GİRİŞ -13-

Dar’ül-Harb (Harb Yurdu)

Dar’ül-harb, müslümanların hakimiyeti altından bulunmayan veya islâmın hükümlerinin açıkça yapılması mümkün olmayan gayri islâmî ülkelerdir.

Dar’ül-harbin sakinleri ikiye ayrılır:

  • Harbîler
  • Müslümanlar

Okumaya devam et

Share Button

Şehitlerin cenazesi bando ile değil, tekbirle kaldırılır

Şehitlerin cenazesi bando ile değil, tekbirle kaldırılır

Türkiye’de asker, polis ve resmî cenazelerin alafranga cenaze usulleriyle kaldırılması, cenazenin taşınması sırasında Batılı cenaze müziği ile bando çalınması ve Amerikan askerlerinin cenaze törenlerinde yapılan “military taps” adlı müzik eşliğinde bir dakikalık saygı duruşu yapılması Atatürkçü Cumhuriyet’in Batılılaşma projesiyle yürürlüğe girmiş alçakça bir uygulamadır ki Müslüman kimliğimize karşı işlenen ağır cürümlerden biridir.

Türkiye Müslüman bir ülkedir. Şehit olan herkesin, yâni Müslümanın cenazesi bando ile değil tekbirle, salavatla kaldırılır. Kâfir usulü cenaze müziğinin çalınması haysiyetsizlik ve necip milletin kimliğini ayaklar altına almak demektir.

ŞEHİTLERİNİN CENAZESİNDE BANDO ÇALDIRAN DEVLET
Okumaya devam et

Share Button

İSLAM CEZA HUKUKUNA GİRİŞ -12-

İslam Hukuku Evrensel Hukuktur

 Cezai Hükümlerin Mekan Bakımından Tatbiki

İslam hukukunda aslolan; getirdiği hükümlerin mekan bakımından belli bir sınıra bağlı bulunmayıp evrensel oluşudur. Zira islâm bütün kainat için gelmiştir, yoksa kainatın bir bölümü için değil. İslam bütün insanların dinidir, bir kısım insanların değil. İslam bütün insanların sistemidir, bir kavme ait bir sistem değildir.

İslam bütün kainatın nizamıdır. Hem müslümana, hem de müslüman olmayanlara seslenir. İslamın hitabına hem islam ülkelerinde yaşayanlar, hem de müslüman ülkeler dışında yaşayanlar muhataptır. Fakat bütün insanlar islama inanmayacaklarından islâmın onlar için hüküm koyması bahis konusu olmaz. Bu yüzden şartların elvermemesi hasebiyle islâm hukuku ancak müslümanların egemenlikleri altında bulunan ülkelerde tatbik imkânı bulmuş, diğer ülkelerde tatbik durumu bahis konusu olmamıştır. Böylelikle islam hukukunun tatbiki müslümanların hakimiyeti ve kuvvetleriyle alâkalı bir durum olmuştur. Müslümanların hakim oldukları bölgeler genişledikçe islam hukukunun tatbik sahasıda genişlemiştir. Bu bakımdan islam hukuku evrensel hukuktur.

Okumaya devam et

Share Button

DAVET TELAKKİSİ “TAKDİM” -1-

TAKDİM

Bizi yoktan var eden, İslam gibi büyük nimete kavuşturan Alemlerin Rabbine salat ve selam  olsun. Hayatın her sahasında tek misal olan Resulullah’a ve O’nun aziz dostları olan tüm sahabesine selam olsun.

Selam olsun kutlu davetçilere.

Selam olsun ilahi nizamın davet ehline.

Esselam, esselam…

***

Davet kelimesi lügatta, de’ave fiilinden masdar olmakla beraber, çağırmak, nidâ etmek, sevketmek, birisini yemeğe ve ziyafete çağırmak manalarını ihtiva etmektedir. İslam ıstılah dairesinde ise davet, mukaddes dinimizin esaslarını uygun bir usül çerçevesinde anlatarak beşeriyetin O’nu benimsemelerini ve dinimizin koyduğu esaslara göre hayatlarını sürdürmeleri için yapılan çalışmalara ve faaliyetlerde denilmektedir. Kur’an’ı Kerim’de davet, ud’u, enzir, ve belliğ gibi kelimelerle açıklanmıştır.

Okumaya devam et

Share Button

Ahmet Cevdet Paşa’nın fıkıh üstü Medeniyet-i Cedide’si

Ahmet Cevdet Paşa’nın fıkıh üstü Medeniyet-i Cedide’si

Ahmet Cevdet Paşa, İslâm medeniyetinin bedeviyetten hadariyete geçerek tekamül ettiğini söyler ve İbn-i Haldun’un medeniyet teorisinden hareketle medeniyeti toplumların devamlı değişerek geçti¬ği bir merhale olarak târif eder.

Batı medeniyetinden alınan ilimleri ve bunların metodlarını “usûl-i cedide” ile almak gerektiğini savunur. Bu metoda karşı çıkanları, bütünüyle eski durumu savunanları “mutaassıp” ve “efkâr-ı atîka eshâbı” ifadesiyle tenkid eder: “Fikir üreteceksek asra uymalı ve asra mütehammil olmalı.”

Bu düşüncelerinden dolayıdır ki ilmî, siyasî ve idarî vazifeleri sırasında Batı medeniyetini taklit taraftarları ile her türlü değişikliğe karşı çıkan “mutaassıplarla” mücadele etmiştir. Muhafazakâr bir Osmanlıcı olmasına ve medeniyet görüşlerinin ağırlık merkezinde İslâmî fıkhının bulunmasına rağmen yüzeyden bakınca bazı görüşleriyle Tanzimat’ın ilerlemeci anlayışıyla benzerlik düşüncesi uyandırır.

PAŞA’YA GÖRE İSLÂM MEDENİYETİ TECEDDÜDLE CANLANIR
Okumaya devam et

Share Button

ERKEK VE KADININ MÜSTAKİL ŞAHSİYET İDDİASI

ERKEK VE KADININ MÜSTAKİL ŞAHSİYET İDDİASI

(NOT:Bu yazı “Müslüman Şahsiyetin Yeniden İnşası” eserinden nakledilmiştir)

Kadın veya erkek, yalnız başına, “insan muhtevasını” taşıyamaz. Kadın veya erkek üzerinden insan tarifi yapılamaz. Kadın veya erkekten birisi, yalnız başına insanı temsil edemez.
Bu bahsi uzatmak aslında gerekmez çünkü çok açık bir delili var. Kadın veya erkek yalnız başına bir insan meydana getiremez. “İnsan”, kadın ve erkeğin en ileri noktadaki beraberliğinden meydana gelir. Yani kadın ve erkeğin terkip olması ile insan meydana geliyor. Öyleyse kadın ve erkekten birisi üzerinden “insan” tarifi yapamıyor ancak onların terkibe kavuşmuş haline “insan” diyoruz.
Kadın ve erkeğin terkibi üzerinden insan tarifi yapabiliyorsak, ayrı ayrı değil birlikte yaşamalarının(4) lüzumundan ve mecburiyetinden bahsediyoruz demektir. Birbirinden ayırmak, birbirine karşı müstakilleştirmek, insanı ikiye bölmektir. “Yarım insan” olabilir ama yarım insan, “insan yekunu” taşıyamaz, temsil edemez.
*
Okumaya devam et

Share Button

NİZAM VE HÜRRİYET

NİZAM VE HÜRRİYET

(NOT: Bu yazı, “İnsan Ahlak Hukuk” isimli kitabımızdan nakledilmiştir)

Madde üzerinde nizam tesisi kolaydır, hendese ve bazı aletlerle o iş halledilir. Maddenin katı hali üzerinde nizam tesis imkanı, sıvı ve gaz haline geçince zorlaşmaktadır. Sabit halden hareketli hale doğru ilerledikçe nizam tesisi zorlaşmaktadır.
Sabit halden hareketli hale doğru ilerledikçe nizam ile birlikte hürriyet de mevzu olmaya başlamakta, mesele giriftleşmektedir. Hakikatte nizam ile hürriyet birbirinin mütemmimi olmasına rağmen, hayatta ve tatbikatta birbirinin zıddı gibi anlaşılmakta, bu anlayışı besleyecek türden tezahürlere de rastlanmaktadır.
Mevzu insan ve hayata kadar geldiğinde, nizam tesisi fevkalade zorlaşmaktadır. İnsan hareketin zirvesine ulaşmış varlık çeşididir aynı zamanda… Ve hareketinin hem akli (fikri) hem de hissi kaynakları bulunan, nizami hareketi bazen hürriyetine tehdit olarak görebilen sebepler ve gerekçeler kumkumasıdır. İnsan, hareketin zirvesine ulaşan varlık olması cihetiyle hürriyete en fazla ihtiyaç duyan ve bunu da talep eden varlıktır.
Sükunet nizamın, hareket hürriyetin tezahürlerinden birisidir. Tabii ki tek tezahürleri bunlar değildir ama meselenin anlaşılması için bu tezahürler tetkik edilebilir. Mesela trafik akışını tanzim etmek (nizami akış haline getirmek) için, muhtelif mesafelere ve kavşaklara ışıklı sinyalizasyon koyuyoruz, bir cihetten gelen akışı kırmızı ışıkla durdurup (sabitleyip) başka bir cihetten gelene yol veriyoruz. Anlaşıldığı üzere kesintisiz hürriyet (hareket) mümkün olamıyor.
Okumaya devam et

Share Button

NİKABET TEŞKİLATININ MEVKİİ

NİKABET TEŞKİLATININ MEVKİİ

(NOT: Bu yazı, “Büyük Doğu Devleti-2-Nakibü’l Eşraf Teşkilatı” isimli eserimizden nakledilmiştir)

Nikabet Teşkilatı devlet cihazının içine girmez fakat onu, üç yüz altmış derecede mevcut olan tüm zaviyelerden tarassut altında tutar. Devlet ve cemiyetin tüm teşkilatlarındaki günlük işler ve ihtilaflara güneş kadar uzaktır lakin devlet cihazının her vahidi ve cemiyet kadrosunun her ferdi, yaşayabilmek için güneş ışığına ne kadar muhtaçsa o kadar yakındır. Gölgeye kaçmayanlar için her insana aynı miktar ve seviyede ulaşır.
Nakibü’l Eşraf, devlet teşrifat (protokol) listesinde yoktur, zira o, teşrifatın üzerindedir. Teşrifat listesine alındığında, hangi sıraya konulursa konulsun, asaletine denk düşmez, o, teşrifat ve devlet üstüdür.
Nakibü’l Eşrafın makamı, devlet teşkilat yekunundan müstakildir, hiçbir siyasi teamül ile kayıtlı değildir.
Okumaya devam et

Share Button

Nizam-ı âlem için PKK’lılar asılmalı ve sıkıyönetim ilân edilmeli

Nizam-ı âlem için PKK’lılar asılmalı ve sıkıyönetim ilân edilmeli

PKK ve yandaşlarının “Suruç protestosu” adı altında Türkiye’nin birçok şehir ve ilçelerinde vahşice, vandalca yaptıkları terör, devlet ve milletin varlığına karşı yapılmış bir savaş çağrısıdır. Öldürüyorlar, yakıp yıkıyorlar…

Savaştır bunun adı. Savaş açan düşman alçaklığın, vahşetin bütün şenaatını taşıyarak saldırıyor. “Kendilerine haksız yere saldırılan kimselere savaşma izni verilmiştir. Şüphesiz Allah onlara yardım etmeye kadirdir (Hacc suresi / 39-40).

O zaman açıp Kur’ân-ı Kerim’i böyle bir düşmana ne yapılır, gereğini yerine getirmeli. Merhamet, sevgi ve otoriteyi âyet üzere tatbikata koymalı:
Okumaya devam et

Share Button

İSMAİL BAYRAMI

İsmail Bayramı

İsmail, Kurban ve Arafat, Allah’ın vahyine muhatap mübârek kelimelerdir, yani kelime-i mukaddeslerden… İsmail, kurban olmanın remzi, kurbanın bâtını ve âyetidir.

O bakımdandır ki, kurban ederken yahut keserken İsmail’in vahye muhataplığını, kurbana vesile kılındığını bir ân olsun kalbinizden kaydırmayınız.

İsmail, kurbanın, tasavvuftaki hassü’l has adıdır. Kurban kavramı, İsmail mazmunu ve ıstılahlarıyla nice beyit ve kıssalara girmiştir.
Okumaya devam et

Share Button

“Çağın İsmailleri! Bize Et Size Cennet Düştü”

“Çağın İsmailleri! Bize Et Size Cennet Düştü”
Hızır’ın getirdiği kırk derde deva ilaç gibi, İsmail üstüne yazılanları alır yüreğimde saklarım. Vakti saati geldi mi, İsmail üstüne kelimelerle gönül tâlimi yaparım.

İsmail üstüne ulvi mânada yüreğimi kıvrandıran en fikirli cümleleri Mustafa İslamoğlu yazmış:

“Kurban, Hz. İbrahim ve İsmail’in tanıklığını çağa taşımaktadır. Bunu kimileri sembolik olarak taşır, kimileri de şu anda (…) İslâm topraklarında yaşandığı gibi bilfiil taşır, çağın İsmail’i olur. Çağın İsmail’i, çağın İsmail’leri! Bize et, size cennet düştü.”

HERKES KENDİ İSMAİL’İNİ KURBAN EDER
Okumaya devam et

Share Button

HER KURBAN BİR İSMAİL’DİR, İSMAİL’İNİZ YANINIZDA MI?

Her Kurban Bir İsmail’dir, İsmail’iniz Yanınızda mı?

Kurban günündeyiz. İsmail’le buluşuyoruz. Her yer İsmail, her yer kurban! Bir yanımız İsmail, bir yanımız İbrahim.

İsmail’den kurbanlar geçiyor yüreğimin üstünden. İsmail, İbrahim’in imtihanı. İbrahim ulvî ateşler içinde. Karşıdan İsmail geliyor. Vecd ve iman içinde Allah’ın emrine uymuş olarak kurban olmaya duruyor.

Haydi inananlar! Bugün bir İsmail alın yanınıza. İbrahim gibi olup İsmaillerinizi kurban edin. İsmail gibi olup, kurban olun Allah’a, ümmete ve sevdiklerinize. İsmail’in boynuna bıçağı süren, kendini İbrahim gibi bilmeli, bıçağı İbrahim gibi tutmalı. Kurban olmadan bayram olmaz. Okumaya devam et

Share Button

Müslümanların bir hastalığını anlatan yazı: “Tekâsür: Çoğaltma Yarışı”

Müslümanların bir hastalığını anlatan yazı: “Tekâsür: Çoğaltma Yarışı”

Modernleşmenin, kapitalizmin dalgalarına kapılan Müslümanlarda bir hastalık daha peydâ oldu ki ameli ve takvayı yok edici bir hastalık bu. Müslümanları içten içe çürüten, asıl ölçülerinden uzaklaştıran bu hastalığın adı “Tekâsür, yâni “çoğaltma” hastalığıdır. Gayr-ı Müslimlerin ve câhiliye dönemi beşerin huyu olan “çoğaltma” hırsı Müslümanların da yakalandığı bir hastalık olup çıktı günümüzde. Okumaya devam et

Share Button

YÜCE DİN DAİRESİ-MUKADDİME-

YÜCE DİN DAİRESİ-MUKADDİME-

Yüce Din Dairesi, Üstadın devlet tasavvurunda fazla bir yer işgal etmez. Şöyle ifade eder Üstad mevzuu; “Esasta Yüce Din Dairesinin hüviyet ve ruhu bütün iş dairelerine sindirilmiş olacağı için, böyle bir teşkilata lüzum, sadece mesleki ihtisas bakımındandır ve bu ihtisasın murakıplığından ibarettir.” (İdeolocya Örgüsü, sahife 270) Okumaya devam et

Share Button

KAZA TEŞKİLATI-İÇTİHAT ŞURASININ FAALİYET ESASLARI

İÇTİHAT ŞURASININ FAALİYET ESASLARI

İçtihat Şuraları daimi müessese olmayıp, ihtiyaç duyulduğunda teşkil edilir. Şura teşkil edildiğinde çalışma mekanı ve yardımcı kadroların hazır olması için, müessesenin binası, idari teşkilatı hazırdır, bu zaviyeden bakıldığında şura daimi bir müessesedir. Hulasa edersek, teşkilat bünyesi cihetinden daimi bir müessese, içtihat faaliyetlerini gerçekleştirecek aza cihetinden ise muvakkattir. Şura muvakkaten teşkil edilir çünkü muvazzaf müçtehit olmaz. Okumaya devam et

Share Button

KAZA TEŞKİLATI-İÇTİHAT ŞURALARININ TEŞKİLİ-

İÇTİHAT ŞURALARININ TEŞKİLİ

İçtihat Şuralarının teşkili ve faaliyetlerinin gözetimi, Nakibü’l Eşrafın salahiyetindedir. Nakibü’l Eşraf, bizzat şuraya reislik edebilir, bu halde bir muavin tayin eder, muavin şuranın teşkil ve içtimaı için icrai işleri yapar. Nakibü’l Eşraf, kendisi başkanlık etmek istemezse şuraya bir reis tayin eder.

*İtikadi ve İbadi İçtihat Şurası Teşkili

İtikadi ve ibadi içtihat şurası, Nakibü’l Esraf tarafından, tamamen kendi salahiyet ve ihtiyarında olmak üzere teşkil olunur. Bu şuraların teşkilinde Nakibü’l Eşrafın muavini, Yüce Din Dairesi Reisidir. Yüce Din Dairesi Reisi, şuranın teşkilinde, icrai bir vazifeye sahiptir.
Okumaya devam et

Share Button

İÇTİHAT ŞURASI-İÇTİHAT MEVZULARI VE ÇEŞİTLERİ

İÇTİHAT ŞURASI-İÇTİHAT MEVZULARI VE ÇEŞİTLERİ

İçtihatlar, muhtelif tasnife tabi tutulabilir. Bizim tercih ettiğimiz tasnif, mevzularına nispetle yapacağımız taksimi esas alıyor. Buna göre içtihatlar; İtikadi içtihatlar, İbadi içtihatlar, İlmi içtihatlar, Amme hukuku içtihatları ve Kazai içtihatlar olmak üzere beş çeşit olarak tetkik edilecektir.

*İtikadi içtihat
İtikada müteallik mevzularla ilgili içtihatlardır. İtikat mevzuu, itikadi mezheplerle inşa edilmiş, dairesi tamamlanmıştır. İtikada dair yeni içtihat ihtiyacı neredeyse yok gibidir, esasa müteallik olmamak üzere yeni bazı bahisler zuhur etse de, bunlar ana çerçeve içinde halli mümkün olan vakıalardır. İtikadi içtihatlar, mevcut çerçeveyi tahkim eder, yeni meseleleri o çerçeve içinde halleder.

Buna rağmen dünyada ve hayatta neler olacağı meçhuldür. Ciddi itikadi meselelerin zuhuru muhale yakın olsa da, muhal değildir. Meselenin ehemmiyetinden dolayı bu mevzuun boşlukta bırakılması düşünülemez.
Okumaya devam et

Share Button

KAZA TEŞKİLATI-İÇTİHAT ŞURASININ VAZİFELERİ-

İÇTİHAT ŞURASININ VAZİFELERİ

İçtihat Şurasının iki vazifesi var; içtihat yapmak ve devlet ricalini muhakeme etmek… İçtihat mevzuu teşri vazifesidir, devlet ricalinin muhakemesi ise kazai vazife… Teşri vazifesi mahiyetindeki içtihat yapma faaliyeti muhtelif başlıklar altında vuzuha kavuşturuldu, burada devlet ricalinin muhakemesi meselesi izah edilecektir.

İçtihat Şurasına bellibaşlı devlet ricalinin muhakemesi vazifesi verilmesinin sebebi, önlerine gelecek ihtilafların, amme hukukunu zenginleştirmesi içindir.
Okumaya devam et

Share Button