Dut yaprağından atlasa, hamlıktan kemalâta…

Dut yaprağından atlasa, hamlıktan kemalâta…

Ben adam olamam, çiğ ve hamım; hangi terbiye usulü beni kemâlata yükseltir, diye tereddütlerimiz hafakanlara dönüşmüşse sızlanmaya gerek yok; “Dut yaprağının bile atlas olacağına” işaret eden tasavvuf terbiyesi hamlıktan kemalâta erişebileceğimize gösteriyor.
Hz. Mevlânâ; “Hamdım, piştim, yandım” diyerek, dut yaprağı gibi ham iken kemalâta ulaştığını söylüyor. Ehl-i dil bilir ki bu derûnî sözdeki mâna, bir işe yaramayan ham ve câhildim, bir himmet sahibinin elinde “çile” çektim, piştim, yâni olgunlaştım, demlendim ve kıvama geldim demektir. Olgunlaşmak için “çile” gerek. Sezai Karakoç’u ifade ettiği gibi meyveler sabırla olgunlaşırmış.
Okumaya devam et

Share Button

TEKKE; İRFAN, HİKMET, HAKİKAT TEDRİSATI YAPAR

TEKKE; İRFAN, HİKMET, HAKİKAT TEDRİSATI YAPAR

(Terkip ve İnşa dergisi 21. sayı)

İrfan, tevhide vasıl olacak derinlikte bir kıymettir. Kitab-ı Kerim ve Sünnet-i Sahiha, hem bu alemi hem de ahireti ihtiva eden bir özettir ve irfan, dünya ile ahiret arasındaki güzergah haritasını keşif, telif ve izah eden, taliplerini de o güzergahta yola çıkaran ilimdir. Medresenin telif ve tanzim ederek zapt altına aldığı ve çevre emniyetini sağladığı dünyada, ahiret yolculuğunu (tevhid yolculuğunu) başlatan ve yürüten ilmin adı irfan, müessesesinin adı ise tasavvuftur.
İrfanın ilimle çatıştığı vehmi, kuru bilgide kalan sathi anlayışların kuruntusudur. Bunlar, öncelikle şekil bilgisine mahkumdur, sonra bilgi vahitleri arasında şekli irtibat kurmaktan başka bir şey yapamaz. Bilginin irfani buudunu fark ve idrak edemeyenler, mana ve muhtevadan mahrum mantık budalalarıdır.
* Okumaya devam et

Share Button

TEMEL TELAKKİLER VE TATBİKAT MESELESİ

TEMEL TELAKKİLER VE TATBİKAT MESELESİ

(Terkip ve İnşa dergisi 21. sayı)

Mevzu haritasının dışında yazmaya devam ediyoruz. Artık dergide, mevzu haritası dışında bir mecra açmak ve az sayıda da olsa yazı yayınlamak niyetindeyiz. Gerçi her ne kadar mevzu haritası dışında yazıyor olsak da, neticede aynı tefekkür havzasında bulunmaya devam ediyoruz.
*
Terkip ve İnşa dergisinin mevzu haritaları, temel meselelerle ilgilidir, tabii olarak temel telakkileri tetkik etmektedir. Bu tür mevzular, zaruri olarak mücerred tefekkür faaliyetini gerektirir. Dergimizi takip eden dostlar, mücerred tefekkür faaliyetinin ve bu yolla imal edilen fikrin tatbikatıyla ilgili tereddüt etmek, endişeye kapılmak veya soru sormak ihtiyacı duyabilir. Ülkemizde, bölgemizde ve dünyada kıyametin koptuğu bir dönemde, temel meseleler ve mücerred tefekkürün zamanı mıdır? Veya tatbikata dönük acil ihtiyaçlarımız varken bu kadar ağır meselelerle ilgilenmek doğru mudur? Bu ve benzeri soruların cevaplanması, aynı zamanda mücerred tefekkür ile tatbikat meselesini izah etmekle kabildir.
* Okumaya devam et

Share Button

ZÜLCENAHEYN CADDESİ-MÜCEDDİTLER SİLSİLESİ

ZÜLCENAHEYN CADDESİ-MÜCEDDİTLER SİLSİLESİ

(Terkip ve İnşa dergisi 21. sayı)

İlim ve irfan mecraları, her ne kadar birbirinin mütemmim cüzü olsa da, ayrı sahalara, ayrı usullere, ayrı güzergahlara sahiptir. İstikamet aynı ama güzergah farklı… Ayrı iki mecra olması, birbirinden ayrılma, birbirine alternatif hale gelme, hatta birbiriyle tezat teşkil etme ihtimalinin açık olduğunu gösterir. Ayrı iki mecra olması, bu ihtimalin sürekli idrak ve dikkat tarassudu altında tutulmasını şart kılar. Nitekim tarihte birtakım münakaşaların olduğu da sabittir.
İki ayrı mecra olması elzem fakat mecraların belli havzalarda birleşmesi, cem olması, terkibe ermesi de şart… Birbiriyle buluşmayan, temas etmeyen, aynı teknede hiç yoğrulmayan iki mecranın bir müddet sonra birbirine hasım olması bile işten değil. İslam, ilk ve son din… Nitekim bu ümmet, ümmetlerin en kıymetlisidir, zira İki Cihan Serveri Aleyhisselatü Vesselam da, Risalet ve Nübüvvetin tacıdır. Öyleyse bu ümmet, mürekkep temsiliyetini taşıyacak istidat ve maharettedir, bu istidat ve maharette zirve şahsiyetler yetiştirmiştir. Okumaya devam et

Share Button

MEDRESE, ZİHNİ-AKLİ TEDRİSAT MÜESSESESİDİR

MEDRESE, ZİHNİ-AKLİ TEDRİSAT MÜESSESESİDİR

(Terkip ve İnşa dergisi 21. sayı)

Fahr-i Kainat Aleyhisselatü Vesselamın devr-i saadetlerinde her şey O’nun “Nur Şahsiyeti”nde terkibe ermişti ve oradan tecelliye ediyordu. Hakikat-i Ferdiye’nin münhasır ve müstesna mümessili Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam, aynı zamanda “hakikat-i içtimai”yenin mürekkep haliydi. O’ndaki mana yekunu, kelamla tecelli, faaliyetle tezahür ediyordu. Nitekim Sahabe-i Kiram, O’nun içtimai tezahürü değil miydi?
Meselenin sırrı Allahu alem burada… O, hakikati ferdiyeyi temsil ediyordu ama aynı zamanda hakikat-i içtimaiyenin ta kendisiydi. Ferdiyetinin tecelli ve tezahürlerinden de Sahabe-i Kiram hayat bulmuştu. O emsal alındığında hakikat-i ferdiye’den bahsediyoruz demektir ki, hiç kimsenin şahsen O’nu emsal alma kudreti yoktur. Muhakkak ki mutlak ve nihai emsal O’dur. Fakat sahabe kadrosu, O’nun içtimai tezahürüdür ve her biri, O’nun nur şahsiyetinin bir cihetini temsil edebilmektedir. O’nu emsal almak, O’nu bihakkın temsil etmek kudretini kendinde vehmetmeye sebep olduğu andan itibaren vahim bir hataya dönüşür. Müminler, kendi mizaçlarıyla mütenasip olan Sahabeden birini emsal alıp, misalinin tavassutuyla O’na yaklaşmayı ümit etmelidir. Okumaya devam et

Share Button

TEKKE, KALBİ-RUHİ TEDRİSAT MÜESSESESİDİR

TEKKE, KALBİ-RUHİ TEDRİSAT MÜESSESESİDİR

(Terkip ve İnşa dergisi 21. sayı)

Tedrisat telakkisi, insan telakkisi ile ilim telakkisinin terkibinden ortaya çıkan en girift mevzulardan birisidir. İnsan telakkisi ile ilim telakkisi zaten kendi başlarına fevkalade çetin meselelerdir, bunların ikisini terkip etmek, ikisi arasındaki irtibatı en sıhhatli şekilde kurmak, ikisi arasındaki intikali mümkün ve müessir hale getirmek, çok daha girift ve zordur.
İnsan telakkisi; insan tabiat haritası ile teklif edilen ahlakın mütekamil kıvamdaki terkibiyle inşa edilen şahsiyeti esas almalıdır. Sadece insan tabiat haritası, “İnsan nedir?” sorusunun çıplak cevabıdır. Şahsiyet esas alındığında, insanın tabii haliyle inşai halini birlikte ifade etmiş oluruz. Tedrisat telakkisi ise; insanın tabii halini doğru teşhis etmek, onun üzerine ahlak inşa etmenin temel ilmidir. İnsan tabiat haritası doğru çıkarılamadığında ahlakla imtizacının sağlanması fevkalade zordur, şahsiyet terkip ve inşası ise imkansızlaşır. Okumaya devam et

Share Button

TAKDİM

TAKDİM

(Terkip ve İnşa dergisi 21. sayı)

Medrese ile tekke… Müesseseleşmiş iki tedrisat merkezimiz. Kadimde, özellikle de Osmanlıda bu iki müessese vazife taksimi yapmıştı. Kalbi-ruhi talim ve terbiyeyi tekke, zihni-akli talim ve terbiyeyi medrese üstlenmiş, aralarında müthiş bir irtibat ve münasebet kurulmuş, neticede ortaya Müslüman şahsiyetin muhteşem terkibi çıkmıştı. İslam’ın ilk üç neslinden sonra, medrese ile tekkenin en girift ve yüksek terkibinin gerçekleştiği Osmanlıdaki Müslüman şahsiyet emsaline ulaşılamamıştı.
Medrese, çürüdü, çöktü ve resmi olarak lağvedildi. Tekke, mücessem müessese olarak ortadan kalktı, tasavvuf manevi müessese olarak baki kaldı. Her ikisinin de müessese olarak kaybı, büyük terkibin yok olmasına sebep oldu. Yeniden başlayan medrese ve tekke teşebbüsleri, ikisi arasındaki terkip sırrını keşfedemeyenlerin elinde ya muhtevasız bir şekil, ya da şekilsiz bir muhteva olarak bocalıyor. Tekke ile medresenin birbirine alternatif olduğu zannı kadimde de zaman zaman yaşanmıştı ama Osmanlıda büyük terkip gerçekleşmiş ve mesele aslına irca edilmişti. İki müessesenin de hayattan çekildiği günümüzde, yine ikisinin birbirine alternatif olduğu vehmi zuhur etti. İki terkip unsuru, bazı mahfillerin elinde çatışma alanına döndü.
* Okumaya devam et

Share Button

CAMİNİN MÜESSESELEŞTİRİLMESİ PROJESİ

CAMİNİN MÜESSESELEŞTİRİLMESİ PROJESİ

(Terkip ve İnşa dergisi 20. sayı)

CAMİ-CEMİYET-HAYAT TASAVVURU
*İslam şehrinin merkezi camidir
“Şehir merkezi” tabiri, bir müddetten beri işyerlerinin yoğunlaştığı nokta olarak anlaşılmaya, şehirlerde bu anlayışa göre kurulmaya başlandı. Osmanlıdaki şehir planlaması, “cami-i kebir”i yani ulu camii merkez alırdı ki bu tatbikat Medine’deki Mescid-i Nebevi ile mutabıktı.
Şehrin merkezinde ne olduğu ile ilgili ve sınırlı bir meseleden bahsetmiyoruz, şehir anlayışının merkezinde ne olduğunu izah etmeye çalışıyoruz. İslami hayatın merkezi ubudiyettir, öyleyse İslam şehrinin merkezi camidir.
Ulu caminin şehir merkezinde olması, mekan haritasıyla sınırlı bir mesele değil, caminin hayatın merkezi olmasıyla ilgili bir bahistir. İslam cemiyeti, günde beş vakit camide cem olur ve oradan tekrar hayata döner. İslam cemiyetinde hayat, cami ekseninde deveran eder.
Cami, İslam cemiyet ve şehrinde, sadece namaz kılınacak bir mekan tertibi değil, içtimai meselelerin istişare edileceği, kararların ve tedbirlerin alınacağı, tatbikatın oradan başlayacağı içtimai karargahtır.
Okumaya devam et

Share Button

Klasik Dönem Osmanlı Tedrisatı ile Türkiye’nin Eğitim Anlayışının Farkı

KLASİK DÖNEM OSMANLI TEDRİSATI İLE TÜRKİYE’NİN EĞİTİM ANLAYIŞININ FARKI

(Terkip ve İnşa dergisi 20. sayı)

Anadolu halkı Osmanlı devletinin bakiyesidir. Yaklaşık 93 yıldır kurulmuş olan Türkiye cumhuriyeti hızla akıp giden bu çağda hala kuruluş devrini tamamlayıp yükseliş devrine geçememiştir. Bunun yegâne sebebi dâhili ya da yapısal meselelerdir. Siyasi bünye ile sosyolojik bünye arasındaki fikirsel ve kültürel çelişkiler ülkenin gelişimini yavaşlatmıştır. Nitekim bir ülkeyi güçlü ya da zayıf yapan şey genç nesillerin eğitimidir. Bu meyanda zirveye çıkmak isteyen bir milletin geçmişten ders alması gerekir. Dolayısıyla geçmişte zirveye ulaşmış Osmanlı gibi büyük bir numuneye sahip olanın talihini fark etmek lazımdır. İşte bunun için Türkiye’nin eğitim anlayışı ile Osmanlı’nın klasik dönem eğitim anlayışını mukayese etmek suretiyle ikisi arasındaki farkları ortaya koymak ve eğitim anlayışımızı buna göre yeniden gözden geçirmek gereklidir.
Okumaya devam et

Share Button

İÇTİMAİ MEKANLARI SOHBET MECLİSİ HALİNE GETİRMEK

İÇTİMAİ MEKANLARI SOHBET MECLİSİ HALİNE GETİRMEK
Misafirliğin bir de tedrisat ciheti vardı, onu da unuttuk. İçtimai irtibat ve münasebet mekanları, aynı zamanda tedrisatın vesilesiydi. Misafirlik, içtimai münasebet çeşitleri içinde tedrisat yoğunluğu ciddiye alınacak kadar ileri derecedeydi. Çünkü misafirlikten maksat, çoğunlukla sohbetti, sohbet ise en derin ve en müessir tedrisat usullerimizin başında geliyordu.
Misafirlik neredeyse sıfıra indi, artık misafir kabul etmeyen, misafirliğe gitmeyen bir hayatın içine düştük. Fakat misafirlik aynı zamanda yoğun içtimai münasebet yoluydu, misafirlik bitti ama içtimai münasebet ihtiyacı ortadan kalkmıyor. Evlerimizi büyüttük ama içtimai münasebeti evlerimizin dışına ittik. Büyük misafir odalarımız (salonlarımız) var ama boş… Özet olarak, içtimai münasebetlerimizi evin dışına, dış mekanlara taşıdık. İçtimai münasebetlerimizi dış mekanlara taşımak, özü itibariyle iyi bir şey değil. Bunu unutmadan söylemek lazım ki, dış mekanları da kendi rengimize boyamamız şart. Okumaya devam et

Share Button

TEDRİSAT MÜESSESELERİNİ ÇEŞİTLENDİRMEK

TEDRİSAT MÜESSESELERİNİ ÇEŞİTLENDİRMEK

(Terkip ve İnşa dergisi 20. sayı)

İlim, bilginin nizami tertibidir. Tedrisat da, ilmin insana nizami intikalinin sağlanmasıdır. Bu sebeple mektep ve medrese nizamı fevkalade hassas ve mühimdir. İlim telakkisi, medrese nizamı ve tedrisat usulü üzerinde kolayca ve umursamazca değişiklikler yapmak cinayettir. Bu ölçü ve hassasiyet muhafaza edilmek şartıyla söylüyoruz ki, tedrisat müesseselerini çeşitlendirmek gerekir.
Medresenin hassas bir nizami tertibe tabi tutulması lüzumu, onun tek bir çeşide mahkum edilmesi manasına gelmemelidir. İlimlerin tasnifine göre kurulacak medreseler, her ilim mecrası ve seviyesine göre farklılık arz eder, etmelidir. Bu mesele, medreselerle ilgili kısmıdır, bizim üzerinde durmak istediğimiz mevzu ise medrese dışındaki tedrisat müesseselerinin çeşitlendirilmesidir.
* Okumaya devam et

Share Button

İÇTİMAİ TEDRİSATI YAYGINLAŞTIRMAK

İÇTİMAİ TEDRİSATI YAYGINLAŞTIRMAK

(Terkip ve İnşa dergisi 20. sayı)

İlme ihtiyaç duymak başka bir şey, ilim adamı olmak başka bir şey… İlim adamı yetiştiren tedrisat, medresededir. Medrese dışındaki tedrisat mecralarından da ilim adamı yetişebilir ama medresenin murakabesinden geçmesi şarttır.
İlim, alimle kaimdir, bu sebeple medreseler ilim adamı yetiştirecek tedrisat faaliyetlerine azami dikkat göstermelidir. Fakat bir de insanların ve hayatın ilme ihtiyacı var, çünkü hayat ilimle kaimdir. İçtimai tedrisatı yaygınlaştırmak, hayatın muhtevasındaki ilim, irfan ve tefekkür yoğunluğunu artırmak için tek yoldur.
Meselenin sırrı burada… Hayatın muhtevasındaki ilim, irfan ve tefekkür yoğunluğunu artırmak… Türkiye’nin mevcut şartlarında hayatın muhtevasına ilim zerk edilmez, bu umursanmaz bile… Sadece meslek öğretimi yapılması, hayatın tamamen ilim, irfan ve tefekkürden uzaklaştırılması anlamına geliyor.
* Okumaya devam et

Share Button

İÇTİMAİ TEDRİSAT

İÇTİMAİ TEDRİSAT

(Terkip ve İnşa Dergisi 20. sayı)

İnsanın talim ve terbiyesini,(Batı için eğitim ve öğretimini) belirli bir yaşa hasretmek, batı uygarlığına mahsus bir anlayış ve yanlıştır. Batı’nın zihni işgali sonucu, kendi kadim müktesebatımızdan koptuğumuz için, asırlardır birikmiş tecrübeyi terk ettik. Hayat boşluk kabul etmediği için, insanın talim ve terbiye süreçlerini, batı uygarlığından ithal etmeye başladık. Pozitif bilim temelinde şekillenen batı kaynaklı müfredat, bizi kendi merkezimizden alabildiğince uzaklaştırdı. Eşya ve hadiseleri kavrayış tarzımızdan birçok meseleye kadar, temel telakkilere yaklaşımımız batılı aklın (pozitif aklın) bakışına uygun hale geldi. Okumaya devam et

Share Button

CAMİLERİ TEDRİSAT MEKANI HALİNE GETİRMEK

CAMİLERİ TEDRİSAT MEKANI HALİNE GETİRMEK

(Terkip ve İnşa dergisi 20. sayı)

Batılılaşmanın, devletin temel siyaseti, cemiyetin ana mecrası, fertlerin zihni merkezi haline gelmesiyle birlikte, İslam’a ait her kıymet, maksadının hilafında bir mahiyete inkılap etmiştir. ALLAH’ın halifesi olan insanın kendisine lütfedilen değeri idrak nispetinde kulluğunu izhar ve tatbik edeceği camiler, esas mahiyetinden uzaklaştırılmıştır. İslam dairesinde yer alan bir millet için cami, merkezi bir hüviyet ihtiva eder. ALLAH’a kulluk etmek için yaratılan insan, ibadetle mükelleftir.
“İbadetin zirvesi namaz, namazın zirvesi ise secdedir.” Cami, Müslümanlar için ibadetin zirveleşmesi, bu zirvenin, yani ibadetin “remzi”dir. İbadetle boyanan insan İslam’ın muhteva yekununu anlama cihetinde ilk önemli adımı atmıştır. İbadete sarılan Müslüman kendisinde saflaşan iman muharrik kuvvetiyle “İslam irfanını” kendisinde ve hayatta gerçekleştirebilmenin kudretine ve ufkuna sahip olacaktır. Okumaya devam et

Share Button

MEDRESESİZ TEDRİSAT

MEDRESESİZ TEDRİSAT
İlim ve tedrisatın temel hususiyeti muhakkak ki tertipli ve nizami olmasıdır. Bu sebeple ilim medresede imal ve muhafaza edilir. Bu çerçeve asla unutulmadan, tedrisatın medreseye mahkum edilmemesi ve medrese dışı tedrisat müesseseleri, mekanları, meclisleri oluşturmak gerekir.
İlmi muhafaza ederek tedrisatı medrese dışına taşımak fevkalade zordur. Zor olması, vazgeçmemizi gerektirmez, zira ilmi ve tedrisatı medreseye mahkum etmek, halkı bir nevi cahil bırakmak, cahilliğe mahkum etmek olur.
*
Tedrisatı medrese dışında da mümkün kılmanın altyapısı nedir? Madem medrese dışında da tedrisat meselesi şarttır öyleyse bunun altyapısı üzerine çalışmak gerekir. Okumaya devam et

Share Button

MEDRESEDEKİ TEDRİSAT

MEDRESEDEKİ TEDRİSAT

(Terkip ve İnşa dergisi 20. sayı)

Medrese, ilmin ana rahmidir. İlim orada keşfedilir, orada telif edilir, orada terkip edilir, tedrisatı orada yapılır. Tedrisat, medresenin vazifelerinden sadece birisidir, medrese tedrisattan ibaret hale geldiği günden itibaren gerilemeye, çürümeye ve çökmeye başlamıştır.
Medresenin birinci vazifesi, ilmi keşif, telif ve tertip etmektir. Zaten medresedeki esas tedrisat, mevcut ilmi müktesebatın talebeye ezberletilmesi ve öğretilmesi değildir. Medreselerde mesleki tedrisat olması da mümkündür ve bunlar ayrıdır. Esas ilimlerle ilgili tedrisat, ilmin keşif, telif ve tertip süreçlerinin talebe tarafından idrak edilmesini mümkün kılmak içindir. Bunu mümkün kılan tedrisat ise, ilmin keşif, telif ve tertip sürecini müderris ile talebenin birlikte gerçekleştirmesidir. Çünkü ilim tariflerinin en özlü ve hakikate en yakın olanı, “İdrak”tir. Kısaca ilim, idraktir. Öyleyse medreselerdeki ilmi tedrisat; idrak süreçlerini, talebenin kalbi ve zihni evreninde, ilmi usuller çerçevesinde idare edebilmesinin ruhi ve akli altyapısını inşa etmektir. İdrak süreçlerine vakıf olamayan, idrak süreçlerini sevk ve idare edemeyen, bunun tabii neticesi olarak idrak ve tefekkür faaliyetini gerçekleştiremeyen talebe, ilmi tedrisata tabi tutulmuş olmaz. Okumaya devam et

Share Button

HER YAŞTA VE HER YERDE TEDRİSAT

HER YAŞTA VE HER YERDE TEDRİSAT
“Ya hayır konuş ya sus” gibi, “Ya hakikati söyle ya da sus” gibi, dile tekerleme olduğu için “yorulan” kelam-ı kibarlarımız var. Bu tür hikmetler, tüm insanı ve hayatı kuşatan cinsten muhtevaya sahip olmasına rağmen, lisan yorgunluğu mu denir, muhteva yorgunluğu mu denir, medeniyet yorgunluğu mu denir, bir sebeple manasını ve müessiriyetini kaybetmiş hazinelerdir. Muhteva yorgunluğu idrak zafiyetinden kaynaklanır ve kelamı, manası boşalmış tekrarlar haline getirir. Manasına nüfuz edilmeyen tekrarlar ise müessiriyetini kaybeder.
“Ya hakikati söyle ya da sus” şiarındaki sükut, kendi kendini etkisizleştirmenin veya cemiyet tarafından baskı altına alınmanın manivelası değildir. Sükut, kadim müktesebatımızda “tefekkür faaliyetinin” diğer adıdır. “Sus, sus ki düşünebilesin”… Zira konuşan insan tefekkür edemez, tefekkürün ön şartı sükuttur, sükut aynı zamanda tefekkürün ruhi iklimidir. Okumaya devam et

Share Button

İŞGALİN KARARGAHI ÜNİVERSİTELER

İŞGALİN KARARGAHI, ÜNİVERSİTELER

(Terkip ve İnşa dergisi 20. sayı)

Türkiye’de maalesef bilim tahsili kalmadı, bu sebeple bilim de kalmadı. Üniversiteler, “meslek yüksek okulu” haline geldi, sadece meslek edinmek için gidilen resmi kuruluşlardan ibaret bir hal aldı. Meslek edinmek de bir tedrisat meselesidir muhakkak ama tedrisatı bu meseleye mahkum hale getirmek, ilmi idam etmektir.
Her ne kadar üniversitelerden mezun olduktan sonra akademik süreçlere devam etmek gibi “bilim tahsili” olduğu zannedilse de, üniversiteyi meslek edinmek için okuyanlar, akademisyenliği de bir “meslek” olarak görmektedir. Üniversite de buna uygun davranmak için elinden geleni yapmakta, bilim tahsili ve sonunda bilim üretimi gerçekleşmemektedir.
Üniversiteler, batının bilimini bu ülkeye taşıyan posta kuruluşlarıdır, akademisyenler de postacı kimliğine bürünmüş, bunu kanıksamıştır. “İlim” zaten yok, batı bilimi de hakkıyla tahsil edilememekte ve üretilememektedir. Ülkede bir tane bilim kuruluşu yoktur. Okumaya devam et

Share Button

TAKDİM

TAKDİM

(Terkip ve İnşa dergisi 20. sayı)

Tedrisatın medreseye (okula) ait olduğuna dair yaygın bir yanlış anlayışımız var. Hem bu yanlış anlayışı hatırlatmak ve telafi etmek hem de medrese dışında tedrisatın olduğunu, olması gerektiğini izah etmek için bu sayımızın kapak mevzuunu, “Tedrisat ve Medrese” olarak tespit etmiştik.
Medrese, tedrisatın müesseseleşmiş misalidir. Bir faaliyet çeşidinin, müessesesiyle hatırlanması ve müessesesiyle kaim olduğu zannının kabul görmesi çok da vahim bir hata değil. Kaldı ki tedrisatın nizami süreci medresede kabil ve kaimdir. Ne var ki tedrisatı medreseye mahkum etmek, hem tedrisat telakkisindeki zafiyeti gösterir hem de tedrisatın tüm halka şamil olmasını mümkün kılan birçok cüzünün inkarını veya iptalini doğurur. Okumaya devam et

Share Button

KARARGAH ANADOLU DERGİSİ 1. YIL MEVZU HARİTASI

KARARGAH ANADOLU DERGİSİ YILLIK MEVZU HARİTASI

(Terkip ve İnşa dergisi 19. sayı)

NOT: Karargah Anadolu dergisi, Ocak 2017 yılında yayına başlayacaktır. Yayına başlamadan önce beş-altı sayısının muhtevası hazırlanmaktadır. Yazı yazmak isteyenlerin, Aralık ayı ortalarına kadar yazılarını göndermeleri gerekmektedir.

1.SAYI-KARARGAH ANADOLU
*Türkiye’nin tarihi mesuliyeti
*Türkiye’nin stratejik ehemmiyeti
*Türkiye’nin karargah haline gelmesi
*Karargah olmanın fikri altyapısı
*Karargah olmanın ufuk şartı
*Karargah olmanın dirayet ve dayanıklılık şartı
*Karargah olmanın teşkilat altyapısı
*Karargah olmanın istihbarat altyapısı
Okumaya devam et

Share Button