TERKİP VE İNŞA DERGİSİ 28. SAYI FİHRİSTİ

FİHRİST

Takdim///Editör
İhya usulü///Haki DEMİR
Çetin bir mesele, İhya…///Prof. Dr. Veysel ASLANTAŞ
İhya müessesesi olarak tasavvuf///İbrahim SANCAK
Müesseselerin ihyasında tasavvuf///Nurettin SARAYLI
Medeniyetimizde çınarın tasavvufi anlamı///Ahmet Doğan İLBEY
İlim telakkimizin ihyası///A.Bülent CİVAN
İhyada mana-suret münasebeti///Ünal YILMAZ
Nasıl bir ihya hareketi…///Salih Kerem TÜRK
Kitap tetkiki (İslam medeniyet tasavvuru-1-)///Ünal YILMAZ

Derginin “e-dergi” formatını istemek için
OSMAN GAZNELİ
osmangazneli@gmail.com

Share Button

TATBİK İLİMLERİ

TATBİK İLİMLERİ

(Terkip ve İnşa dergisi 8. sayı)

İlim, öncelikle insan ve varlıktan müstakildir. Bu haliyle “Mutlak İlim” mahiyetindedir ve onun adı hakikattir. Hakikat, insan ve varlıkta mahfuz değil, onlarda ancak tecelli ve tezahür halindedir. Kadim ilim müktesebatımızda “Eşyanın hakikatinin sabit olması”, eşyanın “hakikati” taşıyabileceği manasına gelmez, eşya ancak hakikatin tezahürlerinden biridir ve hakikatin ipuçlarını veren kesret cümbüşüdür. Hakikatin yolu, varlığın (mahlukatın) zirvesi olan insanın kalbi dünyasındadır ve o yola ancak ruh girebilir.
İlim, aşağıların aşağısında yaşayan insanın, yukarıların yukarısı olan hakikate ulaşması için ihsan edilmiş meratip güzergahıdır. Buna varoluş güzergahı da dense olur, hakikat güzergahı da dense olur, geldiğimiz yere avdet etmenin deveran güzergahı da dense olur. Netice olarak ilim; son tezahür safhası olan eşyadan, eşya seviyesinden, aşağıların aşağısından (dünyadan) başlayarak, önce Mutlak İlme, sonra Mutlak Varlığa ulaşmanın yoludur. Bu kadar aziz, bu kadar mukaddes, bu kadar kıymetlidir. Bu sebepledir ki, batının materyalist felsefesi üzerine bina edilmiş pozitif bilim (ilim değil) anlayışına, o anlayışın verilerine “ilim” muamelesi yapmak, ilmin son safhası olan maddi tezahürlere mahkum olmak, aşağıların aşağısına razı olmak, madde seviyesinde debelenmeyi ilmi yolculuk (inkişaf) zannetmektir. Kadimden beri ümmetin hiçbir nesli, ilmin son tecelli safhası olan maddeye, madde seviyesine, maddi tezahürlerine ilim muamelesi yapmamış, ilmi basit (maddi) bilgiden ibaret görmemiştir. Okumaya devam et

Share Button

İLİMLERİN ŞAHİKASI “HAKİKAT İLMİ”

İLİMLERİN ŞAHİKASI “HAKİKAT İLMİ”

(Terkip ve İnşa dergisi 6. sayı)

Mutlak İlim (Kur’an-ı Kerim ve Sünnet-i Seniyye) muhakkak ki tevhid ilmidir, çünkü “Tek” olandan gelir ve O’nun “tek” olduğunu beyan eder. Öyleyse Mutlak İlmin tefsirinden ilk keşfedilecek ilim mecrası, Tevhid ilimleri mecrasıdır. Tevhid ilimleri mecrasının ise zirvesi, “hakikat ilmi”dir. Bu manada Mutlak İlim bizzarure hakikat ilmidir.
Tevhid ilimleri mecrası, öncelikle Mutlak İlmin sahibini, sahibinin isim ve sıfatlarını izah eder. Sahibini (Allah Azze ve Celleyi) anlatmayan Mutlak İlim, muhatabını (insanı) anlatmış olamaz. Bu sebeple Mutlak İlmin “mevzu haritasının” zirvesinde, “tevhid” bahsi vardır, başka türlü bir mevzu haritası ve listesi hazırlamak, Allah Azze ve Celle’nin dinin mutlak surette yanlış anlamak olur.
Hakikat ilmi, tevhid ilimleri mecrasının terkip ilmidir. İlmin hakikati, muhakkak ki hakikat ilmidir. Tevhid ilimleri mecrası ve onun zirvesi ve terkibi olan hakikat ilmi yoksa ilimden bahsetmek, bilgiyle çelik çomak oynamak cinsinden bir gevezeliktir.
* Okumaya devam et

Share Button

TEVHİD İLİMLERİ MECRASI

TEVHİD İLİMLERİ MECRASI

(Terkip ve İnşa dergisi 5. sayı)

İslam ilim mecraları içinde idrak ve izahı en zor olanı “Tevhid ilimleri mecrası”dır. Bu bahis birçok açıdan zorluk taşır; öncelikle ana mecra olan Kur’an ilimleri mecrasının kalbi olmasından, sonra tevhidi mevzu edinmesinden, daha sonra da akılla idrak ve izah etme imkansızlığından… Bu kadar çok sebeple zor olan bir mevzuda, derinliğine izah çabasına girmeyeceğimizi ifade edelim. Okumaya devam et

Share Button

KUR’AN İLİMLERİ MECRASI

KUR’AN İLİMLERİ MECRASI

(Terkip ve İnşa dergisi 5. sayı)

Kur’an ilimleri mecrası, Sünnet-i Seniyyeyi de ihtiva eden “mutlak ilim” bahsini esas alır. Kur’an-ı Kerim ve Sünnet-i Seniyye hem mutlak ilimdir hem de ilmin mutlak ve nihai kaynağıdır. Bu cihetle ilmin tek ve şeriksiz kaynağıdır. Tevhid bahsinde, nasıl ki açık veya gizli şekilde başka bir ilah edinmek men edilmiştir, onun gibi İslam ilim telakkisinde de kaynak vahdeti vardır ve şeriki olmayan kaynak, “mutlak ilim” olmak cihetiyle Kitap ve Sünnettir. Okumaya devam et

Share Button

TEKKE, İNSANIN VAROLUŞ KARARGAHIDIR

TEKKE, İNSANIN VAROLUŞ KARARGAHIDIR

(Terkip ve İnşa dergisi 21. sayı)

Tekkedeki tedrisat, bilgi nizamından ziyade, mana nizamına tabidir. Bu sebeple zihni-akli bir nizama değil de, kalbi-ruhi bir nizama tabidir.
Bilgi nizamı kurmak kolay, bilginin insana nakli de kolay… Mesele mananın naklidir ve bunun hem süreçleri hem de nizami çerçevesi farklıdır. Bilgi nizamını kurmanın kolaylığı, mana nizamına nispetledir, yoksa bilgi nizamı kurmakta zordur.
İnsanda ezberleme ve öğrenme istidadı güçlüdür, herhangi bir tedrisata tabi tutulmasa ve sokakta yaşasa bile bilgi edinir. Bu şekilde edinilen bilginin kaotik olması kaçınılmazdır muhakkak ama bilgi edinme süreci kendiliğinden işler. Yani insan konuşmayı öğrendikten sonra kesintisiz şekilde bilgi edinmeye başlar. Zira ezberleme ve öğrenme istidadı, res’en (kendiliğinden) çalışır. Tedrisatın lüzumu, hangi bilgilerin hangi nizami çerçevede insan iç alemine intikal etmesi gerektiğini göstermesi bakımındandır. Okumaya devam et

Share Button

TEKKE, HAYATIN MUHTEVASINI TELİF EDER

TEKKE, HAYATIN MUHTEVASINI TELİF EDER

(Terkip ve İnşa dergisi 21. sayı)

Önce “niçin” sorusunu sormak, idrak süreçleri için daha doğru gibi görünüyor. “Niçin” sorusunu cevaplamadan, “nasıl” sorusunu sormak, idrak süreçlerini tersinden çalıştırmak gibi geliyor. “Nasıl yapmalıyım” sorusu, “niçin yapayım ki” sorusuyla boşluğa düşüyor. “Niçin yapayım” sorusu cevaplanabilirse, “nasıl yapayım” sorusuna sıra geliyor.
“Niçin yapayım” sorusunun cevabı, fiilin illetidir, sebebidir. Bu soru cevaplanamadığında “yapma lüzumu” veya ihtiyacı veya zarureti ortaya çıkmıyor. Yapmam gerekmiyorsa, nasıl yapacağımı bilmekte ne fayda var. İdrak sürecinde “niçin” sorusunun, “nasıl” sorusuna mukaddem olduğu açık ve nettir. Fakat bir problem var, hayat sürecinde “nasıl” sorusu, “niçin” sorusuna mukaddemdir. Meselenin düğümlendiği nokta da burasıdır. Okumaya devam et

Share Button

TEKKE; İRFAN, HİKMET, HAKİKAT TEDRİSATI YAPAR

TEKKE; İRFAN, HİKMET, HAKİKAT TEDRİSATI YAPAR

(Terkip ve İnşa dergisi 21. sayı)

İrfan, tevhide vasıl olacak derinlikte bir kıymettir. Kitab-ı Kerim ve Sünnet-i Sahiha, hem bu alemi hem de ahireti ihtiva eden bir özettir ve irfan, dünya ile ahiret arasındaki güzergah haritasını keşif, telif ve izah eden, taliplerini de o güzergahta yola çıkaran ilimdir. Medresenin telif ve tanzim ederek zapt altına aldığı ve çevre emniyetini sağladığı dünyada, ahiret yolculuğunu (tevhid yolculuğunu) başlatan ve yürüten ilmin adı irfan, müessesesinin adı ise tasavvuftur.
İrfanın ilimle çatıştığı vehmi, kuru bilgide kalan sathi anlayışların kuruntusudur. Bunlar, öncelikle şekil bilgisine mahkumdur, sonra bilgi vahitleri arasında şekli irtibat kurmaktan başka bir şey yapamaz. Bilginin irfani buudunu fark ve idrak edemeyenler, mana ve muhtevadan mahrum mantık budalalarıdır.
* Okumaya devam et

Share Button

TEMEL TELAKKİLER VE TATBİKAT MESELESİ

TEMEL TELAKKİLER VE TATBİKAT MESELESİ

(Terkip ve İnşa dergisi 21. sayı)

Mevzu haritasının dışında yazmaya devam ediyoruz. Artık dergide, mevzu haritası dışında bir mecra açmak ve az sayıda da olsa yazı yayınlamak niyetindeyiz. Gerçi her ne kadar mevzu haritası dışında yazıyor olsak da, neticede aynı tefekkür havzasında bulunmaya devam ediyoruz.
*
Terkip ve İnşa dergisinin mevzu haritaları, temel meselelerle ilgilidir, tabii olarak temel telakkileri tetkik etmektedir. Bu tür mevzular, zaruri olarak mücerred tefekkür faaliyetini gerektirir. Dergimizi takip eden dostlar, mücerred tefekkür faaliyetinin ve bu yolla imal edilen fikrin tatbikatıyla ilgili tereddüt etmek, endişeye kapılmak veya soru sormak ihtiyacı duyabilir. Ülkemizde, bölgemizde ve dünyada kıyametin koptuğu bir dönemde, temel meseleler ve mücerred tefekkürün zamanı mıdır? Veya tatbikata dönük acil ihtiyaçlarımız varken bu kadar ağır meselelerle ilgilenmek doğru mudur? Bu ve benzeri soruların cevaplanması, aynı zamanda mücerred tefekkür ile tatbikat meselesini izah etmekle kabildir.
* Okumaya devam et

Share Button

ZÜLCENAHEYN CADDESİ-MÜCEDDİTLER SİLSİLESİ

ZÜLCENAHEYN CADDESİ-MÜCEDDİTLER SİLSİLESİ

(Terkip ve İnşa dergisi 21. sayı)

İlim ve irfan mecraları, her ne kadar birbirinin mütemmim cüzü olsa da, ayrı sahalara, ayrı usullere, ayrı güzergahlara sahiptir. İstikamet aynı ama güzergah farklı… Ayrı iki mecra olması, birbirinden ayrılma, birbirine alternatif hale gelme, hatta birbiriyle tezat teşkil etme ihtimalinin açık olduğunu gösterir. Ayrı iki mecra olması, bu ihtimalin sürekli idrak ve dikkat tarassudu altında tutulmasını şart kılar. Nitekim tarihte birtakım münakaşaların olduğu da sabittir.
İki ayrı mecra olması elzem fakat mecraların belli havzalarda birleşmesi, cem olması, terkibe ermesi de şart… Birbiriyle buluşmayan, temas etmeyen, aynı teknede hiç yoğrulmayan iki mecranın bir müddet sonra birbirine hasım olması bile işten değil. İslam, ilk ve son din… Nitekim bu ümmet, ümmetlerin en kıymetlisidir, zira İki Cihan Serveri Aleyhisselatü Vesselam da, Risalet ve Nübüvvetin tacıdır. Öyleyse bu ümmet, mürekkep temsiliyetini taşıyacak istidat ve maharettedir, bu istidat ve maharette zirve şahsiyetler yetiştirmiştir. Okumaya devam et

Share Button

AKL-I SELİM MEKTEBİ 5. CİLTTEN…

16.MEVZU: TECRİT GÜZERGAHI
1.Ders
*Tecrit istikameti nedir?
2.Ders
*Tecrit istikametinin vahdeti
3.Ders
*Tecrit istikametinin vahdeti, külli idraki mümkün kılar
4.Ders
*Tecrit istikametinin vahdeti, tevhide ulaşmanın ön şartıdır
5.Ders
*Tecrit güzergahı nedir?
Okumaya devam et

Share Button

TRABZON ORTAHİSAR DÜŞÜNCE ARAŞTIRMA DERNEĞİ SEKRETERİ ARSLAN BALTA İLE MÜLAKAT

ARSLAN BALTA: KUR’AN İSLAMI KANAATİMCE PROJEDİR

GEÇMİŞTEKİ BİLGİLER REDDEDİLEMEZ

METİN ACIPAYAM: Hadis ve Sünnet inkarcıları yerli oryantalistler midir? Bu inkarın tabii neticesi olarak Hz. Peygambersiz bir İslam anlayışı istenildiği aşikar. Bu konudaki görüşleriniz nelerdir?

ARSLAN BALTA: Hiçbir zaman bir başkasını kendi öznel düşüncemden yola çıkarak tanımlama taraftarı değilim. Ben sadece bugün hadis ve sünnet çerçevesinde var olan düşünceye karşı kendi düşüncelerimi olabildiğince ilmi boyutta ortaya koymaya çalışıyorum. Kim kendisini nasıl tanımlamak istiyorsa öyle tanımlasın. Benim usulüm böyle. Ben var olan tüm düşüncelerin bir ön yargı olmaksızın anlaşılmaya çalışılması gerektiğini düşünüyorum. Anlamaya çalıştıkça önceden önyargıyla baktığım birçok düşüncenin, hiçte düşündüğüm gibi olmadığını görmüşümdür. Eleştirilerimiz makaleler üzerinden olmalıdır. Birbirimizi inkâr ederek hiçbir yere varamayız. Tam aksine düşünce dünyamızı fakirleştiririz. Batıya eleştirel gözle bakmakla birlikte, düşünce dünyalarındaki renkliliğin, bilgiyi üretmede kendilerine ciddi katkılar sağladığını görmek gerekir. İslam düşünce tarihinde çok önemsediğimiz bazı alimlerin birbirini eleştirmek yerine, tekfir etme gibi bir yol seçmeleri bence iyi olmamıştır. Bu gelenek maalesef bugün değişik bir boyutta devam etmektedir. Birbirimiz hakkında hüküm verme yerine, düşünce planında seviyeli bir tartışma ortamı hazırlamalıyız. Genç kuşaklara bizler böyle bir zemini miras bırakmalıyız.

Okumaya devam et

Share Button

NAKİBU’L EŞRAF-MEŞAYIH NAİPLİĞİ

NAKİBÜ’L EŞRAF-MEŞAYIH NAİPLİĞİ

Meşayıh niyabeti, cemiyetin kalbi idare merkezidir. Hayatın kalbi-manevi hünkarları olan meşayıh, kendi alemlerindeki makam ve mertebeleri, manevi meclislerinde mahfuz ve cari olmak üzere, zahiri hayat ölçüleriyle bu niyabete bağlıdır.
Meşayıh Niyabeti, velayet iddiasındaki her şahsı hesaba çekmek, imtihan etmek, ceza veya beraat kararı vermek salahiyetine maliktir. Mezkur Niyabet, bu işleri yapmak üzere muvakkat veya daimi “meşayıh şurası” teşkil edebilir.
Meşayıh Niyabeti, cemiyetin ve hayatın merkezini, kalbi daireye ve hassasiyete taşımakla vazifelidir. İhtilafları kalbi hassasiyet ölçülerine göre halletmek işiyle meşguldür. Hayatı, feragat ve fedakarlık, af ve merhamet, teavün ve tesanüt, infak ve ikram üzerine kurmayı gaye edinir. Hak ölçüleri keskindir, Şeriat kat’i ölçülerden mürekkeptir. Oysa kalp merkezinde doğan ve büyüyen edep ve ahlak, munistir, mutedildir, muhittir.
Okumaya devam et

Share Button

FETHULLAH GÜLEN’İN TİPOLOJİSİ MAALESEF ÇOK YAYGIN

FETHULLAH GÜLEN TİPOLOJİSİ MAALESEF ÇOK YAYGIN

Fethullah Gülen tipolojisi nedir? Sitemizde birçok yazarımız Fethullah Gülen’in kişilik (şahsiyet değil) tipolojisine dair dolaylı birçok yazı yazdı. Dolaylı yazılan yazılardaki muhtevadan, farklı bir başlığın kompozisyonunu çıkarmak biraz zor bir iştir, bu sebeple doğrudan meseleye temas etmekte fayda var. Fethullah Gülen’in kişilik tipolojisi çıkarıldığında görülecektir ki, Müslümanların lider olarak bağlandıkları insanların kahir ekseriyeti aynı tipolojiye sahiptir. Böylece meselenin ne kadar yaygın bir problem olduğu da görülebilir.

Fethullah Gülen’in, örgüt içinde inşa ettiği mistik kişilik tipolojisi, ölçüleri ve emirleri “kitap”tan değil, bizzat kitabın kaynağından aldığını söyleyecek kadar haddini aşan, kendini mevcut insanların hepsinin üstüne koyduğu gibi tarihteki insanların da üzerinde bir makama oturtan, aslında ise klinik vaka bir psikopattır. Zaten herhangi bir “ölçü” tanımıyor ve sadece “emir”leri kitabın kaynağından aldığını söylüyor. Emirleri kitabın kaynağından aldığına örgütünü inandırdığı için, kitapta bulunmayan ölçüler koyabilen veya kitaptaki ölçüleri kendi indi görüşlerine göre tahrif ve tağyir eden bir “mit” haline gelmiştir. Şehadet kelimesini kaldıran, böylece Müslüman olmanın gerekmediğini söyleyebilen, yerine ise sadece tevhid kelimesini ikame eden Fethullah Gülen, bu işi yapabilmek için ihtiyaç duyduğu yetkiyi, kitaptan alamayacağı için kitabın kaynağından aldığını çevresine söylüyor. Öyle ya, kitabı tağyir etmek için kitabın kaynağından yani Allah’tan emir almak, O’nunla konuşmak gibi bir “makam” gerekiyor.
Okumaya devam et

Share Button

FETHULLAH GÜLEN’İN FİKİR HİLESİ-13-ŞAHSİ İKTİDAR İNŞASI

FETHULLAH GÜLEN’İN FİKİR HİLESİ-13-ŞAHSİ İKTİDAR İNŞASI

Tecdit ve velayet makam ve salahiyetini zekice çalarak önce kendinde “mistik şahsiyet” sonra da örgütün üst yönetiminde “mistik merkez” inşa eden Fethullah Gülen şahsi iktidar peşinde koşuyor veya tüm iktidarları şahsında toplamaya çalışıyor. Müceddit kendisi, veli kendisi, mütefekkir kendisi, bunlar yetmiyormuş gibi, siyasetçi kendisi, polis şefi kendisi, Yargıtay başkanı kendisi, holding patronu kendisi, medya sahibi kendisi ila ahir…

İktidar inşası, içinde yaşadığın kültür evreninin manevi esaslarıyla mümkündür. Türkiye’de iktidar inşası için birinci şart, kendini İslam üzerinden ifade etmek, İslam’ın esaslarıyla izah etmek, İslam üzerinden iktidar devşirmektir. Bununla iktifa ederseniz İslami otorite olursunuz ama müşahhaslaşmış bir iktidar inşası gerçekleşmez. Buna ilave olarak, bir örgüt sahibi olmanız, maddi kuvvet biriktirmeniz, tesir etmeniz gerekir. Fethullah Gülen, İslam’dan devşirdiği ve muhtevasını değiştirerek “mistik” özellikler kazandırdığı şahsiyetini güçlü bir örgüt ile desteklemiş, cemiyete ve devlete nüfuz etmiş, iktidar inşası için gerekli şartları elde etmiş birisidir.
Okumaya devam et

Share Button

FETHULLAH GÜLEN’İN FİKİR HİLESİ-10-MÜCEDDİT VE MİSTİK ŞAHSİYET

FETHULLAH GÜLEN’İN FİKİR HİLESİ-10-MÜCEDDİT VE MİSTİK ŞAHSİYET

Ruhban sınıfı ve dinin temsilciliği meselesi birbirine karıştırılmakta, din adına söz söyleme salahiyeti ruhbanlık olarak anlaşılmakta, ruhbanlığın olmaması ise tam bir serkeşlik ve temsilsizlik olarak kabul edilmektedir. İslam’da ruhbanlık ve ruhban sınıfı yoktur, doğru ama bununla beraber dini temsil salahiyetine sahip insanlar vardır, olmalıdır. Aksi takdirde doğru anlayışı takip ve muhafaza etmekte arızalar yaşanacağı gibi, vahdetin temin ve devamı da kabil olmuyor.

Ruhbanlık, dinin esaslarıyla ilgili karar verebilen, dinin esaslarını değiştirme yetkisine sahip, mesela “haram ve helal” tayininde bulunabilen kişilerdir. Dinin esaslarıyla ilgili karar verme yetkisi, “din inşası” anlamına gelir. İslam, ikmal edilmiştir ve dinin tamamiyetine dair eksik veya fazla bir harf bile yoktur, Müslümanın ilk vazifesi de önceki nesillerden emanet olarak teslim aldığı dini “olduğu gibi” muhafaza etmektir.
Okumaya devam et

Share Button

FETHULLAH GÜLEN’İN FİKİR HİLESİ-9-MİSTİK MERKEZ İNŞASI

FETHULLAH GÜLEN’İN FİKİR HİLESİ-9-MİSTİK MERKEZ İNŞASI

Müslümanın istikametini tayin eden ana mevzular ve alametler şöyle sıralanabilir; itikatta tevhid, anlayışta terkip, tatbikatta vahdet…

İtikat, meselelerin meselesidir ve Müslümanın imanı tevhidedir, tevhid üzeredir. İdrak bahsinde ise meselelerin meselesi terkiptir, terkip marifetiyle bir taraftan tecrit ve tenzih güzergahına yükseliriz diğer taraftan parça fikirlerden ve parça fikirlerin savruluşundan kurtularak bütünlüğe, vahdete, tevhide ulaşırız. Tatbikatta ise esas olan mesele Müslümana husumet tevcih etmemektir, Müslümanlar arası husumeti izale ve vahdeti temin etmektir. Müslümanlar sadece Müslümanlara hasım olan Müslümanlık iddiasında bulunanlara karşı husumet beslerler ki onlar fitnenin ta kendisidir.
Okumaya devam et

Share Button

FETHULLAH GÜLEN’İN FİKİR HİLESİ-8-MAKAM SAHİBİ Mİ HİLEKAR MI?

FETHULLAH GÜLEN’İN FİKİR HİLESİ-8-MAKAM SAHİBİ Mİ HİLEKAR MI?

Fethullah Gülen, “Kalbin Zümrüt Tepeleri” isimli eserinde, tasavvuftaki makamlardan birine sahip olduğu hissini veriyor. Tevazu maskesini aralayıp da altındaki derin kibri görenler talip olduğu makamın ise “insan-ı kamil” olduğunu farkeder.

İnsan-ı Kamil, kendinin de kitapta anlattığı üzere, Risalet ve Nübüvvetten sonraki en yüksek makamdır. Talip olduğu makam, tasavvuftaki herhangi bir makam değil, zirvedir. Adamdaki hırs, sınır tanımaz bir talepkarlığı doğurmuş, o da gözünü kör etmiş…

Talepkarlığını ve iddia sahibi olduğunu gizlemek için tevazu ifadelerini kitabın sayfalarına seyrek şekilde serpiştiren Fethullah Gülen, bizim yaptığımız gibi muhtemel tenkitlerin karşısına savunma bariyerleri örmüştür. Nikah yemini ile kendisine bağlanan insanların “tevazu” olarak kabul ettikleri şu ifadeler aslında hakikatin itirafıdır.
Okumaya devam et

Share Button

FETHULLAH GÜLEN’İN FİKİR HİLESİ-7-TERTİP VE TASNİF ZAFİYETİ

FETHULLAH GÜLEN’İN FİKİR HİLESİ-7-TERTİP VE TASNİF ZAFİYETİ

Fethullah Gülen’in “Kalbin zümrüt tepeleri” isimli eseri, hiçbir tertibe sahip olmayan kaotik bir çalışma özelliği taşıyor. Tertipsizlik o kadar aşikar ki, ağır dili ve etkileyici üslubu bile bu husustaki zafiyeti perdeleyememiştir.

Öncelikle mevzuların tertip ve tasnifi yok, sonra “mana tertibi” yok, bunlar olmayınca tecrit, tenzih ve tevhid güzergahının “meratip tertibi” yok. Mevzuların yatay tasnifi olmadan, dikey tasnifi mahiyetindeki meratip silsilesi yapılamıyor. Hiçbir tertibe tabi tutulmadan, hiçbir tasnif yapılmadan kitap sayfalarına gelişigüzel serpiştirilmiş meratip silsilesine dair ifadeler, meseleyi anladığına değil, tam aksine anlamadığına işaret ediyor.
Okumaya devam et

Share Button

FETHULLAH GÜLEN’İN FİKİR HİLESİ-6-İMAM-I RABBANİ HAZRETLERİNİ TAHFİF

FETHULLAH GÜLEN’İN FİKİR HİLESİ-6-İMAM-I RABBANİ HAZRETLERİNİ TAHFİF

Fethullah Gülen’in dilinde tarihi şahsiyetlere karşı bir hürmetsizlik yok. Hürmetsizlik yok ama buna karşılık çok sinsi bir tahfif var. Dikkatli tetkik edilmediği takdirde gözden kaçan bu husus, anlayış çerçevesini bozduğu gibi, hak etmediği bir makamı iktisap teşebbüsü olarak görünüyor.

Gizli tahfif meselesinin en aşikar misali, Müceddid-i Elf-i Sani İmam-ı Rabbani Hazretleri ile ilgili tavır ve beyanlarıdır. İkinci bin yılın müceddidi olan büyük İmamın beyanlarını tashih etmek cüretini gösteriyor. Büyük İmamın bir konudaki görüşünün “yanlış” olduğunu aşikar şekilde söylüyor ve “doğrusunun” ne olduğunu bildiğini iddia ediyor. Müthiş bir cüret… Birçok zat ile ilgili göstermediği bu refleksini, her nedense İmam-ı Rabbani Hazretleri hakkında açıkça ifade etmekten çekinmiyor.

Misal;
Okumaya devam et

Share Button