ÇATI KURULUŞ İHTİHACI-5-ADALET DİVANI

ÇATI KURULUŞ İHTİYACI-5-ADALET DİVANI
Müslüman gurupların İslam Hukukunda ehliyet sahibi insanları namzet göstermesiyle teşkil edilen Adalet Divanı, Müslüman guruplar arasındaki ihtilaflara, tarafların rızası ve müracaatı ile bakar, ihtilafları İslam Hukukuna göre muhakeme eder ve karara bağlar. Kararın müeyyidesi, içtimai müeyyidedir, yani karara uymayan taraflara karşı Müslüman gurupların nasıl tavır takınacağını tayin eder.
Öncelikle Adalet Divanı Müslüman fertler arasındaki ihtilaflara değil, Müslüman guruplar arasındaki ihtilaflara bakar. Fertler arası münasebetlere bakmak, çok yoğun bir iş yükü ve çok geniş bir teşkilat ağını gerektirir, Müslümanlar böyle bir mahkeme teşkilatına sahip olmak isterlerse, o mesele ayrı bir başlık altında değerlendirilmelidir. Ne var ki Müslüman guruplar arası ihtilaflara bakacak bir Adalet Divanı inşa ve ihdas edilebilir de, çalışmalarına başlayabilirse, kararları Müslümanlar tarafından kabul görülür ve riayet edilirse, yaygın bir mahkeme teşkilatının anlayışını ve tatbikat altyapısını oluşturur.
Şeriat mahkemelerini kurmak mevcut mevzuata göre açıkça mümkün değil ama bu konuda bir mevzuatta bir yol var. “Tahkim müessesesi”… Yani hakemlik müessesesi… Bu imkandan faydalanarak Müslümanlar ismine Şeriat mahkemesi demeden, Şeriat mahkemesini kurabilirler, bu konuda yaptığımız çalışmalar sitemizde (www.fikirteknesi.com) yayınlandı, ilgilenenler tetkik edebilirler.
Çatı kuruluşa dahil olan Müslüman guruplardan her birinin bir adet İslam Hukukçusu aza verme salahiyeti tanınmalıdır. İslam Hukukçusu mevzuunda zafiyet ve eksiklik yaşanması halinde yani her Müslüman gurup bu liyakat ve ehliyete sahip bir şahıs veremezse, mevcut imkanlar dahilinde Adalet Divanı teşkil edilir. Böylece İslam Hukuku mevzuunda ne kadar ehliyet sahibi insan olduğu da anlaşılır ve eksiklik farkedilir.
Adalet Divanının teşkilatlanma ve faaliyet usulleri hakkında bir nizamname hazırlanır. Bu nizamnameye göre teşkilatlanan Adalet Divanı, faaliyet alanını, yargılama salahiyetini, bu salahiyetin sınırlarını tayin eder. Daha sonra “Muhakeme Usulü” hakkında bir nizamname hazırlanır, bu nizamname, İslam Ceza Muhakemesi Hukuku ve İslam Hukuk Muhakeme Hukukundan faydalanarak, iki bahis halinde tanzim edilir. Adalet Divanı, umumiyetle ceza muhakemesi hukukuna göre yargılama yapacak işlere bakar ama bunların dışında mesela bazı ihtilaflardan doğan hak ihlalleri için tazminat kararı vermek gerektiğinde “hukuk usulünü” kullanmak ihtiyacı duyabilir.
Çatı kuruluşun en zor müessesesi tabiatı gereği Adalet Divanıdır. Bunun bir “mahkeme” olarak kurulması, mevcut mevzuat açısından mümkün değil, bu birinci proplem… İkinci problem, Müslümanların mevcut mahkemeler dışında bir yargılama yetkisini tanımalarında kendini gösterebilir. Böyle bir müessesenin zamanı olmadığını, deşifre olacaklarını, Şeriat isteklerinin açığa çıkacağını vesaire gibi bazı sebeplerle taraftar olmaları mümkün… Bu tür endişeleri olanlarla tartışmak yerine, müessesenin isminin ve faaliyet muhtevasının isimlendirilmesinde dikkatli davranmak kabildir. Adalet Divanı yerine mesela Haysiyet Divanı veya Ahlak Divanı veya Asalet Divanı gibi isimler konulabilir. Mühim olan bu veya benzeri bir müessesenin kurulmuş ve faaliyetine başlamış olmasıdır. Çatı kuruluş, teşkilatlanırken bu meseleler uzunca müzakere edilebilir, hatta adalet divanı bahsi ertelenebilir.
*
Adalet Divanı (hangi isim altında olursa olsun), İslam’ın şiarlarını (İslam hukukunu ve/veya İslam ahlakını) ihtilaf çözecek bir kaynak haline getirmesi bakımından fevkalade mühimdir. İslam, bu ülkede son bir asırdır mer’i (tatbikatta) olmadığı için, sanki (haşa) arkaik bir kültür muamelesi görüyor. Müslümanlar, aralarındaki ihtilafı mevcut mahkemelerde çözmeye devam ettikçe de bu kanaat güçlenecek ve derinleşecektir. İslam hukukunu doğrudan tatbik etme imkanı olmasa bile, Müslümanlar arasındaki ihtilaflarda, en azından İslam ahlakının fevkalbeşer kıymet ve hususiyetini teşhir ve izhar edecek bir müesseseye olan ihtiyaç çok fazladır.
Adalet Divanı, ya yargılama faaliyetine başlamadan önce nazari çerçevede veya birkaç yıllık yargılama tecrübesinden sonra ortaya çıkacak muhteva yekunundan hareketle, hayatta karşılaşılan problemlerin çözümünde İslami esaslardan süzerek bir “beyanname” hazırlayabilir. Bu beyanname zaman içinde İslam ülkelerine ve daha sonra da tüm dünyaya emsal teşkil edecek bir fikir hareketinin nüvesini ve kaynağın teşkil edebilir.
İslam’ı, en azından Müslümanların kendi aralarındaki ihtilafları çözecek hale getirmek, bunun mümkün olduğunu göstermek, başka bir kaynağa ihtiyaç duymayacaklarını ispatlamak gerekiyor. Müslümanların kendi aralarındaki münasebetleri İslam’ın tayin etmediği, aralarında çıkacak ihtilafları İslam’ın çözmediği bir vasatta, hiçbir Müslüman, İslam’ı müdafaa edemez. İçinde yaşadığımız şartlar yekunu, bu cihetten bakıldığında çok ağır bir hal… Müslümanların kendi aralarındaki münasebetleri tayin etmeyen bir din, insanlığın meselelerini çözme iddiasında bulunamaz. İslam, sadece Müslümanların değil, aynı zamanda tüm insanlığın (Müslüman olmasalar da) ihtilaflarını çözebilecek, onları “insani” bir çerçevede yaşatabilecek bir muhtevaya sahip. Müslümanlar bu muhtevadan, kendi aralarındaki münasebetleri inşa, ihtilafları hal etmekte faydalanamıyorlarsa (ki görüntü bu), bir gayrimüslime İslam’ı teklif ve tebliğ etmeleri çok tuhaf bir durum değil midir?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir